Eski Zamanların Vazgeçilmez İletişim Aracı Radyonun Tarihçesi

7 dk okuma süresi


116
12 Paylaşım, 116 puan

Günümüzde iletişim kurmak için yalnızca birkaç tuşa basmak yeterli. Ancak eski dönemlere gittiğimizde iletişimin farklı yöntemlerle meydana geldiğini ve oldukça zor süreçlerden geçtiğini görebiliriz. Bu iletişim sürecinin belirli bir dönemine de, şimdilerin vazgeçilmez antika aracı olan radyo tanıklık etmiştir. Hep birlikte üzülmüş yine yapılan yayınlarla hep beraber sevinmişizdir. Gündem değerlendirmelerini büyük bir heyecanla dinlerken, ardından gelen güzel müzik sesleriyle ruhumuzu dinlendirmişizdir. İşte kocaman bir tarih sahnesine tanıklık eden radyonun gelişimini sizler için araştırdık. Eski zamanların vazgeçilmez iletişim aracı radyonun tarihçesi isimli içeriğimizi, keyifle okumanız dileğiyle…

1. Radyonun İcadı

Eski Zamanların Vazgeçilmez İletişim Aracı Radyonun Tarihçesi

İletişimi sağlayan en önemli araçlardan biri olma şerefine nail olan radyo, ilk olarak Michael Faraday’in ciltlediği kitapları okumasıyla başlamıştır. Farady’in yaptığı çalışmalar, genç fizikçiler tarafından yeniden oluşturulmuş ve matematiksel sembollerle dile getirilmiştir. Aynı süreçte Nikola Tesla’da kendi çalışmalarını sürdürmüş ve ürettiği bobinlerle radyo sinyallerini, uzaktaki başka bir bobine aktarma yolunu denemiştir. Ünlü bir laboratuvarda ses dalgalarını uzağa göndermek için bir sistem inşa etmeyi başarmıştır ancak çıkan büyük bir yangınla elindeki tüm veriler ortadan kalkmıştır. ABD’de, bu yangın araştırılırken İtalya’da yeni gelişmeler meydana gelmiştir. İtalyan fizikçi Guglielmo Marconi, icat ettiği kablosuz telgraf sayesinde dalgaları giderek uzağa iletmeyi başarmıştır. Bu çalışmaları, onu radyonun icadına götürmüştür. 1895 yılında radyoyu icat eden Marconi, radyonun patentine de sahip olmuştur. Böylelikle ilk radyo 19. yüzyılın sonlarına doğru, dünya sahnesinde yerini almıştır.

2. Radyonun Çalışma Biçimi

Eski zamanların vazgeçilmez iletişim aracı radyonun tarihçesi listemizin ikinci sırasında bilimsel bir noktaya değiniyoruz. Radyoların üretilirken tasarlandığı mühim bir sistem vardır. Bu sistem alıcıların ve elektro tayfın sınırlı bir aralığını işitmek üzere tasarlanmıştır. Radyo kalitesi, “Q” faktörü denilen hassaslık ve seçicilik aktivitesine göre değerlendirilmektedir. AM ve FM diye gördüğümüz modülasyonlar üzerine tasarlanan radyolar, bu iki türe göre şekillendirilmiştir. Dalga çeşitliliği ise kaliteye paralel bir şekilde evrilmektedir. Genlik, radyo dalgaları açısından olmazsa olmaz bir özelliği teşkil etmektedir. Radyonun dalgaları salınım hareketi esnasında en yüksek şiddete ulaştığında genliği oluşturmuştur. Radyo kanallarına konulan şifrelerde genlik değeri baz alınarak yapılmaktadır. Antenler sadece sınırlı bir frekansı çözmekle yükümlüyken dalgalara saklanmış parolalar, alıcılar tarafından çözülmekte ve hoparlörler üzerinden ses vermektedir.

