Yiyorum ama doymuyorum!


Yaşasın Yemek Yemek
Yaşasın Yemek Yemek

Günümüzde en yaygın sağlık sorunlarının başında fazla kiloya bağlı hastalıklar geliyor. Yüksek kalorili yiyeceklerin bolca tüketilmesi ve hareketsiz hayat, modern insan için şişmanlığı en büyük sorun haline getirdi.

Şişmanlık ise kalp, damarlar ve iç organlarının yağlanmasına sebep olarak pek çok hastalığı tetikliyor. Kandaki şeker dengesinin bozulması ve yağ lipitlerinin artması ile birlikte şişmanlık bütün organların çalışmasını olumsuz etkileyerek vücudun daha erken yaşlanmasına sebep oluyor. Peki neden insanlar ihtiyaçlarından fazla yemek yiyor? Acıkma ve doymayı etkileyen faktörler nelerdir? Şişmanlamamak için veya kilo vermek için öncelikle bilmemiz gerekenler nedir?

Vücudumuz Şişmanlamaya Müsaittir
İnsanoğlunun yedikleri ince bağırsaklarından kana karışır. Bazı maddeler ancak ihtiyaç miktarı vücuda alınır: mesela demir ve kalsiyum gibi. Böbreklerimiz de ihtiyaç fazlası suyu ve elementleri süzerek atar. Ancak kilo fazlamızın en büyük sorumlusu olan glikoz (nişastalı ve şekerli gıdalardan elde edilen ince şeker) böyle değildir. Allahın yarattığı düzen gereği, ihtiyacımızdan fazla kalorili (enerjili) gıda alırsak vücuttan atılmaz, yağ hücreleri tarafından depolanır.

Tabiat içinde yaşayan insanlar için bu durum rahmettir. Çünkü kıtlık zamanlarında gıda bulunmaz, uzun süren açlık dönemleri olabilir. Modern hayatta ise düzenli olarak bol kalorili gıda bulmak mümkün hale gelmiştir. Vücudumuz ise hala kıtlık zamanları için depolama yapmak zorunda olduğunu düşünmektedir.

Bünyemiz bazen aç kalmaya uygun tasarlandığı için zaman zaman oruç tutarak yağ depolarımızı yakmamız iyi olur. Yağlar sadece şiddetli açlık hissi oluştuğu anlarda yakılır. Diyet programları çoğu zaman yağların yakılmasına yetmez. Ancak terleyecek kadar hareketle birlikte düşük kalorili diyet uygulanırsa kilo verilebilir.

Araştırmalara göre bedenimiz kilo almaya çok müsait olduğu halde kilo vermeye çok isteksizdir. Kilo vermek için aç kaldığınız zaman salgılanan hormonlar gergin ve rahatsız olmanıza sebep olur. Yağlar yakılırken açığa çıkan hormonlar da açlık hissini kamçılar. Yani kilo vermek hiçbir zaman sıkıntısız olmamaktadır. Ama kilo alınırken farkına bile varılmaz. Çünkü acıkma ve doyma hislerimiz çok yanıltıcıdır.

Açlık Hissine Güvenmeyin!
Normal bir insanın açlık hissinden rahatsız olup tokluğa yönelmesinin sebebi beyindeki acıkma merkezidir. İnsan beyninin arka taraflarındaki hipotalamus denilen bölge, vücudun enerji, su, ısı bakımından dengeli bir durumda olmasını sağlamaya çalışır.

Acıkma-doyma alışkanlıklarının üzerinde son dönemlerde çok araştırma olmasına rağmen mekanizması tamamen açığa çıkarılmış değildir. Şu var ki ileri sürülen faktörler aynı zamanda birbirini etkileyicidir. Araştırmalar, insan beyniyle mide ve bağırsakların etrafındaki salgılar arasında sıkı bir ilişki olduğunu göstermektedir. Ayrıca pankreas, karaciğer, böbrek üstü bezleri gibi daha birçok hormon bezleri de beyinle ilişki içindedir. Bütün bu etkileşmeler sonunda vücudun sinyalleri beyinde açlık ve tokluk olarak hissedilir. Ancak açlık ve tokluk hisleri pek çok zaman aldatıcıdır.

Normalde açlık duyulması için vücutta dolaşan enerjinin sınır değerlerden aşağı düşmesi gerekir. Fakat acıkma merkezimizi etkileyen birbirinden farklı on kadar hormon vardır ki, bunlar zaman içinde edindiğimiz yeme alışkanlıkları yüzünden, henüz enerjimiz azalmadığı halde yemek yememize sebep olur. Ayrıca iştahınızı çeken bir yiyeceği tokken de tüketebilirsiniz. Dolayısı ile gıda tüketimi üzerinde sadece hormonal etkiyi görmek yanlış olur. İçinde bulunduğumuz psikolojik durumdan baktığımız yemeğin görüntüsü kokusuna kadar farklı etkenleri sayabiliriz. Özellikle sosyal çevrenin etkileyiciliği yeme alışkanlıklarımızın düzensizliğinde çok etkilidir.

