Çirkin Kral Lakabıyla Tanınan Yılmaz Güney’in Başarıları

11 dk okuma süresi


2
12 Paylaşım, 2 puan

Asıl adı Yılmaz Pütün olan sanatçı, 1937 yılında köylü bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinden olan babası Zaza kökenli olup Muş’un Varto ilçesinden olan annesi Kürt kökenlidir. Maddi sıkıntılardan dolayı ailesi Adana’ya taşınınca Pütün de burada büyümüştür. Bir süre Adana’da bir şirkette çalışıp istediği şeyin sinema ve yazarlık olduğunu anlayınca İstanbul’a gitmeye karar verir. İstanbul’da bir üniversiteye yazılır ve bu sırada yönetmen olan Atıf Yılmaz ile tanışır. Bu tanışma onun dönüm noktası olur ve böylece sinema sektörüne atılır. Daha sonra adını Yılmaz Güney olarak değiştirerek başarı basamaklarını hızla tırmanır. Azimli, çalışkan kişiliğinin yanında toplumsal gerçekçiliği eleştiren ve dile getiren asi, gerçekçi tarafından dolayı hayatı boyunca eleştirilere maruz kalmış ve birçok hapis, sürgün cezalarına çarptırılmıştır. Farklı birçok dalda eserler veren Çirkin Kral lakabıyla tanınan Yılmaz Güney’in sanat camiasındaki başarıları, adını tarihe yazdırmıştır. Yılmaz Güney’in başarılarını sizler için listeledik. Keyifli okumalar!

1. Yönetmenlik

Çirkin Kral Lakabıyla Tanınan Yılmaz Güney’in Sanat Camiasındaki Başarıları

Yılmaz Güney, lise zamanında bisiklet ile sinemalara film bobinleri taşıyarak sinema sektörüne ilk adımını atmıştır. Sinema sektörünü tanıdıkça içindeki sanat aşkı harlanır ve bu lise döneminde dergilerde yazılar ile öyküler yazmaya başlar. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazanmasına rağmen yarım bırakıp sinema sektörünün geliştiği İstanbul’a gitmek için İstanbul Üniversitesi’nde İktisat Fakültesi’ne yazılır. Bu dönemde sektörde başarılı insanlarla temas kurmaya çalışmıştır. Böylece İstanbul’da tanıştığı Yaşar Kemal vasıtasıyla ünlü yönetmen Atıf Yılmaz’la tanışarak sinema sektörünün içine girmiştir. “Bu Vatanın Çocukları” adlı filmde Atıf Yılmaz’ın ikinci asistanlığını yapmakla birlikte senaryoya katkıda bulunmuştur. Sektörü anlama ve katkıda bulunma çabası ile Atıf Yılmaz tarafından sevilen bir konuma gelmiştir. Daha sonra Atıf Yılmaz’ın yönetmenliğini yaptığı Tatlı Bela filminde de yardımcı yönetmenlik yapmıştır. Zamanla kendi yazdığı senaryoların yönetmenliğini yapmaya devam etmiştir. Çektiği filmlerde oyuncuların sergilediği karakter yansımalarından kamera açılarına kadar titizlikle çalışıp çekimler sonrasında da kayıtları aynı titizlikle kurgulamıştır. Yönetmenliği, sanat camiasındaki başarıları düşünülünce Çirkin Kral lakabıyla tanınan Yılmaz Güney’in en çok emek verdiği dallardan biridir.

