Halk Efsanelerine Dayanan En Bilindik Andersen Masalları

9 dk okuma süresi


6
11 Paylaşım, 6 puan

Hans Christian Andersen, 2 Nisan 1805 yılında Danimarka Odense’de dünyaya gelmiş ve 4 Ağustos 1875 tarihinde Kopenhag’da hayata veda etmiştir. 70 yıllık yaşamına pek çok eser sığdırmıştır. Danimarka’nın ve dünyanın en tanınmış masal yazarlarından biridir. Babası Hans Andersen, annesi de Anne Marie Andersdatter’dır. 11 yaşındayken Ayakkabıcılık yapan babasını kaybetmiştir. Bu nedenle eğitim hayatına devam edemedi. Geçimlerini sağlamak için annesiyle birlikte temizlikçi ve çamaşırcı gibi çeşitli işlerde çalışarak geçimini sağladı. Masallarında kendi yaşamından güçlü izler taşımaktadır. Bazılarında iyiliğin ve güzelliğin zaferine olan iyimser bir bakış açısı açığa vurulurken; bazıları da oldukça kötümser ve acıklıdır. Genelde gündelik dilin kalıplarını ve deyimlerini kullanır. Biz de halk efsanelerine dayanan Andersen masalları içerisinden en bilindik 10 tanesini sizler için sıraladık. Keyifli okumalar!

1. Kibritçi Kız

Halk Efsanelerine Dayanan En Bilindik Andersen Masalları

Kibritçi Kız masalı, Andersen’in 30 yaşına geldiğinde “Çocuk Masalları” kitabında yayımlanan ilk masallarından biridir. Kibritçi kız, Andersen tarafından yazılan, halk efsanelerine dayanan en bilindik, pek çok kez de filme alınan ve çizgi film uyarlamaları da yapılmış popüler masalları arasındadır. Kısa bir özet olarak; Soğuk bir Noel arifesinde, kentin caddelerinde herkes eğlenirken küçük kız onları seyredip kendi kendine eğleniyordur. Küçük kız kutu ile kibrit satar ve ailesinin geçimini bu şekilde sağlamaktadır. O soğuk havada insanlar eğlenirken, küçük kız hayatın acımasız yüzünü, yoksulluğu tatmıştır. Ailesine yardım etmek için her geçene kibrit satmak ister, fakat o akşam hiç satamamıştır. Havanın çok soğuk olması ve kızın yorgun oluşu yine de onu yıldıramamıştır. Birazcık olsun ısınmak için iki ev arasında bir boşluğa oturur ve hayallere dalar. Çocukluğunu mutlu bir şekilde yaşamak, iyi bir evde oturmak, yoksulluk çekmemek gibi düşler kurarken biraz ısınmak için bir kibrit yakar ve zamanla kibriti yakarak bitirir. Bu durumu fark edince ne yapacağını şaşırmıştır. Ölmüş büyük annesinden yardım dilenmeye, seslenmeye başlar. Durmadan yağan kar, küçük kibritçi kızın üstünü örter. Küçük kız, oracıkta kaskatı ve donmuş kalakalır. Büyük annesi ona elini uzatır ve küçük kibritçi kızı yanına alır.

2. Parmak Kız

Parmak kız, Andersen’in 1835 yılında çıkardığı masalıdır. Kısa özetle; çocukları çok seven ve çocuk sahibi olmak isteyen bir kadın yaşarmış. Bu kadına bir gün bir büyücü kadın yardım etmeye gelmiş. Büyücünün elinde bir tohum varmış. Kadına bu tohumu ekmesini söylemiş. Kadın tohumu ekmiş ve tohumdan bir çiçek çıkmış. Çiçek açtığında ise içinde minicik, tatlı bir kız çocuğu varmış. Kadın bu kızcağıza “Parmak Kız” adını vermiş. Günlerden bir gün, bir kurbağa Parmak Kız’ı görmüş ve oğluyla evlendirmek amacıyla onu uykusunda kaçırmış. Onun haline üzülen küçük balıklar özgür kalması için ona yardımda bulunmuşlar. Evine dönmeye çalışırken başına birçok şey gelen Parmak Kız, yolda bir fare ile tanışmış. Fare onu kör bir köstebek ile tanıştırmış. Köstebek çok zenginmiş ve Parmak Kız ile evlenmek istediğini söylemiş. Köstebeğin yanına gelen bir kırlangıca ne kadar kötü davrandığını gören Parmak Kız gizlice kırlangıca yardım etmiş ve beraber oradan da kaçmışlar. En sonunda beraber gittikleri bir yerde Parmak Kız kendi boyunda, nazik ve sevimli bir peri prens ile tanışmış ve evlenmişler.

