Tefsirde Külli Kaideler Kitabı


Tefsir Kitabı
Tefsir Kitabı

Kur’ân, dünden bugüne kendisine gönül verenleri aldatıp şaşırtmadığı gibi, bundan sonra da aydınlık iklimine teveccüh edenleri aldatmayacak ve hayal kırıklığına uğratmayacaktır.

Son dönemde memleketimizin ilim ve kültür hayatındaki olumlu gelişmelerden biri de, halkımızın Kur’ân-ı Kerîm’e gösterdiği alâkanın artmasıdır. 1950 yılında bütün Türkiye’de sadece beş-on Kur’ân kursu varken 2013’te bu sayı on iki bini geçti. Ortaokullarda Kur’ân-ı Kerîm ve Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) hayatı seçmeli ders olarak millî eğitim müfredatına girdi. Bu dersleri seçen talebelerin nispeti pek yüksek oldu. Kur’ân mealleri en çok yayımlanan kitaplar arasında yer alıyor. Bu alâka, Kur’ân’a mahsus kalmayıp, aynı zamanda tefsirine de gösterilmektedir. Öyle anlaşılıyor ki Kur’ân’ın mânâlarını öğrenmek için meal okuyanlardan önemli bir kısım, meal ile yetinmeyerek bilgilerini daha da artırıp derinleştirmek için tefsir okumaya da yönelmektedir. 2012 yılında yayın piyasasında yaklaşık otuz telif, otuz da tercüme olarak altmış tefsir bulunmakta idi. Bu tespitin, okurlarımızın büyük ekseriyetinin tahminlerinin çok üstünde olduğunu ve bu tezahür karşısında şaşırdıklarını söyleyebilirim. Bazıları niceliğin çok şey ifade etmediğini, asıl önemli olanın nitelik olduğunu düşünebilirler. Fakat şu bir gerçektir ki, okuyucu ihtiyaç duyuyor, yayıncılar da büyük yatırım yaparak bu kitapları yayımlıyor ve satabiliyorlar. Talep-arz dengesi bulunuyor. Bu tefsirler bedava dağıtılmıyor. Hatıra gelen şöyle bir soru olabilir: Bunların ne kadarı muteber ve kaliteli eserlerdir? İlmî kriterlere uymayanlar olsa da, çoğunun istifadeye medar olduğu söylenebilir. Acaba bu eserler ne kadar okunuyor, ne kadar istifade ediliyor? Bu, alanların şahsî durumlarına bağlıdır. Fedakârlık edip aldıkları kitaplardan faydalanmaya çalışmaları umulur. Bunların öşrü (onda biri) bile yerini bulsa, kazançlı sayılırız. Önceleri bu miktarın da çok gerilerindeydik. Bilinmelidir ki keyfiyet de, kemiyetten çıkar. Bununla beraber himmetimizi yüksek tutmanın da sonu yoktur. Bazılarının kötümser bakışlarından ise, bu iyimser değerlendirmeyi tercih ediyorum.

Benim neslimden olanların gençliklerinde devlet radyosunda haftada Kur’ân’dan yalnız bir aşir, seksenli yıllarda televizyondan sadece haftada bir defa Kur’ân ve dinî konuşma yayımlanırdı. Şimdi ise on kadar TV, günde bir cüz Kur’ân tilâveti ve meali yayımlıyor. Yakın bir zamana kadar Kur’ân yarışması denince hatırımıza gelen şey, güzel okuma veya ezberleme yarışması olurdu. Sevinerek gözlemliyoruz ki, son yıllarda Kur’ân’ın muhtevası, Kur’ân’ın ihtiva ettiği mânâ ve hükümler alanında da yarışmalar yapılmakta ve bu müsabakaya katılan gençlerimiz elli bini geçmektedir. Bu da kitaplardan faydalanan okuyucuların, hatırı sayılır bir nispette olduğunun delilidir. Tabiatıyla mevcutla yetinme doğru değil, nispeti yükseltmeyi hedeflemek ve teşvik etmek gereklidir. Ancak bu tezahürün, ülkemiz fikir ve kültür hayatında yeni bir hâdise olduğunu kabul etmemiz gerekir.

