Türk Edebiyatına Mısralarıyla Anlam Katan Muhteşem Kadın Şairler

10 dk okuma süresi


7
13 Paylaşım, 7 puan

Şair yahut yazar sorulunca çoğu vakit bir erkek edebiyatçının ismini veririz. İşte bu cevap, kadın sanatçılara yapılan büyük bir haksızlığı teşkil eder. Yıllarca kitaplarımızda kadınlara yer verilmemiş, okuduklarımızın altına çoğu vakit kadınlar mahlasları ile not düşmüşlerdir. Lakin Osmanlı Döneminden bugüne değin nice kadın edebiyatçı, şair ve yazar bu topraklarda yetişmiştir. Neredeyse hepsi adını duyurmak için mücadeleler vermiş, haklarını aramış ve en sonunda başarılarını tüm dünyaya ilan etmişlerdir. Toplumu, bireyi ve evrende var olan diğer her şeyi, şiirlerine derin derin ve yere sağlam basan sözcüklerle işlemişlerdir. Hepimiz için, Türk Edebiyatına mısralarıyla anlam katan muhteşem kadın şairler listesini hazırladık. Herkese keyifli okumalar ve bol mısralı günler dileriz!

1. Birhan Keskin

Türk Edebiyatına Mısralarıyla Anlam Katan Muhteşem Kadın Şairler

Kısa saçları, kendine özgü tarzı ve özgün edebiyatıyla tanırız onu. Yaklaşık dört yıl aradan sonra yazdığı yeni şiirinin mısraları hepimizi derinden etkilemeyi başarır. Birhan Keskin, okuyucularına son şiirinin son dizesinde şöyle seslenir: “Kalbim, güzel ülkem, denk beygirim. Gel, kendine gel istedim.” Yetenekli şair, kış mevsimine hayranlık duyarken yaz mevsiminden adeta nefret eder. Eserlerinde bu özelliği hemen kendini ele verir. Şiir yazmayı bireysel bir serüven olarak nitelendirir ve harflerle değil sözcüklerle arasının daha iyi olduğunu vurgular. Sosyoloji eğitimini tamamlayan şair, toplumda kadının yerini her daim sorgular ve ürettiklerinde kadını vurgulamaktan vazgeçmez. İçerikte ele alacağımız bir başka şair Gülten Akın’dan sonra, Altın Portakal Şiir Ödülü’nü alan ikinci kadın şair olur. 2011 yılında ise, bireyin karmaşık dünyasını hakkıyla şiirlerine yansıttığı için Metin Altıok Şiir Ödülü’ne layık görülür.

2. Didem Madak

Pulbiberlerden oluşan mahallesiyle biliriz çoğumuz Didem Madak’ı. Sevmelerin, çiçeklerin ve kedilerin kadını olarak, edebiyat dünyasında yerini alır. Çoğu eserinde kızı Füsun’a seslenir. Erken bir ayrılık olur onlarınki. Hukuk fakültesinden mezun olduktan sonra ilk şiir kitabı olan “Grapon Kâğıtlarını” çıkarır Didem. Bu kitap, şaire ödül getirir. Annesini erken yaşta kaybedince, şiirlerinde bu büyük buhranın etkilerini de yansıtmayı ihmal etmez. Erken yaşta evlenir ve yaşamının belli bir sürecinde tasavvufa yönelir. Füsun doğduktan sonra, edebiyat yaşamına ara verir hatta şiirlerden kopar. Talihsiz bir hayat süren çok sevmelerin şairi, maalesef kanser nedeniyle henüz kırk bir yaşındayken yaşamını yitirir. Ondan geriye geniş bir sanat külliyatı, kendine özgü yazdığı enteresan şiirleri ve biricik kızı kalır. Kadınlar konusunda hassas olan şair, ürettiklerinde bunu dile getirir: “Çözülmemiş cinayetler oratoryosu yazıyoruz. Kadınlar öldürülmesin senfonisi. Şeker de yiyebilsinler notalarla.”