3. Küçük Deniz Kızı

Halk Efsanelerine Dayanan En Bilindik Andersen Masalları

Küçük Deniz Kızı, halk efsanelerine dayanan ve 1837 yılında Hans Christian Andersen tarafından derlenen en bilindik Andersen masalları içerisinde yer alır. Özetleyecek olursak; Zamanın birinde okyanusların dibinde bir şato varmış. Burada kral, büyükanne ve altı kızı birlikte yaşarmış. Bu kızlardan en küçüğü hepsinden güzelmiş. Büyük anneleri ara sıra masallar anlatır ve insanlardan bahsedermiş. Kızlara yeryüzünü göstereceğine dair söz vermiş. Kızlar on beş yaşına geldiklerinde yeryüzünü görüp geri dönmüşler. Kızlardan beşi geri dönmeyi ve eski yerinde yaşamayı kabullenirken, en küçük kız dünyalı bir prense âşık olmuş ve bir an önce onun yanına gitmek istiyormuş. Büyük anneleri haberi duyunca çareyi, deniz büyücüsüne gidip çözüm aramakta bulmuş. Deniz büyücüsü deniz kızına bacak verecek ama karşılığında kız sesini kaybedecekmiş. Deniz kızı zor da olsa prensi için bu şartı kabul etmiş ve hemen prensin yanına gitmiş. Prens onun konuşamıyor olduğunu fark edince kardeşi gibi görmeye başlamış. Deniz kızı bu duruma çok üzülmüş. Prens, kısa bir süre sonra başka biriyle evlenmeye karar vermiş. Durumdan haberdar olan büyükanne yine büyücüye gidip yardım istemiş. Büyücü özel bir hançer yapmış ve demiş “Eğer hançeri prensin kalbine saplarsa kız kurtulur, yapamazsa ölür.” Hançeri alan deniz kızı prensin uyuduğu bir gece kalbine saplamak istemiş fakat bunu yapamayacağını anlayınca daha fazla dayanamayarak oradan ayrılmış. Kısa bir süre sonra vücudu değişmeye başlamış. Fazla zaman geçmeden deniz kızı hayata veda etmiş.

4. Çirkin Ördek Yavrusu

Çirkin ördek yavrusu, 1843 yılında yazılmıştır. Özetle; yumurtalarının kırılmasını sabırla bekleyen anne ördek, vakit tamamlanınca ördek yavrularının kabuklarından çıkmasını izliyormuş. Fakat en sonuncu ve en büyük yumurta bir türlü kırılmıyormuş. Sonunda son kalan yumurtanın beyaz kabuğu çatlamış. Diğerlerine göre daha gri ve farklı olan ördek yavrusunun küçük kafası görünmüş. Anne ördek yenidoğan yavruya bakmış ve onun zamanla değişmesini ummuş. Zaman ilerledikçe ördek yavrusunun rengi hâlen değişmemiş. Kümesin tüm hayvanları onunla alay edip, ona “çirkin ördek yavrusu” diye sesleniyorlarmış. Zavallı ördek o kadar mutsuzmuş ki sonunda uzaklara gitmeye karar vermiş. Yalnız başına kendi ayakları üzerinde durarak birçok macera yaşamış. Yavru ördek gün geçtikçe büyümekteymiş. Kendisi farkında olmadan görüntüsü değişiyormuş. Geçen kuğuları gördükçe onların asil duruşları ve nahif görünüşlerinden dolayı iç çekiyormuş. İlkbaharda bir kuğu sürüsü gölün kıyısına yuva yapmaya gelmiş. Çirkin ördek yavrusuyla tanışmak için yaklaşmışlar. Fakat, bu zarif kuşlarla arkadaşlık etmek için kendini çok çirkin ve kaba bulmuş. Birdenbire suda aksini görmüş. O da ne! Kendisini güzel bir kuğuya dönüşmüş olarak görmüş. Kuğu sürüsüne katılmış ve ömür boyu mutlu mesut yaşamış.