Doç. Dr. Cüneyt Eren, bu ortamda “Tefsirde Külli Kaideler” konusunda bir kitap hazırlamayı düşünmüş. İsabetli bir tespitte bulunmuştur. Çünkü yeterli sayıda tefsirin ortaya çıktığı ve azımsanmayacak şekilde okunduğu bir toplumda, tefsir okuma kılavuzu tarzında eserlere ihtiyaç olduğu kabul edilmelidir. Dikkat çeken husus şudur: Yazar, kitabını başlıca iki bölüme ayırmıştır. Birinci bölümde Ulumu’l-Kur’ân (Kur’ân ilimleri) kaynaklarına başvurarak okuyucuyu Kur’ân’ın ve tefsirin mahiyeti konusunda derli toplu bilgilendirmek istemiştir. Bunu yaparken tavil-i mümill ve muhtasar-ı muhill olma arasındaki dengeyi kurmuştur. Verdiği bilgilerin bir kısmının kısa olduğu, matlubu anlatmaya yetmediği söylenebilir. Fakat bunları yapması hâlinde kitap en az üç misli daha hacimli olacaktı. Bu da alınıp okunma nispetini azaltacaktı. Yazarımız mevcut şartlardaki okuyucu profilinin psikolojik durumuna göre hareket etmiş görünüyor. Vakit darlığı içinde olan şimdiki okuyucunun muayyen bir zaman diliminden sonra ilgisini kitap üzerinde tutmak kolay değil. Geniş konular hakkında eşantiyon kabilinden bilgiler verip gerisini okuyucunun arzusuna bırakmanın daha uygun olduğu söylenebilir.

Yazar, Birinci Bölüm’de Kur’ân-ı Kerîm ve tefsiri hakkında ciddi denilecek şekilde bilgi sahibi olmak isteyen bir okuyucuya aşağıdaki konularda özet bilgi sunuyor: Tefsir, te’vil, tefsirin konusu ve hedefi… Usul-i tefsir, Kur’ân’ın genel özellikleri, müfessirin takip etmesi gereken metod, tefsir tarihi, tabakat-ı müfessirin, Hz. Peygamber aleyhisselam’ın tefsiri, sahabenin tefsiri, tabiunun tefsiri, tefsirde farklılık sebepleri, tefsir ekolleri, tefsir çeşitleri. Tefsirin başlıca üç unsuru vardır: 1-Kur’ân âyetleri Allah’ın kelâmıdır. 2-Allah’ın kelâmından maksadı haktır. 3-Allah’ın kelâmından murad şudur. İlk iki hususta ittifak vardır. Tefsirde farklılık sadece üçüncü kısımdadır ve asıl malzeme de bu alandadır.

Cüneyt Eren, daha fazla ağırlık verdiği İkinci Bölüm’de tefsirde külli kaideleri tespit etmeye çalışmıştır. Külli kaideler, kapsamlarına dâhil olan cüz’iyyatın tamamını ihtiva eden külli hükümlerdir. Fakat şunu unutmamalı ki bu genel kurallar, cüz’î meseleler hakkında hüküm verme işinde mutlak doğrular değildir. İstisnaları bulunabilen genel doğrular şeklinde kabul edilmeleri daha uygun olur. Keza bunlar daha başka şekillerde de formüle edilebilir. Aşağıda bu kuralların ekserisini zikredip bazılarıyla ilgili de açıklama yapacağız.

