Şair Cemal Süreya’nın Hayatı ve Şiirleri


İkinci Yeni şiirinin en önemli temsilcilerinden, Türk şiirinin Truva atı olarak nitelendirilen Cemal Süreya, kendisinden sonraki kuşakları etkileyen önemli bir şairdir. Hüzünlerle ve sürgünlerle geçen hayatının izlerini şiirlerine taşırken bu duygularla baş etmek için humor ve ironiyi kullanmaktan vazgeçmemiştir. Ülkü Tamer, Cemal Süreya’yı anlatırken şöyle ifadeler kullanır: “Tanrı bin birinci gece şiiri yarattı, bin ikinci gece Cemal’i.” “Cemal: Atlas Okyanusu’nda Fırat’ın Salı, Zap Suyunda Alp Çiçeği.” Cemal Süreya, şiirlerinde aşk, kadın ve cinsellik gibi konuların dışında Anadolu kültürünü de ele almıştır. Yazdığı şiirlerde kimi zaman Porsuk Çayı’nda kimi zaman Dicle kıyısında kimi zaman da Kızılırmak’ta karşımıza çıkmaktadır. Çünkü onun imge dünyasında coğrafyanın ve özellikle kentlerin çok önemli bir yeri vardır. Biz de sizler için şair Cemal Süreya’nın şiirleri ve hayatı hakkında bilgiler derledik. Keyifli okumalar!

1. Sürgün Yaşama Merhaba

Şair Cemal Süreya’nın Hayatı ve Şiirleri

Cemalettin Seber, 1931 yılında Erzincan’da dünyaya gelmiştir. Annesi Gülbeyaz Hanım (nüfus kaydında Güllü) babası ise Hüseyin Seber’dir. Soğuk kış gecelerinde çocuklarına masallar ve hikâyeler anlatan Gülbeyaz Hanım, eşinin nakliye işiyle uğraşması ve uzun günler eve gelememesinden dolayı çocuklarıyla baş başa kalmıştır. Cemal çocuklar içerisinde hep el üstünde tutulmuştur ve mutlu bir çocukluk dönemi geçirmiştir. Fakat 1938 yılında Dersim İsyanı gerekçe gösterilerek aile, zorunlu göçe tabii tutularak Bilecik şehrine gelmek zorunda kalmıştır. Yolculuk esnasında gözlemlerini anlatan Cemal Süreya, tüfekli erlerin gözetiminde bir kamyona doldurulup günlerce süren yolculuktan sonra Bilecik’e geldiklerini anlatmıştır. Bu sürgünün altıncı ayında düşük kanamasından dolayı anne Gülbeyaz hayatını kaybetmiştir. Bu ölümden bir sene sonra ise Cemal Süreya eğitim hayatına devam etmek için İstanbul’a geçmiştir.

2. Zorlu Eğitim Yılları

Şair Cemal Süreya'nın Hayatı ve Şiirleri

İstanbul’da 37. Beyoğlu İlkokulu’na kayıt olmuştur. Ailesinin ekonomik koşulları giderek zorlaşsa da Cemal bulduğu bütün kitapları okumaya, cenk hikâyelerini dinlemeye çalışmıştır. Babası ve kız kardeşleri de İstanbul’a gelince aile olarak bir araya gelseler de bu zorunlu göç yirmi yıl olduğu için bir gece yarısı apar topar tekrar Bilecik’e dönmek zorunda kalmışlardır. Babası burada Esma adında bir kadınla evlenmiştir. Ancak üvey anne Esma küçücük çocuklara işkence eden, çocukların yemeklerine cam parçaları ve kestiği tırnaklarını koyan kötü bir kadındır. Cemal Süreya, bu üvey anne şiddetinden kaçmak için küçücük yaşında gece bekçiliği yapmak zorunda kalmış; parasız yatılı sınava girip burada başarılı olunca yatılı okumaya başlamıştır. Cemal Süreya daha ilkokula başlamadan okuma yazmayı öğrenmiş matematik ve resme ilgi duymuştur. Onun eğitimiyle amcası Memo yakından ilgilenmiş, ondaki cevheri keşfetmiştir.