5. Kurşun Asker

Halk Efsanelerine Dayanan En Bilindik Andersen Masalları

Kurşun Asker kitabı 1838 yılında çıkarılmıştır. Masalımız; tek bacağı olan bir asker oyuncakla ilgilidir. Oğluna doğum günü hediyesi olarak kurşun asker götürmek isteyen baba, bir askerin tek bacağının olmadığını fark etmiş. Marangoz kurşun askerleri yaparken bir tanesine kurşun yetmediği için tek bacaklı kalmış. Baba bu askeri, oğluna hediye olarak götürmüş. Asker oyuncakları ile oynamayı çok seven çocuk, bu tek bacaklı kurşun askerini hiç sevmemekteymiş. Onu hep oyunun başlarında kullanıp daha sonra kenara atıyormuş. Tek bacaklı kurşun asker bu duruma çok üzülmektedir. Kurşun asker bir gün oyuncaklar arasında Balerini görür ve ona âşık olur. Fakat pencerenin kenarından yuvarlanarak denize düşer ve aşkına kavuşamaz. Daha sonra askerimizi denizde bir balık yutar. Balığı da bir balıkçı tutar. Balıkçının tuttuğu bu balığı çocuğun annesi pişirmek için alır ve eve getirir. İçinden Kurşun Asker çıkınca duruma çok şaşırır. Kurşun Asker tek bacağı olmasına rağmen evine geri dönmüştür. Bu sayede balerinine de kavuşmuştur. Balerin ve asker bir gün şöminenin yanında kalırlar ve yanarak kül olurlar. Çocuğun annesi sabah küllerin arasında tek bir kalp bulur. Bu kalp kurşun asker ve balerinin aşkla yanıp tutuşmalarının sembolüdür.

6. Kral Çıplak

Ülkenin birinde giyimine düşkün, kendini beğenmiş bir kral varmış. Kendini çok akıllı sanan kral, kendi giyim kuşamından başka bir şey düşünmezmiş. Günlerden bir gün komşu ülkenin kralı kendisini ziyaret etmek istediğini haber etmiş. Tabii ki kralın ilk aklına gelen yine ne giyeceği olmuş. Hemen adamlarını çağırtmış. “Tüm dünyaya haber gönderin öyle bir elbise istiyorum ki, dünyada bir eşi benzeri daha olmasın. Bana bu benzersiz elbiseyi dikecek terziyi zengin edeceğim. Misafirlerimi karşılarken o elbiseyi giyeceğim.” En iyi terziler, ellerindeki kumaşlarla, saraya gelmişler. Hepsi dikeceği elbiseleri krala anlatıyormuş. Ama kral anlatılanlardan hiç birini beğenmiyormuş. Sonunda kralın karşısına çok genç bir terzi çıkmış. Sadece akıllı insanların görebileceği bir kıyafet dikeceğini söyleyince kralın çok ilgisini çekmiş. Kralın elbisesi şehirde kulaktan kulağa dolaşır olmuş. Sonunda tören günü gelmiş. Halk toplanmış, hazırlıklar bitmiş. Terzi, kralı soymuş ve gerçekten varmış gibi üzerine bir elbise giydirmiş. Sonra da karşısına geçip; ”Çok şık oldunuz efendim” demiş. Kral kendisinden ödün vermemek için övgüleri kabul etmiş ve çıplak bir şekilde halkın karşısına çıkmış. Şaşkınlıkla kralı izleyen halk cesaret edip sesini çıkaramamış ama bir çocuk birden “Kral çıplak!” diye bağırarak herkesin söylemek isteyip de söyleyemediği cümleyi söylemiş.

7. Karlar Kraliçesi

Halk Efsanelerine Dayanan En Bilindik Andersen Masalları

Karlar Kraliçesi; Danimarkalı yazar Hans Christian Andersen tarafından 1844 yılında yazılan, en bilindik masalları arasında halk efsanelerine dayanan eserlerinden biridir. Kısaca anlatacak olursak; İnsanların şehirden uzak yaşadıkları bölgelerin birinde geçmektedir. Masalda, Gerda ve Kay adlı iki çocuğun arasında geçen dostluk ve sevginin ve bu sevgi sayesinde kötülüğü, yani Karlar Kraliçesi’ni yenmeleri anlatılmaktadır. Bu masal, insanın gözüne ve kalbine yerleşmiş olan kötülüğün, hem insanı hem de çevresindekileri mutsuz ettiğini; bu kötülüğü yenebilecek olan tek şeyin de sevgi olduğu anlatılmaktadır. Masalda konuşan hayvanlar, çiçekler, cadılar, kötü kraliçe, prensesler, prensler, haydutlar, ormanlar, saraylar ve yoksulluk gibi konular yer almaktadır. Karlar Kraliçesi masalı; sade ve anlaşılır anlatımının yanı sıra, sevginin çok güçlü bir anahtar olduğu mesajını verdiği için okunmaya değer bir eser olarak ele alınmalıdır. “Karlar Kraliçesi” aslında yetişkinlerin de okuması gereken bir masaldır. Sevgi, ihanet, sadakat, görev vb. gibi gerçek duyguları işler.

