1. Anasayfa
  2. Kültür

Sahip Olanlara Kötü Şans Getirdiği Söylenen Lanetli Eşyalar


0

Dünyanın farklı yerlerinden gelen eşyalar insanları hep cezbetmiştir. Ancak sahip olanlara kötü şans getirdiği söylenen bazı eşyalar var ki geçmişi gizemli ve lanetli olduğu düşünülüyor. Kim bilir, belki siz de bir gün bu eşyalarla karşılaşabilirsiniz. Bunlar eski bir heykel, lanetli bir ayna ya da sadece bir kutu olabilir. Her biri, taşıdığı sırlarla geçmişin karanlık izlerine ve unutulmuş korkuların yansımalarına sahiptir. Bu eşyaların görselleri etrafınızdaki diğer eşyalar kadar sıradan olmasına rağmen ruhsal etkileri beklenmedik sonuçlar barındırır. Belki daha önce fark etmediğiniz ruhsal izler geçmişin merceğinde sizler için görünür olabilir. Bu saatten sonra etrafınızdaki eşyalara daha duyarlı olacaksınız. Geçmişin sırlarına doğru bir yolculuğa hazırsanız, hadi başlayalım!

1. Kununurra Lanetli Heykeli

Sahip Olanlara Kötü Şans Getirdiği Söylenen Lanetli Eşyalar

Kununurra, Kuzey Batı Avustralya’da yer alan küçük bir kasaba olup, Kimberley bölgesinin güneydoğusunda yer alır. Bu bölge, geniş doğal alanları ve Aborjin efsaneleriyle tanınır. Kununurra heykeli, 1980’lerde bir grup araştırmacı ve bölgeye gelen turistler tarafından keşfedilmiştir. Heykel, taş bir figürdür ve oldukça eski bir yapıya sahiptir. İnce işçilikle yapılmış olsa da zamanla doğal aşındırmalarla şekli bozulmuş ve kendine özgü bir şekilde rahatsız edici bir görünüme bürünmüştür. 1984 yılında bölgeye gelen bir grup araştırmacı heykeli inceledikten sonra 5 kişi ardı ardına kaybolmuştur. 1990 yılında, Kununurra’yı ziyaret eden bir grup turist, heykeli incelemeye karar verir. Bir hafta içinde grup üyelerinin 3’ü ciddi akıl sağlığı kayıpları yaşar. 2002’de bir grup sanatçı, eski heykeli bir koleksiyoncuya satmak amacıyla çalar. Çalan sanatçılardan 2’si intihar ederken koleksiyonerin evinde büyük bir yangın çıkmıştır. Haberlerde “yangın nedeniyle koleksiyonerin yaklaşık 5 milyon dolarlık sanat eseri zarar gördü” ibareleriyle verilir. 2010 yılında bir grup maceracı yangında kaybolan heykeli yeniden bulur. Heykel zamanla daha fazla kararmış ve şekilsiz hale gelmiştir. Maceracıların kamp alanında büyük bir fırtına çıkar. Tüm ekipmanları zarar görmüştür. Heykeli geri bırakmaya karar verdiklerinde bir kişi daha kaybolur. 2023 yılında ise, bölgeye gelen bir tur şirketi, lanetli heykeli ziyaret etmeyi teklif eder. Ziyaret sonrası şirketin bir çalışanı kaybolunca yerel halk bu travmatik olaylar dizisini tamamen heykelle ilişkilendirir. Günümüzde halk arasında korkular halen devam etmektedir.