– Tefsir sadece Kur’ân-ı Kerîm’e mahsus bir disiplin değildir. Tevrat, İncil, Hint Vedaları gibi insanlarca mukaddes kabul edilen diğer metinler de tefsir edilmişlerdir.
– Tefsir, Kur’ân’ın akletme/düşünme davetine icabettir.
– İslâmî ilimlerden ilk olarak ortaya çıkan ilim, tefsir ilmidir.
– Tefsirin ana hedefi, Kur’ân’ın esas maksatlarını ortaya koymaktır. Yazar bunları iman, ibadet ve ahlâk olarak üç maksat şeklinde belirler. Başka tasnifler de yapılmış olduğunu da belirtmemiz yerinde olur.
– Kur’ân ve tefsiri, bütün nev-i beşere ders vermektedir. Yani Kur’ân yalnız Peygamber Efendimiz’in (aleyhi’s-salât-ü ve’s-selâm) getirmiş olduğu İslâm dinine inanmış müslüman kesime hitap etmez. Onun hitabı evrensel olup bütün insanlığı kapsar.
– Tefsîr Allah kelâmı Kur’ân’ın yorumu olması hasebiyle Cenab-ı Hakk’ın muradını ortaya koymaya çalışır. Bu bağlamda O’nun (celle celâluhu) adına söz söylemiş olur. “Tefsîr bir bakıma Allah adına söz söylemektir. Allah’ın (celle celâluhu) kelâmından muradın ne olduğunun tayin edilmesi mesuliyetli bir iştir.”
– Tefsîr, insan yorumu olduğundan en basitinden içtihad hatası denebilecek türden yanlışı barındırabilir.
– Bazı tefsirlerde Batınî yorumların bulunabileceği göz ardı edilmemelidir. Bazen ümmetin genel yapısının üzerinde ittifak ettiği yorumların dışında şaz denilebilecek tefsîr örnekleri de olabilir. Tefsîr okuyucusu bunları ayırt etmelidir.
– Tefsirde işârî yorum eşyanın metafizik yönüne bakar. İşârî tefsîr ise, Kur’ân’ı yalnız tasavvuf erbâbına açılan ve zâhir mânâ ile bağdaştırılması imkân dahilinde olan gizli mânâlara ve işaretlere göre tefsîr etmek demektir.
– Sahabe-i kiramın (radiyallahu anhüm) anlayış ve uygulaması da tefsirdir. Bu kaynak, Hz. Peygamber’den (sallallahu aleyhi ve sellem) sonra tefsîr sahasında en mühim mevkiye sahip olan sahâbenin tefsîr anlayışı ve sonraki nesillere aktardıkları tefsîr birikimini ifade eder. Onları bu alanda üst mertebeye çıkaran husus, Kur’ân âyetlerinin nüzûlüne bizzat şahit olmaları ve birçok âyetin tefsîrini bizzat Hz. Peygamber’den (sallallahu aleyhi ve sellem) öğrenmeleridir.
– Tefsir yaşadığı çağın dilidir. Bu onun geçmiş mirası ret mânâsına gelmemelidir. Her asır, Kur’ân’a kendi ihtiyaçları doğrultusunda ve kendi zaviyesinden bakar. Bu itibarla onda içinde bulunduğu zaman diliminin önceliklerini arar. Zîrâ her insan yaşadığı zamanın oğludur (ibnu’z-zaman).
– Tefsirde tek doğru yoktur. Kur’ân âyetlerinin taşımış oldukları mânâlar, Arapçanın zenginliği sebebiyle, farklı yorumlanmalara müsaittir. Aslında bu yorumlar genellikle şekil yönüne bakan ihtilâfa girer. Yorumlar da birbirini nakzedici değil, tamamlayıcı özelliktedir.
– Tefsirin, Kur’ân’ın tamamını kapsaması gerekmez. Kur’ân metninin mânâsından bahseden bir ilim olarak eserin, tefsîr sayılabilmesi için baştan sona kadar bütün Kur’ân âyetlerini kapsaması gerekmez. Meselâ sahabe devrinde ihtiyaç ölçüsünde Kur’ân’ın bütününün tefsîri yapılmamıştır. Bazen bir âyetin izahı adına kaleme alınan çalışmaların özel mânâda tefsir örneği kabul edilmesine hiçbir mâni yoktur. Bu kabilden olmak üzere, asrımızda ön plâna çıkan materyalist ve pozitivist düşünceye Kur’ân’dan cevaplar olarak kaleme alınan Risâle-i Nûrlar da Kur’ân tefsiri kapsamındadır.
– İlk dönem tefsirlerinin niteliği günümüz tefsirlerinden farklıdır. İlk dönem kaleme alınmış tefsîrler, yaşanılan zaman diliminin gereği umumiyetle rivâyet ağırlıklı bir yapıya sahiptir.
