Taş’ın Medeniyetle İmtihanı


Medeniyet Taşları
Medeniyet Taşları

Ebedi ve edebi kelama hakikatin çıplaklığıyla gönderme yapmanın kerahet vaktidir. Der ki kelam;
“Taşlardır beka, taşlardır ebediyet…
Taştan başka geriye ne bırakır medeniyet!”

Yüzümü dönüyorum binlerce yıldan bu yana insan evladının bütün zalimliği ve acımasızlığına rağmen kendini koruyarak modern zamanların yeni binyılına dimdik ayaktalığıyla merhaba diyen kadim Amida şehrinin bazalt surlarına…

O surlar ki nice kavimler gelip geçmiş şeceresinden. Her gelen kendinden bir şeyler katmış, izler bırakmış, göçüp gitmiş sıra neferleri gibi. Çok azı, şahsiyet anlamında nam bırakmış. Nerdeyse tümü sadece kavminin adını esirgeyip bağışlayıp taşa nakşederek çok katmanlı şehrin sırlarına haşrolup tarihe kayıt düşmüş.

Taşa nakış düşerken sadece sur bedenlerini, burçlarını, kapılarını yapan / yaptıran egemenin adını anmamış. Yapan emektarın, ustanın adını da hak teslimiyeti manasında sur taşına nakşetmiş.

Bu sebeple şehrin şeceresine kayıtlı hemşehrileri, dünyanın neresinde yaşarlarsa yaşasınlar yüzlerini kutsal bir mabede dönüp ibadetlerini yapan inanç erbapları gibi, yüzlerini şehre dönüp taşı da nakşı da yaşatır eyyamı zaman demişler / diyorlar.

Siyaha yakın koyu gri bazalt taş ile mimari kimliği şekillenen şehirlerin mutlaka yakınındaki volkanik bir dağla nikâhları kesilidir. Tarihi Amid şehri de bu sebeple yanıbaşındaki Karacadağ’la yarendir. Dağ aktif bir volkan iken kinini dünyaya lav olarak püskürmüş ve o püskürdüğü lav dağın çeperinde taşlaşmış. Sonra rivayet edilir ki, olur olmaz zamanlarda öfkelenen ve püskürtüsünü ateş deresi şeklinde çevresine yayan, ovayı ve bayırı ateşiyle silip süpüren dağın öfkesini dizginlemek için şehir halkı ejderhayı bir daha öfkesini kusmamak üzere dağın dibine hapsetmiş. Sonra da dağın kusmukları olan bazalt taştan dağa nispet olsun diye şehri yeniden abat etmişler. İşte tarihi kadimden zeyl; Amid, Omid, Amida, Dikranagerd, Dîyarbekir, Amed ve Diyarbakır böyle bir şehirdir.

Harput Kalesi

Derler ki; böylesine eski ve kadim şehrin sur bedenleri ile yine kendisi kadar eski Harput şehrinin kalesi iki kardeş tarafından yapılmış. İşleri bitince kardeşler ebedi uykularına yatmışlar. Yüz yılda bir uyanırmış kardeşler, dillerinden anlayan gelen geçene sorarlarmış; “Harput kalesi yerinde mi? Dîyarbekir Surları ne durumda” diye. Dünya durdukça yaşasın isterlermiş taşın olanca maharetinin kimlik kattığı şehirler ve yapılar…

Yıllar evvel binyüz sene önce Van Gölünün ortasındaki adaya Kral Gagik tarafından dünyalar güzeli kızı için yaptırılmış AxTamar Kilisesine ziyaret yapmıştım. Adanın bekçisi benim nereli olduğum sormadan demişti ki; “Bu taşlar Diyarbakır taşıdır bilginiz olsun”.

Yine hayli geçmiş zaman evvel yolum Siirt ilinin beldesi Tillo’ya düşmüştü. Bir dostun bilgilendirmesi üzerine, 1700’lü yıllarda yaşamış (1703-1780) Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretlerinin anılarını, yaptıklarını ve yazdıklarını yâd etmek, zatı daha iyi tanımak adına merhaba demiştim o topraklara.

Dokuz yaşında Erzurum’dan Tillo’ya göçüp yerleşen ve aralarda Hac ve sarayın daveti üzerine İstanbul ziyaretlerini saymazsak ölünceye kadar bir daha o diyardan hiç ayrılmayıp başka bir şehre adım atmayan İbrahim Hakkı’yı ahfatlarından dinlemiş ve Marifetname ile Kıyafetname kitaplarını okumuştum.