2. Güney Dergisi

Çirkin Kral Lakabıyla Tanınan Yılmaz Güney’in Sanat Camiasındaki Başarıları

Güney, Endişe filmini çektiği Yumurtalık beldesinde gittiği bir gazinoda ekibiyle film hakkında değerlendirme yaptığı sırada yan masada oturan Yumurtalık İlçe Hakimi Sefa Mutlu ile bir tartışma yaşanır. Bu tartışma büyünce ortalık karışır ve Sefa Mutlu silahla vurulur. Olay net olmaması ile birlikte şahitler de çelişkili ifadeler verir. Vuranın kim olduğu belli olmasa da olay Yılmaz Güney’in üstüne kalır. Kuzeni olayı üstlense de hakim kabul etmez. Güney’in de vuranın kendisi olmadığını söylemesine rağmen yargılamada 20 yıl hapis cezasına çarptırılır. Ceza evinde kaldığı 1972 yılında Güney dergisini çıkarmaya başlar. Dergide, sinema ve sanatla ilgili görüşlerini, şiir ile öykülerini yayınlar. Dergi, 13 sayı çıktıktan sonra 1979 yılında ilan edilen sıkıyönetimce kapatılır ve yayını durdurulur. Bunun üzerine Yılmaz Güney Vakfı tarafından Edebiyat dergisi adıyla çıkarılmaya başlanır. Bir süre böyle çıkarıldıktan sonra 1997 yılında eşi Fatoş Güney tarından Güney adı ile çıkarılmaya başlanır. Günümüzde ise Yılmaz Güney Vakfı ve Fatoş Güney’den bağımsız olarak Güney Kültür Sanat Edebiyat dergisi adı altında çıkarılmaya devam etmektedir. Dergide Yılmaz Güney ve Fatoş Güney’in de röportajlarının bulunduğu yazılar mevcuttur. Aynı zamanda Yılmaz Güney’in sanatsal bakış açısı niteliğinde yazılar bulunmaktadır. Farklı konu içerikleri bulunduğu gibi Güney’in hayatına dair bilinmesi gereken detayların bulunduğu yazılar da okuyucular için hazırlanmıştır.

3. Yazarlık

Çirkin Kral Lakabıyla Tanınan Yılmaz Güney’in Sanat Camiasındaki Başarıları

Yazılarında her zaman yoksul halkın ve ezilen halkın yaşadıklarını kaleme almaya özen göstermiştir. Henüz lise döneminde atıldığı yazın hayatında 1955 yılında kaleme aldığı “3 Bilinmeyenli Eşitsizlik Sistemleri” yazısı siyasi içerikli olduğu görüşüyle Güney’e dava açılır. Dava devam ederken Güney Adana’dan ayrılmış ve sonuçlandığı sırada üniversite için geldiği İstanbul’dadır. Dava sonucunda 18 ay ceza, 6 ay sürgün cezası alır. Bu süreci “Öğrenimim yarım kalmıştı. Önümdeki tek yol kendimi hayatın okulunda, hayatın kabul ettiği ve dayattığı öğretmenler aracılığıyla eğitmekti. Öyle yaptım. Kitaplar, sinema, iş, cezaevi, acımasızlık, hayatın katı kuralları, baskılar, kahpelikler, yiğitlikler! Karşılaştığım zorlukları yenmek için direnmek ve kararlılık. Öğretmenlerimden biri zordur.” diye anlatır. Sürgün ve hapisle geçecek bu dönemi boş geçirmemek için süreci planlar. Cezaevinde ve sürgünde olduğu bu süreçlerde senaryolar yazar. Hayatı boyunca senaryolarının yanında bir de görüşlerini de yansıttığı Boynu Bükük Öldüler (1971), Ağıt, Arkadaş, Sürü, Salpa, Ölüm Beni Çağırıyor Gençlik Öyküleri, Acı, Sonsuz Bekleyiş Otuz Yılın Şiirleri, Yol, Sanık, Hücrem, Soba, Pencere Camı ve İki Ekmek İstiyoruz, Oğluma masallar, Zavallılar, Sen ve Ötekiler gibi kitaplar yazmıştır. Sanat camiasındaki başarıları ile bilinen Çirkin Kral lakabıyla tanınan Yılmaz Güney’in yazarlıkta da ses getiren eserleri bulunmaktadır.