– Cahiliye dönemi Arap şiiri tefsirin en önemli kaynaklarından biridir. Arap toplumunda özellikle sözlü edebiyatın en önemli parçası olan şiir, daha sonra tefsirlerde Kur’ân’da geçen bazı kelimelerin tarif ve tavzihi için kullanılan vazgeçilmez bir kaynak/şahit olmuştur. *Kur’ân’ın ilk müfessiri Hz. Peygamber’dir (sallallahu aleyhi ve sellem). Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) âyetleri tefsîr etmesi, programlı bir takrir şeklinde değildi, kitabın ilgili yerinde arz edilen çeşitli vesilelerle oluyordu.
– Siyer-i Nebi’yi bilmenin tefsir okumalarına önemli katkısı vardır. Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) hayatına ve Kur’ân’ın vahiy sürecinde yaşanan hâdiselere kronolojik olarak vakıf olmak, bu hâdiselerin satır aralarından günümüze bakan izdüşümlerini görebilmek tefsîr okuyucusunun göz ardı etmemesi gereken önemli bir husustur
– Hz. Peygamber’den (sallallahu aleyhi ve sellem) rivâyet edilen tefsir, mânâyı kayıtlamak anlamına gelmez. Herhangi bir âyetin izahını Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bazen lâzımı, bazen nazîri, bazen de semeresi ile yapmış olabilir. Bu hususlara dikkat edip, bazı hadîslerin hasr ifade ettiği tevehhüm edilmemelidir.
– Tefsir vaz’ edici değil, keşfedicidir. Bu başlıktan hareketle müfessir, aslında Kur’ân’a yerleştirilmiş olan mânâları gün yüzüne çıkarır. Kur’ân’a sonradan yeni bir hakikat va’z etmez.
– Kur’ân’ın mübîn olması, ondaki her şey, her insanın, her seviyenin hemen anlayacağı şekilde meydandadır; tefsire hacet yoktur, demek değildir.
– Kur’ân ilimleri tefsire hizmet eder. Kur’ân ilimleri’, terim olarak inişi, tertibi, toplanması, yazılması, okunması, tefsîri, i’câzı, nâsihi, mensûhu ve hakkındaki şüphelerin giderilmesi açısından Kur’ân’la alâkalı bütün ilimleri ifade eder. Yazarımız bunu 49. sıraya koymuş. Bana göre 1. sıraya konulması daha isabetli olurdu.
– Nesh kavramı hakkında isabetli bilgi, tefsirlerin doğru anlaşılmasına katkı sağlar. Bir yönüyle de nesh değişik şart ve ortamlarda, farklı konjonktürde, farklı şartlar doğrultusunda müslümanlara hareket esnekliği kazandıran Kur’ân’ın teşriî i’câzına örnek harikulâde ve bir o kadar da evrensel olan disiplini konumunda, İslâm’ın dinamizmini, her zaman, her şartta her kişiye uygulanabilir ve her meseleye cevap verebilirliğini ortaya koyan çok mühim bir vakıadır.
– Muhkem ve müteşabih âyetlerin tefsir metodu farklıdır.
– Müfessirin sosyal ve siyasal olaylardan etkilenmemesi düşünülemez.
– Fenni ve sosyal bilimler Kur’ân’ı tefsir eder. Çünkü her ikisi de Cenab-ı Hakk’ın eseri olarak birbirlerini tamamlar. Bu itibarla Tefsîr tabiat bilimlerine hizmet eder, tabiat bilimleri de tefsîre.
– Modern bilimin ulaşmış olduğu kesinleşmiş neticeler, Kur’ân âyetlerinin üzerinde ittifak ettiği kesin yorumlarıyla çatışmaz. Bunun için de olması gereken ideal tefsîr, her ilimde uzman olan âlimlerin oluşturduğu bir heyet tarafından gerçekleşebilir.
– Tefsirde geçen her şeyin, Kur’ân tefsirinden kabul edilmesi gerekmez.
– Kur’ân’ın anlaşılması, maksatlarının bilinmesi ve tanıtılması adına kaleme alınmış bütün çalışmalar (klâsik mânâda olmasa da) Kur’ân’ın ayrı ayrı birer tefsîri sayılır.
– Kur’ân salt Arapça bilgisi ile tefsir edilemez.
– Hermönetik yöntem Kur’ân tefsirine uygulanamaz.
– Tefsir, Kur’ân’ı muhafaza eder. Bir metnin korunması onun sadece lâfzî korunması mânâsına gelmemelidir. Korunmuşluktan kastedilen esas mânâ, nasla birlikte içinde yer alan değer ve yargıların muhafazasıdır.
– Tefsirde, İsrailiyata itibar edilmemeli.