3. Sürgün İçerisinde Hayat

Şair Cemal Süreya’nın Hayatı ve Şiirleri

Cemal Süreya, 1947 yılında İstanbul’un Haydarpaşa Lisesi’ne parasız yatılı olarak girmiştir. Özellikle ortaokul yıllarından beri Türkçe ve Edebiyat derslerine büyük ilgi duymuştur. Lise son sınıfta edebiyat ile ilgilenmiş, aruz ölçüsüyle birkaç şiir yazma teşebbüsünde bulunmuş bundan dolayı eski edebiyatçı olarak nitelendirilmiştir. Mülkiye hayatı ile birlikte Ankara yaşamı da başlayan Cemal Süreya’nın sanat yaşamı, edebi kişiliği şekillenmeye başlamıştır. Mülkiye dergisinde yayımlanan ilk şiiri Şarkısı Beyaz’da hayal meyal hatırladığı, ölümün daha saçlarına gelmediği annesini ele almıştır. Bu yıllarda tanıştığı Seniha ile nikâhlanınca babasından çok büyük tepki görmüş ve babası hayattayken “Sizin Hiç Babanız Öldü mü?” şiirini kaleme almıştır. 1954’te Eskişehir Vergi Dairesi’nde çalışmış devamında ise 1955’te maliye müfettişi yardımcısı olarak İstanbul’a tekrar gelmiştir.

4. Şehirler Arasında Bir Şair

Şair Cemal Süreya'nın Hayatı ve Şiirleri

Şiirleri ve şair Cemal Süreya’nın hayatı detaylı incelendiğinde hayatı ve şiirleri arasında bir paralellik karşımıza çıkar. Erzincan’dan Bilecik’e uzanan göç serüveninde sadece bu şehirlerde yaşamamıştır. Göçebe bir şair olan Süreya, İstanbul, Ankara, Eskişehir, Paris, Kars, Ağrı, Çanakkale ve Tekirdağ gibi şehirlerde de görev icabı bulunmuştur. Gittiği her şehre, küçükken zorla göç ettirilen bir çocuğun duygusunu taşımayı öğrenmiştir. Hangi şehre gitse orası yalnızlığın başkenti olmuş, şiirlerinde kent yaşamını anlatmaya başlamıştır. Cemal Süreya Seniha’dan sonra birkaç kez daha evlenmiş ancak bu evlilikleri de uzun soluklu olmamıştır. 1967 yılında Zuhal Tekkanat ile evlenmiş bir de Memo Emrah adıyla bir çocukları dünyaya gelmiştir. 1975 yılında Güngör Demiray ile büyük bir aşk ile evlense de evlilikleri bir yıl sürmüştür. Son olarak Birsen Sağnak ile evlenmiştir. Şefkat bu ilişkinin temelinde yer almaktadır ve emeklilik yıllarındaki geçim sıkıntısından dolayı Cemal Süreya çalışmak zorunda kalmıştır.

5. İlk Kitabı Üvercinka

Şair Cemal Süreya’nın Hayatı ve Şiirleri

Cemal Süreya’nın edebiyata ilgisi çok küçük yaşlarındayken başlamıştır. Annesi Gülbeyaz’ın ona okuduğu masallar, dinlediği halk hikâyeleri onun hayal dünyasını beslemeye başlamıştır. 1958 yılında ilk şiir kitabı Üvercinka yayımlanınca büyük ilgi görmüş Yeditepe Şiir Ödülü’ne layık görülmüştür. Üvercinka şiiri, aşk ve tutkunun merkeze alındığı kadının ön plana çıkarıldığı bir şiir olmakla beraber ayrıca başkaldırının, mevcut düzen ile uyuşamamanın da yer aldığı bir şiirdir. Üvercinka, Cemal Süreya’nın Eskişehir’deyken vergi dairesinde tanışıp bir süre beraber olduğu kadını ele aldığı bir şiirdir. Bu şiir kitabında hayatı sürgünlerle geçen bir adamı, tek parti döneminden sonraki baskıcı bir yönelimi olan iktidarın yarattığı kasvetli havayı, krizleri özellikle de dünyada yaşanan ekonomik krizleri ele almıştır. Cemal Süreya bu eserinde başta şiir olmak üzere fikirlerinde ve şiir dünyasında muhalif bir tavır sergileyeceğini göstermiştir.