3. Ece Temelkuran

Türk Edebiyatına Mısralarıyla Anlam Katan Muhteşem Kadın Şairler

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitiren şair uzun yıllar gazetecilik yapar. Gazetecilik pratikliğinin verdiği eğitimle yazılar yazmaya başlar ve kendine bir kitle yaratmayı başarır. Kadın hareketleri üzerine eğilim gösteren Ece Temelkuran, “Son Bir Kez” adlı oyunu, altı arkadaşıyla birlikte yazar ve gösterime hazır hale getirir. Gazeteciliğinden ötürü pek çok ödül kazanmasının yanı sıra yine büyük bir ironi olarak yazdıkları nedeniyle işine son verilir. Şimdilerde kırklı yaşlarının sonuna yaklaşan Temelkuran, gündemi yakından takip eder ve sosyal medyasını aktif bir şekilde kullanır. Gazetecilik kimliğinin yanı sıra daha çok yazarlığıyla ön plana çıkan başarılı edebiyatçı, aynı zamanda şairlik vasfını da sonuna dek hak etmektedir. Öfke yahut güzellikle yazdığını belirten Ece Temelkuran, annesinin ona küçükken verdiği bir şiir kitabıyla bu serüvene başladığını her fırsatta vurgular.

4. Gülten Akın

Kara saçlarını kesen şair olarak tanımlanır Gülten Akın edebiyatımızda. 2015 yılında, o iç ısıtan gülüşüyle beraber aramızdan ayrılır. Önceleri bireysel bir biçimi tercih ederek İkinci Yeniciler çerçevesinden tamamlar şiirlerini. Ancak sonra toplumculuğa yönelir ve neredeyse tüm yazdığı şiirler bestelenir. Kadın, kent yaşamı, gecekondu, göçmenlik, mahkûmiyet benzeri; halkın içine doğan sorunlar, şiirlerinin ana konusunu oluşturur. Ülkenin içinde bulunduğu sosyal ve siyasal çalkantılardan etkilenerek, ürettiklerinde folklorik öğelere yer vermeyi ihmal etmez. Yaşamı boyunca on adet ödüle layık görülür ve içlerinden “Altın Portakal Şiir Ödülünü” kazanan ilk kadın şair olur. “Büyü Yavrum” adlı eseri, Grup Yorum ve Edip Akbayram; “Deli Kızın Türküsü” şiiri Sezen Aksu; “Siyah Beyaz” ve “Beni Unutma” eserleri ise Sevinç Eratalay tarafından seslendirilir ve bestelenir.

5. Halide Nusret Zorlutuna

Türk Edebiyatına Mısralarıyla Anlam Katan Muhteşem Kadın Şairler

“Kadın yazarların annesi” lakabıyla hafızalarımıza kazınan Halide Nusret, yazarlığının ve şairliğinin yanı sıra öğretmenlik mesleğini de icra eder. Hece ölçüsünde şiir üretmesinin yanı sıra, günümüzde kendi kızı ve yeğenleri de yazarlık mesleğini sürdürmeye devam etmektedir. Arapça ve Farsça eğitimi alır. Aynı zamanda çocukluk hatıralarını anlattığı bir romanı yayımlanır. Milli Edebiyat alanında eserler veren şair, “Git Bahar” isimli şiirinde milli duygularını, edebiyatla harmanlar. Piyesler yazar ve bazı oyunları sahnelenir. Yahya Kemal neredeyse Halide Nusret’in bütün şiirlerini ezbere bilmektedir. Türk Dil Kurumu’nun kurucuları arasında yer alır ve yaşadığı dönem boyunca sivil toplum kuruluşlarında en önlerde gönüllülük faaliyetlerini yürütür. “İnsanlar” adlı şiirinde, insan kavramını kendince nitelendirdiği görülür: “Seviyorum insanları zaman zaman. Bakıyorum yüreği güneş dolu alnı ak. Biri var; Ne dilinde iğne ne avucunda taşlar, ne gözlerinde yalan. Gerçekten insan!”

6. İhsan Raif Hanım

1877 yılında Beyrut’ta dünyaya gelir. Müzeyyen Senar’ın içimizi söküp alan “Kimseye Etmem Şikâyet” adlı bestesini, İhsan Raif Hanım yıllar önce kaleme alır. Hece veznini kullanan ilk kadın şair olmasının yanı sıra, Fransızca bilmesi de onu bir adım öne çıkarır. Yalın anlatımını, sade ve anlaşılır bir dille harmanlayıp eserlerini okuyucuyla buluşturur. İlk evliliğinden sonra, edebiyat dünyası içerisinde yer alan Şahabettin Süleyman ile evlenir. Şiirlerinde yoğun duygular, incelikler, aşk ve hüzün ağır basmaktadır. Hepimizin kulaklarının pasını silen şiirini ise, çocuk gelin olarak erken yaşta izdivaca sürüklenmesi neticesinde bir çırpıda karalayıverir. Edebiyata olan ilgisi hiçbir zaman bitip tükenmez. “Genç Günler” şiirinde: “Ey, kumrulu bahçem, sümbüllü bağım! Ey, bülbülü derem, mineli dağım! Sizinle geçti en güzel çağım. Orada dinledim rubab-ı aşkı.” Diye seslenir. Yazdığı bu dizelerde tüm edebiyat anlayışını neredeyse yansıtmış bulunmaktadır.

