Mutlaka Okunması Gereken Doğu Edebiyatı Klasikleri

6 dk okuma süresi


53
15 Paylaşım, 53 puan

Kadim kültür ve değerlerimize sahip çıkarak oluşturulacak bir bilinç, kendimiz ve gelecek nesiller adına oldukça önemlidir. Bugün, entelektüel birikimimizi artırmak ve kendimizi geliştirmek için okumalar yapmak istediğimizde karşımıza çoğunlukla popüler kültürün de önümüze sunmuş olduğu batı klasikleri çıkar. Ancak Batı’da başyapıt olarak nitelendirilen birçok eser de doğu kaynaklarından beslenmiştir. Birbirinden beslenen ve iki farklı coğrafyaya ait olan eserlerin birbirini bütünlediği unutulmamalı ve bu bakış açısı korunmalıdır.  Bundandır ki artık üzerindeki örtüyü kaldırıp büyük bir hazine olan doğu klasiklerini görmeye başlamalıyız. İşte sizler için hazırladığımız, mutlaka okunması gereken Doğu Edebiyatı klasikleri. Keyifli okumalar!

1. Bostan ve Gülistan

Mutlaka Okunması Gereken Doğu Edebiyatı Klasikleri

Şeyh Sadi Şirazi, İran’ın önemli şairlerinden biridir. Hayatının büyük bir kısmını bir gezgin olarak geçirmiş, gözlemlerini ise eserlerine yansıtmıştır. Bostan ve Gülistan şairin en gözde eserlerindendir. Sadece Doğu Edebiyatı’nın değil dünya edebiyatının da başyapıtları arasında gösterilir. Bunlar iki ayrı eserdir, ancak kimi yayınevleri tarafından beraber basımı da yapılmaktadır. Şirazi eserinde ise hikâyeler etrafında dolanarak insanın hırs, kin, öfke, nefret gibi duygularından arınması gerektiğini vurgular. Bostan; ihsan ve cömertlik, aşk ve sarhoşluk, huzur ve huşu, teslim ve rıza, kanaat, terbiye, afiyet gibi bölümlerden oluşmaktadır. İki eser de aynı temalar üzerine kurulmuştur. Ancak Bostan düzyazı şeklinde yazılmış, Gülistan ise beyitlerden oluşturulmuştur.

2. Mantıku’t Tayr

Kuşların dili anlamına gelen eser, İranlı Sufi şair Ferüdüddin Attar tarafından 12. yy’da kaleme alınmıştır. Yoğun imgelerle donatılmış olan eser okurunu tasavvufi bir yolculuğa çıkarmaktadır. Kuşların Sultanı olan Simurg’u arayan otuz kuşun öyküsü anlatılmaktadır. Simurg Kaf Dağı’nın ardında yaşamaktadır. Yol üzerinde aşılması zor yedi vadi vardır. Bunlar tasavvufta nefis terbiyesinin de basamaklarını temsil eder. Kuşlar Hüdhüd önderliğinde bu zorlu yolculuğa çıkarlar. Yedi vadiden oluşan engeli aşana kadar, kuşlardan kimi ya vazgeçip geri dönmüş, ya da zorlu koşullara yenik düşerek can vermiştir. Simurg’a ulaşmayı başaran kuşlar ise anlar ki Si-murg zaten otuz kuş demektir ve karşılaştıkları yalnızca kendilerinden ibarettir. Attar, bu yolculuk üzerinden vahdet-i vücud inancını anlatmıştır.

3. A’mak-ı Hayal

Mutlaka Okunması Gereken Doğu Edebiyatı Klasikleri

Hayâlin Derinlikleri anlamına gelen roman, 1910 yılında Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmi tarafından kaleme alınmıştır. Romanın başkahramanı Raci Kendi varoluşunu sorgular ve cevaplar arar. Sorularına bilim ve felsefe gibi alanlarda cevaplar arar ancak bunlar onu tatmin etmez. Bir gün, mezarlıkta karşılaştığı aynalı baba karakteri ona rehber olur ve ikili düzenli olarak buluşmaya başlarlar. Aynalı baba ona kahve yapar, sonrasında ise ney üflemeye başlar. Bununla beraber Raci hayal âlemine dalar. Bu hayallerin her biri ayrı bir hikâyedir ve tasavvufu özellikle de vahdet-i vücud anlayışını içerisinde barındırır. Bu eser mutlaka okunması gereken doğu edebiyatı klasikleri arasında yer almaktadır. Bu kitabı okuduğunuzda kendinizi hayâl aleminde göreceksiniz.

