Bilim Tarihinde Çığır Açarak Dünyaya Yön Veren Kadınlar

5 dk okuma süresi


5

Yüzyıllar boyunca üniversiteler kadınlara diploma vermeyi reddetti. En prestijli bilim topluluğu olan Royal Society, 20. yüzyıla kadar kadınların aralarına katılmalarına izin vermedi. Ancak kadınlar kimya, fizik, biyoloji ve astronomiyi uygulamaya devam ederek bilime devrim niteliğinde katkılar sağladılar. Tarihte erkek egemenliği yüksek toplumların bir sonucu olarak istikrarlı bir şekilde dışlanmış olsalar da bilim tarihinde ön plana çıkıp, çığır açarak dünyaya yön veren azimli kadınlar hep var oldu. Bu içerikte de bu saygıdeğer bilim insanı kadınlar sizler için sıralandı.

1. Henrietta Swan Leavitt

Bilim Tarihinde Çığır Açarak Dünyaya Yön Veren Kadınlar

1985 yılında, üniversitede geçirdiği bir hastalık nedeniyle sağır olan Henrietta Swan Leavitt, Harvard Koleji Gözlemevi’nde gönüllü olarak çalışmaya başladı. O zamanki yönetici Charles Pickering’in Leavitt’e oldukça cüzi bir maaş teklif etmesi bile yedi yıl sürdü ve Radcliffe Koleji mezunu Leavitt sonunda gözlemevinin fotoğrafik fotometri bölümünüm başkanı oldu. 2400’den fazla yıldızın tanımlanması da dahil olmak üzere astronomide çığır açan keşifler yaptı. Çalışmaları bu yıldızlarla ilgili çağdaş bilgiyi ikiye katladı ve Leavitt’in bir yıldızın parlaklığı ile Dünya’dan uzaklığı arasındaki bağlantıyı bulmasına yardımcı oldu. Daha sonra Edward Hubble, Leavitt’in keşiflerine dayanarak evrenin genişlediği gözleminde bulunabildi.

2. Rosalind Franklin

DNA’nın yapısını keşfetme yarışı 1950’li yıllarda bilim insanlarını tüketmişti. Ancak DNA’nın çift sarmalını ortaya çıkarmada en etkili olan çalışma Rosalind Franklin’inkiydi. Cambridge Üniversitesinde fiziksel kimya alanında doktora yaptı ve X ışının yapısı üzerinde çalıştı. 100 saat boyunca X ışınına maruz bıraktıktan sonra rafine ettiği bir makinede DNA’nın yapısını başarılı bir şekilde fotoğrafladı. Her ne kadar bilim tarihinde buluşuyla çığır açarak dünyaya ve modern genetik biyolojiye yön veren kadınlar arasında olsa da iş arkadaşları fotoğrafı kendisinden habersiz bir şekilde kullanıp makalelerinde yayınladılar. Franklin ise daha 37 yaşında bilime verdiği katkıları insanlar tarafından bilinmeden oldukça erken yaşta hayata gözlerini yumdu.

3. Alice Ball

Bilim Tarihinde Çığır Açarak Dünyaya Yön Veren Kadınlar

Öncü bir kimyager olan Alice Ball, 20. yüzyılın başlarında cüzzam hastalığı tedavisinde devrim yarattı. Washington Üniversitesi ve Hawaii Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra Ball, ABD’deki ilk kadın kimya profesörlerinden biri oldu. 20’li yaşlarının başında bir ağacın yağından yapılan ilk enjekte edilebilir cüzzam tedavisini geliştirdi. Bulduğu metot on yıllar sonra binlerce cüzzamlı hastayı tedavi etmek için kullanıldı. Bir laboratuvar kazasında klor gazına maruz kaldıktan sonra 24 yaşında hayata veda eden Ball’ın çalışmaları ölümünden sonra başka bir profesör tarafından kullanıldı ve Ball’ın katkısı ret edildi. Ancak gerçek ortaya çıktıktan sonra Ball günümüzde kimya alanının en başarılı bilim insanlarından biri olarak görülmektedir.

4. Chien-Shiung Wu

Deneysel fizik alanında çalışmalar yapan Chien-Shiung Wu eşlem korunumu teorisini çürüten ve kendisinin önderliğinde yapılan Wu Deneyi en önemli çalışmalarından birisidir. Şanghay’ın kuzeyindeki küçük bir kasabada doğup büyüyen Wu, o zamanlar kadınlar için pek yaygın olmayan örgün eğitimi alabilecek kadar şanslıydı. Nanjing Üniversitesi fizik bölümünden mezun olduktan sonra eğitimine ABD’de devam etmeye karar verdi ve daha sonra yine fizik alanında doktora derecesini aldı Wu fizik bölümündeki ilk kadın profesör olduğu Smith College ve Princeton Üniversitesi’nde fizik dersleri vermek için ABD’de kaldı. En bilinen çalışmalarından biri atom ve nükleer alanda gelişmelerin yaşandığı Manhattan Projesi’ne katılmasıydı.

5. Barbara McClintock

Bilim Tarihinde Çığır Açarak Dünyaya Yön Veren Kadınlar

20. yüzyılın ortalarında genetikçiler genlerin yerinde sabitlendiği ve hareket etmediği konusunda hemfikirdi. Ancak Barbara McClintock, mısır üzerine yaptığı araştırmayla bu teoriyi at üst etti. Genetik trans pozisyon üzerinde çalışan McClintock genlerin fiziksel özellikleri açıp kapatabileceğini kanıtlamak için çalışmalarını geliştirdi. Moleküler biyolojinin güncel fikirlerine meydan okudu işin şüphecilikle karşı karşıya kaldı ve bu durum onu çalışmalarını yayınlamaktan kaçınmaya itti. 1983 yılında genlerin pozisyonları üzerinde hareket ettirebilme yeteneği üzerine yaptığı çalışmalarla Nobel ödülünü kazanarak bilim tarihinde çığır açarak kendini kanıtlandı ve dünyaya yön veren kadınlar arasında yerini aldı.

