Fevzi Çakmak, Osmanlı’dan Cumhuriyet devrine kadar önemli askerî ve siyasal alanlarda roller üstlenmiş, Türkiye’nin ilk Genelkurmay Başkanıdır. Türk tarihinde en etkili isimlerden biri olmuş, vatan sevgisi uğruna birçok mücadele içinde bulunmuştur. Çocukluğundan emekliliğine kadar hep askerî hayatın içinde olup; ordudaki birçok bozulmaları görüp düzeltmek için çalışmıştır. Özellikle I. Dünya Savaşı’nda büyük çabalar göstermiş, buradaki başarıları sonucunda Mustafa Kemal’in yanında Millî Mücadele’ye katılmıştır. Bu başarıları onu Mareşalliğe kadar yükseltmiştir. Ayrıca, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kurucu üyelerinden biri hâline gelmiştir. 1921 yılında Türkiye’nin ilk Genelkurmay Başkanı olan Fevzi Çakmak, son derece disiplinli, ömrünün büyük bir kısmını asker olarak geçiren bir vatansever olmuştur. Bizler de Fevzi Çakmak’ın bu uzun yolculuğunu sizler için araştırıp özetledik. Keyifli okumalar!
1. Doğuşu ve Ailesi

İstanbul’un köklü semtlerinden biri olan Cihangir’de 12 Ocak 1876’da dünyaya gelmiştir. Ailesi asıl adını Mustafa koysalar da dedesinin vermiş olduğu Fevzi lakabıyla anılırdı. Fevzi Çakmak’ın babası Osmanlı’da Tophane Kâtibi olarak çalışan bir asker Miralay Ali Bey; annesi Varnalı Müftü Hacı Bekir Efendi’nin kızı Hasene Hanım’dı. Ailesinin askeriye sınıfına mensup olmasından dolayı son derece disiplinli, sorumluluk sahibi biri olarak yetiştirilmişti. Ailenin en büyük çocuğu olmasının yanı sıra 4 kardeşi daha vardı. Ailedeki tüm erkek çocuklar askerliği seçmiş, Kardeşleri Balkan ve 1. Dünya Savaşı’nda şehit düşmüştü. En küçük erkek kardeşi de askeri rüştiye öğrencisi iken 17 yaşlarında hayata veda etmişti. Çocukluğundan beri dedesinden de aldığı eğitimle şiir ve edebiyatla ilgilenen, doğayla bağ kurabilen, sade ama zevkleri olan bir kişiliğe sahipti.
2. Çocukluğu ve Kişiliği

Çocukluk zamanları, Cihangir’de geleneksel dindar bir aile içinde geçmiştir. Özellikle küçük yaşlardan itibaren dedesi Hacı Bekir Efendi ona bizzat rehberlik etmiş, tasavvuf, Arapça ve Farsça gibi dilleri ona öğretmişti. Küçük yaşta aldığı aile içi eğitim de onun karakterinin oluşmasında ve ruhsal gelişiminde de katkı sağlamıştı. Mahalledeki arkadaşlarına nazaran daha içe dönük, ağırbaşlı bir mizaca sahipti. Oyun oynamak onu sıkardı. Eğlenceden çok kitaba sarılır, kalabalık yerlerden ise kaçmaya çalışırdı. Zengin bir kültür bilgisine sahipti, özellikle tarih ve sosyolojiyi sık sık okur ve araştırırdı. Ailesinden edindiği değerlerle sorumluluk almaktan çekinmeyen, olaylara çözüm odaklı yaklaşan biri haline gelmişti. Küçük yaşlardan itibaren benimsediği bu hayat anlayışı, ilerleyen yıllarda devlet görevlerinde dengeli ve güvenilir bir lider olmasını sağlayacaktı.
3. Eğitim Geçmişi

Eğitim hayatı onun gelecekteki kariyerine ve karakterine son derece etki etmiş, hep asker olmak istemiştir. İlköğrenimini İstanbul’da bitirip, dönemin en iyi okullarından biri olan Kuleli Askeri İdadisi’ne girmiştir. Burada hocaları tarafından başarısı bir hayli dikkat çekmiş, daha sonradan Mektebi Harbiye’ye kabul edilmiştir. Sadece askeri eğitim almamış, edebiyat, coğrafya, tarih, yabancı dillerle de bir hayli meşgul olmuştu. Okulu bitirdikten hemen sonra Mektebi Erkanı Harbiye’ye (Harp Akademisi) devam etmiş ve 1899 yılında kurmay yüzbaşı olarak mezun olmuştur. Çocukluğundan eğitim hayatına kadar gösterdiği azim, disiplin ve zekâsı onun Osmanlı ordusu içinde de ne kadar başarılı olacağının bir işaretçisi olmuştur. Türkiye’nin Cumhuriyet devrine gelindiğinde de ilk Genelkurmay Başkanı olarak Fevzi Çakmak seçilmiştir.
4. İlk Görevleri