Mesela bir insan her gün aynı saatte öğle yemeği yiyorsa o saat yaklaşırken midesi tarafından salgılanan ghrelin adlı hormon sebebiyle açlık hisseder. Ama alışkanlığımızı değiştirsek, mesela birkaç gün oruç tutarak öğle saatinde yemek yemeyi bırakırsak, -mesela Ramazan ayında- öğle saatinde acıkma hissi görülmez. Çünkü zaten normal bir insan kahvaltıyla öğle yemeği arasındaki dört-beş saatte acıkmaz. Ama yetiştirilme biçimimiz sebebiyle küçük yaştan beri acıkmadan yemeye alıştırılmışızdır.

Birçoğumuz görmüşüzdür; çocuk henüz acıkmadığı halde annesi çocuğun acıkması gerektiğine karar vermiştir ve ağzına zorla yemek sokar. Yine çocuğu “doydum” dediği halde “tabağını bitir” diye ısrar eden anneler çoktur. Çoğumuz bu şekilde ihtiyaç duymadan veya ihtiyacımızdan fazlasını yemeyi “öğreniriz.” Böylece vücuttan gelen normal acıkma ve doyma hislerinin çalışma düzeni bozulur. (Çocukluk Ve Ergenlik Döneminde Obezite -Sağlık Bakanlığı Yayın No: 729)

Acıktıran Yemekler!
Açlık hissinin meydana gelmesinde etkili olan birçok hormon vardır. Hormonlardan bazıları enerjimizi kaybettiğimiz zaman değil, tam tersine çabuk kana karışan, kalorili gıdalar sebebiyle salgılanmaktadır!

Beyaz ekmek, hamur işleri, pirinç, patates, mısırdan yapılmış yiyecekler gibi, az lifli- yüksek kalorili gıdalar, hızla hazmedilip kana karışan, kan şekerini hızla yükselten gıdalardır. Bunlar vücudumuzun açlık-tokluk mekanizmasını bozmaktadır. Çünkü kan şekeri aniden yükselince fazlasının depolanmasına sebep olan hormonlar salgılanacaktır. Bu da bize kısa süre sonra acıkma hissettirir. Yani aniden doyan, aniden acıkır.

Mesela proteinli gıdalar daha fazla doygunluk hissi sağlarken yağlı gıdalar iştah açıcı bir özeliliği taşıdıklarından daha fazla yenmesine sebep olurlar. Posalı gıdalar ise midede daha fazla gerginlik oluşturarak tokluk hissi verirler.

Yağ Kitlemiz Bizi Acıktırır!
Yanıltıcı açlığın bir başka sebebi de yağ kitlemizdir. Yağ kitlemiz kan dolaşımında farklı türde sıkıntılara sebep olarak enerjimizin düşmesine sebep olur. En başta yağ kitlesi hareket imkanını azaltarak enerji sarfiyatını düşürür.

Aldığımız enerjiyi yakacak kadar hareket edersek, böbrek üstü bezlerimiz adrenalin salgılar ve karaciğerde depolanmış olan enerjinin kana salınmasını emreder. Böylece vücudumuz her enerji düşmesinde hemen “yemek ye” emri göndermez; emri altındaki kaynakları kullanır. Ancak şişman insan hareket etmekte güçlük çektiği için bu normal durum bozulmuştur. Bu yüzdendir ki şişmanlar zayıflardan daha sık acıkır.

Hatta bazı açlık hissi veren hormonları bizzat yağ hücreleri salgılamaktadır. Bilhassa kadınlarda östrojen hormonunun daha fazla salgılanmasına sebep olan yağ hücreleri, iştahı kamçılayarak yeni yağlanmalara sebep olur.

Can Sıkıntısını Yiyerek Bastırmak!
Gerçek manada acıkmadan yemeye yol açan bir sürü alışkanlığımız vardır. Çoğumuz erken yaşlardan itibaren canımız sıkıldıkça tatlı bir şeyler yiyerek- içerek sıkıntıyı bastırmayı öğrenmişizdir. Mesela ailemiz çok meşguldür, bizimle ilgilenemez, harçlık verir; “git kendine şekerleme, çikolata, dondurma gibi bir şeyler al,” der. Biz de mutsuzluğu bir şeyler yiyerek bastırmayı öğreniriz.