4. Oyunculuk

Yılmaz Güney kendisinin kaleme aldığı Atıf Yılmaz’ın yönetmenliğini yaptığı Bu Vatanın Çocukları ve Alageyik filmleri ile ilk kez profesyonel olarak oyunculuk yapmıştır. Sürgünde olduğu dönemlerde senaryosunu yazdığı “İkisi de Cesurdu” adlı filmde kabadayı rolünde oynamıştır. Lütfi Akad’ın yönetmenliğinde çekilen Hudutların Kanunu filmindeki rolüyle 1967 Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde “En İyi Erkek Oyuncu” olarak seçilmiştir. 1970 yılında senaryosunu yazdığı ve yönetmenliğini yaptığı Umut filminde başrol oyuncusu olarak bulunmuştur. Bu filmdeki oyunculuğu ile Antalya Altın Portakal Film Festivali’nden “En İyi Erkek Oyuncu” ve Grenoble Film Festivali’nden Seçici Kurul Özel Ödülü’nü kazanmıştır. Kahreden Kurşun, Ben Öldükçe Yaşarım, Kızılırmak, Karakoyun, İnce Cumali, Çirkin Kral, Seyit Han, Toprağın Gelini, Aç Kurtlar, Zeyno, Acı, Vurguncular, Baba ve Ağıt gibi filmlerin de senaristliğini, yönetmenliğini yapmasının yanında bu filmlerde oyunculuk da yapmıştır. Güney sokak jargonu, haksızlığa başkaldıran asi tarafı, ezilen toplumun sesi olması gibi yönleriyle sinemaya yeni bir ses getirmiştir. Siyasi yanını sanat anlayışıyla harmanlayan ve bu iki kavramın bütün olarak ele alınması gerektiğini savunan Güney’in bu yönünü oyunculuğuna da yansıtmıştır. Bazılarınca çok sevilen bu doğrucu adam bazılarınca da hep karşı durulan kişi olmuştur. Çalkantılı dönemlere sebep olsa da sinemadan vazgeçmeyip kariyeri boyunca 114 filmde oynamıştır.

5. Umut Filmi

Çirkin Kral Lakabıyla Tanınan Yılmaz Güney’in Sanat Camiasındaki Başarıları

Yılmaz Güney, Senaryosunu yazdığı Umut filminin 1970’te yönetmenliğini ve başrol oyunculuğunu da yapmıştır. Bu projede Tuncel Kurtiz, Osman Alyanak ve Enver Dönmez gibi büyük oyuncular da bulunmuştur. Filmin konusu, atının araba çarpması sonucu ölmesi ve geçimini bu ata bağlamış olan sonrasında çaresizliğe düşüp arkadaşının bahsettiği meçhul definenin peşine düşmeye karar veren faytoncunun hayatıdır. Film, politik Türk sinemasının ilk örneklerinden olması ile de Türk sinemasının dönüm noktası olmuştur. Zengin fakir çelişkisinin işlendiği sahnelerden ve sabah namazının güneş doğarken kılınması gibi sebeplerden dolayı Sansür Kurulu tarafından sakıncalı bulunarak filmin gösterimi yasaklanmıştır. Film, kaçak olarak ilk kez 1971 Cannes Film Festivali’nde gösterilmiştir. Umut filmi ile 2. Adana Altın Koza Film Festivali’nde en iyi film, en iyi yönetmen, en iyi senaryo ve en iyi erkek oyuncu, en iyi müzik, en iyi fotoğraf ödülünü alınmıştır. Aynı zamanda Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde en iyi erkek oyuncu, Grenoble Film Festivali’nde seçici kurul özel ödülü, 47. SİYAD Türk Sineması Ödülleri’nde yüzyılın en iyi Türk filmi ödüllerini de almıştır. Oyunculuğu ve sinema sektörüne yaklaşımı ile Çirkin Kral lakabıyla anılmaya başlanan ve sonrasında bu şekilde tanınan Yılmaz Güney başarıları arasındaki Umut filmi ile sanat camiasındaki en üst basamaklara tırmanmıştır.