6. Caroline Herschel

Caroline Herschel yalnızca bir kuyruklu yıldızı keşfeden ve bilimsel çalışmaları için maaş alan ilk kadın olmakla kalmadı, aynı zamanda Royal Society kadınları aralarında kabul etmelerinden çok önce fahri üyelik verilen ilk kadın oldu. 1780’li yıllarda Herschel, kardeşi William ile gece gökyüzündeki cisimleri sınıflandırmak için çalıştı. Kardeşler 2500 bulutsu ve yıldız kümesi kaydettiler ve Herschel tek başına 14 bulutsu ve sekiz kuyruklu yıldız keşfetti. Dönemin kralı George III Herschel’e astronomik araştırmalarına devam etmesi için maaş teklif etti. 500’den fazla yıldızın haritasını çıkarmak için titizlikle gökyüzünü taradı. 97 yaşında hayatını kaybetti.

7. Katherine Johnson

Bilim Tarihinde Çığır Açarak Dünyaya Yön Veren Kadınlar

NASA’da çalışmalarıyla tanınan Katherine Johnson’ın çalışmaları insanları Dünya çevresinde yörüngeye ve daha sonra aya göndermesine yardımcı olan matematiksel hesaplamalarıyla ilgiliydi. Gençliğinde sayılara ve saymaya karşı bir tutkusu bulunan Johnson 10 yaşındayken liseye, 15 yaşındayken ise üniversiteye başladı. Diplomasını aldıktan sonra zor matematik problemlerini çözebilecek yetenekli matematikçiler arayan NASA’da işe girdi. 1960’larda NASA, astronotları yörüngeye başarılı bir şekilde gönderebilmek için Johnson’ın yaptığı hesaplamaları kullandı. NASA yöneticisi James Bridenstine Johnson’ın 2020 yılındaki ölümü üzerine “O bir Amerikan kahramanıydı ve öncü mirası asla unutulmayacak” dedi.

8. Marie Curie

Marie Curie, iki bilimsel alanda Nobel Ödülü kazanan tek bilim insanı olma unvanını günümüzde bile korumaktadır. Sorbonne’da okuduktan sonra, Curie fizik profesörü oldu ve radyasyonu incelemek için bir laboratuvar açtı. 1896 yılında radyoaktivitenin keşfinden sonra Curie ilk kez polonyum ve radyum elementlerini izole etti. Radyoaktivite alanındaki araştırmaları ve keşifleri fizik ve kimya alanlarında kendisine Nobel Ödülleri kazandırdı. X ışınları ve uranyum üzerindeki çalışmaları onu bilim tarihinde çığır açarak camia içerisinde çok ünlü bir isim olmasına ve dünyaya yön veren kadınlar arasında yer almasını sağlamasına rağmen yıllarca radyoaktif maddelerle çalıştıktan sonra 1934 yılında radyasyona maruz kalmaktan hayatını kaybetti.

9. Lise Meitner

1930’larda Lise Meitner nükleer fisyonun keşfedilmesine yardımcı oldu. Viyana Üniversitesi’nde doktora derecesini aldıktan sonra Berlin Üniversitesi’ndeki ilk fizik profesörü oldu. Ancak Adolf Hitler iktidara geldikten sonra İsveç’e taşındı ve burada çalışmalarına devam etti. 48 kez kimya ve fizik ödüllerine aday gösterilmesine rağmen Nobel ödülünü hiç kazanamamasına rağmen çalışmalarını kendisine yer vermeden kullanan Otto Hahn, Nobel ödülünü kazandı. Çalışmalarının nükleer bomba yapılmasında kullanılmasını kabul eden Meitner Manhattan Projesi’ne katılmayı reddetti ve bir pasifist olarak “Bir bombanın geliştirmesiyle hiçbir ilgim olmayacak!” sözleriyle tarihte yerini aldı.

10. Marie Tharp

Bilim Tarihinde Çığır Açarak Dünyaya Yön Veren Kadınlar

1943 yılındı Ohio Üniversitesi’nden müzik, İngilizce ve dört farklı yan daldaki çalışmalarını başarıyla tamamlayarak mezun olduktan sonra Michigan Üniversitesinde jeoloji üzerine yüksek lisans yaptı. Daha sonra ise Tulsa üniversitesinde matematik bölümünden mezun oldu. Bir üniversite laboratuvarında harita çizimcisi olarak işe başlayan Tharp havadan çekilmiş fotoğrafları kullanarak ikinci dünya savaşında denize düşen uçakları tespit etmeye çalıştı. Daha sonra Atlantik Okyanusu’nun çok detaylı bir haritasını çıkardı. Kadın olduğu için araştırma gemilerine alınmayan Tharp ancak 1965 yılında böyle bir yolculuğa katılabildi. Atlantik Okyanusu’ndaki tektonik levhalar üzerine yaptığı çalışmalar büyük yankılar uyandırdı ve deniz tabanının nasıl olabileceği konusunda pek çok isme öncülük etti.


Yorum bırak

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Lütfen üye girişi yapın!