Sazıyla Bozkırı Yüreklere Taşıyan Ozan: Neşet Ertaş

6 dk okuma süresi


35
17 Paylaşım, 35 puan

Bir kültür mozaiği olan güzel ülkemizin her yöresinin kendine has türküleri vardır. Hemen hemen her türkünün hikâyesinin ardında bir acı veya sevinç yatar. Yöre insanı sazını eline alır ve dünyaya haykırırcasına türküsünü söylemeye başlar. Bu değerli kültürümüzün önemli bir parçası da bozlaktır. Kuşkusuz akıllara gelen ilk isim olan, sazıyla bozkırı yüreklere taşıyan ozan Neşet Ertaş ve onun hayat yolculuğundan bilgiler derledik. Bozkırın Tezenesi’nin bir türküsü eşliğinde, keyifli okumalar!

1. Zorluklarla Geçen Çocukluk Yılları

Sazıyla Bozkırı Yüreklere Taşıyan Ozan: Neşet Ertaş

Abdallık geleneğinin son temsilcisi olan, sazıyla bozkırı yüreklere taşıyan ozan Neşet Ertaş, Kırşehir’in Çiçekdağı ilçesine bağlı Kırtıllar köyünde 1938 yılında dünyaya gelir. Her abdal gibi bağlama ustası olan ve düğünlerde çalan babası Muharrem Ertaş onun ilk hocası olur. Annesi Döne Hanım’ın yokluklar içinde çamaşır tokacına tel takarak yaptığı bağlama, Neşet Ertaş’ın ilk oyuncağıdır. 8 yaşına kadar doğduğu köyde yaşar. Daha sonra İbikli köyüne yerleşirler. 12 yaşındayken büyük bir acı kapısını çalar Neşet’in. Annesi Döne Hanım’ı kaybeder. Daha sonra aile Yozgat’ın Yerköy ilçesine yerleşir ve babası Muharrem Ertaş, Arzu isminde bir kadınla evlenir.

2. Düğün Çalgıcılığı Yapan Garipler

Neşet Ertaş, kendilerini “garipler” diye adlandıran bir topluluğun parçasıdır. Kendilerine garipler demelerinin nedeni, toplum tarafından hor görüldüklerine inanmalarıdır. Meslekleri çalgıcılıktır gariplerin. İlkokul yıllarında ilk önce keman çalmayı öğrenen Neşet Ertaş bir röportajında şunları söyler: “Babalarımız bozlak çalardı, türkü çalardı. Düğünlere bir ahenk olsun diye büyüyen çocuklar kaşık çalardı. 6-7 yaşındaki kaşığı tutamayan küçüklerimize zil verirlerdi. Babam bana da zil vermişti. Aşağı yukarı 4-5 sene babamın yanında zil çalarak başlayıp sonunda kaşık tutarak düğünlerde yer aldım” diyerek çocukluk yıllarını anlatır.

3. İlk Aşk Acısı

Sazıyla Bozkırı Yüreklere Taşıyan Ozan: Neşet Ertaş

Neşet artık büyür. Gün gelir ve bir kıza vurulur. Babası Muharrem Ertaş’ı kızın evine dünür gönderir. Kızın babası kızını Neşet’e vermek istemez. “Göçebelikten vazgeçip, buraya yerleşirse olur” der. Neşet, yıkılmıştır. Aşk acısına, hor görülme de eklenince hayatına unutamayacağı bir acı daha eklenir. Neşet Ertaş yıllar sonra bu konuyla ilgili konuşurken şunları söyler: “Kızın gönlüne bırakırsan ya davulcuya varır ya zurnacıya diyerek bizleri aşağılayan bir atasözü haline geldi yıllarca bu cümle. Artık bu günahtan kurtulması lazım memleketin, medeniyetin gösterdiği ışık budur” der.