8. Prenses ve Bezelye Tanesi

Bu masal 1835 yılında Andersen’in çıkardığı masallardan biridir. Kısaca özetleyecek olursak; günlerden çok fırtınalı ve sağanaklı bir gündür. Tepenin yüceliklerindeki büyük şatoda bir kral, kraliçe ve yakışıklı oğulları olan prens yaşamaktadır. Prens çok uzun yıllar boyunca kendi gibi iyi ahlaklı ve güzel bir prenses arayışındadır. Ancak, aradığı prensesi bu kadar aramasına rağmen hâlâ bulamamıştır ve bunun üzüntüsüyle şatoya geri dönmüştür. Durumu krala anlatacağı zaman kapı vurulur. Kapıyı açan kral karşısında sırılsıklam olmuş çok güzel bir kız görür, hemen içeriye alır. Kraliçe kızın bir prenses olamayacağını ve kızın asil biri olmadığını düşünerek, prensin bu kızla evlenmesine karşı çıkar. Daha sonra kız için hazırlanan yatağın altına bir bezelye tanesi koyulur, üstüne yumuşak yataklar eklenerek kızı istirahat ettirirler. Sabah olunca kıza rahat edip etmediğini soran kraliçe, kızın sabaha kadar uyumadığını ve yatakta bir şeyin onu rahatsız ettiğini söyler. Kraliçe gülümser ve “Ancak bir prenses bu kadar nazlı olabilir.” diyerek prensin bu kızla evlenmesine razı olur.

9. Jack Ve Sihirli Fasulye Sırığı

Jack işe yaramaz, tembel bir çocuktur. Sefalet içinde yaşayan Jack ve annesinin tek mal varlığı ellerinde kalan bir tane inektir. Jack’in annesi kalan son ineği satması için oğlunu pazara göndermiştir. İneği satmaya giderken yolda karşılaştığı birine sihirli fasulyeler karşılığında ineği satmıştır. Bu duruma annesi çok sinirlenmiş ve üzülmüştür. Akşam yemek yiyecek bir şey bulamadan odasına giden Jack elindeki sihirli fasulyeleri pencereden dışarı fırlatır. Fasulyeler birdenbire uzayıp gökyüzüne kadar uzanmış ve dağların üstünde yaşayan bir devin ülkesine varmıştır. Jack bu ülkeye gidip devin uyumasını fırsat bilerek ilk seferde altın paralar, ikinci gidişinde altın yumurtlayan tavuk, üçüncü gidişinde de sihirli bir harp getirmiştir. Ancak her seferinde dev tarafından yenilmekten devin iyi yürekli karısı sayesinde kurtulmuştur. Dev en sonunda Jack’in peşinden gelerek yeryüzüne inmeye niyetlense de Jack fasulye sırığını baltayla keserek devin yere çakılıp ölmesine sebep olmuştur.

10. Karabuğday

Fırtınadan sonra bir karabuğday tarlasından geçenler iyi bilir. Karabuğday tarlası kavrulmuş gibi görünür. Yaşlı söğüdün tam önünde bir karabuğday tarlası varmış. Karabuğday pek kibirli imiş. Başı yükseklerden hiç mi hiç inmezmiş. “Ben de buğday başakları kadar güzelim, hatta daha da güzelim. Benim çiçeklerim, elma çiçeklerine benzer, herkes hayranlıkla iç çeker. Benden güzeli var mı söyle söğüt ağacı” demiş. Söğüt, ağır ağır başını sallar, “var… var…” dermiş. Aradan uzun zaman geçmiş, hava bozmuş, yağmurlar fırtınalar başlamış. Fırtınayı gören tüm çiçekler, bitkiler boyun bükerken karabuğday çok kibirli olduğundan asla boynunu eğmezmiş. Onu diğer bitkiler uyarmış ama karabuğday duymamazlıktan gelmiş. Fırtına geçip, rüzgarlar dinince, doğa tam bir sessizliğe bürünmüş. Her taraf sakinleşmiş ve güzelleşmiş. Ama karabuğday yangından çıkmış gibi kavrulmuş, kararmış, simsiyah olmuş. İşe yaramaz, cansız bir ot oluvermiş. Olayı duyan ve gören diğer çiçek ve otlar karabuğdaya çok üzülmüşler fakat ellerinden bir şey gelmiyormuş.


Bu içeriğe ifadenle renk ver!

Beğen Beğen
8
Beğen
Mutlu Mutlu
5
Mutlu
Eğlenceli Eğlenceli
5
Eğlenceli
Üzgün Üzgün
0
Üzgün
Olamaz Olamaz
1
Olamaz
Kızgın Kızgın
0
Kızgın
Komik Komik
0
Komik
İlginç İlginç
0
İlginç

Yorum bırak

Lütfen üye girişi yapın!