Tesettür Mühendisliği


TESETTÜR
TESETTÜR

Türkiye Entelektüel Kadın Hareketi’nin “Tesettür Mühendisliği Paneli” isimli seminerde, bu ismin nereden geldiğini selamla konuşmasını yapan Genel Başkan İkbal Armağan şu şekilde açıkladı:
“Bir mahalle baskısı kavramı gibi, bir toplum mühendisliği kavramı gibi literatüre yeni girebilecek bir isim oluşturduk. Toplum mühendisliği kavramından yola çıkarak bu ismi koymak istedik.” dedi.

“Tesettür mühendisliği” ne demek önce bunu açıklamak gerekirse, malum, toplumu bir yönde etkilemek ve yönlendirmek amaçlı yapılan telkinlere, propagandalara, karalama ve ötekileştirme gibi çalışmalara “toplum mühendisliği” denilir. Tesettür mühendisliği de aynı faaliyetlerin, kadın giyimi üzerinden yapılanına deniliyor.

Bir asır geriye gittiğimiz zaman bizim halkımız, Müslüman bir halkın giyindiği gibi giyiniyor, yaşadığı gibi yaşıyordu. Ama böyle devam edemeyeceğimiz, artık modernleşmemiz, Avrupalı kadınlar gibi giyinmemiz telkin edildi. Tesettürünü atıp batılı kadın gibi giyinmeye başlayanlar topluma örnek olarak sunuldu. Hala tesettürlü kalmak isteyenler ise toplumun aşağı tabakası olarak gösterildi. Bunun için kızlarımız tesettürlü olarak eğitim ve çalışma hakkından mahrum edildi. Şimdilerde baskılar azaldıysa da başka bir sorun başladı; giyim kuşam sadece bir tekstil sektörü ile müşteriler arası bir meseleye indirgendi ve sonuçta tesettürün niteliğinde ve kalitesinde düşüş başladı. Panelde her iki konuyu da ele alan konuşmalar yapıldı.

Yazar Emine Şenlikoğlu tesettürde nitelik sorununu ele aldı. Konuşmasının önemli paragraflarını şöyle aktarabiliriz:
“Ümmet olarak tesettür konusunda imtihan yaşıyoruz. Bu konuda hepimiz başımızı elimizin arasına alıp düşünmemiz gerekiyor.

Tesettür sadece başı örtmek değildir. Tesettür ile ilgili karıştırılan bir konu var: Şık görünmek ile şuh görünmek ayırt edilemedi. Bu ikisi arasındaki farkı anlayabilirsek, Müslüman bir kadının tesettürünün nasıl olması gerektiğinin farkına varmış oluruz.

Toplumun tesettürle uğraşmasının temel nedeni, tesettür bir “taraf” belirtiyor. Biz tesettürlü olarak fişleniyorduk da, neden namaz için fişlenmiyorduk? Çünkü tesettür bir taraf olduğumuzu gösteriyor; ama namazın bir tarafı yok, namaza gizli ve görünmeyen bir ibadet.”

Yazar Halime Demireşik’in, İslam’da Tesettür ve Sahabe Annelerimiz konulu konuşmasını, önemine binaen genişçe alıntıladık:

Cennette Özlenen Bir Varlık
Hz. Adem cennette bin bir nimetin içinde yaratılmıştı, Cenab-ı Hak ona Havva anamızı yarattı. Demek ki Cenab-ı Hak biz kadınları cennet nimetlerinin arasında bile özlenen bir varlık olarak yarattı.

Peygamberler vahyi alırken onun en büyük maddi manevi destekçileri hanımları olmuştur. Baktığımız zaman ilk günahın gölgesinde yine bir Peygamber hanımı, bir kadın vardır, o tevbeye “âmin” diyen de bir kadındır. Hira’dan gelen ilk kutlu davete ümmet olan yine bir kadın… Allah, peygamberlere vahyi yüklerken hep kadınlara da hitap etti.

Dikkat edersek tesettür emrinin ilk muhatabı erkektir ve tesettürün ilk başlayacağı yer de gözdür, bu kadın için de erkek için de aynıdır. Niye tesettür emri farz kılındı, buna gerek var mıydı? Aslında İslam’ın bütününe baktığımızda Allah-u Teala bir hükmü bildirmeden önce, yasaklayacağı haram kılacağı bir şey varsa önce o harama giden yolları kapatır, ondan sonra o şeyi haram kılar. Önce onun yolları kapanmalı ki, kul ona itaat edebilsin.