4. 1950’ler ve Bozkır’dan Kopuş

Kendini bildiğinden beri babasının yanında düğün çalan, köçeklik yapan, bir kuru ekmeğe talim eden genç Neşet artık yeter der ve bozkırdan ayrılmaya karar verir. Henüz 20’lerinde bile değilken sazı ile yollara düşer. Cebinde sadece 2,5 lira vardır. Bununla da Ankara’ya otobüs bileti alır. Ankara’ya vardığında cebinde tek kuruş dahi olmayan Neşet, otogardaki insanlardan yardım ister ama kimse yardım etmez. Sonunda, ismini bilmediği bir adam ona sazını çalmasını söyler. Saatlerce Ankara otogarında çalar Neşet Ertaş. Sonunda o isimsiz adam Neşet Ertaş’a bir İstanbul otobüsünde yer ayarlar ve Neşet gurbet yollarına düşer.

5. Gurbet’in Diğer Adı: İstanbul

Sazıyla Bozkırı Yüreklere Taşıyan Ozan: Neşet Ertaş

O yıllarda yeni ekmek kapıları bulmanın tek yolu İstanbul’a gitmektir. Bu zorlu yola çıkan Neşet Ertaş, İstanbul’a varır varmaz iş aramaya koyulur. Fakat bir türlü iş bulamaz. Bir gün, sazıyla birlikte Şençalar Plak’a gider. Devamını röportajında şöyle anlatır: “Kapıda uzun süre bekledim. Niye geldin dediler. Ben saz çalarım dedim. İşimizi bitirelim de dinleyelim dediler. Babamın bozlağı olan “Neden Garip Garip Ötersin” türküsünü çalmaya başladım. Kadri Şençalar hemen yanıma geldi. Gözleri dolmuştu. Sen nerelisin? Aç mısın, susuz musun? diyip beni Beyoğlu’na götürdü.” diyerek umut kapısının nasıl aralandığını anlatır.

6. Beyoğlu Saz’da İlk Sahne Deneyimi

Kadri Şençalar’dan minnetle bahseden Neşet Ertaş, “Allah ondan yerden göğe kadar razı olsun. Bana ekmek kapısı buldu” diyerek duygularını dile getirir. Yedi buçuk lira yevmiye ile Beyoğlu Saz’da sahne almaya başlar. Öğle ve akşam yemeğini orada yer. Sahnesi bitince de Hacı Hüsrev’deki tek göz odalı evinin yolunu tutar. Gel zaman git zaman iki yıl geçer. 1957 yılında ilk plağı olan “Neden Garip Garip Ötersin Bülbül” piyasaya çıkar. Başarılı bir işe imza atmıştır ama bir sorun vardır. Çok yalnızdır. İstanbul’a alışamamıştır. Sazını koltuğunun altına alarak toprağı Kırşehir’e geri döner.

7. TRT’de Duyduğu Ses ve Ankara Yolculuğu

Sazıyla Bozkırı Yüreklere Taşıyan Ozan: Neşet Ertaş

Bir gün TRT’de Yurttan Sesler programını dinlerken Hacı Taşan’ın sesini işitir. Çok heyecanlanır. Sazını kaptığı gibi Ankara’ya doğru yola çıkar, radyo evine varır. O günü şöyle anlatır Neşet Ertaş: “Elimde sazla bekliyordum, birisi bana baktı. Ne bekliyorsun dedi. Yurttan Sesler’de türkü çalmak için geldim dedim. Beni aldı bodrum kata indirdi. Gittiğimde bütün sanatçılar aşağıda oturuyordu. Beni bir köşeye oturttu ve çal dedi. Beni dinledikten sonra, Yurttan Sesler’de çalacaksın, memleketine haber salabilirsin dedi. O an bugüne kadar hayatımda duyduğum en büyük heyecanı yaşadım” diyerek o günleri anımsar.

8. Ankara Yılları ve Büyük Aşkı Leyla

Ankara’ya yerleştiği yılları şöyle dizelere döker: “Bir ev kiraladım münasip yerde, kaldı kavim gardaş hep Kırşehir’de, bu aşk hançerini vurdu derinde, çaresini bulamazsan ölüm dediler.” 1960’lar Neşet Ertaş’ın büyük ölçüde tanındığı yıllar olur. Radyo’da program yaparak hem yöresini tanıtır hem de türkülerini havalandırır. Geceleri de Rüzgârlı sokakta bulunan pavyonlarda çalışır. Türkülerinin ünlü Leyla’sına da burada vurulur. Evlenmek ister. Babası Muharrem Ertaş bu evliliğe karşı çıkmasına rağmen evlenirler. Bu evlilikten üç çocukları olur. Ne yazık ki büyük bir aşkla başlayan bu evlilik yedi sene sonunda boşanma ile sonuçlanır.

