Yozlaşan tesettür değil, biziz!


TESETTÜR
TESETTÜR

Dağlara, yerlere ve göklere teklif edilen ama yüklenmekten çekinilen emaneti, insanoğlu yüklendi… Seyyid Kutub’a göre bu emanet ‘irade’ idi. Bunu biraz da “bilinç” olarak değerlendirerek bizi diğer mahlûklardan farklı kılanın bu özellik olduğundan yola çıkmak istiyorum.

‘Amenna’ ile başlamayan, ‘niçin’siz devam etmeyen ve tatminle son bulmayan her amel; geçici, samimiyetsiz ve eksiktir. Desek ki “Rızayı lillah içindir” işte o vakit misafire bir yudum su, ev temizliği, eşinin yüzüne bir tebessüm, çocuğa şefkat ve hatta Allah Resulü’nün tabiriyle yerden bir taş alıp kenara koymak dahi ibadettir. Demek niyetlere göre değerlendirilen her amelin öncesi ve nasıllığı bizim için temel prensip olmalı ki, Hak katında yerini bulsun…

“Allah güzeldir, güzeli sever.” Aklınıza gelebilecek her türlü eylemin güzel, kaliteli ve yararlı olması her zaman başarı getirir. Bunu kulluk boyutuna yansıttığımızda, yaratılış gayemizin ana hedefi olan ebedi saadete ulaşmak artık kolaylaşır.

Özellikle bayanlar birçok konuda titizdirler. Ev temizliğini ele alalım. Hafta da bir de olsa muhakkak genel bir temizlik yapılır. Bu temizliğin “kaliteli” olması için belki saatler harcanır ve yorgun düşülür. Ama evin tertemiz kokusu ve güzelliği bu yorgunluğu unutturur. Çünkü hedefe varılmıştır. Bir gün acil bir işimiz çıksa ve temizliği üstten yapsak, bütün gün onun sıkıntısını yaşarız.

Şimdi yazımızın başına tekrar dönelim ve meramımızı biraz daha açalım. Demek tüm işler iradeli ve bilinçli yapılırsa bir de güzelliği ve kalitesine önem verilirse, istenilen elde edilmiştir. İşte bizden istenen kulluk da tüm bu nitelikleri kendinde barındırması gereken kulluktur. Eğer biri eksik ve yarımsa, emaneti yüklenen insan o zaman zalim ve cahil oluverir.

Değerli kardeşlerim! Şu acı bir gerçektir ki; ev temizliğine verdiğimiz önemi kulluğumuza vermiyoruz maalesef. Üniversite sınavlarına hazırlanırken gösterdiğimiz çaba ve titizliği, amellerimizin sevabını kazanmak için uğraş vermeye göstermiyoruz. Öyle ki; nefsimizin bize sunduğu hastalıklı hayatta sağlıklı kalma mücadelesi veriyoruz. Oysa o hayatı hastalıklardan arındırmadan bu işe koyulmak, boşa kürek çekmektir… İçi boş kürekle ahirete bir şey taşıyamayacaksan, cennet nasıl senin olsun?

Dünya ahretin tarlasıysa, ekim işinin başında irade sahibi insan varsa, en güzelini “en güzel şekilde” ekmek zorundadır. Kısacası amellerimizi Hak katına “güzel ve kaliteli” göndermekle mükellefiz. Konumuz tesettür. Haydi, şimdi yozlaşan bizlerin eliyle, halden hale giren tesettürün içler acısı halinin sebeplerini anlamaya çalışalım!

Neden bu hale geldik? Meseleyi sadece “batının bir planı” şeklinde değerlendirmek doğru mudur? Hayır. Bu plandan ensar teslimiyetli bacılarımız niçin etkilenmedi o halde? Demek ki iş, iradeyi doğru şekilde kullanmak ve niyeti halis kılmakta bitiyor. Eğer bir genç kız, günah olduğunu bile bile başını hala deve hörgücü şeklinde bağlıyorsa, makyaj ve daracık pantolonla çok rahat yürüyebiliyorsa “neden örtündüğünü” sorgulaması gerekir.

İşin haram boyutunu bildiği halde nefsine söz geçiremeyen bir kardeşe “Ya hu Allah için canını verenler var, sen topuzunu biraz aşağı indirmişsin, çok mu?” demiştim. Vallahi çok değil, zor değil! Hiç kendinizi korkutmanın âlemi yok.