6. Göçebe Bir Şair

Şair Cemal Süreya'nın Hayatı ve Şiirleri

1965 yılında Göçebe adıyla yayımlanan bir kitabın içerisinde on yedi adet şiir bulunmaktadır. 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra yazıldığı bilinen bu şiirlerde Cemal Süreya, 1966 yılında Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü’nü kazanmıştır. Bu kitapta da orijinal benzetmeler, kendine özgü söyleyiş tarzı ve şaşırtıcı kelime buluşlarıyla karşımıza çıkan şair, bilgi birikiminin, gözlemlerin ve imge dünyasının kapısını sonuna kadar açıp İkinci Yeni adıyla da bilinen şiir hareketinin ilk örneklerini vermeye çalışmıştır. 1973 yılında yayımlanan Beni Öp Sonra Doğur Beni şiir kitabında otuz şiir karşımıza çıkmaktadır. Bu eserde aile yaşamı ve kendi yaşamına dair birçok anıyı da bulabiliriz. Yaşanılan sürgün, içinde yetiştiği kültür ve coğrafyadan beslenen bir şairdir Cemal Süreya ancak bu beslenişi anlatırken yine orijinal imgeler ve şaşırtıcı kelimelerle karşımıza çıkar: Uykusuzluğun sütlü inciri… Şiirde annesinin erken ölümü ve aradığı anne şefkatini bulamayan şair, bu kitabı Zuhal Tekkanat’a ithaf etmiştir.

7. Zirvede Bir Şair

Şair Cemal Süreya’nın Hayatı ve Şiirleri

Hayatı ve şiirleri ile çok merak edilen şair Cemal Süreya’nın 1984 yılında Uçurumda Açan, 1988’de Sıcak Nal, Güz Bitiği ve Sevda Sözleri kitapları yayımlandı. Sadece şiirde değil edebiyatın her türünde eserler vermeye çalışan şair daha küçük yaşlardan itibaren dergiciliğe de merak salmıştır. İlkokul yıllarında Yumurcak, Kahkaha, Çocuk Duygusu adlarıyla dergicilik faaliyetlerine başlayan Süreya, 1960 yılında ünlü dergisi Papirüs’ü çıkartmıştır. Papirüs dergisi sürekli çıkartılan bir dergi değildir ara sıra ülkedeki siyasi faaliyetlerden dolayı kesintili olarak yayın hayatına devam etmiştir. Politika dergisinde de köşe yazarlığı yapan Süreya, Şapkam Dolu Çiçekle adıyla denemelerini de yayımlar. Nazımda da nesirde de başarılı örnekler veren şair eleştiri yazıları, mektup, söyleşi ve antoloji türünde de eserler vermiştir. Kendi akımını kendisi yaratan Süreya, kendine özgür bir şiir dili ve yazı dili geliştirmeye çalışmıştır.