3. Radyonun İlk Kullanımı

Eski Zamanların Vazgeçilmez İletişim Aracı Radyonun Tarihçesi

Tarih sahnesinde önemli bir yer işgal eden bu iletişim aracının ilk kullanımı da tabiî ki bir iletişimi gerçekleştirmek için olmuştur. Gemilerden sahile haber iletmek için kullanılmaya başlanan radyo, teknoloji ile birlikte geliştikçe denizaşırı haberleşme için de aranan bir icat konumuna gelmiştir. Filmler ve çeşitli sanat eserlerinden de hatırlayacağımız üzere, savaş esnasında bize bilgi vermeyi temel esas haline getirmiş olan radyolar da, aynı zamanda yaşanılan süreçteki darbeler, mahkemeler ve hayatını kaybedenler de yayına verilmiştir. İkinci Dünya Savaşı sürecinde kullanılan en etkin araçlardan biri haline gelmiştir. İlk sansürler de savaş dönemlerinde yapılan yayınlara uygulanmaya başlamıştır. Radyonun sınırları aşarak evrensele ulaşan yetkinliği nedeniyle, “düşman ülkeler” birbirlerinin yayınını dinlemek zorunda kalmışlardır. Sansür de halkın, karşı ülkenin zaferlerini dinlememesi için uygulanmıştır. Sansüre rağmen radyo dinlemek isteyenlere, “vatan haini” sıfatı layık görülmüştür.

4. Radyo Günü

Eski zamanların vazgeçilmez iletişim aracı radyonun tarihçesi listemizin dördüncü sırasında ona adanmış özel bir güne yer veriyoruz. Radyo Günü’nün kutlanması ilk olarak Rusya’da gerçekleşmiştir. Rus mucit Popov’un radyo icadı, resmi gün olarak Rusya’da ilan edilmiştir. Her yıl istisnasız olarak yedi mayısta kutlanan gün, giderek sınırını aşmış ve Bulgaristan gibi birkaç ülkede de resmi kutlama günü haline gelmiştir. 7 Mayıs 1895 tarihinde A. S. Popov’un başarılı bir şekilde radyoyu icat edip halka sunmasıyla kutlanmaya başlanmıştır. St. Petersburg şehrinden halka açık bir şekilde çalıştırılan radyo, bu mucidin ölümünden yaklaşık kırk yıl sonra kabul edilmiştir. Evrensel olarak kabul gören radyo günü ise UNESCO tarafından belirlenmiştir. Birleşmiş Milletlerce belirlenen bu gün, 13 Şubat tarihine denk düşmektedir. Birleşmiş Milletler Radyosu’nun kuruluş günü olarak kabul edilen 13 Şubat’ın, radyo yayıncıları arasında uluslararası iş birliği ve örgütlenme ağının kurulması adına faaliyetler gerçekleştirilmesi gerektiği kararlaştırılmıştır.

5. Radyo Yayınlarının Başlaması

Eski Zamanların Vazgeçilmez İletişim Aracı Radyonun Tarihçesi

İlk radyo yayını ABD’li mucit Fessendon tarafından 24 Aralık 1906 tarihinde gerçekleştirilmiştir. Bu yayın, oldukça kısa erimli ancak konuşma ve müzik içeren bir program olmuştur. İlk kez gerçekleştirilen kısa program, halkta radyo yayınlarına olan tepkiyi çok da arttırmamış ve yayıncılarda da bir yükselme yaşatmamıştır. Sermaye sahipleri ve zengin iş insanları, radyoya yatırım yapmaktan kaçınmışlardır. Alıcısı belli olmayan bir iletiyi dinlemenin çok da zevkli olmayacağını düşünmüşlerdir. Yayından on dört yıl sonra ilk radyo istasyonu ABD’de kurulmuştur. Bu tarih 1920 yılına denk gelmektedir. Türkiye’de ise ilk radyo yayını bundan tam yedi yıl sonra 1927 tarihinde Sirkeci Postanesi’nin ücra bir bodrum katında gerçekleşmiştir. Kimsenin evinde radyo alıcısı bulunmadığından bu yapılan ilk yayın, binanın dışında konumlanan bir hoparlör ile halka ulaştırılmıştır. Yayındaki ilk anons Eşref Şefik tarafından seslendirilmiştir.