9. Acının Doğurduğu Büyük Eserler

Bu ayrılık, ona en büyük eserlerini yazdırır. “Yazımı Kışa Çevirdin”, “Kendim Ettim, Kendim Buldum” gibi ölümsüz eserlerini yazar. 1980’lerde şöhretinin zirvesindedir. Fakat talihsizlik yakasını bırakmamıştır. Ankara Ahu Pavyon’da sahnedeyken aniden felç geçirir. Artık saz çalamamaktadır. Bu rahatsızlıktan sonra büyük maddi sıkıntılar içine düşen Neşet Ertaş’a bir sille de vefasız dostları vurur. O günleri şöyle anlatır: “Adı sanı belli değilken torlayıp toplayıp turnelere çıkarttıklarım, varsa borcunu ödediklerime gidip; arkadaş durumum böyle böyle dediğimde, kravatlarını düzeltip “he” deyip gittiler” der.

10. Almanya’da Yaşadığı Yıllar

Sazıyla Bozkırı Yüreklere Taşıyan Ozan: Neşet Ertaş

Tedavi görmek için, Almanya’ya abisinin yanına gider. Sigarayı alkolü bırakır. İyileştikten sonra Almanya’ya yerleşir. Mütevazı bir evde, sade bir hayat yaşamaya başlar. Bir sanat okulu ona saz dersi vermesi için teklifte bulunur ve dersler vermeye başlar. Sazıyla bozkırı yüreklere taşıyan ozan, Neşet Ertaş Orkestrası isminde bir grup kurar. Bu sırada memleketinden üzücü bir haber gelir. Babası, ölüm döşeğindedir. Yıllar sonra ülkeye döner. Yıllardır görüşmeyen baba oğul buluşmuştur. Babasını görüp tekrar Almanya’ya dönen Neşet Ertaş, onun vefat haberini alır. Muharrem Ertaş son nefesinde sazını oğluna emanet etmiştir.

11. İnziva Yılları ve Ülkeye Dönüş

“Onunla ben aynı ruhun insanıyız” dediği babasını kaybeden Neşet Ertaş sessizliğe bürünür. Hiçbir röportaj teklifini kabul etmemektedir. Yıllar sonra Bayram Tokel, Bozkırın Tezenesi’nin kapısını çalar. Belgeselinin yapılması teklifini ona sunar. Çok zor da olsa kabul etmesini sağlar. 30 yıl sonra Neşet Ertaş ülkeye döner. Harbiye Açık Hava konserinde sevenleriyle buluşur. Unutulduğunu düşünürken büyük bir ilgi ve sevgi ile karşılanır. Bu ilgiye çok şaşırır ve sevinir. Onunla özdeşleşmiş şu sözü ile seyircisini selamlar: “ayaklarınızın turabı, gönüllerinizin hızmatçısıyım” der, yıllardır duyduğu hasrete meydan okurcasına.

12. “Neredesin Sen” Türküsünün İlham Kaynağı

Sazıyla Bozkırı Yüreklere Taşıyan Ozan: Neşet Ertaş

Neşet Ertaş, hepimizin bildiği bu duygu dolu türküyü sanıldığı gibi bir aşk hikâyesi için yazmamıştır. Yıllar geçmesine rağmen içinde hasreti hiç dinmeyen annesi için yazmıştır. Türkünün ilk satırı “Şu garip halimden bilen, şiveli nazlım” şeklindedir. İşveli değil, şivelidir. Türkünün diğer dizelerinde de bu ifade ile kaybettiği annesini tasvir eder. Birçok ünlü esere imza atmış, yüreklerimize dokunmuş, kültürümüzün önemli değerlerinden, yeri doldurulamaz sanatçımız Neşet Ertaş’ı bu vesile ile rahmetle anıyoruz.


Bu içeriği paylaş

35
17 Paylaşım, 35 puan

Yorum bırak