Birçok kişinin kendini bitkin, motivasyonu düşük, dikkati dağınık, huzursuz, mutsuz hissettikçe içtiği bir içeceği vardır. Şekerli çay, kahve, kolalı içecekler ve benzerleri… Bu içecekler hem şekerlidir hem de çoğu zaman yanında bisküvi, çikolata gibi atıştırmalıklar da yenilir.

Ayrıca bitkin zamanlarımızda bunlara yönelmemizin sebebi, beynimizde serotonin hormonu seviyesinin yeniden yükselmesini istememizdir. Ancak bunlar kan şekerini bir süre yükseltir ve serotonin hormonu salgılanmasını sağlar. Ancak hemen sonra hızla düşürerek açlığı kamçılar. Halbuki can sıkıntısını mutlaka çay demleyerek, hamur işi atıştırarak geçirmemiz şart değildir. Beynimizdeki hormonların yeniden yükselmesi için yürüyüş yapabiliriz, derin nefes alıp vermemizi sağlayacak aktiviteler yapabiliriz. Mesela tecvidle kuran okumak, ney üflemek gibi…

Unutmayalım yiyecek ve içecekler psikolojimizi düzeltmez, aksine şişmanlamaya ve hastalanmaya sebep olarak daha da bozar. Sanayileşmiş ülkelerde en sık ölüm nedeni kardiyovasküler hastalıklardır. Gelişmiş ülkelerde her yıl 2.4 milyon kişi kroner kalp hastalığına bağlı olarak yaşamını yitirmektedir. (Obezite ve Kardiyovasküler Hastalıklar/Hipertansiyon, Sağlık Bakanlığı Yayın No: 729)

Sosyal Hayat Şişmanlatıyor
Genellikle psikolojik bunaltı; gayesizlik ve can sıkıntısından doğar. Kendinizi boş hissettiğiniz zaman, ne zamandan beridir ihmal ettiğimiz bir işi yapın, bir dostunuzu ziyaret edin. Ama giderken hediye götürecekseniz hemen pastaneye uğramayın!

Günümüzde sosyal hayatın önemli bir kısmı, gereksiz yere tatlı içecekler, şekerleme ve atıştırmalıklar tüketmemize sebep olmaktadır. Bunlar kan şekeri dengesini bozan alışkanlıklardır. Öyleyse yeme içme konusunda vücut sinyallerimize güvenmeyelim. Toplum hayatı içinde edindiğimiz alışkanlıklarımızla vedalaşma cesaretini gösterelim. Sünnete uygun yeme ölçüsüne geri dönelim…

Açlık Sağlıklı Bir Histir!
Çoğumuz açlık hissini bir problem sinyali olarak algılar. Oysa kişinin kendisini hafifçe aç hissetmesi sağlıklı bir durumdur. Hemen giderilmesi için bir şey yapmak gerekmez. Aksine Peygamber efendimiz açlık hissini methetmiştir. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem evinde yiyecek bir şey bulursa yer, bulamazsa nafile oruca niyet ederdi. Seferlerde, kıtlık zamanlarında günlerce aç kaldığı olurdu.

Peygamberimizin zamanında yemek vakitleri ikiydi. Biri kuşluk zamanı, diğeri akşama doğru. Çoğu zaman günlük yemeği arpa ekmeği, hurma veya süt ibarettir. Tirit yemeği yapma imkanı bulursa bütün suffe ashabını çağırır, sofraya sığmak için iki dizi üstünde otururdu. Ashabına da paylaşmayı ve az yemeği tavsiye ederdi: “İki kişinin yiyeceği üç kişiye de yeter. Üç kişinin yiyeceği de dört kişiye yeter.” (Buhari, Et’ime 11)

Nadiren yemek davetlerinde, düğün veya bayram zamanlarında yediği yemeğin kalitesi, miktarı ve çeşidi artardı. O zaman şükreder ve bu nimetlerin hesabı olduğunu hatırlatırdı. Peygamberimiz az yemek konusunda ehlibeytini ve ashabını o kadar sıkı tembihlemiştir ki, Hz. Ömer lokmalarını sayarak yemiştir. Dokuz lokmadan fazla yemediği bildirilmiştir.

Az Yemek İyi Beslenmektir
Peygamberimizin yeme içme hususundaki her tavsiyesi altın gibi değerinden hiçbir şey yitirmemiştir. Mesela Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin:

“Hiçbir kişi, midesinden daha tehlikeli bir kap doldurmamıştır. Oysa insana kendini ayakta tutacak bir kaç lokma yeter. Şayet mutlaka çok yiyecekse, midesinin üçte birini yemeğe, üçte birini içeceğe, üçte birini de nefesine ayırmalıdır.” (Tirmizî, Zühd 47) hadisi, adeta ilmi bir mucizedir.