4. Binbir Gece Masalları

Binbir gece masalları Arap Edebiyatı’nın en güzel örneklerinden biridir. İlk olarak halk hikâyeleri şeklinde dilden dile yayılmış, 9. yüzyılda derlenerek kitap haline getirilmiştir. Rivayete göre; Fars kralı Şah Şehriyar karısının kendisini aldattığını öğrenir. Bunun üzerine önce karısını öldürtür, sonra her geceyi farklı bir kadınla geçirir. Gecenin sonunda ise sabaha karşı kadını idam ettirir. Bir gece Şah, vezirin kızı Şehrazat’ı ister. Şehrazat ölümden kurtulmak için her gece heyecanlı hikâyeler anlatmaya başlar fakat tam şafak vaktinde hikâyenin en heyecanlı yerinde, anlatmayı keser. Hikâyenin sonunu merak eden Şehriyar, ertesi gece hikâyenin devamını dinlemek için Şehrazat’ı öldürmez. Kitabın sonuna kadar bu hikâyeler devam eder. Sona gelindiğinde, Şehriyar’ın öfkesi dinmiş ve Şehrazat’a inanmıştır.

5. Kelile ve Dimne

Mutlaka Okunması Gereken Doğu Edebiyatı Klasikleri

Fabl türünde kaleme alınan eser MÖ 1. yüzyılda Hintli filozof Beydeba tarafından kaleme alınmıştır. Orijinal adı Pança-Tantra’dır. Arapçadaki adını ilk bölümde yer alan iki çakalın hikâyesinden alır. ‘Kelile’ iyi ve doğruyu, ‘Dimne’ ise kötülüğü temsil eder. Kitabın bir Hint Hükümdarına yazıldığı düşünülmektedir. Zira eserin, hükümdar ve oğullarına nasihat niteliğinde olduğu öne sürülür. İçeriğinde devlet yönetiminden ahlak ve erdeme kadar birçok konu barındırmaktadır. Bu eser,  ‘Bozulan Dostluk’, ‘Kazanılan Dost’, ‘Barış ve Savaş’, ‘Kaybedilen Zenginliklerimiz’ ve ‘Acele Karar Vermeye ve Tedbirsizliğe Dair’ isimli beş ayrı bölümden oluşmaktadır. Yaklaşık iki bin yıl önce yazılmasına rağmen işlediği ve ele aldığı konular güncelliğini korumaktadır.

6. Hay Bin Yakzan

12. yüzyılda Endülüs’te İbn Tufeyl tarafından kaleme alınmış felsefi bir romandır. Ahmet Hamdi Tanpınar eseri İslam Dünyası’nın tek romanı olarak nitelendirmiştir. Felsefi ve tasavvufi öğretiler kitapta sembollerle anlatılmıştır. İbn Tufeyl, eseriyle insanın kendi deney ve gözlemleriyle mutlak bilgiye ve Tanrı’ya ulaşabileceğini ileri sürer. Bu bağlamda deney ve akıl yürütmenin yani bilimin, vahiy ve din ile çelişmeyeceğini, bunların birbirini bütünlediğini anlatmayı amaçlar. Kimsesiz olan ve ömrünü bir adada geçiren Hay, Ceylan sütüyle beslenerek büyümüştür. Kendi deney ve gözlemleriyle varoluşunun anlamını ve Tanrı ile olan bağını kavrar. Başka bir adadan gelen ve vahye dayalı dini temsil eden Absal ile karşılaştığında ikisinin yaratıcı inancının birebir örtüştüğünü fark eder.

