Varoluşçuluk Akımına Öncülük Eden En Başarılı Filozoflar

7 dk okuma süresi


3
12 Paylaşım, 3 puan

Felsefede kendine büyük bir yer bulan varoluşçuluk, temelinde dünya yaşantısının insan hayatıyla ilişkisine değinir. Temel anlayışa göre varoluş kişinin özünden önce gelmektedir. İnsan önce dış dünyaya göre bir varlıktır. Bunlar, içinde toplumsal yargıları, edinilen rolleri, ön yargıları, tanımları içerir. Fakat insanın içinde yer alan ama her zaman ortaya çıkmayan bir öz bulunur. Aslında kendi yaşamının kararlarını vermesi gereken gerçek varlıktır. İşte bu çalkantıyı fark eden en başarılı filozoflar düşünmeye başlayarak varoluşçuluk akımına öncülük eden beyinler olarak günümüze kadar geldiler. Bu felsefeciler en başından dönemin klasik felsefesine ve hatta bazen birbirlerine bile karşı çıktılar. Onların fikirlerini anlamaya ve varoluşa bir de onların gözünden bakarak anlatmak istediklerini çözmeye çalışalım.

1. Soren Kierkegaard

Varoluşçuluk Akımına Öncülük Eden En Başarılı Filozoflar

Asıl adı Soren Aabye Kierkegaard olan Danimarkalı filozof, varoluşçuluk akımına öncülük eden filozoflar arasında kendinden sonrakilere yol göstermiş en başarılı felsefecilerden biridir. Ona göre hayatı anlamlandırma ve yaşama sorumluluğu tamamen bireyin kendisindedir. Hayatı boyunca hem din hem de felsefe konuları üzerinde durmuş, çoğunlukla kitapları ile kaygı ve acı olgularının anlaşılması için çabalamıştır. Bu duygularla başa çıkabilmek varoluşu anlamak, yaşamayı öğrenmektir. Kierkegaard, acının kişiyi olgunlaştırdığına ve acıyla başa çıkma yolunun inançtan geçtiğine inanır. Hayatı bir ironi olan filozofun yaşamında inancın bu kadar büyük yeri olmasına rağmen dönemin kiliselerini eleştirmekten de geri durmamış, inancını hayatının aşkının üstünde tutarak acıya sürüklenmiş ve daha çok dine yönelmiştir. Filozofun kitaplarından bazıları ise, Korku ve Titreme, Ya-Ya Da, Felsefe Parçaları ya da Bir Parça Felsefe, İroni Kavramı, Kaygı Kavramı’dır.

2. Arthur Schopenhauer

Alman felsefeci Arthur Schopenhauer, hayatının amacını çözümleme yoluna gitmiştir. Mutluluğun hayatın anlamı olmadığını ve bunun bir yanılgı olduğunu düşünür. Meslektaşlarına göre daha bir kötümser bakış açısına sahip olan Schopenhauer, acının dünyanın mayasında olduğuna inanır. Evren bir düzen içinde olmadığı gibi kusursuz da değildir. Varoluşun temeli yani biz ve dış dünya tamamen kör bir iradenin, istemenin ürünüdür. Bu da yaşamı anlamamızın akıl ile değil sezgilerle olabileceğini gösterir. İnsan, mutluluğun peşinde koşarken hep daha fazlasını isteyerek bir döngünün içine girer. Bu düşünceleri onu kötümser olarak gösterse de o kendisinin gerçekçi bir açıyla dünyaya baktığını savunur. Şayet, insanoğlunun yaşamı hakkında düşüncelerinin doğruluğunu ve hayattaki kötülüklerin varlığını hesaba katarsak onu haklı bulabiliriz. Belli başlı eserleri, Mutlu Olma Sanatı, İnsan Doğası Üzerine, Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar, Hiçliğin Mutlu Sessizliği, Hayatın Anlamı’dır.

3. Jean-Paul Sartre

Varoluşçuluk Akımına Öncülük Eden En Başarılı Filozoflar

Varoluş felsefesinde, Fransız filozof Sartre’dan bahsetmeden geçemeyiz. Farklı edebiyat ve düşünce tarzıyla gerçek bir varlık sorgulayıcısıdır. Tanrı kavramını varoluşun içinde barındırmayan düşünüre göre varlıklar bir dayanağı olmaksızın kendi başına vardır. Açıklanamayan bu mantıksız durumu saçma olarak nitelendirmiştir. İnsanın varlığını ise kendisi için var olduğunu söyleyerek özgürlüğünü kastetmiştir. Sartre’ın düşüncelerinden yola çıkarsak sadece özgür olduğumuzda var olabiliyoruz. İnsan önce somut olarak dünya üzerinde vardır. Daha sonra özündeki kararları, fikirleri ile kişisel tanımlarıyla hiçbir dayanak ve mazereti bulunmadan kendi hayatından sorumlu olarak vardır. Buna göre varoluşumuz başka insanlara karşı sorumluluğumuzu da beraberinde getirir. İnsanın, bu tanrısız ve sürekli değişkenlik içinde olan varoluşu anlamaya çalışmasını bulantı kelimesiyle ifade etmiştir. Kitaplarından bazıları ise, Bulantı, Varlık ve Hiçlik, Varoluşçuluk, Duvar’dır.

