Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Işığındaki İkinci Cinsiyet Kitabının Detayları

6 dk okuma süresi


2
14 Paylaşım, 2 puan

İkinci cinsiyet, feminizme büyük katkısı olan Simone De Beauvoir’in en önemli eseridir. Toplumsal cinsiyet çalışmalarına kaynaklık eden bu kitapta, kadının tarih boyunca ne gibi süreçler nedeniyle “ötekileştiği” anlatılır. Bu süreci anlatırken, kadının toplumca “ikinci cinsiyet” rolüne maruz kalmasının da altını çizer. Yazar bu durumun bir toplumsal dayatmayla süregeldiğini, tarihsel ve kültürel gelişimiyle de nasıl başkalaşım geçirdiğini açıklamaktadır. Kadınlığı biyolojik süreçle değil, kültürel ve tarihsel açıdan kendi kavramlarıyla dile getirmiştir. Beauvoir aynı zamanda, erkek egemenliği sebebiyle kadının ne şekilde hapsedildiğini de kitapta vurgulamıştır. Bu içeriğimizde, ikinci cinsiyet kitabının toplumsal cinsiyet çalışmaları ışığındaki önemli detayları yer almaktadır. İyi okumalar!

1. Kadın-Erkek İlişkisinin Doğası

Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Işığındaki İkinci Cinsiyet Kitabının Detayları

Beauvoir kitabında, kadın-erkek ilişkisini tarihsel dönüşümüyle birlikte açıklamıştır. Erken dönemlerde anaerkil bir sistemin hâkim olduğu ve iktidarın anne soyuyla aktarıldığı bilinmektedir. Sonrasında, erkek egemenliğinin ortaya çıkmasıyla beraber ataerkillik doğmuş ve böylece kadın ‘nesne’ olarak algılanmıştır. Böylece köle-efendiden de farklı olarak kadın “başka” olarak görülmüştür. Kadın ve erkeğin fizyolojik yapısıyla beraber, kadının doğurganlığı birçok anlayışı yeniden inşa etmiştir. Bu durumun farkında olan egemen yapı, geleneksel anlayış ile kadını belirli kalıplara hapsetmiştir. Erkeğin değerleriyle yaşayan kadın kendi bilinciyle savaşmak yerine hakimiyete boyun eğmek zorunda kalmıştır. Bu sebeple kadın-erkek ilişkisinin doğası efendi-köleden farklı olmaktadır.

2. Kadın Doğulmaz, Kadın Olunur

İkinci Cinsiyet kitabının yazarı Beauvoir, toplumsal cinsiyet çalışmaları ışığındaki ‘ikinci cins’ temelli detayları içerisinde barındırmıştır. Onun en büyük teorisi olan ‘kadın doğulmaz, kadın olunur’ ile onu doğal bir gerçeklikten ayırmıştır. Bu durumda kadın; özünde bulunmayan, doğuştan gelmeyen ve toplum içerisinde tanımlanan medeniyet tarihinin bir ürünüdür. Bebeklik döneminden itibaren kadını farklı bir kalıba sığdıran kimi davranışlar yer almıştır. Buna maruz kalan kadın ise ikincil bir konuma yerleşmiştir. Mutlak gücü eline alan erkek, kendi özünü kabul ederken, kadını farklı bir ölçüde tutar. Yazar burada, kadının baskı ve sömürü altında kalmasının biyolojik cinsiyetle açıklanamayacağı düşüncesini ele alır. Çünkü kadının aleyhine oluşan bu durum eşitsizliği doğurur.

3. Cinsel Tabular

Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Işığındaki İkinci Cinsiyet Kitabının Detayları

Yazarın önemle üzerinde durduğu bir diğer detay, cinsel tabulardır. Yazar doğumla ilgili tabuları incelerken, kadının doğurganlığının eski zamanlarda dehşet verici olarak algılandığına vurgu yapar. Bu sebepler doğrultusunda kadın, korkulan ancak saygı duyulması gereken bir yere sahiptir. Fakat erkeğin doğayı kontrol etmeye başlamasıyla birlikte, kadının mistik özelliğine inanmamaya başlar. Bunun farkına varan erkek, kadını hizmetkâra dönüştürür ve onun mistik gücünü yok sayar. Kadını tanrıça mertebesine koyan da kendisi olduğu için, bunu yok sayması onu zorlanmaz. Bu doğrultuda kadın, bir hizmetkâra dönüşmüş ve sınırlandırılmıştır. Anaerkillikten ataerkilliğe geçiş sürecisin neticesini ortaya koyan bu durum kadını ikincilleştirmiştir.