7. İnci Asena

Türk Edebiyatına Mısralarıyla Anlam Katan Muhteşem Kadın Şairler

Türk Edebiyatına mısralarıyla anlam katan muhteşem kadın şairler içeriğimiz yedinci sırasında İnci Asena bulunuyor. 1966 senesinde Türkiye Güzeli seçilmesi, onu diğer şairlerden ayıran en ilginç özelliği sayılır. Doksanlı yılların başında “Adam Yayınları” isimli bir yayınevi kurar.Şiirlerinden bazılarını “Ani Toros” takma adıyla, bu yayınevinin dergisi olan “Adam Sanat’ta” yayımlar. On bir tane kitap yazmasının yanı sıra, PEN International üyesi olarak edebi yaşamına soluksuz bir yön verir. “Bana Bir Şarkı Çal İnsan Sesi Olsun” adlı şiirinde yazdıkları, onun edebiyata olan bakış açısını ve vurguladığı konuları kısa ve öz bir şekilde belli eder. Şiirdeki mısralardan birinde, toplumun çocuklarıyız biz derken, insan sesi kavramını da aralıksız yineler. Ablası ünlü bir gazeteci olan Duygu Asena’dır.

8. Lale Müldür

Lale Müldür’ü tanımanız için onun verdiği birkaç poza, rengârenk kıyafetlerine ve kendine münhasır hareketlerine bakmanız yeterli olur. Lisesini Robert Koleji’nde okuduktan sonra kazandığı şiir bursu ile yurt dışına açılır. Şiirleri dünyanın farklı ülkelerinde yayımlanır ve bestelenir. Belli bir dönem “Radikal” gazetesinde köşe yazarlığı yapar. Yabancı yayınevleri Lale Müldür’e sayısız teklif götürür ve Türkiye’de olduğu kadar diğer ülkelerde de şairin sağlam bir okuyucu kitlesi bulunur. “Anne, ben barbar mıyım?” isimli deneme yazısı, 13.İstanbul Bienali’nin başlığına verilir. “Kader” manasına gelen “Destina” şiiri, başta Yeni Türkü olmak üzere çeşitli sanatçılar tarafından yorumlanır. “La Luna” adlı şiirinde ise, benimsediği edebiyat anlayışı kendini ele verir.

9. Leyla Saz

Türk Edebiyatına Mısralarıyla Anlam Katan Muhteşem Kadın Şairler

Türk edebiyatına mısralarıyla anlam katan muhteşem kadın şairler arasında yer alan, yazar ve şairliğinin yanı sıra bestecilik de yapan Leyla Saz, henüz Cumhuriyet kurulmadan 1850 yılında Osmanlı’nın sınırları içerisinde doğar. Yaşadığı dönemde Osmanlıdaki harem hayatını ve kadınların sosyal yaşamlarını anlattığı eserleri, çeşitli dillere çevrilip dünya çapında ilgi görür. “Akdeniz Marşı’nı” ve bir fasıl müziği olan “Seni sevda çiçeğim, tac-ı serim” diye başlayan eserin yaratıcısı olması sebebiyle tanınırlığı nesilden nesle aktarılır. Sarayda yaşadığı çocukluk döneminde, olan biteni gözlemler ve eserlerinde bu ayrıntılara yer verir. İyi bir Klasik Türk Müziği eğitimi alır ve piyano ile beraber bestecilik yönünü de geliştirir. On dört yaşındayken ilk şiirini kaleme alır. Soyadı Kanunu ile birlikte müziğe olan hayranlığı ve yeteneğinden dolayı “saz” soy ismini alır. İki yüze yakın bestesi bulunan şairin, bir yangınla çoğu eseri yanar ve günümüze yalnızca elli iki tanesi ulaşır.