2. Şeytanın Gözlüğü

Sahip Olanlara Kötü Şans Getirdiği Söylenen Lanetli Eşyalar

1960’larda, Türkiye’de Mardin’e bağlı küçük bir kasabada, eski bir mülkün içinde garip bir gözlük bulunur. Antik bir tasarıma sahip bu gözlüğün üzerinde garip semboller, yazılar veya şekiller bulunduğu iddia edilmektedir. Gözlüğü bulan kişi, korkunç kabuslar görmeye ve ruhsal çöküş yaşamaya başlar. 1980’lerde, İstanbul’da bir üniversite öğrencisi, antikacıdan satın aldığı bu gözlükle tuhaf olaylar yaşamaya başlamıştır. Ani bir trafik kazası geçirir ve ciddi şekilde yaralanır. Kazadan sonra gözlüğün kaybolduğu bildirilir. 1995 yılında, Ankara’da bir koleksiyoncu, nadir bulunan bir dizi eski eşyasını sergilemek amacıyla büyük bir açık hava koleksiyon sergisi düzenler. Bu sergide, “Şeytanın Gözlüğü” adıyla tanınan bir gözlük de yer almaktadır. Sergi açıldıktan kısa bir süre sonra gözlük kaybolur. Gözlüğün kaybolmasından bir hafta sonra, koleksiyoncu büyük bir yangın felaketiyle karşılaşır. Yangında, koleksiyonundaki eserler büyük zarar görür ve koleksiyoncu depresyona girer. Gözlüğü çalan kişi ya da kişilerin başına büyük talihsizlikler geleceği konusunda koleksiyoncu halkı uyarır. 2000’lerde, Şeytanın Gözlüğü’nün kaybolan bir başka versiyonu, İzmir’de bir antikacı tarafından keşfedilir. Antikacının dükkânı, birkaç kez soyulur ve dükkânın içindeki tüm eserler tahrip edilir. 2015 yılında, İstanbul’da bir grup araştırmacı, eski eşyalarla ilgili bir televizyon programı çekmek için çeşitli antikacılara uğrar. Bu ekip, bir antikacının tezgâhında “Şeytanın Gözlüğü” olduğunu iddia ettiği bir nesne bulur. Ekip kameralarla gözlüğü incelediği sırada, izleyiciler ekranın karardığını ve sesin kaybolduğunu bildirir. Yayın sonrası, ekip üyelerinin birçoğu ruhsal çöküşler yaşar ve program uzun süre gündem olur.

3. Hope Elması

Sahip Olanlara Kötü Şans Getirdiği Söylenen Lanetli Eşyalar

17. yüzyılda Hindistan’da bir Budist tapınağında bulunan Buda heykelinin gözünden çıkarıldığına inanılır. Hope Elması, yaklaşık 45.52 karat ağırlığındadır ve derin mavi rengiyle ünlüdür. Bu renk, elmasın içindeki boron elementinin etkisiyle oluşmuştur. Elmas, 19. yüzyılda Londra’da bir mücevherci olan Henry Philip Hope’un elinde bulunduğu için “Hope Elması” adını almıştır. Elmasın ilk sahibi, Fransız tacir Jean-Baptiste Tavernier’dir. Tavernier, Hindistan’dan Avrupa’ya getirdiği elmasla büyük servet kazanır. Jean-Baptiste Tavernier, elması 1666 yılında Fransa Kralı XIV. Louis’e satmıştır. Kral, elması kolye yapmıştır. Jean-Baptiste Tavernier’in ise elmasın lanetinden dolayı bir süre sonra ormanlarda vahşi bir şekilde öldüğü yönünde söylentiler vardır. Fransız Kraliçesi Marie Antoinette, Hope Elması’nın bir versiyonunu sahiplenmiştir. Ancak Fransız Devrimi sırasında idam edilmeden önce elmas kaybolur ve sonradan başka kişiler tarafından sahiplenilir. Daniel Eliason elması satmış ve iflas etmiştir. Kanitovsky Prens elması tekrar satmıştır. Tina Onassis elması almış ve elmasın bu sahibi de iflas etmiştir. 19. yüzyılda İngiliz soylusu Lord Francis Hope’a geçmiştir. Ancak Hope ailesi büyük mali sıkıntılar yaşamış, hatta bazı aile üyeleri trajik bir şekilde ölmüştür. Simon Monkaricies elması Osmanlı Padişahı II. Abdülhamit’e satar ve elmasın bir kez daha sahibi iflas etmiştir. Elmasın bugünkü sahibi, Smithsoniyan Enstitüsü’dür ve şu anda Washington DC’deki Smithsoniyan Müzesi’nde sergilenmektedir. Henüz kimse elmasın lanetinden etkilenmiş gibi görünmemektedir.