4. Simone de Beauvoir

Asıl adı Simone Lucie-Ernestine-Marie-Bertrand de Beauvoir olan Fransız yazar ve filozof, feminist düşünceleri ve kadın tanımlamalarıyla öne çıkan bir varoluşçu felsefecidir. Erkeklerin kadınları “diğer” olarak nitelendirdiklerini ve erkeklere göre kadınların hayatta her zaman ikinci olarak yer aldıklarını söyler. Toplumlarda genel olarak ırkçılık, dincilik, renk ayrımcılığından çok kadın-erkek cinsiyet ayrımının daha çok temellendiğini, erkek egemenliğinin daha çok yer aldığını düşünür. Örneğin kişi ırk, din, renkten dolayı diğer olarak nitelenirken, kadın olmasıyla toplumda daha da gerilere itilir. Bununla birlikte Simone de Beauvoir, varoluşçulukta diğer kavramını incelemiş ve kadının toplumdaki varoluşunu açıklamaya çalışmıştır. Kadının erkekle birlikte var olduğunu değil tek başına bir öze sahip olduğunu savunmuştur. Sartre ve Simone birbirlerinin hayatında yer almalarıyla da fikirlerinde etkili olmuşlardır. Kitaplarından bazıları, İkinci Cins, Belirsizlik Ahlakı Üzerine, Bir Genç Kızın Anıları, Sartre’a Mektuplar’dır.

5. Albert Camus

Varoluşçuluk Akımına Öncülük Eden En Başarılı Filozoflar

Şüphesiz ki Albert Camus, varoluşçuluk akımına öncülük eden ve farklı söylemleriyle en başarılı, düşüncelerimizde en çok yer eden filozoflar arasındadır. Felsefi düşünceleri edebiyata da taşımış bir yazardır. O kendisini bir varoluşçu filozof olarak tanımlamasa da düşünceleri ve insanın yaşam içerisindeki varlığını sorgulamasıyla varoluşçu bakış açısına sahip olduğu kesindir. Camus, hayatın belli bir monotonluk ve uyumsuzluklar içinde ilerlediğini düşünmektedir. Her insanın aynı düzen içinde yer alarak ölümle sonlanan bu döngü içinde kişinin varoluşunu tanımlayamamasına değinir. İnsan kendi yaşadığı hayatın içinde bir yabancıdır. Ona göre bu düzeni yıkmaya çalışmak ona karşı bir yenilgidir. Her şeye rağmen yaşamaya çalışmak ise başkaldırıdır. Camus’un eserlerinden bazıları, Sisifos Söyleni, Başkaldıran İnsan, Yabancı, Veba, Mutlu Ölüm’dür.

6. Karl Jaspers

Karl Jaspers, kişinin her gün kendine biraz daha yabancılaştığı düşüncesine sahip Alman filozoftur. Bu durumu ise bilim, teknoloji alanlarındaki gelişmelere ve dini otoriteye bağlamaktadır. Bir türlü açıklanamayan varoluşun, bu tarz dış etkenlerle kolayca tanımlandığı izlenimi yaratarak kişinin kendi varoluşunu sorgulamasını bıraktığını düşünür. Ona göre felsefe bilimden daha yücedir. Felsefe ile bilim asla iç içe ya da yan yana değildir. İnsan benliği; bir kavram olarak belirlenemeyen, nesnel olmayan, deneyimlerle, hislerle, yaşamayla aydınlanabilecek bir varoluştur. Jaspers’e göre nesne-benlik anlayışı vardır. İnsanın zaman ve mekan olarak varoluşu, diğer her şey ile aynı olması nesne olarak adlandırılırken, kendi bilincini fark etmek, birey olmak benlik demektir. Bilim, insanı sadece bir nesne olarak ele aldığından felsefe ile bir tutulamaz. Filozofa ait kitaplardan bazıları ise, Felsefi İnanç, Felsefe Nedir?, Heidegger ve Nazizm, Felsefi Düşünüşün Küçük Okulu’dur.