Allah-u Teâlâ “Zinaya yaklaşmayın” diye bir emir gönderiyor. Zina yapmayın demiyor zinaya yaklaşmayın diyor. Önce zinaya giden yolların kapanması lazım… Zinaya sebep verecek şey nedir? Nikâhsızlıktır. Önce nikâh kıyılmalı o halde.

Ardından birbirine nikâh düşen kadın ve erkeğin aynı yerde bulunmamaları için ihtilat ayetleri nazil oldu ki kalplerin günaha akmaması için. Onun ardından tesettür ayeti nazil oldu ve dördüncü olarak “Zinaya yaklaşmayın” ayeti geldi. Cenab-ı Hakk’ın tesettürle, ihtilat yasağıyla, nikâhla birlikte, aileyi korumayı temin etmesi içindir, bu emirler aynı zamanda evliliğin sigortasıdır. Çünkü aile bozulduğu zaman toplum bozulacak, toplum bozulduğu zaman din bozulacak, din bozulduğu zaman hiçbir şekilde iflah olmaz bir yola girilmiş olacaktır.

İnşallah biz de tesettürü incelerken ilk tesettür emrine muhatap olan hanımlar, sahabe annelerimiz, Peygamberimizin Hanımları bu ayetleri nasıl okumuşlarsa onlar gibi anlar onlar gibi yaşarız. Bizim gibi rengini mi sormuşlar boyunu ölçüsünü mü sormuşlar, nasıl itaat etmişler?

“Kişi sevdiğiyle beraberdir” hadis-i şerifi var. Hepimiz istiyoruz ki cennette Peygamber Efendimiz ile komşu olalım, Hz. Aişe annemizle beraber olalım, hem dünya hem ahiret hanımlarının seyyidesi olan Hz. Fatıma annemizle beraber olalım. Acaba onlarla beraber olmak için ne yapmak lazım? İslam’ı onlar gibi anlamak lazım, İslam’a onlar gibi itaat etmek, onlar gibi yaşamak lazım.

İslamiyetten önce cahiliye devrinde de, diğer semavi dinlerde de araştırdığımız zaman her ne kadar tahrif etseler de hepsinde tesettür emri vardır. Bugün Hristiyanlar da kiliseye girdiklerinde başlarını örterek girerler. Hakeza Yahudiler de öyle. Peruğu bulan Yahudilerdir. Çünkü onlarda da tesettür emri vardı, tahrif edip, “Sadece evli kadınlar örtünecek” dediler. O da ağır geldi, bu sefer kadınlar saçlarını kazıttılar, başları kabak gezemeyecekleri için peruk ortaya çıktı. İslam ise tahrif edilmemesi gereken bir din, kıyamete kadar Allah’ın koruyacağı bir din.

Baktığımız zaman ilk annemiz Hz. Hatice annemizdir ama onun zamanında tesettür ayeti nazil olmamıştır. Tesettür ayeti Medine devrinde, İslam’ın 17. yılının sonu 18. yılının başında nazil olmuştur, yani Medine devrinin beşinci yılı tesettür emrinin geldiği yıldır.

Sahabeden Abdullah İbn. Mesud diyor ki: “Bir gün Kâbe’nin yanındaydım, Peygamber Efendimiz yanında Hz. Hatice ve Hz. Ali olmak üzere üçü beraber Kâbe’yi tavaf ediyordu. Hz. Hatice ise pür tesettür halindeydi.”

Cahiliye Tesettürü(!)
Cahiliye devrinde de tesettür vardı ama İslami sınırları olan bir tesettür değil. Ben okuduğum zaman çok şaşırmıştım, günümüzdeki örtünme çeşitlerinden biri cahiliye devrinde yaygın olan örtünme biçimiymiş. Cahiliye devrinde kadınlar, aynı bugün omuzlarına şal atıp küpelerini boyunlarını gösterenler gibi, başlarına örtüyü atarlarmış. Maksat sadece saçı başı örtmek olsaydı Allah-u Teâlâ tekrar ayet nazil etmezdi, cahiliye devrindeki gibi devam edilirdi.

Tesettür sadece başın örtülmesi değil ruhun da örtülmesi demektir. Önce kalbin tesettüre girmesi gerekiyor ki bu da gözle başlıyor. Ayetin devamındaysa “Namus ve iffetlerini muhafaza etsinler.” Erkeklerde korusunlar diye geçiyor hanımlarda ise muhafaza etsinler diye, burada ifade farklılığı var. Kıymetli şeyler muhafaza edilir, kadının yaratılışı farklı ki Allah-u Teâlâ onun tesettüründeki ifadeyi farklı kullanıyor.