4. Dybbuk Kutusu

Sahip Olanlara Kötü Şans Getirdiği Söylenen Lanetli Eşyalar

Yahudi mitolojisinde dybbuk olarak bilinen kötü niyetli bir ruhun hapsolduğu bir nesne olarak düşünülür. Kutunun içindeki ruhun, sahibine musallat olacağı veya zarar vereceği düşünülür. Kutunun içinde iple bağlanmış bir tutam sarı, kahverengi saç, 1920’den kalma iki kuruş, İbranice “shalom” yazılı küçük bir heykel, dört ayaklı şamdan, küçük altın bir şarap kadehi ve kuru bir gül tomurcuğı bulunmaktadır. Polonya’da 103 yaşında vefat eden bir kadının mülkünden satın alınmıştır. İlk sahibi Kevin Mannis, bu kutuyu 2001 yılında eBay üzerinden satın alarak mobilya tamirhanesine taşımıştır. Kevin Mannis evinde kötü kokular, tuhaf sesler ve garip enerji hisleri yaşamaya başlar. Aynı zamanda kişisel sağlık sorunları ve ciddi uykusuzluk gibi etkiler de görülür. Mannis, kutuyu satmak istediğinde, herkes kutuyu geri getirmektedir veya kapı önüne bırakmaktadır. Mannis, kutuyu annesine hediye etmeye karar verir, ancak annesi hastalanır ve felç geçirir. Annesinin hastalığı nedeniyle kutuyu geri alır. Mannis, kutuyu eBay’de satabileceğini düşünür, ancak kutuyu satamaz. Sonunda, Missouri’deki Osteopatik Tıp Müzesi müdürü Jason Haxton, kutuyu satın alarak gizli bir yerde saklar. Haxton, kutunun kendisini ve diğerlerini tehdit ettiğini iddia eder. Haxton, kutuyu satmaya karar verir ve Zak Bagans, kutuyu satın alır. 2012 yapımı “The Possession” filmi, Dybbuk Kutusu’nu merkezine alır ve kutunun kötü ruhlarla ilişkilendirilmesini dramatize eder. Film, gerçek yaşamda yaşanmış olaylardan esinlenilmiştir. Kutunun popülerliği, filmler ve sosyal medya aracılığıyla hala devam etmektedir.

5. Blarney Taşı

Sahip Olanlara Kötü Şans Getirdiği Söylenen Lanetli Eşyalar

Blarney Taşı, İrlanda’nın Cork şehrinin yaklaşık 8 kilometre kuzeybatısındaki Blarney Kalesi’nde yer alan bir kaya parçasıdır. Kale, İrlanda konfederasyon savaşları sırasında kuşatılmıştır ve 1646’da Lord Broghill komutasındaki Parlamento güçleri tarafından ele geçirilmiştir. Ancak restorasyondan sonra kale, 1. Clancarty konutu yapılan Donough MacCarty’ye iade edilir. 1690’larda Williamite tarafından müsadere edilmiştir. Kale birkaç kez satılmış ve değiştirilmiştir. İrlanda baş yargıcı SirRichard Pyne, kısa bir süre kalenin sahibi olmuştur. Taş, kaledeki bir odanın tuğlası gibi görünmekle birlikte, binlerce yıl süren bir tarihî geçmişe sahiptir. İrlandaca “Cloch na Blarnan” olarak bilinir ve “şarlatanlık” anlamına gelir. Taşa sahip olan kişinin “yakıcı konuşma” yeteneğini kazandığına inanılır. Bir halk efsanesine göre taşın güçlerinin bir cadı tarafından verildiği söylenir. Bazı insanlara göre ise Yaratılış Kitabı’nda adı geçen İsrailli patrik Yakup tarafından kullanılan bir taştır ve İrlanda’ya Jeremiah tarafından getirildiğini, İrlanda kralları için Lia Fail (Kader Taşı) haline geldiğini söyler. Başka bir hikâyeye göre ise taş, St. Columba’nın ölüm döşeği yastığı olduğu yönündedir. Blarney Kalesi sahipleri, boğulmaktan kurtarılan bir cadının MacCarthy ailesine taşın gücünü gösterdiğine inanmaktadır. Taş, kale surlarının doğu duvarında, 85 fit (yaklaşık 25 metre) yukarıdadır. 2017’deki bir trajedi, insanların taşı öpmeye çalışan birinin ölmüş olabileceğini düşünmesine neden olur. Ne yazık ki, o yılın mayıs ayında şatoyu ziyaret eden 25 yaşında bir adam ölmüştür, olay şatonun başka bir yerinden düşmesiyle gerçekleşmiştir.

