Twitter yalanlarıyla nasıl mücadele edilir?


Twitter
Twitter
Sosyal medyada hakkınızda üretilen dedikodulara kulak tıkıyorsunuz ki konunun daha fazla gündemde kalmasına sebep olmayasınız. Hem “nasıl olsa gerçekleri anlatmak işe yaramıyor.” siz de böyle düşünüyorsanız çok yanılıyorsunuz.

Sosyal medyanın önemini ilk fark eden siyasi, şüphesiz ABD Başkanı Barack Obama’ydı. Ağustos 2008’de Denver şehrindeki tarihi Demokrat Parti kurultayına gazeteci arkadaşım Sezai Kalaycı ile birlikte katıldığımızda bizi en çok şaşırtan, bağımsız blog yazarlarına koca bir medya çadırının tahsis edilmesi olmuştu. Obama’nın önce Demokrat Parti’ye hakim Clinton sistemine, ardından Cumhuriyetçi rakibi John McCain’e karşı sürpriz zaferlerinde sosyal medya ve interneti çok etkili kullanmasının oynadığı role çokça dikkat çekildi. Ancak Obama’yı sosyal medyaya duyarlı yapan sadece ‘kazanma isteği’ değildi. O aynı zamanda sosyal medyadaki asılsız söylenti ve dedikoduların ilk büyük mağdurlarından. Obama’nın ‘gizli Müslümanlığı’ndan, ABD vatandaşı olmadığına, eğitim durumundan annesinin özel hayatına kadar pek çok akıl almaz yalan, uydurma, iftira içerikli söylenti sosyal medyada yayılıyordu.

Elbette bunların çoğu televizyon ve gazeteler gibi geleneksel medyaya yansımıyordu. Buna rağmen Obama, son derece aykırı bir yol tercih etti. Sosyal medyadaki iftira ve karalamaları görmezden gelmedi, bilakis onları kamuoyu gündemine taşıdı. Bunun için kendi resmi sitesinde ‘Fight the Smears (karalama ile mücadele)’ adlı bir bölüm hazırladı. Küçük büyük demeden hakkında internette dolaşan her dedikoduyu yayımlattı. Dedikodu ve iftiraların ilk çıktığı kaynakları, çıkış sebepleri ve neden gerçek olmadıklarını açıklamalarıyla beraber. Dahası her fırsatta da bu dedikoduları  şaka konusu yaparak öz güvenini sergiledi.

Twitter Yalanları

Obama’ya kadar politikacılar, marjinal birtakım yayın organlarında ya da kamusal olmayan alanlarda kalan dedikodu ve iftiraları genelde görmezden gelmeyi, kamuoyu gündemine taşımamayı tercih ediyorlardı. Örneğin Obama’nın rakibi Senatör John McCain, 2000 yılında George W. Bush’a karşı parti içinde adaylık mücadelesi verirken ortaya atılan ‘gayrimeşru çocuğu olduğu’ söylentileri hakkında tek açıklama yapmadı. Neden bir politikacı, hakkındaki negatif bir dedikodunun kamuoyu gündemine girmesine yardım etsin ki?

Ancak dedikodunun neden varolduğu ve nasıl geliştiği konusunda yapılan araştırmalar, Obama’nın stratejisinin daha akıllıca olduğunu gösteriyordu. Söylenti, insan mahiyetinin temel özelliklerinden biri olan merak ve daha çok bilgiye sahip olmaktan kaynaklanıyor. Sosyal araştırmalar, bir dedikoduyu etkisizleştirmenin en iyi yolunun kamuoyuna yayılmasını sağlamak olduğunu gösteriyor.  ‘Cevap vererek söylentiye değer katmama’ düşüncesi, ‘söylenti’nin cemiyetteki varlık sebebini, işleyişini ve toplumda ne tür fonksiyona sahip olduğunu anlamamanın ifadesidir.

Dedikodu ve söylenti hakkındaki araştırmalar, özellikle 2. Dünya Savaşı yıllarında savaş dedikoduları sebebiyle çok daha analitik bir ivme kazandı. Ama bu konuda özellikle son yirmi yılda büyük bir patlama yaşanıyor. Çünkü bilim insanları artık sosyal psikolojiyi gözlemleme tecrübesinin tarihteki en güçlü silahıyla mücehhez. İnternet, muazzam çeşitlikte söylentiyi yayma şekilleri ve hızlarıyla gözlemleyebilme imkanı sunuyor.

Rochester Teknoloji Enstitüsü psikologlarından Nicholas DiFonzo ve bir başka söylenti uzmanı Prashant Bordia’nın internetteki 280 tartışma grubunu gözlemleyerek hazırladıkları rapor (2004) ilginç bilgiler içeriyor. İki araştırmacı, tartışma gruplarında dile gelen söylentilerin, ‘gerçek olup olmadıklarının anlaşılması için’ dillendirildiklerini gözlemledi. Yani, amaç dedikodu yapmak değil, gerçekliğini öğrenmek. Tıpkı haber okuyanların yaptığı gibi dedikoduyu gerçek bilgiye ulaşmanın bir aracı olarak kullanıyorlardı. DiFonzo, Boston Globe gazetesine araştırmayla ilgili yaptığı açıklamada, “Çoğu zaman insanlar birinin lehine ya da aleyhine dedikodu yapmak için değil gerçek bilgilere ulaşmak için söylentileri paylaşıyor.” diyecekti.