10. Makbule Leman

Türk Edebiyatına Mısralarıyla Anlam Katan Muhteşem Kadın Şairler

1865 yılında Osmanlı’da doğan bir diğer kadın şair olma özelliğine sahip Makbule Leman, Hazine-i Fünun adlı dergide şiirler yayımlamaya başlar. Dönemin ünlü isimlerinin yazdığı bu dergi, onun kariyerine olumlu etkiler katar. Bazı dönemler belirli dergilerin başyazarı olarak çalışır. Hayatının son on beş yılında amansız bir hastalığa yakalanır ve günlerini yalnızca yatarak geçirmek zorunda kalır. Şiirlerinin yanı sıra çeşitli denemeler ve öyküler de yazar. “Makes-i Hayal” adlı kitabında bir araya getirilmiş on iki adet şiiri, ölümünden sonra ikinci kez basılır. Evliliğini, kendisi gibi bir şair olan Mehmet Fuad ile yapar ve Makbule Leman öldükten sonra Mehmet Fuad, onun mezar taşına birkaç dizelik şiir yazdırır. Yazdığı bir başka kısa mısrasında ise eşinin hayatına hastalık girdikten sonra ne denli acı çektiği dile getirir: “Üç beş söze yoktu iktidarın, Dört kere yarıldı cismi zarın.”

11. Nigar Hanım

Türk Edebiyatına mısralarıyla anlam katan muhteşem kadın şairler içeriğimizin on birinci sırasında karşımıza Nigar Hanım çıkıyor. Türkçe, Arapça ve Farsça dersleri alan Nigar Hanım, henüz çocuk yaşlarındayken şiir yazmaya başlar. Fransız Edebiyatı hakkındaki bilgileri, onun eserlerini üretmede epey işine yarar. Osmanlı Döneminde yaşayan Şair Nigar, her salı konağına “Söz Meclislerini” toplar ve bu meclislerde musiki, sanat, edebiyat ve şiir konuşulur. Özel yaşamında çektiği sıkıntıları lirik bir şekilde yazıya dökmesinin yanı sıra az ve öz yazmasıyla da adını başarılı kadın şairler arasına sokmayı başarır. Fransızca, Rumca, Almanca, İtalyanca, Ermenice, Arapça, Farsça ve Macarca olmak üzere toplamda sekiz dil bilmesiyle en fazla dil bilen şairlerin içerisinde yer alır. Bir süre yazdıklarını “çıplak kalp manasına gelen “üryan kalp” mahlasıyla yayımlar. Sonra bundan vazgeçerek ismiyle eserlerini üretir. Doğu ve Batı arasında sıkışmışlığını eserlerinde yansıtan Nigar Hanım’ın, edebiyatçı dostlarınca şiirlerden ziyade düz yazılarda daha yetenekli olduğu düşünülür.

12. Nilgün Marmara

Henüz yirmi dokuz yaşındayken trajik bir ölümle aramızdan ayrılır Nilgün. Günümüzde ise popüler kültürün en çok sahip çıktığı kadın şairler listesinin ilk sıralarında yer alır. Balkondan atlayarak intihar eden şaire, diğer bir meslektaşı Ece Ayhan “Aldırma 128!” diye seslenir. Üniversite okurken yazdığı Slyvia Plath teziyle, aynı sonu paylaşır olması epey dramatik görünmektedir. Evlendikten sonra çeşitli şairler ve edebiyatçılarla ev toplantıları düzenler ve şiir buluşmaları gerçekleştirir. Yazdıklarının büyük bir çoğunluğu iç sıkıntılarını belirtir. Şiirlerinde kırılganlıkları, depresyonu, yalnızlığı ve bunalımları dile getirir. Günlüğündeki yazılar, ölümünden sonra yayınlanır ve o da, pek çok farklı tartışmayı beraberinde getirir. Nilgün Marmara yitip giderken bize ardından onu anacağımız naif ve duygulu şu sözcükleri bırakır: “Kuğuların ölüm öncesi ezgileri şiirlerim. Yalpalayan hayatımın kara çarşaflı bekçi gizleri…”