6. Cheonggyecheon’ın Aynası

Sahip Olanlara Kötü Şans Getirdiği Söylenen Lanetli Eşyalar

Cheonggyecheon, Güney Kore’nin başkenti Seul‘ün merkezinde yer alan, uzunluğu 11 kilometreyi bulan ve şehri ikiye bölen bir nehir veya dere olarak bilinir. Bu nehir, yıllarca sanayi bölgesinin içinde kalmış, ancak 2005’te büyük bir yenileme projesi ile yeniden hayat bulmuş ve halkın kullanımına sunulmuştur. Goryeo Krallığı’nın zamanına kadar uzanan eski bir su yoludur ve Joseon Krallığı’nda Seul’un gelişiminde önemli bir rol oynamıştır. Joseon Krallığı dönemi sırasında, Cheonggyecheon’un çevresinde bir aynanın, su kenarında veya çevresindeki karanlık yerlerde yer aldığına inanılır. Bu aynalar, genellikle geçmişin karanlık ve lanetli anılarını yansıtan ve onları gerçeklikten öte bir boyutta yaşatan büyülü objeler olduğu düşünülür. Birçok yerel halk ve turist, gece geç saatlerde bu aynaya bakarken, su kenarında bir silüet veya hayalet gibi varlıklar gördüklerini iddia ederler. Efsaneye göre, bu aynalar, özünde “gerçek olmayan bir dünyanın” yansımasıdır ve ona bakan kişiler, geçmişin acılarını ve kayıplarını görmek zorunda kalırlar. Bazı efsanelerde, aynaya bakıldığında su kenarında intihar eden bir kadının ruhu ya da eski bir savaşçının gölgesini görebilir. 1980’ler ve 1990’larda, intihar vakaları ve su kenarındaki kaybolmalar artmıştır. Cheonggyecheon‘un yeniden canlanması, eski travmaların, unutulmuş hataların ve yeniden inşa edilen şehirdeki gizli geçmişin bir yansıması olarak da görülmüştür. Halk inançları, şehri sadece bir coğrafya olarak değil, aynı zamanda bir kolektif hafıza ve ruh olarak görmek gerektiğini hatırlatmaktadır. Sahip olanlara kötü şans getirdiği söylenen objelerden Cheonggyecheon’ın aynası, lanetli eşyalar listesinde yerini almıştır.

7. Şeytanın Arabası

Sahip Olanlara Kötü Şans Getirdiği Söylenen Lanetli Eşyalar

Bolivya’nın güneydoğusunda bulunan Potosí bölgesinde yer alan efsanevi bir halk hikâyesine dayanır. Efsaneye göre, şeytan (ya da “El Diablo”) bir arabada yer alır ve gece saatlerinde ıssız yollarda dolaşır. Genellikle yolda yalnız kalan, nehir ya da dağ geçitleri gibi uzak bölgelere gitmekte olan insanları korkutmaya çalışır. Şeytan arabası, hızla ilerleyen bir taşıma aracı ya da geleneksel bir at arabası gibi tasvir edilir ve genellikle kırmızı renkte olduğu anlatılır. Korkunç bir ses çıkaran arabaların, her zaman bir şeytan ya da kötü ruh tarafından yönlendirildiğine inanılır. Arabaya binmek, kötü ruhlar tarafından etkilenen bir kişiye dönüşmek anlamına gelir. Bazı versiyonlarda ise arabada bir adam ya da bir grup insanın gölgesi görülür. Bu kişiler, bir zamanlar kötü işler yapmış ve sonunda Şeytan tarafından cezalandırılmışlardır. Diğer anlatılarda ise arabayı gören insanlar, gece yolculuklarında neredeyse hiçbir şekilde sağ salim evlerine dönemezler, çünkü şeytan onlara yaklaşmakta ve onları yakalamaktadır. 19. yüzyılda, Bolivya’daki dağlık alanlarda ulaşım koşulları oldukça zorlu ve tehlikelidir. Gece vakti uzun yolculuklara çıkan insanlar sık sık kaybolur veya hırsızlık gibi suçların kurbanı olurlar. Günümüzde, El Diablo de la Carreta’nın hikayeleri, zaman zaman yerel gazetelerde de yer bulmaktadır. Genellikle, Potosí gibi bölgelere yapılan gece yolculuklarında kaybolan kişiler veya “garip” bir şeyler gören insanlarla ilgili haberler, halkın bu efsaneye olan inancını sürdürmesine katkı sağlar. El Diablo de la Carreta, Bolivya’nın derin halk kültürünün önemli bir parçasıdır.

