Türkiye’nin Batman iline bağlı olan Hasankeyf sadece bir kent değil, binlerce yıllık insanlık tarihine tanıklık etmiş eşsiz bir yerdir. Köklü geçmişiyle dünyanın en eski yerleşim yerlerinden biri olma özelliği taşımaktadır. Görkemli anıtlardan mağara evlerine uzanan bu antik kent, her köşesinde bir medeniyetin izlerini barındırmaktadır. Tarihi dokusuyla günümüzde turizm cazibe merkezi haline gelerek değerini korumaktadır. Zamanın adeta durduğu tarihi yerleşim yeri ve kadim mirasımız olan Hasankeyf hakkında bilinmeyenler sizler için listelendi. Keyifli okumalar!
1. Tarihi Kökeni

Tarih olarak kuruluşu net bilinmese de, yapılan arkeolojik çalışmalarda 12.000 yıl öncesine, Neolitik döneme kadar uzanan kalıntılara rastlanılmıştır. Şehrin adı Arapçada “Hısn-ı keyfa” yani “Kaya kale” anlamına gelmektedir. Osmanlı zamanında Hısnıkeyf adı, halk arasında Hasankeyf adına dönüşmüştür. Mezopotamya’dan Anadolu’ya geçiş noktasında ve Dicle Nehri kıyısında olması sebebiyle, tarih boyunca stratejik bir öneme sahip olmuştur. MS 2. ve 3. yüzyıllarda Roma ve Sasani imparatorlukları arasında, devamlı olarak kontrol değiştiren kritik bir sınır kalesi haline gelmiştir. Hristiyanlığın 4. yüzyılda yayılmaya başlamasıyla birlikte, Hasankeyf bir Süryani Piskoposluk merkezi konumuna gelmiştir. Böylece Hasankeyf bölgenin sadece askeri değil, dini ve ruhani bir merkezi de olmuştur.
2. Medeniyetler Mozaiği

Hasankeyf, 640 yılında İslam ordusu tarafından ele geçirilerek Emeviler, Abbasiler, Hamdaniler ve Mervaniler gibi halifelik ve beyliklerin egemenliğinde kalmıştır. 1102 yılında ise Artuklular hakimiyeti kazanmışlardır. Böylelikle Hasankeyf, 1102-1232 yılları arasında Artuklu Beyliği’ne başkentlik yapmıştır. Bu dönemde önemli ticari ve bilim merkezi haline gelerek zirve dönemini yaşamıştır. Ayrıca ünlü bilim insanı olan El-Cezeri, yaklaşık 50 mekanik cihaz gibi tasarladığı ve inşa ettiği kritik çalışmalarını bu dönemde gerçekleştirmiştir. Hasankeyf, Artuklulardan sonra Eyyübiler, Akkoyunlular ve Safeviler tarafından yönetilmiştir. Her biri kendine özgü izlerini bırakmıştır. 1515 tarihinde ise Osmanlı topraklarına katılarak kültürel mirasını önemli ölçüde korumuştur.
3. Kadim Mağaraları

Şehir, bulunduğu coğrafi yapıdan kaynaklanan yumuşak kalkerli kayalıklardan oluşmaktadır. Zamanla meydana gelen aşınma ve insan eliyle şekillendirme sayesinde bu kayalıklarda pek çok mağara oluşmuştur. Bu mağaralar, tarih boyunca burada yaşamış medeniyetler için bir barınma, depolama, sığınma ve ibadet yeri olarak farklı amaçlarda kullanılmıştır. İç kısımlarında bulunan sarnıçlar ve havalandırma bacaları bu yapılanma sürecinin en belirgin örneklerindendir. Aynı zamanda, birbirine tünellerle bağlanan birden fazla katlı ve odalı bir yapı oluşturulmuştur. Kayaların yapısı sebebiyle mağaralar, kışın ılık ve yazın serin kalarak doğal bir klima özelliğine sahiptir. Binlerce yıllık tarihi yerleşim yeri olan Hasankeyf hakkında bilinmeyenler arasında, insanlık mirası için günümüze değerli bilgileri taşıması yatar.
4. Dicle Nehri’nin Kalbi