Hazreti İsmail Fakirullah’ın öğrenciliğini yapmış sonra kızıyla evlenip damadı olmuş İbrahim Hakkı. Sadece mütevazı bir âlim değil, aynı zamanda çağının bilim şahsiyeti olarak da ün salmış biri. Kurduğu rasat istasyonu ile kendi yaptığı aletleriyle gökyüzünü, ay’ı, güneşi, yıldızları ve dünyanın hareketini gözlemlemiş. Piri Reis ile aynı çağın insanı olmasına rağmen birbirlerinden habersiz çok az sapmayla benzer dünya haritalarını aynı çağda İstanbul ve Tillo’da yapmışlar.

Ustası Hazreti Fakirullah’ın vefatından sonra Tillo’da ustası için yaptırdığı türbeye bir kule inşa etmiş. Türbeye dört kilometre uzaklıktaki Botan Çayına nazır bir tepenin üzerine de taştan bir duvar ördürmüş. Duvarın orta yerine bir pencere açmış. Her yıl gece ile gündüzün eşit olduğu 21 Mart Newroz günü, eğer hava açık ve güneşli ise günün belli bir saatinde o taş duvarın ortasındaki pencereden giren güneş ışınları dört kilometre ötedeki Hazreti Fakirullah’ın naşının gömülü olduğu türbenin baş kısmındaki kulenin pencere camına çarpıp kırılarak ustasının baş kısmını aydınlatmış. “Eğer Newroz günü yeni yılın ilk ışıkları, hocamın naşının bulunduğu mekânda hocamın baş kısmını aydınlatmayacaksa ne yapayım o güneşi!” demiş. Uzun yıllar bu ustalık simgesi düzen ve statik harikası kaftan kafa ses vermiş. 1960’lı yıllarda bölgede yaşanan deprem ve sonrasında türbedeki düzenlemeler duvarın statiğini bozmuş bir daha da güneş ışınlarının yansımasını sağlayan ayar, modern zamanların bilge kişileri tarafından tutturulamamış.

Diyarbakır Ulu Camii

Eski ve bazalt kadim şehir Dîyarbekir’in sur içindeki zarif ve heybetli yapısı Mar Toma katedralinden miras Camii Kebir’in yanı başındaki Mesudiye Medresesine girdiğinizde bazalt ve kare planlı, revaklı, boydan boya avluyu çepeçevre birinci katla ikinci katı birleştiren bölümü sarmalayan kitabelerle süslü yapı sizi eski ve gizemli dünyaya yolculuğa çağırır. Bir an insan tekini taşın kendi ekseni etrafında dönüşünün sihirli sesi kendine getirir. Avluya bakan orta yerdeki duvara ustaca gömülmüş mihrabın iki yanında silindirik ve işlemeli iki taştır sizi modern dünyayla eski ve gizem dolu dünyanın arasında gidip gelmeye zorlayan. Usta bir el hareketiyle iki taş kendi ekseninin etrafında üç yüz altmış derece döner. Sekizyüzyıldır dönebilen taştır belki size yeniden ben buradayım diyen.

Ve değil mi ki; gelen gelmiş, giden gitmiştir. Geriye kalan taşın hükmüdür!
Şimdi kadim zamanlardan kalma bir eski zaman bazalt taş avlulu evde yaz sıcağının günü akşama evrilttiği saatlerde avlunun gözenekli taşlarının sulanma vaktidir. Taşın sulandığı tek medeniyettir kadim Dîyarbekir. Dişi taşın gözeneklerine su nüfuz edende akşamın tatlı serinliği size el edecek ve taşın kıymetini bil diyecektir.

Medeniyet dediğiniz nedir ki Mezopotamya’da, taşın hükmünden maada…

Gelenekten Geleceğe Dergisi ~ Şeyhmus DİKEN
Sayı: 2 ~ Nisan-Mayıs-Haziran 2013

Bu içeriği nasıl buldunuz?

Beğen Beğen
6
Beğen
Mutlu Mutlu
2
Mutlu
Eğlenceli Eğlenceli
3
Eğlenceli
Üzgün Üzgün
0
Üzgün
Olamaz Olamaz
0
Olamaz
Kızgın Kızgın
0
Kızgın
Komik Komik
0
Komik
İlginç İlginç
0
İlginç
Dijital Derginiz
Dijital yayıncılık alanında Türkiye, yükselen bir grafik çizmektedir. Bu amaç ile profesyonel işlere imza atmak üzere yola çıktık. 5. yılımızda araştırmayı seven herkese kapımızı açtık. Sizlerde makalelerinizi dergiCE'de paylaşarak, dijital dünyada yerinizi alabilirsiniz.

Yorumlar 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İçerik Türünü Seçin
Kişilik Testi
Kişilik Hakkında Testler
Test
Cevaplamalı Testler
Anket
Oylamalı Seçenekler
Yazı
Biçimlendirilmiş Metinler
Puanlamalı Liste
Puanlamalı Liste
Video
Youtube, Vimeo, Vine vs
Ses/Müzik
Soundcloud, Mixcloud
Resim
GIF veya Resim