8. Dahomey Kraliyet Kolyesi

Sahip Olanlara Kötü Şans Getirdiği Söylenen Lanetli Eşyalar

Dahomey Krallığı, 17. yüzyıldan 19. yüzyılın başlarına kadar var olmuştur. Krallık, günümüzde Benin olarak bilinen bölgede kurulmuştur. Kolye hem bir sembol hem de bir sanat eseri olarak kraliyet ailesinin zenginliğini, gücünü ve kültürünü yansıtmaktadır. Dahomey, özellikle köle ticareti, savaşçı kadınlar (Amazons) ve gelişmiş sanatlarıyla tanınmıştır. Kraliyet Kolyesi, 1892 yılında Fransızlar tarafından Krallığa yapılan bir saldırı ve sonrasında gerçekleşen Fransa’nın sömürgecilik faaliyetleri kapsamında çalınmış ve Fransa’ya götürülmüştür. 1892’deki işgalin ardından, Kraliyet Kolyesi ve diğer değerli nesneler, Fransız müzelerine satılıp özel koleksiyonlar arasına girmiştir. Kraliyet Kolyesi’nin çalınması, Benin halkı tarafından kutsal bir hırsızlık olarak görülür. Dahomey Kraliçesi ve Kraliyet ailesinin üyeleri, kolyenin çalınmasından sonra büyük bir öfke ve acı içinde kalmışlardır. Kraliyet ailesinin üyelerinin, kolyenin kaybı nedeniyle ruhlarının huzursuz olduğu ve bu kaybın, sadece sahiplerine değil, tüm Fransızlara da felaketler getireceği söylenmiştir. Bazı anlatılara göre, kolyenin çalınmasından sonra Fransızlar, çeşitli felaketler ve zorluklarla karşılaşmışlardır; ekonomik krizler, savaşlar, afetler ve sömürgecilik karşıtı isyanlar bu dönemde artmış, Fransızlar için kötü şanslar getirmiştir. 2017’de Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Afrika’dan çalınan kültürel eserlerin geri verilmesi konusunda açıklama yapmıştır. Bu açıklama, özellikle Benin halkı ve kültür mirası savunucuları tarafından olumlu karşılanır. Ancak, Dahomey Kraliyet Kolyesi gibi önemli eserlerin geri verilmesi hâlâ gerçekleşmiş değildir.