Harp akademisinden mezun olduktan sonra, kurmay yüzbaşı olarak Osmanlı ordusunda göreve başlamıştı. İlk görev yeri Rumeli’de son derece önemli bir nokta olan Selanik olmuştur. Bu dönemlerde Balkanlar, çeşitli etnik grupların isyanları ile kaynamaktaydı. Fevzi Çakmak, burada bulunurken siyasi gelişmelerin yakından takipçisi olmuş; 3. Ordu’dan da sorumluydu. Osmanlı’da çıkan bu isyanların sebeplerini ve farklı milletlerin dinamiklerini izleme fırsatı yakalayan Fevzi Çakmak, kafasında birçok düzensizliklerin haritasını çıkarmıştı. Bu belirsizlikleri en kısa zamanda çözmek için canla başla uğraşıyordu. Buradaki görevini bitirdikten sonra Üsküp, Manastır oradan da Kosova’ya geçmişti. Görevini alnının akıyla yerine getirmeye çalışmış ve soğukkanlılıkla buradaki vazifesini de bitirip ayrılmıştı. Sahada iyi bir komutan olmaya özen göstermiş, ileriki yıllarında alacağı kritik askeri sorumlulukların temelini sağlamlaştırmıştır.
5. Askeri Disiplini

Çocukluğundan itibaren almış olduğu eğitimler, onun askerî hayatını zorlu ve disiplinli görev ahlakıyla yerine getirmesine vesile olmuştu. Ona göre disiplin sadece bir zorunluluk değil, her zaman üzerinde durulması gereken bir karakter meselesidir. Her şeyi vaktinde yapmaya özen gösterir, kurallarına bağlı tam bir asker olarak yaşam sürdürürdü. Üstleri ve emrindeki diğer askerler de onu örnek almaya çalışırlardı. Dışarıdan katı gibi görünse de arkadaş ortamında yumuşak ve adaletli olmaya özen gösterir, rütbesine bakmaksızın herkesin fikrine kulak verirdi. Emir verirken net ve sade bir dil kullanır, askerin ruh hâlini gözeterek dikkatli davranmaya özen gösterirdi. Onu tanıyan arkadaşları bazen otoriteyi ayakta tutmak için sert mizacından konuşsalar da şefkat ve anlayışından da asla ödün vermediğini söylerlerdi. Özellikle zorlu savaş koşullarında bile insanî değerleri gözeten bu yaklaşımı; silah arkadaşlarıyla hem bağlılık hem de saygı duygusunu pekiştirmiştir.
6. I. Dünya Savaşındaki Rolü

I. Dünya Savaşı, Fevzi Çakmak için son derece önemli bir gelişme olmuştu. Bu savaşta birçok cephede aktif rol oynayarak askerin de dikkatini çekmeyi başarmıştı. Harp zamanında 1. Kolordu Komutanlığı göreviyle başlasa da ardından 1915’te 5. Kolordu Komutanı olarak Çanakkale Cephesi’nde önemli sorumluluklar üstlenmişti. Cephede iken, düşmana karşı birçok önlem almaya çalışmış, bozulmuş hatları düzeltmede etkili rol oynamıştı. Zamanla bu düzenlemeler etkisini göstermiş, büyük zafer kazanmasını sağlamıştı. Cephedeki görevi biter bitmez 1916 yılında Doğu Cephesi’ne Ruslara karşı yapılan savunma ve geri çekilme stratejilerinde görev almak üzere atanmıştı. Buradaki görevini tamamladıktan sonra da Filistin-Suriye Cephesi’ne gönderilmişti. Bu cephede özellikle İngiliz birliklerine karşı mücadele etmiş, ancak ordunun dağınık yapısı, yetersiz lojistik destek ve bölgedeki zorlu koşullar nedeniyle istediği başarıyı sağlayamamıştı.
7. Millî Mücadeleye Katılımı