Elbette negatif söylentiler, pozitif söylentilerden çok daha hızla yayılıyor. Psikologlar söylentileri genel olarak iki gruba ayırıyor: Korkudan beslenen ‘ürkütücü söylentiler’ ile umuttan beslenen ‘temenni söylentileri’. İnsanları korkutan söylentiler daha bulaşıcı. Negatif söylentiler, negatif haberlerin medyada işgal ettiği yerden çok daha fazlasını dedikodu aleminde işgal ediyor. Özellikle çok konuşulan konularda başka kaynaklardan  bilgiye ulaşmanın güçleştiği ortamlarda dedikodu ve söylentiye olan rağbet artıyor. Mark Schindlern, söylentiyi ‘enformasyonun karaborsası’ olarak nitelendiriyor. Negatif gelişmelerin yaşandığı ortamlarda ise söylentiler epey hayati roller oynayabiliyor.

Araştırmalar, söylentiyi yayan insanların bir kısmının, bunu toplumdaki yerlerini ve önemlerini geliştirip pekiştirmek için yaptıklarını da gösterdi. Yine, bazı üst düzey has dairelerdeki bilgilere vakıf olabildiğini hissettirmek söylentiyi yayanın toplumdaki statüsünü yükseltiyor. En fazla dikkat kesildiğimiz söylentiler ise güçlü kişilerin hayatındaki skandal ve kusurlarıyla ilgili olanlar… Knox Üniversitesi psikoloji profesörü Frank McAndrew’e göre, duyduğumuzda başkalarıyla paylaşma ihtimalimizin en yüksek olduğu söylentiler, patronlar, toplumdaki yüksek statülü kişiler veya ünlülerle ilgili negatif söylentiler.

‘Yorum yok’ Politikası Yanlış

Sosyal ağlarda dedikodu konusunda çalışmalar yapan Temple Üniversitesi psikologlarından Eric Foster, internetin insanların kendisi gibi düşünen insanlara ulaşmasında sağladığı kolaylıkla dedikoduların gücünü katladığına dikkat çekmekte; “Tek bir günde bütün ülkenin aynı söylentiyi konuşmasını sağlayabiliyorsunuz.”

Peki bu söylentilerin oluşmasını engellemek mümkün mü? Akademik kurumlara ve özel şirketlere dedikodu ve söylentiyle nasıl mücadele edecekleri konusunda danışmanlık yapan Nicholas DiFonzo, “Kesinlikle hayır!” diyor. Ona göre doğru bir söylentiyi yalanlayarak engelleyebileceğini düşünmek abesle iştigal. Doğru bir söylenti hakkında diğer öldürücü hata ise ‘yorum yok (no comment)’ politikası. Bütün araştırmalar ‘belirsizliğin’, söylentiye benzinin ateşe yaptığını yaptığını ortaya koyuyor. Söylentilere kulak verenlerin ve onları yayanların çoğunun amacının masumca ‘gerçeği öğrenmek’ olduğunu dikkate alarak, gerçeği uygun ve kapsamlı bir tarzla paylaşmak en az hasarlı seçim olur.

California Üniversitesi’nde ikna ve propaganda konularında çalışan psikolog Anthony Pratkanis, söylenti karşısında ‘etkili bir aksini ispat çabasının, tek başına inkardan daha başarılı sonuç vereceğini kaydediyor. Söylentinin kim tarafından ne maksatla çıkarıldığını da ihtiva edecek bu çaba, söylentiye muhatap olan insanlar nazarında yeni bir gerçek ortaya çıkaracaktır. Bu gerçek ne kadar güçlüyse o kadar iyi. Eğer, söylentinin ilk ortaya çıktığı dönemde doğru şekilde yapılırsa söylentiyi bir zarardan avantaja bile dönüştürür. Pratkanis ve diğer psikologlar buna ‘onların silahıyla onları yenmek (stealing thunder)’ diyor.

Uzmanlar, özellikle internet aleminde ortaya çıkan güçlü bir dedikodu ve söylentinin orman yangını gibi hızla yayılacağını öngörmek gerektiğine işaret ediyor. Bu sebeple söylentinin ulaşması kaçınılmaz muhataplara söylentiden önce ulaşmaya çalışılması önemli bir tedbir. Çünkü söylenti asılsız da olsa, bir kariyeri, politikayı ve lideri hatta bazen demokrasiyi tehdit edebilir.

Bu içeriği nasıl buldunuz?

Beğen Beğen
0
Beğen
Mutlu Mutlu
0
Mutlu
Eğlenceli Eğlenceli
0
Eğlenceli
Üzgün Üzgün
0
Üzgün
Olamaz Olamaz
2
Olamaz
Kızgın Kızgın
2
Kızgın
Komik Komik
0
Komik
İlginç İlginç
0
İlginç
Dijital Derginiz
Dijital yayıncılık alanında Türkiye, yükselen bir grafik çizmektedir. Bu amaç ile profesyonel işlere imza atmak üzere yola çıktık. 5. yılımızda araştırmayı seven herkese kapımızı açtık. Sizlerde makalelerinizi dergiCE'de paylaşarak, dijital dünyada yerinizi alabilirsiniz.

Yorumlar 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İçerik Türünü Seçin
Kişilik Testi
Kişilik Hakkında Testler
Test
Cevaplamalı Testler
Anket
Oylamalı Seçenekler
Yazı
Biçimlendirilmiş Metinler
Puanlamalı Liste
Puanlamalı Liste
Video
Youtube, Vimeo, Vine vs
Ses/Müzik
Soundcloud, Mixcloud
Resim
GIF veya Resim