4. Kadınların İçkinliğe Mahkûmu

Yaşam ve doğayla ilişkimizi ifade eden içkinlik kavramı, özellikle insanlar arası ilişkilerde varlığını sürdüren bir katmandır. Ancak bu kavramın kadınlar üzerindeki tesiri farklı bir boyuta geçişi simgelemektedir. Simone De Beauvoir, kitabında kadınların içkinliğe mahkûm edildiğini belirtmektedir. Bunu karanlık imgelerle açıklayan yazar, kadınların içinde yer aldığı içkinliğin karanlık bir zindandan meydana geldiğini söylemektedir. Bu doğrultuda yaşamlarını ev içi alanda geçiren, kocaya, eşe ve yaşlıya bakmakla yükümlü olan bir mâhkumdur. Bir zindan hayatının içerisine sürüklenen ve bu anlayış doğrultusunda hayatını idame ettiren kadın, boğulmaktadır. Bir köleden farklı olarak kendi öz bilincini elinde bulunduramayan kadın buna tutsak olmuştur.

5. Eşitsizliğin Tarihsel Kurgusu

Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Işığındaki İkinci Cinsiyet Kitabının Detayları

İkinci Cinsiyet kitabının detayları arasında yer alan bir diğer unsur, toplumsal cinsiyet çalışmaları ışığındaki eşitsizliğin tarihsel detaylarıdır. Burada devreye ataerkillik ve bunun kadın ve erkek üzerindeki duruşu dikkat çeker. Erkek otoritesine dayanan ataerkillik sadece kadını değil, erkeği de bir nevi üretir ve belirler. Tarihsel süreç içerisinde kadın ve erkek biyolojik bir durumdan ziyade toplumsal bir kurgu olarak çıkar karşımıza. Bu da aslında kadın ve erkeğin eşitsizlik durumlarının onların doğasından kaynaklanmadığını gösterir. Tamamen kültürel bir kurgu olarak çıkan bu durum tarih boyunca devam etmiştir. Kadınlar ise bu ezilmişlik durumları karşısında kadınlık durumunun bilinciyle hareket etmemiştir. Bu da kadınların ezilmişliğini diğerlerinden farklı kılmış ve onları pasif duruma sokmuştur.

6. Kadın ve Evlilik

Yazar bu başlık altında özellikle genç kadınların evlilik sürecini, kendi varoluşunu ifade etme aracı olarak gördüğünü dile getirmiştir. Kadın kendisini dolaysız yoldan tanımlayabilmesinden ziyade, bunu erkek üzerinden tanımlayabileceğini düşünür. Evlilik olgusunu her iki taraf için de açıklayan yazar, erkeğin evlenmeden önce toplum tarafından kabul görmüşlüğünü ifade eder. Kadın ise özgür olmak ve çocukluğundan sıyrılıp olgunluğa erişmek ister. Her iki cinsin evliliğe bakış açıları, eve ve çocuğa olan düşünceleri de belirler. Bu süreçte kadın tüketici, erkek üretici durumdadır. Ev ve çocuk sorumluluğunu alan kadın, bunun kendini tanıma fırsatı sağlayacağını düşünür. Erkeğe verilen haklardan kadınların yararlanamaması ve kadının bunu evlilik yoluyla almaya çalışması önemli bir detaydır.

7. Tahakküm Altında Kalan Kadın

Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Işığındaki İkinci Cinsiyet Kitabının Detayları

Tahakkümün tanrı buyruğundan, fıtrattan ya da doğadan kaynaklandığı bilinse de aslında her zaman erkek iktidarına dayalı kalmıştır. Bunun sonucunda kadın var olan tahakkümün altında ezilen bir taraftadır. Böylece kadın, başkalarının yaşamını sürdüren, cenneti ayaklarının altına alan bir tanrıça durumundadır. Kadına dayatılan bu özellik onu bağımlı kılmış ve yer alan düzenin içerisinde onu bir köle yapmıştır. Erkek iktidarı karşısında kadının farklı şekillerde ezilmişliği, söz konusu düzenin içerisinde onu bir metalaştırmıştır. Yazar, kadının evlilik sürecinde tahakküm altına alınmasını, özgürlüğünün yok sayılmasını ve ev içi alanlardaki rollerini işler. Bu doğrultuda kadın ve erkeğin özgürleşmesi kadının etkili eylemiyle gerçekleşir. Yazar, bu durumun kadının üretken olmasıyla ilişkilendirir.