Allah kâinata cezb ve incizab yani çekme ve çekilme yasasını koymuştur. Kadın erkeğe erkek kadına cazip gelecek ki evlensinler, nesil devam etsin. Cenab-ı Hak kadını cazip yaratmıştır. Vücut hatlarıyla eliyle, yüzüyle her şeyi ile cazip yaratıldığı için kadının tesettürü erkeğe nazaran daha fazladır, koruması muhafaza etmesi lazım.

“Görünen yerleri müstesna olmak üzere (el ve yüz dışında) ziynet yerlerini teşhir etmesinler.” Bu da çok ince bir nokta. Ziynetlerini göstermesinler demiyor teşhir etmesinler diyor. Teşhir nedir? Mağazanın vitrininde bir elbise görürsünüz arkadan iğnelenmiş üstüne oturtulmuş spot ışıklarıyla aydınlatılmış. Öyle güzel gösterirler ki, girer denersiniz “Bu elbise, o elbise mi?” dersiniz… Yani yüz, el müstesna” ama yüzü de teşhir edip makyajla olduğundan güzel göstermemek gerekir.

Usame bin Zeyd diyor ki Dihyetil Kelbi Peygamber Efendimize bir elbise hediye göndermişti. Peygamberimiz de kutbi adlı ince ve dar bir elbiseyi bana hediye etmişti. Ben de elbiseyi zevceme giydirmiştim. Beni görünce Peygamber Efendimiz elbiseyi niye giymediğimi sorunca “Onu eşime giydirdim, çok güzeldi,” dedim. Bana buyurdu “Hemen git eşine söyle o elbisenin altına gömlek giysin, bedenin belirginleşip kemiklerin dışarı görüneceğinden korkuyorum.”

Demek ki tesettür sadece başı örtmek değil, dış kıyafeti giymeksizin dışarı çıkmak, sonra da “Ben tesettürlüyüm,” demek Allah’ın istediği tesettür değil. Allah’ın ayette kastettiği örtünmek vücut hatlarını belli etmeyen, dar ve ince olmayan örtünmedir.

Hz. Aişe başörtüsünü tarif ederken “Teni ve saçı göstermeyen örtüdür,” diyor, boynumuzu, kulağımızı, tenimizi göstermeyecek o halde. Efendimiz tesettürün ruhuna zıt olan her şeyi yasaklamıştır.

Erkeğe Benzemek Yasaklanmıştır
Bugün günümüzde en çok tartışılan hususlardan biri kadınlar pantolon giyebilir mi giyemez mi? Efendimiz ashabı ile harpten dönerken, Medine’ye yaklaştıklarında harpten dönen kocasını bekleyen sahabe hanımlardan biri, kocasının çantasını yardım olarak kendisi sırtına asar ve taşır. Tabi bu çanta erkek çantası olduğu için yürüyüşünü değiştirir ve erkek gibi görünmesine sebep olur. Peygamber Efendimiz bu esnada onları görünce bu hadis-i şerifi o zaman söyler.

“Erkeklere benzeyen kadınlara ve kadınlara benzeyen erkeklere Allah lanet etsin!”
Bakın bir kıyafet bile değil, bir çanta burada bahsi geçen. Peygamber Efendimizin vefatından sonra Hz. Aişe’ye gelip bir hanım soruyor: “Eşimin fazladan bir ayakkabısı var, ben onu giyebilir miyim” diyor. Hz. Aişe: “O ayakkabının görünümünde kadın ayakkabısı var mı?” diye soruyor. Kadın olmadığını söyleyince Hz. Aişe validemiz bu hadis-i şerifi söylüyor ve erkeğe benzemeye sebep olan kıyafet ve aksesuar kullanımından men edildiklerini bildiriyor. Lanet burada bizim bildiğimiz gibi kahrolsun, yok olsun manasında değil men etmek anlamındadır.

Bizim de giydiğimiz kıyafet ya da kullandığımız aksesuar her neyse bizi erkeksileştiriyorsa onu giymemiz kullanmamız doğru değil. Din kolay bir iş değildir. Dini herkes yaşayamaz din zarif insanların işidir, zarif bir hisle yaşamak lazım. Allah ve Resulü benden ne istiyor? Sahabe annelerimizin cennetle müjdelenmelerinin en büyük sebebi buydu.

Biz Fatıma annemizin tesettürdeki hassasiyetine ne kadar yaklaşabilirsek ahirette de ona o kadar yakın olabiliriz. “Hz. Aişe’yi çok seviyorum, Fatıma’yı çok seviyorum…” Bunları söylemek kolay. Seven sevdiğine benzer, sevdiğini taklit eder, sevdiğinden bir cüz alır.

