Varoluşumuzu Taçlandıran Aşk Üzerine Yapılmış En Güzel Tanımlar

5 dk okuma süresi


1
13 Paylaşım, 1 puan

Birisi size, aşkın yalnızca bir yanılsama olduğunu kesin bir dille söyleseydi, yaşadığınızın gerçek mi yoksa hayal mi olduğundan şüphe etmez miydiniz? İnsanlık var olduğundan bu yana, uğruna dağların delindiği, çöllerin aşıldığı, ses tellerinin aşındığı, mürekkeplerin tüketildiği, hatta ölümlerin bile olduğu o varoluşumuzu taçlandıran aşk üzerine yapılmış en güzel tanımlar, yalnızca süslü laflardan oluşmuş bir fantazmagori olduğunu söylemek, tüm acıların ya da sevinçlerin kof bir rüya olduğunu söylemek olmaz mı? Hadi şu aşk için yazılmış bahsi geçen kelamları yeniden bir düşünelim ve bir illüzyon mu yoksa gerçek mi olduğunu yeniden keşfedelim.

1. Orhan Pamuk; Körler İyi Âşık Olur

Varoluşumuzu Taçlandıran Aşk Üzerine Yapılmış En Güzel Tanımlar

Aşk üzerine yapılmış tüm tanımlar, varoluşumuzu taçlandıran en güzel tariflerdir. Tanımadığınız birine dünyanın olumlu anlamda tüm “en”lerini yüklemek çerçevesinde toplanabilir desek, herhalde yanlış bir şey söylemiş olmayız. Âşık için maşuku dünyanın en güzelidir, en zekisidir, en bilgesidir, en erdemlisidir diyebiliriz. Hem de daha hiç tanımamasına rağmen o öyledir. Orhan Pamuk’un dediği gibi, “aslında en iyi aşk, değil tanımak, hiç görmediğin kişiye duyulan aşktır. Körler iyi âşık olurlar mesela.” Orhan Pamuk, bu söz ile aşkı tanımlamıştır. Bir kinaye içindeyse komik, değilse daha da komik bir durum. Biz daha çok kinaye yaptığına inanıyoruz.

2. Oscar Wilde; Bir Yanlış Anlamadır

Orhan Pamuk’un -tahmin ediyoruz- kinayesine karşılık olarak Oscar Wilde, net bir şekilde “Aşk, karşılıklı bir yanlış anlamadır” der. Yanlış anlaşılan nedir peki? İki tarafın da birbirine yüklediği anlamların gerçek olmayışıdır. Amerika’da yapılan bir araştırmada, âşık olma halinin, maşukun tanınması ile sonlandığı gözlenmiştir. Zira aşığın kafasında maşukuyla yarattığı mükemmel varlık ideali, karşı tarafı tanıyarak, yani mükemmel olmadığını, onun da hata yapabildiğini ya da zayıflıklarının olduğunu görerek yıkılabilir. Gerçeğin önüne çekilmiş oyun perdesi böylece aralanmış olur.

3. S. Freud; Yaşam Belirtisinin Kökeni

Varoluşumuzu Taçlandıran Aşk Üzerine Yapılmış En Güzel Tanımlar

Madem -yukarıda bahsedildiği şekliyle- aşk bir yanılsamadır, insan neden sürekli kendini bu illüzyonun içinde bulur? Freud, “yaşam belirtisinin kökeninde duygulanma vardır; duygulanmanın da temeli aşktır” diyerek, aşkı insan yaşamının temeline koyar. İşin aslına bakacak olursak, gerçekten de insanlar, özü itibariyle yaşamlarını haklılandırmak, başka bir deyişle, var olmak için aşk yolunda bulurlar kendilerini. Hem acıların katlanabileceği bir dayanak, hem de sevinçlerin bir anlamı olabilmesi için -bir sevgi nesnesi olarak- aşka ihtiyaç vardır. Peki, o nesnenin gerçek olup olmadığını nasıl ayırt edebiliriz?

4. C. Bukowski; Yok Olup Giden Bir Sis

“Aşk güneş doğmadan önce görülen bir sise benzer. Bir süre devam eder ve hemen ortadan kaybolur. Aşk gerçekliğin ilk gün ışığıyla yok olup giden bir sistir” demiş Charles Bukowski. Görüldüğü üzere, her ne kadar aşkın en gerçek şey olduğuna dair tanımlar olsa da, aşkın bir illüzyondan ibaret olduğuna dair de açıklamalar yapılmıştır. Bu iki uç fikir arasından hakikatin ne olduğuna bakacak olursak, şimdilik, her aşkın bir olmadığını görebiliriz. Siz de, bir yalanın içinde mutlu olmaktansa, gerçeğin acı sularında yüzmeyi yeğlerim diyorsanız, doğru olan aşkın hangisi olduğunu bulmak zorundasınız.

5. Sofhokles; Aşk var, Aşk var

Varoluşumuzu Taçlandıran Aşk Üzerine Yapılmış En Güzel Tanımlar

Bir tarafta kandırmacanın fark edildiği beyhude bir serüvenden bahsedilirken, diğer taraftan Sofokles’in “hayatın ağırlığını ve acısını tek bir sözcük unutturur bize, aşk” dediği cümlede olduğu gibi hayatın tek gerçeği olarak görülmektedir. Bize kalırsa, yukarıda bahsi geçtiği üzere, maşukun tanınmadığı bir aşkın illüzyon olduğu açıktır; dolayısıyla “aşk var, aşk var” derken bir yanılsama olan aşkın üzerine daha fazla konuşmaya gerek yoktur. Yani sahte olan aşkın kritiği, iyi tanıyıp tanımamak ibarettir denebilir. Peki gerçek aşkın kritiği nedir, nasıl anlaşılabilir?