8. Kadının İkincilleşmesi

Kadının ikincil konumu, mutlak güç olarak tanımlanan erkeğin karşısında ikinci bir insan profili oluşturmasıdır. Bu sebeple erkeğin hakimiyeti içerisinde kalan kadın, ayrımcılık ve baskıya maruzdur. Eşitsizliği de ortaya çıkartan bu durum kadınların eşit özgürlük ve hak sahibi olmasının da önüne geçmiştir. Yazar bu noktaya bağlı olarak kadın ve erkeğin biyolojik, psikolojik ya da fizyolojik farklılığına karşı gelmemektedir. Onun düşüncesi, bu durumun kadın üzerinde baskı yaratması ve erkeğin karşısında ikincil konumda yer almasıdır. Kadının geleneksel kalıplar doğrultusunda yaşaması, kadınlığın annelik ve doğurganlıkla özdeşleşmesi tamamen günlük rutine hapsedilmiş durumdadır. Ancak bu, toplumdaki yasalar ve geleneklerle süregelmiş rolleri benimseyen kadını edilgen ve bayağı yapmıştır.

9. Cinsiyet Kimliğinin Toplumdaki Yeri

Yazarın üzerinde durmuş olduğu bir diğer şey, kadınlar ve erkekler arasındaki farklılığın oldukça göze çarpan bir noktada olmasıdır. İnsanlığın yüzleri, gülümseyişleri, giyim tarzı farklılıkları doğurmaktadır; burada yanlışlık yoktur. Ancak kadın ve erkeğin belirli kalıplar çerçevesinde farklılaşması tamamen doğal olmaktan uzaktır. Evrensel ve ayrıca yüzeysel olan bu durum, aslında kadın ve erkeğin toplumdaki yerini de belirliyor. Doğal bir nitelik olarak görülen ırk, renk, inanç ve ekonomik durum aslında tarihsel bağlamla sosyo-politik durumla da ilişki içerisindedir. Kadın ve erkeğe karşı yüklenen anlamlar ve roller her ne kadar tarihi olsa da esasen tarih dışıdır. Sonuç olarak, cinsiyet kavramının toplum içerisindeki yeri, var olan görev ve rollerle birlikte bu zamanlara kadar süregelmiştir.

10. Erkeğin Kadını Başkalaştırması

Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Işığındaki İkinci Cinsiyet Kitabının Detayları

Kadını bir özne olarak görmeyen ve onu “başka” olarak ifade eden erkek, ipleri elinde tutmuştur. Bu doğrultuda, kendisini ifade edebilecek yeterli somut araca ihtiyacı olsa da büyük bir yoksunluk yaşamaktadır. Bu zorunlu bağdan sıyrılamayan kadın ise bu bağın cazibesine kapılarak kabullenme girişiminde bulunur. Ataerkil çalışmalarla beraber kadını bağımlı yapan bu durum, onları suç ortağı haline de sokar. Ataerkil dünyanın değerleriyle yaşamaya mecbur bırakılan kadın bireyler ise bu durumdan sıyrılmamıştır. Bununla birlikte erkeğin onu nesneleştirmesi, başkalaştırmasını da tetikler. Erkek tarafından başkalaşan kadın, hakimiyetin altında ezilen taraf olur. Kadının başka olarak konumlanması da Beauvoir’in özellikle üstünde durduğu önemli bir detay olarak karşımıza çıkar.


Bu içeriğe ifadenle renk ver!

Beğen Beğen
2
Beğen
Mutlu Mutlu
1
Mutlu
Eğlenceli Eğlenceli
0
Eğlenceli
Üzgün Üzgün
0
Üzgün
Olamaz Olamaz
0
Olamaz
Kızgın Kızgın
0
Kızgın
Komik Komik
0
Komik
İlginç İlginç
0
İlginç

Yorum bırak

Lütfen üye girişi yapın!