6. Sürü Filmi

Yılmaz Güney bu filmin senaryosunu cezaevinde kaldığı dönemde kaleme almıştır. 1978’de Zeki Ökten yönetmenliğini yaparak filmi çekmiştir. Başrolde Tarık Akan, Melike Demirağ ve Tuncel Kurtiz oynamıştır. Hapiste yazmasına rağmen Güney gerçekçi kimliğini korumuştur. Film, hayvancılıkla geçinen Göçer ailesinin öyküsünü anlatır. Yılmaz Güney, aşiretler arası çatışmaları, bireyler arası hesaplaşmaları; insanla toplum arasındaki ilişkileri dramatik bir kurgunun içine yerleştirmiştir. Filmin genelinde ise temelde ekonomik zorluklarla çağdışı kalmış bir toplum, ezilen kişiler ve ortaya çıkan çatışmalar sergileniyor. Güney’in bu filmde ülkenin durumunu kültürel ve toplumsal eleştirel bir biçimde kolay anlaşılır şekilde nasıl gözler önüne serdiğini görüyoruz. Bir yanda kadınların sadece bir nesne gibi kullanıldığı, geleneklere bağlı bir toplumu, diğer yandan genç bir çiftin bu baskıcı toplum modeline karşı çatışmasını görmekteyiz. Oğul Şivan, onu belli kalıplara sığdıran ve ailesine bağlı olmasına neden olan geleneği sorgulamaktadır. Filmde Melike Demirağ hiç konuşmayan gelini canlandırıyor kocasını çok sevmesine rağmen onunla da konuşmuyor. Filmde, bir sürünün Anadolu’nun doğusundan batısına trenle taşınması ön plana alınarak, Anadolu’nun yoksulluğu, çaresizliği ve o günlerin siyasal çelişkileri ve çatışmaları beyaz perdeye aktarılmıştır. Film Geç Gelen Altın Portakallar gecesinde ve Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde en iyi film ödülünü almıştır.

7. Yol Filmi 

Çirkin Kral Lakabıyla Tanınan Yılmaz Güney’in Sanat Camiasındaki Başarıları

Yılmaz Güney’in 1981’de senaryosunu yazdığı, Şerif Gören’in yönetmenliğini yaptığı film birçok başarıya imza atmıştır. Film 1982’de Cannes Film Festivali’nde “Altın Palmiye” ödülünü alarak Türk sinemasında bir ilke imza atar ve dünyanın en iyi filmleri arasında gösterilir. Koşullar dolayısıyla yönetmenliğini Güney’in yapamadığı film hala bile Şerif Gören yerine Yılmaz Güney filmi olarak anılır. Yılmaz Güney fiziki olarak film çekiminde bulunamasa da nasıl çekilmesi gerektiği, kamera açıları gibi detaylar konusunda bilgileri vermiştir. Senaryosunu cezaevinde bulunduran Güney konusunu da bu yönde şekillendirmiştir. Yol, yarı açık cezaevinden bayram iznine çıkan beş mahkumun öyküsünü anlatmaktadır. Mahkumlardan olan Seyit Ali (Tarık Akan) karısının kendisine ihanet ettiğini öğrenir ve töre gereği namusunu temizlemek için köyüne gider. Köyüne vardığında karısının sekiz aydır bir ahıra kapatıldığını gören Seyit Ali, karısını öldüremeyeceğini anlayınca, yolda kendiliğinden donarak ölmesini umut ederek onu soğuk ve karlı bir havada yolculuğa çıkarır. En çarpıcı bölümü olan Seyit Ali öyküsünün yanında filmde diğer 4 mahkumun da eşi ile olan durumu anlatılır. Törelerin getirdiği baskının, yoksulluğun çaresizliğinin ve yaşamın zorluğununun bazen hapishanede olmaktan daha zor olduğunu vurgulayan film özgürlük ve tutsaklığın duvarlarla sınırlı olmadığını göstermiştir. Kadınların yaşadığı toplumsal baskının ağırlığının ve zorluğununun açık bir şekilde anlatıldığı film bu yönüyle de ilkler arasındadır. Türkiye’de yasaklanan film 17 yıl aradan sonra tekrar gösterime girmiştir.