Bahane üretmeye de gerek yok. Vay efendim “alıştım bırakamıyorum, saçlarım çok uzun yukardan bağlayınca öyle oluyor, eşarbım düzgün durmuyor vesaire…” Buna kendiniz dahi inanmıyorsunuz. Bazıları da topuzun günah olmadığını iddia ederler. Hadisle sabittir fakat şöyle bir tespit yapalım. Topuzsuz bağlanılan örtü nefsinize ağır geliyor değil mi? Peki, nefsiniz bunu kabul etmiyorsa o zaman doğrusu da nefse set çekmek olmalı değil midir?

Kıldığımız namazlar erkânına riayet edilmedikçe kabul edilmiyor. Ya Allah’ın bizden; karşı cinsin dikkatini çekmemek, bol giyinmek, edep ve hayâyı bu şekilde, hal ve hareketlerle muhafaza etmek gayesiyle istediği tesettürü, kendi zevkimize uydurmak nasıl kabul edilsin?

Kardeşlerimiz örtünmeyi niçin kendi zevklerine göre düzenlediler, şimdi bunu irdeleyelim…

Çevremdeki insanlara bu konu hakkındaki düşünce ve fikirlerini sorduğumda ve biraz da gözlem yaptığımda şu sonuçları elde ettim. Sorduğum kişilerin çoğunluğu ilk olarak “özenti” dedi. Toplumsal hayatın yahut arkadaş çevresinin etkisini göz ardı etmek mümkün değil. Fakat bir genç kızın hayatını Allah’ın istediği şekilde şekillendirmesi gerekmez mi?

Biz ne yapsak yapalım ne günümüz modasına yetişebiliriz ne de tam anlamıyla tatmin olabiliriz. Hem maddi açıdan zarardayız, hem bizlerin giyimine dahi çok rahat karışan ve bu yolla dünyaya hükmeden kapitalist sistemin ekmeğine yağ süreriz. Değer mi? Hayır!

Hem şeytanın oklarından olan haram bakışlara maruz kalırız hem vicdanımız peşimizi bırakmaz. Değer mi? Hayır! Varsın cümle âlem bize karşı çıksın, O (cc) razı olmadıkça dünya ve ahret heba olacak. Değer mi? Hayır!

Varsın arkadaşlarımız bize gereksiz övgülerde bulunmasınlar. Varsın bizi bu şekilde beğenmesinler ve aralarına almasınlar… Bizlere şefkat kapılarını açacak yegâne makam varken beşerin sevgisi ve övgüsü bu dergâhı kaybetmeye değer mi? Hayır!

Bir kardeşimiz de ilk olarak “dikkat çekmek” vurgusunu yaptı. “Dikkat çekmek için öyle giyiniliyor. Yeni çıkmış bir modayı uyguluyorlar, dikkat çekmediklerini görünce daha fazlası yapılıyor. Bundan dolayı tesettür bu hale geldi.”

Güzel bir tespitti. Evet, bizden istenen aslında bunun tam tersidir. Örtümüzün dikkat çekmemesi… Zaten fıtraten çekiciliği ve cazibesi bulunan bayanların örtü ile bunun önüne geçmesi ve sık sık tekrar edildiği gibi “Ben dişiliğimle değil, kişiliğimle varım” düsturunu hem ruhuna hem bedenine yansıtmasıydı…

Fıtrat dedik… Fıtratımızda süslü ve güzel giyinmek vardır elbette. İslam bizlerden bu niteliğimizi külliyen yok etmemizi istemiyor. Ama şu var ki bu isteği belli bir kalıba dökmek gerekiyor. Helal dairesindeki süs ve güzel giyime İslam karşı çıkmıyor. Namahrem haricinde bu isteğimizi uygulamada herhangi bir sakınca yoktur. Hatta evli bir kadının eşine karşı dilediği kadar süslenmesinde sevap dahi vardır.

İşte “hikmet” dediğimiz sır burada yatıyor. Her şeyi yerli yerince yapmak… Nasıl ki bir anne fıtratında olan “şefkat” duygusunu yanlış yerde kullandığında, çocuğunun psikolojisini ve yetişme tarzını olumsuz yönde etkiliyorsa; bir genç kız da güzel görünme içgüdüsünü yanlış yerde kullanırsa bugünkü sonuçları –yozlaşmış tesettür- doğuracaktır.

İşin ciddiyetinde olmak lazım! Bizden istenen “emir”dir. Doğrusunu yapmamız farzdır. Bunun, arkasına sığınılacak hiçbir bahanesi de yok. İşitip itaat etmenin kemâlinde olmayı hedefleyen her mümine kadın, ensar kadınlarının hicap ayetine olan sadakatlerini iyi okumalıdır. Bir an tereddüt ettiler mi? “Hele biraz daha geçsin, sonra örtümü düzeltirim. Şuan layık değilim, taşıyamam. Kendime yeni kıyafetler alayım sonra örtünürüm” dediler mi? Ensar kadınlarının boyunlarını da kapatacak genişlikte bir örtü bulamadıkları için, elbiselerinden yırtıp örtündükleri gelen rivayetler arasındadır.