Yazarımız külli kaideleri tespit ederek bu tefsir okuma kılavuzunu hazırlarken Türkiye’deki ilahiyat akademisyenleri gibi Mısır, Suriye, Ürdün, İrak, Pakistan, Malezya vd. İslâm ülkelerinde, keza Batı dünyasında yazılan eserleri de ihtiva eden çok zengin bir bibliyografyaya dayanmıştır.

Tefsir hocaları olarak bizler Kur’ân bilgisinin toplumda yayılmasını öteden beri arzu ederiz. Nitekim 2010 yılında Tefsir Ana Bilim Dalı ve İSAV tarafından düzenlenen “Tefsir ve Toplum” sempozyumunda bu gayeyi gerçekleştirmek için neler yapılması gerektiği üzerinde durmuştuk. Cüneyt Eren’in bu kitabının, makalemizin başında belirttiğimiz özellikleri ile dini ilimler öğrenimi yapmamış kesimin bile ilgisini çekeceğine ve toplumumuzda Kur’ân kültürünün ziyadeleşmesine katkıda bulunacağına inanıyorum.

Bu içeriği nasıl buldunuz?

Beğen Beğen
2
Beğen
Mutlu Mutlu
2
Mutlu
Eğlenceli Eğlenceli
0
Eğlenceli
Üzgün Üzgün
0
Üzgün
Olamaz Olamaz
0
Olamaz
Kızgın Kızgın
0
Kızgın
Komik Komik
0
Komik
İlginç İlginç
0
İlginç
Dijital Derginiz
Dijital yayıncılık alanında Türkiye, yükselen bir grafik çizmektedir. Bu amaç ile profesyonel işlere imza atmak üzere yola çıktık. 5. yılımızda araştırmayı seven herkese kapımızı açtık. Sizlerde makalelerinizi dergiCE'de paylaşarak, dijital dünyada yerinizi alabilirsiniz.

Yorumlar 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İçerik Türünü Seçin
Kişilik Testi
Kişilik Hakkında Testler
Test
Cevaplamalı Testler
Anket
Oylamalı Seçenekler
Yazı
Biçimlendirilmiş Metinler
Puanlamalı Liste
Puanlamalı Liste
Video
Youtube, Vimeo, Vine vs
Ses/Müzik
Soundcloud, Mixcloud
Resim
GIF veya Resim