Tesettür namaz gibi, oruç gibi farzdır. Ve biz yapabildiğimiz kadarıyla ecrimizi alacağız, yapamadığımız kadarının da hesabını vereceğiz. O yüzden âcizane benim hepimiz için duam şudur: biz o yıldızlardaki ölçüye ne kadar yaklaşabildiysek o kadar kârdayız. Bu dünya da nerde kar elde edebiliriz ona bakmak lazım.

Panel katılan, milletvekili Canan Candemir Çelik, konuşmasında:
“İnsan inandığı gibi yaşayamazsa, bir tarafı eksiktir, eksik kalır. Biz her şeyden önce kuluz. İster belediye başkanı olalım, ister milletvekili olalım, ister çeşitli makam ve mevkide olalım hiç fark etmez; üstünlük yalnızca takvadadır. Yaşadığımız imtihanlardan kurtulabilmek için, dinimiz bize inanç yetisi veriyor. Kalbimizde bu inancı yaşamamız da, bize sürekli ölümü hatırlatıyor. İstediğimiz kadar makam ve mevki sahibi olalım, gireceğimiz yer iki metrelik toprak.” dedi.

Üstünlük Markayla Değil Takvayladır
Nazlı Özburun, Sosyolojik Açıdan Moda, Statü ve Tesettür başlıklı konuşmasında, tesettür moda dergilerinin telkinlerine karşı uyardı:

“Öncesinde mütevazı bir aile hayatı olan bir ailenin, son on yıl içerisinde belki de öncesinde hayalinde bile olmayan prestijli evlerde oturduğunu görüyorsunuz. Bu da insanlarda modayı takip ederek, sınıf atlama güdüsü oluşturuyor. Siz modayı takip edince -nasıl oluyorsa- sınıf atlamış oluyorsunuz. Tesettürlü kadınların modernleşme çabalarıyla, daha şık olursak toplum içinde daha kabul edilebilir olduğumuzu düşünüyoruz. Tesettürdeki zafiyetlerimiz, inançlarımızdaki zafiyetlerimizden kaynaklanıyor. Modanın bize verdiği şey şudur: Nasıl hissettiğinin, nasıl düşündüğünün hiçbir önemi yok; önemli olan nasıl göründüğündür. Hâlbuki İslam’da üstünlük yalnızca takva iledir ve takva da gözle görülebilir bir şey değildir.”

Prof. Dr. Ayşen Gürcan, Tesettür ve Saygınlık konusundaki konuşmasında tesettürün bir hayat görüşü olduğuna dikkat çekerken şöyle dedi:
“Tesettürün bir misyonu var. İnsana bir karar verirken, o kararın neye ve kime hizmet ettiğini sorgulatan bir dine mensubuz; “Hâlâ akletmez misiniz?” diye sürekli olarak sorgulatan bir dinimiz var. Saygınlık mevzuuna baktığımızda, statü oluşturma gücü de sadece insanlarda var. Kılık kıyafetinizle, size sanki farklı bir sınıfa aitmişsiniz izlenimi verir. Mesela her sene arabasını o senenin modeliyle değiştiren bir insan tanıyorum. Bu, bizim kendi değerimizi nerede bulduğumuzla ilgili bir durum. Yani sorun yalnızca tesettürde değil, kendi değerimizi aradığımız yerlerde problem var.”

İslami Hayat Dergisi ~ Zeynep ERGİN
Sayı: 24 ~ Şubat 2014

Bu içeriği nasıl buldunuz?

Beğen Beğen
1
Beğen
Mutlu Mutlu
0
Mutlu
Eğlenceli Eğlenceli
0
Eğlenceli
Üzgün Üzgün
0
Üzgün
Olamaz Olamaz
0
Olamaz
Kızgın Kızgın
0
Kızgın
Komik Komik
0
Komik
İlginç İlginç
0
İlginç
Dijital Derginiz
Dijital yayıncılık alanında Türkiye, yükselen bir grafik çizmektedir. Bu amaç ile profesyonel işlere imza atmak üzere yola çıktık. 5. yılımızda araştırmayı seven herkese kapımızı açtık. Sizlerde makalelerinizi dergiCE'de paylaşarak, dijital dünyada yerinizi alabilirsiniz.

Yorumlar 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İçerik Türünü Seçin
Kişilik Testi
Kişilik Hakkında Testler
Test
Cevaplamalı Testler
Anket
Oylamalı Seçenekler
Yazı
Biçimlendirilmiş Metinler
Puanlamalı Liste
Puanlamalı Liste
Video
Youtube, Vimeo, Vine vs
Ses/Müzik
Soundcloud, Mixcloud
Resim
GIF veya Resim