Demek teslimiyet duraksamadan itaati gerektirir. Nefsin güzel göstererek ürettiği sebeplere sığınmayı değil…

İnsan nefsine bir kere hükmetmeyi başarabilirse, inanın devamı gelir. Bir gün bol bir kıyafetle çıkın, ertesi gün dar giyinemeyeceksiniz. Bir gün topuzunuzu aşağı indirip örtünüzü omuzlarınızdan sarkıtarak bağlayın, ertesi gün eskisi gibi yapamayacaksınız. Bunu bir kez deneyin Allah için!

Tesettürü yozlaştıran kardeşlerimiz yüzünden, İslam’a ve Allah’ın emrine ne derece hakaretler edildiğinin farkında olmak ve bu vebalin altına girmekten Allah’a sığınmak lazımdır.

Hâsıl-ı kelam aslında yozlaşan biziz. Suç, kendimizi sorgulamayışımızın yan etkilerinden kaynaklı hatalara aldırış etmeyişimizdir. Ekim işini kaliteli yapma telaşına girmememizdir. Güzel’i seven Allah(CC)’a, güzel ameller göndermek için çaba göstermeyişimizdir.

Haydi, şimdi kişiliğimizle toplumsal hayatın içinde olmak için, dişiliğimizi en güzel şekilde s/aklayalım… Haydi, şimdi iman-amel bütünlüğünü korumak adına, kulağımızı anne-baba-arkadaş ve çevrenin olumsuz ve küçümseyici laflarına tıkayalım…

“Hakiki imanı elde eden dünyaya meydan okuyabilir” ya Üstad’a göre; biz de önce nefis ve arzularımıza meydan okuyarak işe başlayalım!

Allah için en değerli varlıklarından geçenlere, canını, malını, evladını ve tüm dünyevi güzellikleri arkasına alanlara nasıl ki “fedakâr” deniliyor, biz de Hak katında “fedakârlar ve şahid”lerden olmak istiyorsak geç kalmayalım…

Özgürlüğü nefsin ellerine teslim etmek üç – beş günlük dünya için değer mi? Elbette hayır!

Nisanur Dergisi ~ Hacer Sara ARSLAN
Sayı: 31 ~ Haziran 2014

Bu içeriği nasıl buldunuz?

Beğen Beğen
3
Beğen
Mutlu Mutlu
2
Mutlu
Eğlenceli Eğlenceli
0
Eğlenceli
Üzgün Üzgün
0
Üzgün
Olamaz Olamaz
0
Olamaz
Kızgın Kızgın
0
Kızgın
Komik Komik
0
Komik
İlginç İlginç
0
İlginç
Dijital Derginiz
Dijital yayıncılık alanında Türkiye, yükselen bir grafik çizmektedir. Bu amaç ile profesyonel işlere imza atmak üzere yola çıktık. 5. yılımızda araştırmayı seven herkese kapımızı açtık. Sizlerde makalelerinizi dergiCE'de paylaşarak, dijital dünyada yerinizi alabilirsiniz.

Yorumlar 1

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  1. MRS. MAX MULLER: Türkiye Mektupları
    “Örtüsüyle birer iffet abidesi olan Osmanlı kadını sokağa çıktığında en küçük bir saygısızlık görmez. Türklerin kadınlara muameleleri bütün milletlere örnek olmalıdır. Biz yabancıların dikkatini çeken diğer bir husus da sokaklarda ahlak dışı hareketlere bilhassa kadınlara karşı kesinlikle rastlanmamasıdır.

    Sokaklarda sarhoş erkeğe veya kadına hiç bir yerde rastlanmaz. Şayet bir sarhoş görürseniz bunun bir gayr-i müslim olduğuna emin olabilirsiniz. Bizdeki hemen her kavganın hatta cinayetin sebebinin sarhoşluğa dayandığı hatırlanırsa bunun ne demek olduğu daha iyi anlaşılır.”

İçerik Türünü Seçin
Kişilik Testi
Kişilik Hakkında Testler
Test
Cevaplamalı Testler
Anket
Oylamalı Seçenekler
Yazı
Biçimlendirilmiş Metinler
Puanlamalı Liste
Puanlamalı Liste
Video
Youtube, Vimeo, Vine vs
Ses/Müzik
Soundcloud, Mixcloud
Resim
GIF veya Resim