8. Cemal Süreya’nın Şiiri

Şair Cemal Süreya'nın Hayatı ve Şiirleri

Cemal Süreya, şiirlerinde bireyselliğe, aşka, cinselliğe ve erotizme yer verse de onun şiirinde toplumsal sorunları, uzak da olsa çağrışımlı imgelerle görmek mümkündür. Şiir ona göre otoriteye bir başkaldırıdır ve şiirin kural tanımaması gerektiğini savunur. İkinci Yeni akımına mensup olsa da İkinci Yeni ismi sonradan ortaya atılmıştır ve bir manifesto ile ortaya çıkmış şiir hareketi değildir. Edip Cansever, Ece Ayhan, Ülkü Tamer, İlhan Berk, Sezai Karakoç gibi önemli şairlerinde bulunduğu bir edebi hareket için Cemal Süreya: “İkinci Yeni bir güvercin curnatasıdır. Ben en alçaktan uçuyorum. Avcılardan değil, arkadaşlarımdan korktuğum için.” demiştir. O, şiirlerinde konuşma dilinin bütün özelliklerini kullandığı için yer yer İkinci Yeni şiirinin özellikleriyle de bağdaşmamaktadır. Ayrıca hem Doğu hem de Batı edebiyatının kaynaklarından beslenen şair Dadaizm ve Sürrealizm gibi akımların fikirlerine yakınlık duymuştur.

9. İstanbul ile Özdeşleşen Şair

Şair Cemal Süreya'nın Hayatı ve Şiirleri

Cemal Süreya, birçok şehir gezse de en çok etkilendiği kent İstanbul olmuştur. Ona göre İstanbul Doğuya doğru en güzel şehir, hırslı bir şehir, kovalamacanın olduğu bir şehirdir. Anadolu şiirlerinde yerel unsurları bolca görürken İstanbul temalı şiirlerinde kentli bir şair olarak karşımıza çıkar. Köyden kentlere göç yaşamı, tarım toplumundan sanayi toplumuna geçiş, yabancılaşma onun da şiirlerinde karşımıza çıkar. “İzinli askerler görüyorum, kırıtarak yürüyen işçi kızlar. İstanbul her günkü yaşantısı içinde, uğultulu.” veya “Bir şehir söyle bana bir şey anlatmasın, kuzeye çıkmanın coşkusundan başka.” dizeleriyle İstanbul’un yaşantısını anlatmaya çalışmıştır. Eminönü’nde başlayan İstanbul serüveni Beykoz, Kadıköy gibi semtlerde de devam eder. Eşi Zuhal Tekkanat’ın gelmesini balkondan izlerken İstanbul’u ve kent yaşamını yakından gözlemlemiş, eşine yazdığı mektupları da On Üç Günün Mektupları kitabında toplamıştır. Kalabalıktan hoşlanmaz, küçük çevresi olan, aynı masaya oturup sınırlı bir hayat arayan birisidir o. Dostoyevski’yi okuduktan sonra huzurun kalmadığı bir şairdir.

10. Cemal Süreya’nın Ölümü

Şair Cemal Süreya’nın Hayatı ve Şiirleri

Cemal Süreya, çocukluğunu asla yitirmemiş bir insandır ve onu edebiyata yönelten önemli neden ise çocukluğunda kaybettiği anne özlemidir. Şefkat arayan bir şairdir ve bundan dolayı başından birçok evlilik geçmiştir. 8 Ocak 1990 gecesinde fenalaşan Cemal Süreya, 9 Ocak 1990’da hayatını kaybetmiştir. Ölüm nedeni olarak şeker koması, akciğer ödemi ve kalp yetmezliği kayıtlara geçmiştir. Cenaze arabası tarihi yarımadada birkaç tur atmış ve şair Cemal Süreya’nın İstanbul ile vedalaşması gerçekleşmiştir. Cemal Süreya ismini hiç sevmediği, öyle mezarlık mı olur dediği Kulaksız Mezarlığı’na gömülmüştür. Türk şiirinin en önemli şairlerinden birisi olan ve kendisinden sonraki nesilleri de etkileyen Cemal Süreya, soyadındaki bir y harfinin düşmesi gibi sessizce aramızdan ayrılsa da şiirlerde yaşamaya devam etmektedir. O bir sürgün, bir göçmen, bir entelektüel usta ve şiirin yılmaz bekçisi olarak yaşayacaktır. Saygıyla anıyoruz.

  • alk_lad_m
    Alkışladım
    13
  • be_endim
    Beğendim
    6
  • e_lendim
    Eğlendim
    0
  • destekledim
    Destekledim
    2