6. Türkiye’ de Radyoculuk Serüveni

Bir önceki maddede belirtildiği üzere Türkiye’de ilk yayın 1927’de TRT İstanbul Radyosu ile başlamıştır. Önceleri devlet eliyle yönetilen radyolar 90’lı yıllarla birlikte tekelleşmiş ve özel yayınlar başlamıştır. Özel yayıncılık, büyük bir dinleyici kitlesini de beraberinde getirmiştir. Şimdilerde azalsa da hala bir şekilde kendini hayatta tutmaya çalışan radyoculuğun Türkiye’de kabul edilmesi çetrefilli yollar sonucunda olmuştur. Daha en başında bazı sorunlar baş göstermiş ve hükümetten bazı kişiler radyonun kurulmasına karşı çıkmıştır. Radyonun kurulmasını istemeyenler, kendi tabirlerince halkın epey geride kaldığını ve radyo kurulursa bu yeniliği ve gelişmeleri takip edemeyeceğini düşünmüşlerdir. Malzeme açısından da yeterli teknolojiye sahip olunmadığı belirtmişlerdir. Bir diğer kısım ise, plak satışlarının fazla olması nedeniyle halkın radyoya kolayca uyum sağlayabileceğini düşünmüştür. Atatürk’ten de gerekli izin ve onay alındıktan sonra, radyo istasyonunun kurulmasına olanak sağlanmıştır. Türkçenin yanı sıra, Fransızca ve Almanca dillerine de yer verilen radyonun, tüm Avrupa’da dinlenmesi amaçlanmıştır. 1927’ de yayın hayatına giren radyo, önceleri kırklar ve ellilerde Anadolu’ya yayılmış ardından ise yetmişli yıllara gelindiğinde tüm ülkede dinlenmeye başlamıştır.

7. Türkiye’ de Radyo Programları

Eski Zamanların Vazgeçilmez İletişim Aracı Radyonun Tarihçesi

Radyolar yavaş yavaş özelleşmeye başlayınca rağbet gören programları da beraberinde getirmişlerdir. Özellikle 1960 Darbesinin yol açtığı infazları ve ardından Yassıada Mahkemesinin dinlenmesi, halkta radyoya olan bağımlılığı meydana getirmiştir. Kısa bir süre sonra yeniden bir darbe gerçekleşmesiyle, sokağa çıkma yasağının geldiğini halk, yine radyolardan öğrenmiştir. Tüm öğrenci hareketleri, mahkemeler, infazlar ve tutuklananlar bizlere radyodan iletilmiştir. Eski dönemlerde genelde hüzün veren radyolar, gelişen teknolojiyle birlikte farklı programlara da ev sahipliği yapmaya başlamıştır. Birçok yarışma programı, talk showlar, korolar ve sanat musikileri bizlere radyolardan verilmiş, eğitici ve öğretici yayınların hayatımıza karışması da bu sayede gerçekleşmiştir. Günümüze kadar ulaşan radyo programlarının efsanelerinden biri olarak kabul edilen “Kaybedenler Kulübü’nün” ise filmi dahi çekilmiştir. Bir radyo programının beyaz perdeye aktarılması, bizlere vaktizamanında radyoculuğun çok mühim bir alan teşkil ettiğini ispatlamaktadır. Bir dönemin efsane ikilisi olarak adlandırılan, Mete Avunduk ve Kaan Çaydamlı “standart ruh halleriyle” radyonun güncelliğini korumayı başarmıştır.