6. Albert Camus; Yüzyılda Bir Gelen Gerçek Aşk

Albert Camus “tabii, gerçek aşk pek az rastlanan bir şeydir, aşağı yukarı yüzyılda iki ya da üç kez görülür” der. Sahte olan aşkın, tanımadığımız birine karşı beslenen yoğun duygular olduğunu düşünürsek, tersten bir akıl yürütme ile, gerçek olan aşkı ise, maşukun tanınmasına rağmen devam ettiği yoğun duygular olarak belirleyebiliriz. O halde, gerçek aşkı tanımak, maşukun zaaflarını, hatalarını, yani mükemmel olmadığını artık bilmemize rağmen içimizdeki duyguların sarsılmadığı bir aşk olarak tanımlayabiliriz.

7. Nietzsche; Ömür Boyu Tanışmaya Devam Edecek Bir Tanıma

Varoluşumuzu Taçlandıran Aşk Üzerine Yapılmış En Güzel Tanımlar

Nietzsche, bir insanla evlenmeden önce, kendimize, “bu insanla hayatımın sonuna dek konuşabilir miyim?” diye sormamızı öğütler. Buradan çıkaracağımız anlam, maşukun tanınmasına rağmen süren duygular olarak tanımlanan gerçek aşkta, tanıma denilen şeyin kapsamının çok geniş olması gerektiğidir. Öyle bir tanıma olmalıdır ki bu, Nietzsche’nin bahsettiği gibi, ömür boyu tanışmaya devam edecek bir tanıma. Aksi halde, kısa soluklu bir rüyadan, sadece uzun soluklu bir başka rüyaya geçmek işten bile değildir.

8. Oğuz Atay; Aşkın Tazeliği Tartışmalarla Korunur

Tartışmak, çoğu insanın sandığı gibi ilişkideki çatlakların değil, ilişkinin daha da sağlamlaşmasının işaretidir. Zira ancak tartışmalar ile tüm ilişkiye tepeden tırnağa yeniden incelenme ve bakım yapma olanağı tanımış olursunuz. Başka bir deyişle, tartışmanın mahiyeti, her şeyi baştan sorgulayıp nasıl güzel bir şekilde kurduğunuzu -üzerine daha da ekleyerek- hatırlamak, böylece aşkın canlılığını korumaktır denebilir. Oğuz Atay da “iyi geçinmek iki kişinin kusursuz olmasıyla değil, birbirlerinin kusurlarını hoş görmesiyle olur” ifadesiyle, aşkın tazeliği tartışmalarla korunur savını desteklemiştir denebilir.

9. Ayn Rand; Sevmek Koşullu Olmak Zorundadır

Çoğu insan her zaman koşulsuz, hiçbir kriterin gözetilmediği aşkı arar. Oysa Ayn Rand, böylesi bir şeyin mümkün olmadığını, zira her insanın -doğru veya yanlış da olsa- sürekli bir değerlendirme içinde olduğunu söyler. Dolayısıyla koşulsuz aşk ile aranılan şey, tüm insan olmaya dair iş ve eylemleri bir başkasının omzuna yüklemekten ibarettir. Ayn Rayn, bu bağlamda, insanları ayırmadan sevmenin, herhangi bir değer gözetmemek, dolayısıyla aslında sevmemek anlamına geldiğini dile getirir. Sonuç olarak, sevmek koşullu olmak zorundadır ancak o koşulun ne olduğu çok önemlidir. Söz gelimi, o koşul erdem ve değer ise ne güzel, ancak ben merkezli bir anlayış ise karşınıza çıkacak problemlere hazırlıklı olmanız gerekebilir.

10. Erich Fromm; Aşk Sevgiden Sonra Başlar

Varoluşumuzu Taçlandıran Aşk Üzerine Yapılmış En Güzel Tanımlar

Sonuç olarak tanımadığımız birine duyulan aşkın yalnızca bir kandırmaca ve herhangi bir standart gözetmeden istenen sevginin, aslında sevmemek anlamına geldiğini kavramış olduk. Gerçek aşk ve sevgiye ise, tersine bir akıl yürütmeyle varabiliriz. Şöyle ki, gerçek aşk ve sevgi, tanıdığımız birinde insanca standartların uyuşması ile mümkün olur ancak. O halde, öteden beri sanılanın aksine denebilir ki, aşk sevgiden sonra başlar. Erich Fromm’un özet bir şekilde bahsettiği sevginin mahiyetini, her aşk girişimimizde tekrar tekrar okuyabiliriz: “Yeni yetme aşk, ‘Seni seviyorum, çünkü sana ihtiyacım var’ der. Olgun aşk ise, ‘Sana ihtiyacım var, çünkü seni seviyorum’ der.”


dergiCE üyeleri ne diyor?

Bu içeriğe ifadenle renk ver!

Beğen Beğen
3
Beğen
Mutlu Mutlu
3
Mutlu
Eğlenceli Eğlenceli
2
Eğlenceli
Üzgün Üzgün
0
Üzgün
Olamaz Olamaz
0
Olamaz
Kızgın Kızgın
0
Kızgın
Komik Komik
0
Komik
İlginç İlginç
1
İlginç