13. Sennur Sezer

Türk Edebiyatına Mısralarıyla Anlam Katan Muhteşem Kadın Şairler

“Gecekondu” kitabını okuyucularla buluşturarak hayatımıza girer Sennur Sezer. Şiirlerinin yanı sıra, öykü, deneme, anlatı ve inceleme eserlerini de kaleme alır. Proletaryanın sesi, emekçilerin şairi olarak kendine yer bulur çoğu literatürde. Yeşilçam senaryolarının çoğu, Sezer’in elinin altından çıkar ve filme çevrilir. Emek Partisi’nin kurucuları arasında bulunur ve her türlü greve, eyleme, hak arayan aktivistlere destek verir. Yoksulluk, kadın hakları, köylü, çiftçi, işçi ve emekçilerden oluşan anlatılar eserlerinin ana temasını oluşturur. “Yasak”, “Direnç”, “Gerçeğin Masalı” isimli kitaplarının yayımlanması da peşi sıra gelir. Metin yazarlığı ve çeşitli antoloji ile ansiklopedi eserlerinde düzelticilik görevlerini üstlenir. Emek ve direnişin sembolü olan kadın şair, eserlerinde ekmek kokusundan aç kalınan bir sabaha kadar her şeyi anlatır. “Direnç Doğuran Kadına” şiirinde, aklımıza kazınması gereken harika mısraları bizimle paylaşır.

14. Şükufe Nihal Başar

Toplumsal çalkantıların doruğa ulaştığı noktada eserler veren Şükufe Nihal Başar, aktivistliği ile de öne çıkar. Öğretmen ve şairliğinin yanı sıra kadın hakları konusunda öncü bir eylemci olarak sahalarda yerini alır. Kadın özgürlüğünün ve kadınların toplumdaki yerinin fark edilmesi uğruna dirsek çürütmüş ilk savunucu ve temsilcilerden biri olma unvanını taşır. Darülfünun’dan mezun olan ilk kadın olarak, şiirle çok küçük yaşlarda tanışır. “Yıldızlar ve Gölgeler” isimli şiir kitabı, Servet-i Fünun Dönemi özelliklerini yansıtır ve aruz vezninde biçimlenmektedir. Yaptığı konuşmalarla meydanlarda ve kürsülerde yer alır, kadınların siyasi haklar kazanması için mücadele eder. Nezihe Muhiddin öncülüğünde kurulan “Tük Kadınlar Birliğinin” ilerlemesi adına çalışmalar yapar. Edebi hayatının yanı sıra, aşk hayatıyla da sanat dünyasında ilgi odağı olur ve kendisi için intihar eden bir şairin yazdığı dizeler sanat çevrelerinde uzun yıllar boyunca konuşulur.

15. Yaşar Nezihe

Türk Edebiyatına Mısralarıyla Anlam Katan Muhteşem Kadın Şairler

Osmanlı döneminde yaşayan kadın şairler arasına giren Yaşar Nezihe, “1 Mayıs” için yazdığı şiirle bilinir. Toplumcu bir çizgide eserler üreten Nezihe Hanım yoksul ve zorlu çocukluğu, aşkları ve evliliklerine de eserlerinde yeterince yer verir. Çoğu kadın şair gibi o da, grev ve işçi hareketlerini destekler, hakkını arayanlara eserleriyle yol gösterir. Aydınlık Dergisinde şiirlerini yayımlaması ile bu dergide şiiri çıkan ilk kadın şair olmayı başarır. “Gazete Sahiplerine” isimli şiirinde grevlere verdiği destek nedeniyle baskılar görür.Hayatını idame ettirmek için okuma ve yazma bilmeyenler adına mektuplar yazıp dikiş diker. İki çocuğunu da travmatik bir şekilde yetersiz beslenme sonucunda kaybeder. Bunca badireyi atlattıktan sonra çıkan kanunla beraber yaşadığı hayata yaraşır bir biçimde “Bükülmez” soyadını alır. Defalarca komünizm suçlamaları ile gözaltına alınır ve tutuklanır. Bir Mayıs şiirinde işçilere şöyle seslenir: “Ey işçi… Bugün hür yaşamak hakkı seninken, patronlar o hakkı senin almışlar elinden. Sa’yınla edersin de “tufeyli”leri zengin, kalbinde niçin yok ona karşı yine bir kin?”.


Bu içeriğe ifadenle renk ver!

Beğen Beğen
0
Beğen
Mutlu Mutlu
0
Mutlu
Eğlenceli Eğlenceli
0
Eğlenceli
Üzgün Üzgün
0
Üzgün
Olamaz Olamaz
0
Olamaz
Kızgın Kızgın
0
Kızgın
Komik Komik
0
Komik
İlginç İlginç
0
İlginç

Yorum bırak