8. Radyonun İlgi Alanları

Dünya tarihindeki en büyük savaşlardan biri olan İkinci Dünya Savaşı zamanında radyolar, habercilik ve yayıncılık alanında rol oynamıştır. Savaş sürecinden bahsetme, savaş alanlarından haber verme ve savaş sahalarını yorumlama gibi faaliyetlerin gerçekleştiği radyo yayınları, Avrupa’da altın çağını yaşamıştır. İkinci Dünya Savaşı sürecinde, bir savaş suçlusu olarak akıllarımıza kazınan Hitler, radyoyu bir propaganda aracı olarak kullanan en önemli diktatörlerden biri olmuştur. Radyoyu kullanarak iktidara gelmiş ve yine radyo sayesinde iktidarda kalma süresini sağlamlaştırmıştır. Savaş sonrasında ise hızla farklı bir boyuta evrilen radyo yayınları, sanat camiasını yansıtmaya başlamıştır. Ses ve sözün ahenkli ritmini yakalayan dinletileri, onu büyük bir heyecanla bekleyen dinleyicilere iletilmiştir. Akşamları insanların başına toplandığı radyolardan, müzik severlere müzik şölenleri yaşatılmıştır. Adeta sadık bir dost vazifesi gören radyolar, halkın vazgeçilmez eğlence araçlarından biri konumuna gelmiştir. Kimi zaman onunla hüzünlenmiş kimi zaman ise onunla hayatın tadını çıkarmışlardır. Hayat radyosuz ilerlemez olmuş, radyonun adeta bir hayat konumuna geldiği görülmüştür. Masallar, şiirler, eğitimler, çocuk programları ve daha nicesi radyo severlere düzenli olarak sunulmuştur.

9. Beyaz Perdede Radyo

Savaş esnasında geçen filmlerde, radyo büyük bir alan kaplamış ve filmin merkezine odaklandırılmıştır. Önemi biz izleyicilere en ince ayrıntısına kadar gösterilmiş, hüzne ve sevince ettiği ortaklık çok iyi bir şekilde hissettirilmiştir. Robin Williams’ın başrolünde olduğu ve bizlerin de büyük bir tutkuyla izlediği “Jakob’ın Yalanları” filminde radyonun temele yerleştiği görülmektedir. Esasında bir roman olan film, sinemaya da başarılı bir şekilde aktarılmıştır. Nazi işgalinde olan Polonya’daki minik bir kasabada, tüm umutların radyodan gelen haberlere bağlandığı bir senaryoya sahiptir. Radyoları yasaklayan ve toplayan Almanlar, Jakob’ın hayali radyosundan habersizdir. Jakob sanki radyosu varmış gibi, her gün savaşın yakında biteceğini ve her şeyin sona ereceğine dair haberler uydurmaya başlamıştır.Böylece çoğu kişiyi açlık ve yoksulluk içinde hayatta kalmaya çalışırken boş bir ümitle hayata bağlamıştır. Özellikle politik değerlendirmeleri ele alan yerli sinema ve dizi sektöründe de radyoya epey yer verilmektedir. Yayınlandığı döneme damga vuran ve hala çoğu sahnesiyle içimizi ürpertmeyi başaran Hatırla Sevgili dizisi, barındırdığı radyo yayınları ile bizleri etkilemeyi sürdürmektedir.

10. Günümüzde Radyo

Eski Zamanların Vazgeçilmez İletişim Aracı Radyonun Tarihçesi

Gelişen teknoloji ve genç kitlenin daha farklı alanlara yönelmesiyle radyoculuk sektörü de kesintiye uğramıştır. Her gün bir yenisini alt etmek amacıyla sektörde yerini alan dijital uygulamalar, çevrim içi konserler ve podcastler radyonun pabucunu dama atmaktadır. Artık kimse o güzel kocaman kahverengi radyolarını başköşeye yerleştirip dakikası dakikasına programları takip etmemektedir. Nostaljinin sembolü haline gelen antika radyolar, pahalı eskici dükkânlarında yerlerini almış ya da evlerde bir sandığın içine tıkılmışlardır. İsteyenler için radyolar, telefonlardan yahut akıllı televizyonlarımızdan yalnızca bir tuş yardımı ile dinlenebilmektedir. Genel kültürü bize aşılayan radyoların yerini, popüler kültür araçları almış, işitsel hafıza yerini görsele bırakmıştır. Yazımızı sonlandırırken okuyuculara ufak bir tavsiyemiz var. Uygun fiyatlı ufak nostaljik radyolara rastlarsanız, çekinmeden alın ve odanızın en sevdiğiniz köşesini ona ayırın. Sadece bu kahverengi radyoyu izlemek bile size ilham kaynağı olacaktır.


Bu içeriği paylaş

116
12 Paylaşım, 116 puan

Yorum bırak