Zaman hepimize aynı davranmaz!


Zaman hepimize aynı davranmaz!
Zaman hepimize aynı davranmaz!

Böldüğü lokmanın büyüklüğünü fark edince şaşırdı. İradesinin bir an bile olsa elinden alınmış olmasını, korkuyla karşıladı. Lokmayı ağzına götürmeden iki parçaya bölerek birini dişlerinin arasına, diğerini parmak uçlarına aldı. Dişlerinin gürültüyle çalışmasını ve lokmayı mideye gidecek bir kıvama getirmesini hayretle izledi. Damağının bu bir parça taze ekmekten aldığı lezzetin tarifi ise imkansızdı. Bu hoşluğun verdiği huzurla hemen “Hamdolsun!” dedi. “Yüz bin kere hamdolsun!.”

Salonda kendisi gibi iç dünyasına çekilmiş sessizce bekleyenlerin yanı sıra, toplantıya ait konuları müzakere edenler ve epeydir görüşmemiş olmanın verdiği hasretle hal hatır soranlar da vardı. Aynı amaçla toplananların sıcaklığı ile bir araya gelmiş bu kalabalık, beton duvarları ısıtan tebessümleriyle yürek aşılıyorlardı. Onların varlığına da “Hamdolsun!” dedi. İçindeki kıvrım kıvrım yükselen ümit tomurcuğuna sıcacık baktı; geniş bir şükür ifadesi yayıldı yüzüne.

Ümit ikliminde daha soluklanmadan fırtına gibi bir hayf kasırgası çevirdi çevresini. Tebessüm, asılı kaldı dudaklarında. Duvarları yıkılacakmış gibi duran salon, depremleri, selleri yahut bombaları bekliyormuş gibi geldi. Sinsice kapıları kollayan düşmanlar, hangi hazırlıklar içindeydiler acaba? Binanın bu en alt katındaki insanların masumiyetlerindeki parlayan acziyetlerini görünce ürperdi. Henüz başlarına bir iş gelmemiş olmasına veya herhangi bir belanın kendilerini bulmamış olmasına hamdetti.

“Fikir, şükür tamam da hani zikir?” dedi içinden bir ses. “Zikir, fikir ve şükürden ayrı değil ki!” dedi başka bir ses. “Şükrün ifadesi için sarf ettiğin her hamd kelimesi bir zikir değil midir?” “Ya da…” dedi, çok yabancı bir ses: “Korku zikrin, ümit şükrün ifadesidir zaten. Korkma ve ümitlenme ise fikrin meyveleridir.” Kısa bir sessizlik oldu.

“Hala birinci sözdeyiz, o kadar bereketli ki her gelen yeni bir mahsul bulup yeni bir hasat yapıyor; kitap bahçesinin bahçıvanı olmak böyle bir şey” dedi konuşmacı. Salondaki bütün gözler ona çevrilmişti. O, sözleri çevrili gözlere yeni bir hava ile teneffüs ettirmek için açmıştı. Açılıp kapanan ağzı, daimi bir baharı müjdeliyordu. Kurduğu cümleler bir bahar rüzgarı gibi kulaklarına geliyordu. “Hamdolsun!” dedi yeniden.

“Eşik burası mı?” diye sordu içindeki yeni bir ses. İnsan olma eşiği; terk makamı. Bütün azaplardan kurtulmak için, bütün yükleri yerine bırakmak gerekti. “Bütün yükler yerli yerinde.” diyecek bir ses aradı içinde. Ne mümkün, her yerde bildik bir uğultu ve hengame. Kendisine bir roman kahramanı gibi bakmıyordu artık. Olayların ve kişilerin birbirine karıştığı bu hercümerç içinde, yaşanılanların çok uzun olmadığını kısa kısa birer hikayeden ibaret olduğunu fehmetti. Acaba fehmetme miydi bu, yoksa vehmetme mi? Kelimeler de birbirlerine çok yaklaşıyordu. Olaylar ve kişiler kadar kelimeler de bu hercümerci arttırıyordu. İncecik bir mana ipliğiyle birbirine bağlanan hadiseleri, kelimelerle istediği yere sürükleyebiliyordu. Hikayenin hakikatleştiğini ve hakikatin hikayeleştiğini vehmedebilirdi. Acaba fehmedebilirim mi demeliydi? Bütün bunları düşünebildiği için memnundu. “Hamdolsun!” dedi yeniden.

Ani bir hamleyle hızla döndü zihin atölyesinden. Toplantı devam ediyordu, derhal ona intikal etti. “Zaman hepimize aynı davranmaz.” deniliyordu. “Kimine bir lahza bir asır olur, kimine bir asır bir lahza olur.” Aynı hoşluğu duydu gönlünde; “Hamdolsun!” dedi, “Yüz bin kere hamdolsun!”

Bu içeriği nasıl buldunuz?

Beğen Beğen
8
Beğen
Mutlu Mutlu
0
Mutlu
Eğlenceli Eğlenceli
0
Eğlenceli
Üzgün Üzgün
0
Üzgün
Olamaz Olamaz
0
Olamaz
Kızgın Kızgın
0
Kızgın
Komik Komik
0
Komik
İlginç İlginç
0
İlginç
Dijital Derginiz
Dijital yayıncılık alanında Türkiye, yükselen bir grafik çizmektedir. Bu amaç ile profesyonel işlere imza atmak üzere yola çıktık. 5. yılımızda araştırmayı seven herkese kapımızı açtık. Sizlerde makalelerinizi dergiCE'de paylaşarak, dijital dünyada yerinizi alabilirsiniz.

Yorumlar 2

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  1. Peygamberler, özel donanımlı hususi insanlar olduğundan ve vazifeleri nazara alındığında, onlara “dahi” denemeyeceği gibi yaptıkları işlere de “dahiyane” ve hedefledikleri şeylere “mefkure” denemez. Evet onlara pek çok şey lütfedilmiş, Cenab-ı Hakk’ın apaçık mevhibeleriyle nimetlendirilmişler. Diğer ifadeyle ALLAH’ın vadettiği şeyi o insanlara verdiği imkanlarla tahakkuk ettirmesi de denilebilir.

    Ancak onların hedeflerine bir gaye-i hayal demek daha uygundur. Çünkü, yaptıkları şeyler kendi düşünceleri değildir. ALLAH’ın davasıdır. Buna giderken söyledikleri sözlere de HADİS-İ ŞERİF yani şerefli söz denilmiştir. Gaye-i hayal ise; inanmış bir insanın gönlünde kurgulayabileceği, tasavvur edebileceği, iyi insan olma, İlâ-yı Kelimetullah, ALLAH rızası gibi mefkureleri(fikirleri) ifade eden düşünce, beklenti ve hedefler halitasından meydana gelen yüksek bir hedef demektir.

  2. Zikr edersen şeytan dahi kaçar,
    Nefis tefekkürden korkar,
    Kalp şükr ile yumuşar,
    Hakka yönelen kendini aşar !

İçerik Türünü Seçin
Kişilik Testi
Kişilik Hakkında Testler
Test
Cevaplamalı Testler
Anket
Oylamalı Seçenekler
Yazı
Biçimlendirilmiş Metinler
Puanlamalı Liste
Puanlamalı Liste
Video
Youtube, Vimeo, Vine vs
Ses/Müzik
Soundcloud, Mixcloud
Resim
GIF veya Resim