9. Rusalka’nın Lanetli Aynası

Sahip Olanlara Kötü Şans Getirdiği Söylenen Lanetli Eşyalar

Slav mitolojisinde yer alan ve çoğunlukla su ile ilişkilendirilen, hayaletimsi bir su perisi ya da su ruhu olarak tanımlanır. Aynası ise, bu mistik varlıkla ilişkilendirilen bir objedir ve genellikle bir lanet veya gizemli güç taşıyan bir öğe olarak anlatılır. Eski Slav inanışlarında su kenarlarında, göletlerde, nehirlerde ya da göllerde yaşayan, doğa ile uyumlu ama aynı zamanda korkutucu varlıklardır. Birçok efsaneye göre, bu varlıklar genellikle intihar etmiş ya da trajik şekilde hayatını kaybetmiş kadınların ruhlarından doğar. Bu nedenle, Rus mitolojisinde Rusalka figürü, ölüm, intikam ve lanet temalarıyla sıkça ilişkilendirilir. Efsaneye göre, aynaya bakan kişi, su perisinin ruhunu veya gizli güçlerini görebilir. Bazı halk inanışlarına göre, eğer biri Rusalka’nın aynasında kendi yansımasını görürse, bu kişinin kötü bir kaderi olduğu düşünülür ya da kısa süre içinde trajik bir şekilde öleceği öngörülür. Bazı efsanelere göre, Rusalka’nın aynasına bakan kişiye su kenarlarında ya da göletlerde sürekli olarak musallat olunur ve zamanla onu suya çeker. Rusya’da, özellikle kırsal bölgelerde, insanlar doğa olaylarını, ölüleri ve arketipik karakterleri efsaneler aracılığıyla anlamaya çalışırlar. Rusalka’nın en tehlikeli olduğu dönem, haziran ayı başlarındaki Rusalka Haftası olduğuna inanılmaktadır. Bu sırada, geceleyin huş ağacı ve söğüt ağacının dallarında sallanmaları için suyun derinliklerinden ayrılmaları gerekmektedir. Bu hafta içerisinde yüzmek kesinlikle yasaktır çünkü deniz kızları bir yüzücüyü nehir tabanına sürükleyeceklerdir. Kutlamaların ortak bir özelliği, sonunda Rusalka’nın ritüel bir törenle uzaklaştırılması veya gömülmesidir.

10. Okiku’nun Çinisi

Sahip Olanlara Kötü Şans Getirdiği Söylenen Lanetli Eşyalar

Okiku adlı bir kadın, 17. yüzyılın Edo döneminde, bir samuray ailesinin hizmetçisi olarak çalışmaktadır. Ailesine oldukça sadık ve dürüst bir kadındır. Kadın, bir gün, değerli ve nadir bir on dokuz çini tabağını kaybettiği için yanlış bir suçlamaya uğrar. Sahip olduğu çini tabağı kaybolduğunda, suçlu olarak hemen Okiku gösterilir. Bu çini tabağı, çok kıymetli bir öğe olduğu için, kaybolması büyük bir skandala yol açar. Okiku, çini tabağı kaybetmediğini söylese de suçlamalardan kaçamaz. Sadistik samuray, Aoyama, Okiku’yu cezalandırmaya karar verir. Kadın, tabak kaybolduğu için öldürülür ve cesedi bir kuyuda saklanır. Bu olay sonrasında Okiku’nun ruhu, intikam almak için geri döner ve Aoyama’yı gece uykusunda ziyaret eder. Samuray her gece, tabak saymaya başlamıştır, 10 tabak sayar ve 9’da takılır. Huzursuz bir şekilde her gün, bu sayıyı tamamlayamayan Aoyama, sonunda kendisini korku içinde kaybetme noktasına gelir. Farklı anlatılara göre 17. yüzyılda Japonya’da Himeji Kalesi’nde görevli olan Aoyama Tetsutaro adlı bir samuray, görevli olduğu kalede Okiku adında bir kadına âşık olmuş ve kadının başına talihsiz bir olay gelmesine neden olmuştur. Aoyama, kadına teklif eder, ancak Okiku bu teklifi reddeder. Bunun üzerine, samuray, kadının kendisine ve mevcut bağlılıklarına göz diker, sonunda Okiku’yu suçlar. Kadın, haksız yere suçlanarak öldürülür. Bu efsanenin en bilinen film adaptasyonlarından biri “Okiku’s Well” (1958) ve “The Curse of Okiku’s Well” (1997) gibi yapımlardır. Sosyal medyada zaman zaman film sahneleriyle birlikte lanetli eşyalar arasında sayılıp, sahip olanlara kötü şans getirdiği söylenen paylaşımlar yapılmaktadır.

  • 1
    alk_lad_m
    Alkışladım
  • 0
    be_endim
    Beğendim
  • 1
    e_lendim
    Eğlendim
  • 0
    destekledim
    Destekledim