Hasankeyf, Dicle Nehri’nin ortasında ve Mezopotamya’nın yukarısında kalan oldukça önemli bir coğrafi konuma sahiptir. Bu konum, birçok ticari ve göç yolunun kesiştiği stratejik bir noktadır. Doğu ve Batı uygarlığının yaşadığı bu nehir, yirmiden fazla medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Medeniyetler için sadece bir su kaynağı değil, önemli kervanların da ulaşım hattı olmuştur. Bu sebeple, kültürel alışverişin ve gelişimin tam anlamıyla kalbidir. Hasankeyf, yüzyıllar boyunca askeri ve ekonomik bir merkez olarak kalmayı başarmıştır. Dicle Nehri, eski zamanlarda farklı ekosistemleri barındırarak biyoçeşitliliğiyle de öne çıkan önemli bir yer olmuştur. Sadece insan yaşamı için değil, nesli tehlike altında olan çok sayıda canlıya da ev sahipliği yapmıştır. Nehir kıyıları, kayalıklar ve sulak çayırlar asırlarca bu canlılar için yaşam alanı olmuştur.
5. Hasankeyf Kalesi

Hasankeyf Kalesi, Dicle Nehri kıyısından yaklaşık 135 metre yükseklikte sarp kayalıklar üzerine inşa edilmiştir. Surlarıyla ve ihtişamlı kapısıyla bu kaleye “Yukarı Şehir” de denilmektedir. Kale’nin tarihi MS 4. yüzyıla kadar uzanmaktadır. MS 300 yıllarında kale, Roma İmparatorluğu tarafından askeri bir bölge olarak kullanılmıştır. Daha sonra uzun yıllar boyunca Bizans İmparatorluğu tarafından kontrol edilmiştir. Emeviler, Abbasiler ve Artuklular gibi farklı medeniyetler hakimiyeti kazanınca, kale sadece savunma bölgesi olmaktan çıkarak önemli bir yönetim merkezi haline dönüşmüştür. Kalenin içerisinde yaklaşık iki bin civarı ev, saraylar ve camii bulunmaktadır. Tarihi yerleşim yeri olan Hasankeyf hakkında bilinmeyenler arasında öne çıkan en etkileyici kısım, bu kaleden Eyyubiler ve Artuklular döneminde kaynak suyu çıkarılmış olmasıdır.
6. El-Rızk Camii

1409 yılında Eyyubiler tarafından yaptırılan önemli yapılardan biridir. El-Rızk Camii’ni diğer camiilerden ayıran en dikkat çekici özelliği, 40 metreye yakın uzunluğa sahip minaresidir. Minarenin içerisinde çift merdiven bulunmaktadır. Balkona çıkan ile aşağıya inen kişiler birbirlerini görememektedir. Mimar Sinan tarafından yapılan Selimiye Camii’nin merdivenleriyle benzerlik taşımaktadır. Minare, ince taş işçiliğiyle süslenerek, Eyyubi sanatının şık bir örneğini de göstermektedir. Özellikle, renkli taşlarla yapılan geometrik desenler etkileyici bir görüntü ortaya çıkarmaktadır. Minarenin üzerinde, Köşeli Arapça Hat sanatıyla yazılan yazılar bulunmaktadır. Aynı zamanda, ölmeden önce cennetle müjdelenmiş “Aşere-i Mübeşşere” adı verilen on sahabenin de adı yazmaktadır. Giriş kapısında ise, Allah’ın 99 ismi yer almaktadır.
7. Hasankeyf Köprüsü