Osmanlı Devleti, Mondros Mütarekesi’ni imzaladıktan sonra fiilen sona ermiş, İtilaf devletleri İstanbul sahillerine resmen zincir atmışlardı. Bu çalkantılı zamanda Fevzi Çakmak, Harbiye Nazırı yani bugünkü Milli Savunma Bakanı olarak görev yapmaktaydı. İstanbul Hükümeti’nin bu duruma fazla tepki gösterememesi ve sessiz tutumları Fevzi Çakmak’ı da derinden sarsmış bu vaziyete katlanamayıp görevinden istifa etmişti. İstifa eder etmez Ankara’ya gitmiş, emperyalizm ve mandacılık karşısında duruşunu belli etmiştir. Ankara’ya varır varmaz Mustafa Kemal’in liderlik yaptığı Millî Mücadele ordusuna katılmış, bu durum ordu içinde bir sevinç ve memnuniyet haline gelmişti. Kararlı duruşu ve azmi Türkiye Devleti için büyük başarılar kazandırmıştı. Bu başarılar onu önce Millî Müdafaa Vekili yaptı, ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kararıyla Türkiye’nin ilk Genelkurmay Başkanı olarak Fevzi Çakmak ve ekibinin göreve gelmesini sağladı.
8. Başkomutanlık ve Stratejisi

Millî Mücadeleye katıldığında ordunun yeniden yapılandırılmasında etkili olmuştu. Sakarya Muharebesi ve Büyük Taarruz’da askerî birliklerin düzenlenmesinde ve savunma stratejisini planlarken Mustafa Kemal ile yakından ilişkiler kurmuş, özellikle Sakarya Savaşı’nda yönetimi resmen üstlenmişti. Ordunun varacağı menzilden gideceği yollara kadar birçok projeyi bizzat yönetmiştir. Cephede moral bozucu anlarda inisiyatif alarak komuta sorumluluğunu üstlenmiş, savaşın gidişatını değiştiren önemli kararlar vermiştir. Özellikle ordunun siyasetten uzak kalması gerektiğini vurgulamış, Balkan Harbi’nin de bu nedenden dolayı olumsuz sonuçlandığını sık sık dile getirmiştir. Bu yapılandırmada, dağılan Türk ordusunu yeniden dizayn etmiş ve düzenli bir birlik oluşturma görevini başarıyla yerine getirmiştir. Fevzi Çakmak’ın süreçte sergilediği ileri görüşlülük ve kararlılık, Millî Mücadele’nin sadece kazanılmasında değil, uzun vadede askerî yapılanmamızda da etkili olmuştur.
9. İlk Genelkurmay Başkanı

Osmanlı mekteplerinde köklü bir eğitim alıp kendini yetiştirmiş olan Fevzi Çakmak, Balkan Savaşları, I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’nda zorlu görevler üstlenmiştir. Cephelerde askerin ve Mustafa Kemal’in dikkatini çekmiş, onun güvenilir ve disiplinli biri olduğu o zamandan anlaşılmıştı. Verdiği mücadeleler onu ilk olarak İsmet İnönü’nden sonra geçici olarak Genelkurmay vekilliğine yükseltmişti. Bu geçici vekillikten sonra Sakarya Meydan muharebesindeki rolü sayesinde 30 Ağustos Zaferiyle beraber 1922’de Mustafa Kemal’in teklifiyle Mareşallik rütbesiyle ödüllendirildi. 1924’ten sonra Genelkurmay Başkanlığını askerliğiyle birlikte icra etme fırsatı yakaladı. Türkiye’nin ilk Genelkurmay Başkanı görevini üstlenen Fevzi Çakmak, siyasi olarak tarafsız duruşu ve askeri disiplini ile bu görevini yıllarca sürdürmüş, uzun ve istikrarlı görev süresi boyunca orduyu siyaset dışı tutarak Cumhuriyet reformlarının güvenli bir şekilde uygulanmasına katkı sağlamıştır.
10. Aramızdan Ayrılışı

Tarihler, 1950 yılını gösterirken 10 Nisan’da ülkemizde herkes için yas havası hakim olmuştu. Hastanede iken 2. prostat ameliyatı sırasında hayatını kaybeden Mareşal Fevzi Çakmak’ın cenazesi, Beyazıt Cami’sinden Eyüp Sultan’a kadar halkın omuzlarında taşındı. Mustafa Fevzi Çakmak, Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne kadar vatan borcunu hakkıyla ödemeye çalışmış, yaşamını dürüst, disiplinli ve ideal bir asker olarak geçirmiştir. Orduya getirdiği yenilikler ve askeri, siyasetten uzak tutması kazanılan Milli Mücadele’de etkisini bizzat göstermiş ve bu başarının düzen ve birlik sayesinde gerçekleştiğini açıkça bizlere göstermiştir. Ömründen kalan bu dimdik duruşu ve ortaya koyduğu yurtsever tavrı, gençler için miras kalmıştır. Hayatın kendisi gibi, başarıları da bir gün sona erecek! Ancak ömrünü vatana armağan eden bu büyük insanlar, tıpkı bir yıldız gibi tarih sayfalarında ve yaşamımızda parlamaya devam edecektir.