7. Leyla ile Mecnun

Mutlaka Okunması Gereken Doğu Edebiyatı Klasikleri

Fuzuli tarafından ele alınan eser Divan Edebiyatı’nın en sevilen örneklerinden biridir. Eser bir şekilde hepimizin kulağına çalınmıştır. Ancak birçoğumuz tamamını okumamıştır ya da içeriği hakkında pek bir bilgimiz yoktur. Fuzuli, 3098 beyitle ölümsüz bir aşkı anlatmış, edebiyatımıza da eşsiz bir eser bırakmıştır. Hikâye kısaca şöyledir: Leyla ve Kays (Mecnun) birbirlerine âşık olur, ancak kavuşamazlar. Ayrılık ıstırabıyla kahrolan Kays, Arapça “deli” anlamına gelen “Mecnun” adıyla anılmaya başlar, çöllere düşer. Leyla’ya kavuşamayan Mecnun beşeri aşktan geçer ve ilahi aşka ulaşır. O kadar ki bir gün Leyla çölde onu bulur ama Mecnun onu tanımaz ve “Leyla benim içimdedir, sen kimsin?” der. Leyla, Mecnun’un kendisinden geçip, ilahi aşka yol aldığını anlar ve geri döner.

8. Güvercin Gerdanlığı

Güvercin Gerdanlığı, güvercinlerin boynunda bulunan halka biçimindeki tüylerdir. İslâm edebiyatında, boyna geçirilen ve ölüme kadar çıkmayan ‘Aşk Zinciri’ni sembolize eder. Bundan dolayıdır ki Endülüslü İbn-i Hazm’ın aşk ve dostluk üzerine nasihatler içeren kitabına da isim olmuştur.  Yazar aşk üzerine çevresinde yaptığı gözlemlerle okuyucunun zihninde farklı bir pencere açar. Bu kitabı okuyan herkes mutlaka kendisinden bir şeyler bulacaktır. Çünkü sevgi ve dostluk hepimizin ortak duygularıdır. Dostluk bölümünde hepimizin çevresinde karşılaştığı insan profillerini görürüz. Ayrıca eser tarihsel gerçeklik anlamında da önemlidir. Yazıldığı dönemde Endülüs’te yaşanan olaylar, dönemin toplumsal yapısı, sosyal hayat gibi konularda da günümüze ışık tutmaktadır.

9. Sûrnâme

Sûrnâme, Osmanlı Padişahı 3. Ahmed’in dört oğlunun 1720 yılında gerçekleştirilen ve 15 gün boyunca süren sünnet şenliklerini anlatır. Şair Vehbi tarafından kaleme alınan mensur bir eserdir. Vehbi’nin en ünlü eserlerinden birisi olan kitapta, İstanbul’un tanıtılmasının yanı sıra devrin örf ve âdetleri anlatılır. Eser, Lale Devri’ni betimleyen en önemli kaynaklardan birisi olarak gösterilir. 18.yüzyıl Osmanlı nesrinin klasik özelliklerini taşıyan eser, düzyazı olarak kaleme alınmıştır fakat içinde manzum bölümler de barındırır. Sûrnâme, bir münacat ile başlar ve ardından naat, 3.Ahmed’e ve Sadrazam İbrahim Paşa’ya methiyeler içerir. Osmanlı kültürünü anlamak ve içselleştirmek adına mutlaka okunması gereken doğu edebiyatı klasikleri arasında yer almaktadır.

10. Heft Peyker

Mutlaka Okunması Gereken Doğu Edebiyatı Klasikleri

Mevlâna, Hâfız, Sadi ve Fuzûlî gibi ünlü şairleri etkilemiş olan Genceli Nizami’nin bu eseri, Sasani hükümdarı Behram-ı Gûr’un efsanevi hayatını tema olarak kullanan muhteşem bir söz sanatı örneğidir. Bu eser, yedi sayısının anlamlar evrenini meydana getiren ve birbirini tamamlayan yedi hikâyeden oluşuyor. Her hikâye ile birer harikalar âlemi yaratan Nizamî, yaradılışın tüm zenginliğini ebedileştirmeyi hedefler. İnsan hallerinin en ulu olanı aşktan başlayarak bütün yaşamın zenginliğini gözler önüne serer. Yedi farklı renkte olan köşkte yaşayan yedi ülkenin yedi güzel prensesi, her gece sırasıyla Behram’ı ağırlar ve her biri ona farklı hikâyeler anlatırlar. Her hikâyenin bambaşka bir evreni temsil ettiği bu müthiş eseri mutlaka okumalısınız.

 


Bu içeriği paylaş

53
15 Paylaşım, 53 puan

Yorum bırak