Yeni Nesil Kitaplar Üzerine


Yeni Kitaplar
Yeni Kitaplar

“Okuma dikkatli belli bir süreklilik içerisinde belli değerlere ulaşırsa, ürün geçerlidir ve piyasaya sürülebilir; oysa dikkat yavaşlar ve dağılırsa bileşim ıskartaya çıkarılır ve buradaki temel bilgiler alınıp başka metinlerde kullanılır.”(1)

Okuduğumda altını hararetle çizdiğim Umberto Eco’ya ait şu satırlar ne yazık ki en büyük hayal kırıklıklarımdan birini yaşattı bana: “Kitap tıpkı kaşık, çekiç, tekerlek veya makas gibidir, bir kere icat edildikten sonra daha iyisini yapamazlar. Bir kaşıktan daha iyi olacak bir kaşık yapamazsınız.” Eco haklıydı lakin manzara hiç de öyle değildi. O bizim dost bildiğimiz, kokusunu içimize çekip şifa bulduğumuz, sayfalarına dokundukça içimizi hoş eden, Nuri Pakdil’in deyişiyle “harlı bir ateş” olan kitaplar nedense bir başka şimdi. Daha bir mağrur duruyor ve uzaktan bakıyorlar bize. Aynı dertten olacak ki Beşir Ayvazoğlu da Bilgi Ahlakı adlı yazısında dile getiriyordu meseleyi: “Büyük kitapevlerinde kendimi çok aciz hissediyorum. Rafları dolduran renk renk, boy boy, yeni ve eski, okunması gereken binlerce kitap bende derin bir ümitsizliğe ve hayal kırıklığına yol açıyor.”

Kitaplar maalesef bugün -kaşık mantığıyla- daha iyi bir kitap yapabilmek için üretiliyor ve piyasaya sürülüyor. Sayfaları bir arada tutmaya yarayan dış kapaklar tamamen kitapların muhtevasını, kalitesini, yetkinliğini gösteren tek ölçüt olmuş durumda. Bir de kitabın kalbine adeta hançer saplayan o iğreti baskı ve baskı sayıları yok mu! (Birinci Baskı Yüz Bin) Beni hepten çileden çıkarıyor. Hal böyle olunca da “vitrindekiler”, “çok satanlar”, “kapağına bayıldım, mutlaka almalıyım!” yahut ” Abi daha bir hafta geçmedi, herkes okuyor, baksana kaç bin satmış, iyi kitaptır al derim ben!” kabilinden sözler duymamız çok garip olmasa gerek. Bir de arka kapak var elbette. Ön kapak resmine bakıp ikna olan okur arka kapağa geçiyor hemen. “Elimden bırakamadım!”, “Tek kelimeyle mükemmel!”, “Edebiyatseverlerin mutlaka okuması gereken bir kitap, pişman olmayacaksınız!” türünden laflarla bezeli bu kısım sözlerin altında söyleyen namında -afili isimlerin de etkisiyle- okurumuzun ikna seviyesini imana taşıyor ve bir kitap daha raftan inip satılmış oluyor. Oysa Cenap Şehabettin insanın ömründe dışına aldanmaması gereken iki şeyden birinin kitap olduğunu söylüyordu. Elbette bu, cevizi kabuğunu kırmadan yemekten farksız. Bu hususta Mustafa Kutlu’nun hikaye kitaplarındaki sadeliğe oldum olası bayılırım. Burada antre parantez nitelikli okura da değinelim. Zira Hilmi Yavuz’a göre nitelikli okurla niteliksiz okur arasındaki fark, birinin kendi donanımı ve istenciyle kitap seçmesi; ötekinin donanımın ve istencinin dışında başka birtakım etkilerle kitap almasıdır.

Biraz daha insaflı davranıp -vakti varsa elbette- kitabın içini açan okur ise bambaşka bir sınavın eşiğine geliyor: Koku ve renk! Yanlış duymadınız, şimdilerde kitaplarının tanıtımını tamamen bunun üzerine kuruyor birçok incelikli yazarımız. Fesleğen ve gül kokulu, sayfaları mavi ve sarı kitap! Ah efendim, evimize parfüm veya peçete mi alıyoruz Allah aşkına? Zamanın bir kokusu varsa onu yıllanmış kitaplar taşır. Zamanın bir rengi varsa sayfalar ona boyanmıştır. Zamanın bir yarası varsa yırtılmış kitap sırtlarındadır. Kitap dediğimiz de bu değil midir zaten? Tüm bunların üstüne suni perdeler çekip kendimizi kandırmak neden?

Ve ayraçlar… Bu değişimden onlar da nasibini almış görünüyor. Kitapların arasında süs eşyası gibi çoğu. Üzerine püsküllerin takıldığı, kitabın boyunu aşan, kitap için var olmaktan ziyade kitabı bir gösteri alanı haline getiren bu zevksiz araçlara ne demeli sizce? Çoğu kitaptan pahalılar üstelik. Üzerindeki fiyakalı sözler de cabası. Ama ne yazık ki hiçbir zaman kitaplar arasında bir ömür geçiren çiçekler, resimler, otobüs biletleri, altı çizili satırların gelişigüzel not alındığı şekilsiz kağıtlar gibi anı dolu nesnelerin yerini tutamayacaklar.

Günümüzü “Kısacık bile olsa yazmanın, her konuda fikir beyan etmenin, laf giydirmenin ve bilhassa aforizma yumurtlamanın bir salgın halini aldığı, niteliğin ister istemez aşağıya çekildiği” bir ortam olarak tanımlıyordu Man Booker ödüllü yazar Lydia Davis. Böyle bir ortamda saydıklarımıza çok da şaşmamak gerekiyor zannımca.

“Okumak yalnız olmaktır” diyor Italo Calvino. Artık okunan da sahte birlikteliklerde gerçek yalnızlıklar yaşıyor.

Kitaplar seslenir, yüksekten mağrur
-Gel bize, kurtul, gel!
Almanızla bırakmanız bir olur
Böyle daha güzel(2)

DİPNOT:
1- Italo Calvino, Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu
2- Behçet Necatigil, Eski Sokak, Ölü Çizgi Şiirinden.

Bu içeriği nasıl buldunuz?

Beğen Beğen
4
Beğen
Mutlu Mutlu
1
Mutlu
Eğlenceli Eğlenceli
2
Eğlenceli
Üzgün Üzgün
0
Üzgün
Olamaz Olamaz
0
Olamaz
Kızgın Kızgın
0
Kızgın
Komik Komik
0
Komik
İlginç İlginç
0
İlginç
Dijital Derginiz
Dijital yayıncılık alanında Türkiye, yükselen bir grafik çizmektedir. Bu amaç ile profesyonel işlere imza atmak üzere yola çıktık. 5. yılımızda araştırmayı seven herkese kapımızı açtık. Sizlerde makalelerinizi dergiCE'de paylaşarak, dijital dünyada yerinizi alabilirsiniz.

Yorumlar 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İçerik Türünü Seçin
Kişilik Testi
Kişilik Hakkında Testler
Test
Cevaplamalı Testler
Anket
Oylamalı Seçenekler
Yazı
Biçimlendirilmiş Metinler
Puanlamalı Liste
Puanlamalı Liste
Video
Youtube, Vimeo, Vine vs
Ses/Müzik
Soundcloud, Mixcloud
Resim
GIF veya Resim