Şehrin sembollerinden biri haline gelen bu köprünün yapılış tarihi tam olarak bilinmemektedir. Ancak, köprüde bulunan taşçı işaretleri ve mimari yapısı bakımından Artuklular dönemine ait olduğu kabul edilmektedir. Hasankeyf köprüsünün kemer açıklığı 40 metreden fazladır. Bu sebeple, Ortaçağ döneminin en büyük köprüsü olma özelliğine sahiptir. Kemerlerin bir kısmının ahşap olduğu ve kolayca kaldırılabildiği kaydedilmektedir. Kemerlerin ne zaman yıkıldığı bilinmemekle birlikte, günümüzde yeni bir köprü inşa ettirilmiştir. Mimari yapısına bakıldığında dış kaplamasının bazalt, kemerlerin de ise kalker kesme taş ve tuğla kullanılmıştır. Bu malzemeler, kurşunla birleştirilerek sağlam bir yapı oluşturmuştur. Köprünün diğer önemli özelliği ise, ayaklarında Selçuklu dönemine ait bütünüyle tahrip olmayan hükümdar sembollerinin bulunmasıdır.
8. Ilısu Barajı’nın Etkisi

Ilısu Barajı teknik özellikleriyle Türkiye’nin en önemli projelerinden biridir. Dicle Nehri üzerinde bulunan ve Dolgu Hacmi bakımından Dünyada ilk sıraya yerleşen en büyük barajdır. Bulunduğu alan Diyarbakır, Batman, Mardin, Siirt ve Şırnak olmak üzere beş ilin sınırları içinde yer almaktadır. Ilısu Barajı’nın bu bölgedeki diğer bir önemli etkisi, binlerce yıllık tarihi dokuya sahip Hasankeyf’in büyük bir bölümünün sular altında kalması olmuştur. Farklı ekosisteme sahip Dicle Nehri, yerini durgun göl ekosistemine bırakmıştır. Baraj projesi kapsamında, Zeynel Bey Türbesi, Artuklu Hamamı, El-Rızk Camii minaresi, İmam Abdullah Zaviyesi gibi bazı önemli yapılar bütünü bozulmadan yeni Hasankeyf’te oluşturulan Kültürel Park alanına taşınmıştır. Bu çalışmalar, kültürel mirasın bir kısmını kurtarmayı amaçlayan önemli bir çaba olarak öne çıkmaktadır.
9. Taş İşçiliği ve Mimari Estetik

Roma’dan Osmanlı’ya uzanan çok katmanlı mimari doku, hem mühendislik hem de estetik açıdan eşsiz bir miras ortaya çıkarmıştır. Hasankeyf’teki taş işçiliğinde kullanılan motifler, sadece görsel güzellik amacıyla değil, sembolik anlamlar da taşımaktadır. Dairesel ve yıldız formlarındaki geometrik desenler, evren düzeni ve İslam’da evren anlayışını içermektedir. Bu figürler, özellikle medreselerde ve camii duvarlarında sıkça kullanılmıştır. Kale’nin kapısı üzerindeki akrep ve yılan kabartmaları, kullanılan tasların üzerinde bulunan çift başlı ejder ve köpek motifleri koruyucu semboller olarak kullanılmıştır. Mimari eserlerin kitabelerinde ve süslemelerinde yer alan kufi yazılar birer estetik unsurlardır. Aynı zamanda Kur’an ayetleri de taşların üzerine ustalıkla işlenerek İslami mimari geleneğini yansıtmaktadır.
10. Sualtı Arkeolojisi

Ilısu Barajı’nın yapımından sonra, Hasankeyf’in sular altında kalan büyük bir bölümü için kapsamlı bir arkeolojik çalışma bulunmamaktadır. Ancak, varlığı bilinen bazı kalıntılar mevcuttur. Antik köprü kalıntıları, sualtı araştırmaları için kilit bir nokta oluşturmaktadır. Hasankeyf’in en özgün niteliği olan binlerce mağara da sular altında kalarak içerisinde hala keşfedilmemiş eserlerin olabileceği göz önünde bulundurulmaktadır. Tarihi çarşılar ve evler de göl tabanında yer almaktadır. Bu yapılar, dönemin sosyo-ekonomik yapısı hakkında kayda değer bilgiler sunabilmektedir. Su altında kalan alanlarda farklı dönemlere ait mezarlar da bulunmaktadır. Baraj yapımı sürecinde bu mezarların bir kısmının taşındığı bilinmektedir. Geride kalanlar ise su altı arkeolojisi için önemli bir keşif kaynağı olmuştur.