7. Gabriel Marcel

Varoluşçuluk Akımına Öncülük Eden En Başarılı Filozoflar

Fransız varoluşçu filozof Gabriel Marcel, insanın varlığını umut kavramına bağlamıştır. İnsan onun için durumlar arası geçiş içinde olan bir varlıktır. Daima insanlardan, yarınlarından, olaylardan umutlu bir beklenti içindedir. Umut insanın zorunluluğu ve neredeyse yaşam kaynağıdır. Sürekli yabancılaşan, değişen kendi benliğinde ve dünyada umut onun için doğru yolu belirleyendir. İnsan bir varoluş süreci içindedir. Ama sahip olduğu nesnelerle kendini bir tutarak benliğini aşağılara çekmemelidir. Gabriel Marcel, varoluşçuluğu metafizik yoluyla açıklamayı tercih eder. Umutsuzluğu ise tutsaklık olarak niteler. Umut her şeye karşı açıktır ve üstesinden gelinebilir ama umutsuzluk kapalıdır. Umutsuz kişi zaman olarak bir boşluktadır. O sırada bulunduğu olumsuzlukların daimi olacağını düşünür. Umut ise karanlıktan, bizi zorunluluğa mahkum edilmekten, umutsuzluktan çıkaran bir kurtuluştur. Marcel’in kitaplarından bazıları ise, Varlığın Gizemi, Homo Viator, Being and Having, onu anlatan kitaplardan bazıları ise Gabriel Marcel ve Sadakat, Gabriel Marcel Üstüne’dir.

8. Maurice Merleau-Ponty

Merleau-Ponty, kendi varoluşçuluk felsefesinde beden terimine yoğunlaşmıştır. Ama beden ve varoluşun sadece bilim ile açıklanamayacağını düşünür. Ona göre dünyayı kendi deneyimlerimize göre algılar ve tanımlarız. Bu şekilde kendi varoluşumuzu anlayabiliriz. Beden hem benliği hem de nesneyi oluşturur. Beden de insanın kültürel ve toplumsal kişilik özellikleri taşıması yönüyle açıklanması gereken bir olgudur. Algı her zaman dış etkenlere bağlı olarak çok biçimlidir. Merleau-Ponty’nin felsefesine göre dünyanın asıl algılanması kültür, yaşam içindeki zorunluluklar, sorumluluklar, kalıplaşmış toplum bakış açısı, gibi dış etkenlerden kurtularak olabilir. Bu da aslında dünyayı ilk algıladığımız zamandır. Düşünürün eserlerinden bazıları, Algının Fenomenolojisi, Göz ve Tin, Görünür ve Görünmez’dir.

9. Edmund Husserl

Alman filozof Edmund Husserl’ın varlık anlayışına göre var olabilmek, başka bir varlığa ihtiyaç duymayan salt varlıktır. Bir dayanağı olmadan da var olabilir. Gerçek ya da göreli varlık olarak adlandırdığı varoluş anlayışı ise başka bir varlığın onu anlamlandırmasıdır. Salt varlık anlama ihtiyaç duymaz ama bir nesneye anlam verebilir. Bu özelliklere bakarak insanın bir salt varlık geriye kalan diğer her şeyin ise göreli varlık olduğu varsayımını çıkarabiliriz. İnsan kendisinin var olduğunun bilincinde olarak diğer nesnelerin varlığını çözümler ve tanımlar. Bunun için ise önceden bilinen bilgiler yok sayılarak sezgiler kullanılır ve somut özelliklerden geriye kalan öze ulaşılır. Edmund Husserl’ın kitaplarından bazıları ise, Mantıksal Soruşturmalar, Kartezyen Meditasyonlar, Avrupa Bilimlerinin Krizi ve Transandantal Fenomenoloji, Aritmetik Felsefesi’dir.

10. Henri Bergson

Varoluşçuluk Akımına Öncülük Eden En Başarılı Filozoflar

Bergson benliğin varoluşunu zaman kavramı ile özdeşleştirir. Varlık mekan ve zaman ile oluşur. Bununla birlikte sürekli değişim içinde olan süre kavramını sorgulamıştır. Algı ve sezgiyi, zaman ve süreyi birbirlerinden ayırmıştır. Algı daha somut, mekânsal olgularla gerçeği tanımlarken, sezgi ile bilinci anlayabilir ve süreyi tanımlayabiliriz. Henri Bergson’ın düşünce yapısına göre sadece zeka ile dünyayı anlayamayız. Sezgilerle bir oluş, akış ve değişim olarak gerçekliği simgeleyen süreyi anlamalıyız. Onun düşüncesine göre içgüdü ve sezgiler zekadan daha ön planda olmalıdır. Henri Bergson’a ait eserlerden bazıları, Metafizik Dersleri, Etik ve Politika Dersleri, Düşünmek ve Olmak, Ruh Teorileri ve İnsan Ruhu ve Kişiliği’dir.


dergiCE üyeleri ne diyor?

Bu içeriğe ifadenle renk ver!

Beğen Beğen
4
Beğen
Mutlu Mutlu
3
Mutlu
Eğlenceli Eğlenceli
3
Eğlenceli
Üzgün Üzgün
0
Üzgün
Olamaz Olamaz
0
Olamaz
Kızgın Kızgın
0
Kızgın
Komik Komik
2
Komik
İlginç İlginç
0
İlginç