8. Duvar Filmi

Güney, 1976’da Ankara Merkez Kapalı Cezaevi’nde denk geldiği çocuk koğuşunda çıkan isyandan etkilenerek kaleme almıştır. Ankara cezaevindeki çocuk koğuşunda, bazı işlerde çalıştırılan çocuklar sonrasında da gardiyanlardan taciz, işkence ve hakaretler görmektedir. En şiddetli tacizleri yapan gardiyan Cafer’in nöbetçi olduğu gecelerde korkudan uyuyamayan çocuklar bu düzene artık katlanamamaktadır. Gardiyan Cafer’in nöbetçi olduğu bir gün yanına çağırdığı çocuklardan olan Şaban’a tecavüz edince arkadaşları şikayet etmesini söylemesine rağmen Şaban korkudan şikayet edememiştir. Nakil isteklerine olumsuz cevap alan, kaçma girişimleri başarısız olan çocuklar artık dayanamaz ve isyan ederler. Bu isyan büyür ve cezaevinde büyük yankı uyandırır. Bu isyanı Güney, 1977 yılında “Soba, Pencere Camı ve İki Ekmek İstiyoruz” adında roman olarak yazar daha sonra senaryolaştırarak Duvar filmini ortaya çıkarır. Güney, diğer projelerinde olduğu gibi burada da maddi eşitsizliğe ve adaletsizliğe dikkat çekmektedir. Film cezaevinde yaşananların yanında resmî ideolojiye de büyük bir eleştiri niteliğindedir. Yılmaz Güney cezaevinden izne çıktığı dönemde kaçarak Fransa’ya gitmiş ve Duvar filmini de Fransa’da çekmiştir. Zor şartlar altında Fransa’da çekilen film Türkiye hapishanelerinin zor koşullarının yanında askeri darbe altındaki Türkiye’yi de anlatarak yozlaşmaya değinir. Tuncel Kurtiz ve Ayşe Emel Mesci dışındaki oyuncular deneyimsiz kadrodan oluşmaktadır. Film, Güney’in çektiği son film olmuştur ve 1983’te Cannes Film Festivali Altın Palmiye ödülüne aday olmuştur.

9. Boynu Bükük Öldüler Romanı

Yılmaz Güney, bu romanın yolculuğunu; “Boynu Bükük Öldüler Nevşehir Cezaevinde, siyasiler koğuşunun en dip köşesinde, rutubetli bir duvara komşu bir ranzada, geceli gündüzlü on altı aylık bir çalışmanın ürünüdür. Ranzamdan hiç indirmediğim küçük bir masam vardı. Yatma zamanı gelince, ayak ucuma çeker, ayaklarımı altına sokar uyurdum. Çoğunlukla, anlattığım insanları görürdüm düşlerimde, onlarla yaşardım. Altmış üç haziranında sürgünden döndüğümde, bir gazetede yayınlanması olanaklarını aradım, bulamadım. Altmış altıda, bir arkadaş basmak istedi. O günlerde ünü giderek artan bir sinema oyuncusuydum. Adım Çirkin Kral’dı.” diye anlatmıştır. 1972 yılı Orhan Kemal Roman Ödülü’nü kazanan eser Güney’in en başarılı romanıdır. Boynu Bükük Öldüler romanı, Halil ve Emine karakterleri üzerinden 1950’li yılların Çukurova’sındaki hayatı yansıtır. Güney’in de söylediği gibi, teorik bilgisi zayıftır, ideolojisi netleşmemiştir, ama hikayesindeki insanları tanımış ve çok iyi gözlemiştir çünkü içinde büyüdüğü şartlar ve şahit olduğu insanlardır. Bu gözlemlerini çıplak bir gerçeklik ve samimi bir yaklaşımla romanına aktarmıştır. Romanda Fethi Naci’nin de belirttiği gibi köylülere bir Yaşar Kemal bakışı ile yaklaşmıştır. Yılmaz Güney, çok iyi tanıdığı köy yaşantısını ve orda yaşayanları gerçekliğiyle anlatıyor ama roman kurgusuyla yakından tanıdığı, yaşadığı insan ve toplum gerçeklerini seçerek, düzenleyerek farklı bir bakışla kaleme almıştır. Yılmaz Güney, önemsiz ayrıntıları temizlemeyi ve üstünde durulması gereken yerleri bildiği için, yaşanmışlığa dayanan romanı başarıya ulaşmıştır. Sanat camiasındaki başarıları arasına bir unvan daha ekleyen Çirkin Kral lakabıyla tanınan Yılmaz Güney’in adı romanlarıyla da akıllara kazınmıştır.