Normalde bir insan, bir tabak dolusu yemek yerse, bu yemeğin üzerine iki katı kadar mide sıvıları boşaltılır ve böylece toplam hacim 300 ml’den 900 ml’ye çıkar. Bu da belli bir süre sonunda hazmedilerek ince bağırsakları doldurur ve normal bir hazım faaliyeti mümkün olur.

Günümüzde hazım üzerine yapılan araştırmalar göstermektedir ki bütün hastalıkların kaynağı, mideyi fazla doldurmaktır. Midenize bir öğünde hazmedebileceği kadar gıda aldığınızda, gıdanın ihtiva ettiği maddeler iyice hazmedilir ve faydalı bir hale gelir. Ama fazla doldurduğunuzda hazım uzun sürer ve iyi yapılamaz. Faydalı gıdalar zararlı hale dönüşür. Öyleyse Efendimizin tavsiye ettiği gibi, midenin üçte birine kadar yemek yeterlidir.

Doymayı Beklemeyelim!
Herkesin doyma hissi farklı sinyallerle gerçekleşmektedir. Mesela bazı kişiler daha yemeği ağzında çiğnerken doymaya başlar. Bu yüzdendir ki uzun uzun çiğnenen, yavaş yavaş hazmedilen kepekli ekmek, salata, kurutulmuş meyve, pestil, leblebi gibi gıdaların, daha az kaloriye rağmen doygunluk hissettireceğini söyleyebiliriz. Meyve suları, pastalar, krakerler gibi ağızda eriyip kaybolan gıdalar ise doyurucu değildir.

Bazı kişilerin doygunluk hissetmesi ise ancak bağırsaklarının dolmasıyla mümkün olmaktadır. Çünkü kişi doyduğunu ancak, yediği yemek bağırsaklara geçip baskıya ve “PYY3-36” hormonu salgılanmasına sebep olunca hissedebilmektedir.

İnsan bu hissi duyana dek yemeye devam ederse, ihtiyacından çok daha fazlasını yer. Çünkü mide ve bağırsaklar esneyen ve büzülen organlardır. Bir yetişkinin midesinin esnememiş haldeki hacmi 1.000-1.500 mililitredir. İnce bağırsakların uzunluğu da kasılmış haldeyken 5 metre kadardır. Fakat bu hacim 10 litreye kadar esneme imkânına da sahiptir.

Peygamberimiz “Mü’min bir; kafir ise yedi bağırsak için yer.” (Müslim, Eşribe, 186) buyurarak bağırsaklar dolana kadar yemeyi kötülemiştir. Özellikle de ayaküstü veya masa başında dik olarak oturarak yemek yiyenlerin midelerine güvenmemesi gerekir.

Aslında Peygamberimiz gibi, diz çöküp oturarak, yer sofrasından yemek yiyen bir insan daha erken doyabilir.(Ebû Dâvûd, Et’ime, 17) Çünkü otururken bağırsaklar büzüşür, fazla esnemez. Bu da bağırsaklar etrafındaki sinir uçlarında basıncın oluşmasını ve doygunluk hissinin algılanmasını çabuklaştırır.

Sünnete uygun hayat tarzı, sağlık, zindelik, iyi görünüm ve mutluluk kaynağıdır.

İslami Hayat Dergisi ~ Uzm.Dr. Şerafettin EKİNCİ
Sayı: 14 ~ Nisan 2013

Bu içeriği nasıl buldunuz?

Beğen Beğen
4
Beğen
Mutlu Mutlu
0
Mutlu
Eğlenceli Eğlenceli
0
Eğlenceli
Üzgün Üzgün
1
Üzgün
Olamaz Olamaz
0
Olamaz
Kızgın Kızgın
0
Kızgın
Komik Komik
1
Komik
İlginç İlginç
0
İlginç
Dijital Derginiz
Dijital yayıncılık alanında Türkiye, yükselen bir grafik çizmektedir. Bu amaç ile profesyonel işlere imza atmak üzere yola çıktık. 5. yılımızda araştırmayı seven herkese kapımızı açtık. Sizlerde makalelerinizi dergiCE'de paylaşarak, dijital dünyada yerinizi alabilirsiniz.

Yorumlar 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İçerik Türünü Seçin
Kişilik Testi
Kişilik Hakkında Testler
Test
Cevaplamalı Testler
Anket
Oylamalı Seçenekler
Yazı
Biçimlendirilmiş Metinler
Puanlamalı Liste
Puanlamalı Liste
Video
Youtube, Vimeo, Vine vs
Ses/Müzik
Soundcloud, Mixcloud
Resim
GIF veya Resim