10. Gençlik Öyküleri

Çirkin Kral Lakabıyla Tanınan Yılmaz Güney’in Sanat Camiasındaki Başarıları

Güney’in yazın hayatı da toplumsal gerçekçiliğinden kopuk gelişmemiştir. Çocuk yaşta çalışmaya başlayan Güney parasının çoğunu kitaplara verdiğini dile getirmiştir. Dünya edebiyatından çokça kitaplar okuyan Güney’in yazı dili lise çağlarında oluşmaya başlamıştır. O günlerde başlayan toplumsal sorunları sorgulayıcı bakış açısı ile kısa hikayeler yazmaya başlamıştır. Varlık, On Üç, Yeni Ufuklar, Pazar Postası gibi dergilerde yazıları yayınlanmıştır. Daha sonra Gençlik Öyküleri adı altında çıkan yazısı eleştiri konusu olmuştur. Özdemir İnce’nin Gençlik Öyküleri’de yazdığı “Yıl 1954 ya da 1955; yer Mersin, ya da Adana’da bir meyhane. Bir masanın çevresinde üç delikanlı: Nihat Ziyalan, Yılmaz Pütün ve Özdemir İnce. Doğumları I936 ve 1937 olduğuna göre ortalama yaşlan on sekiz. Ne konuşuyorlar? Elbette edebiyat. Konuşmanın bir yerinde Yılmaz şöyle bir cümle söylüyor: On yıl sonra bütün Türkiye, yirmi yıl sonra da bütün dünya tanıyacak bizi! O sırada Yılmaz on-on beş öykü yazmış, bunun birkaçı yayınlanmış. Nihat ve ben şiir yazıyoruz. Nihat’ın yayınlanan şiiri benden fazla. Birkaç yıl sonra sinemada Yılmaz Güney olacak olan Yılmaz Pütün bir megaloman mı? Hayır kesinlikle bir megaloman değil, kendine güvenen, yaptığı işe bütün hayatını koyan bir genç adam.” ön sözde de anlaşıldığı gibi Güney gençlik çağlarından beri çalışkan ve üretken bir insan olmayı hedeflemiştir. Kendi hayatını anlatan Güney, onu yakından tanımak, hayatına şahitlik etmek isteyenler için hayat serüvenini Gençlik Öyküleri’nde bir araya getirmiştir. Yazdığı öyküleri “Sosyal Sürrealizm” diye belirterek toplumsal sorunların bilinçaltında oluşturduğu yansımaları okuyuculara sunmaktadır.


dergiCE üyeleri ne diyor?

Bu içeriğe ifadenle renk ver!

Beğen Beğen
1
Beğen
Mutlu Mutlu
0
Mutlu
Eğlenceli Eğlenceli
0
Eğlenceli
Üzgün Üzgün
0
Üzgün
Olamaz Olamaz
1
Olamaz
Kızgın Kızgın
0
Kızgın
Komik Komik
0
Komik
İlginç İlginç
1
İlginç