Tarih Kitapları Neden Çok Okunuyor?


Tarihi Kitaplar
Tarihi Kitaplar

Bundan aylar önce Elif Şafak’ın Mevlana’yı anlatan “Aşk” isimli kitabının çok satması üzerinden yola çıkarak bir yazı kaleme almış ve “Mevlana ile ilgili kaleme alınmış araştırma kitapları, romanlar, hikâyeler neden çok satıyor, neden yüz binlerce insan tarafından tercih ediliyor? Sadece Mevlana ile ilgili kitaplar da değil çok okunanlar. Tebrizli Şems’i anlatan romanlar, yine Şems’in eşi olan Kimya Hatun ile ilgili çalışmalar, Yunus Emre’yi ve düşüncesini anlatan eserler ve diğer kitaplar… Sadece kitaplarla da sınırlı değil bu ilgi; facebook’ta da en çok paylaşılan videolar, güzel sözler yine ismini zikrettiğimiz tarihi kişiliklerle ilgili. Yayınevlerinde şöyle kısaca bir araştırma yaptığınızda bu tür kitapların çok sattığını, ilgi ile karşılandığını görürsünüz. Peki, neden?” diye sormuştum.

İskender PALA’nın Yunus EMRE’yi anlatan OD isimli kitabı ilk basımda yüz bin adet basılmış. Yayıncılar kitabın çok satacağından o kadar eminler ki, hiç düşünmeden kitapları piyasaya sürüyorlar.

Sinan YAĞMUR’un Veysel KARANİ’yi anlatan yeni kitabı da ilk basımda yine yüz bin adet basılmış. Üstelik Sinan YAĞMUR’un bundan önceki eserlerinde bir düzine yazım yanlışı, anlatım bozukluğu olmasına rağmen yayıncıların bu cesareti nereden kaynaklanıyor?

Reha ÇAMUROĞLU’nun Selahattin EYYUBİ’yi anlatan kitabı da ilk basımda 100.000 adet piyasaya çıkarken, Ahmet TURGUT’un Kerbela’yı anlatan tarihi romanı da şimdiden yedinci baskıyı yapmış vaziyette, neden?

“Fetih 1453” filmini de aynı mantık üzerinden okumak gerektiğini düşünüyorum. Filme olan aşırı ilgi senaryosundan, yönetmeninden ya da oyuncularından kaynaklı bir şey değil. Hatta tarihçilerin filmle ilgili pek çok eksiklikler, yanlışlıklar tespit etmesine rağmen, filme olan ilgi şaşırtıcı.

Bu kadar bilgiden sonra “neden” sorusunun cevabını sadece bugüne bakarak cevaplamak, sonuç almaya çalışmak sanırım yanlış olacaktır. Sorunun cevabını daha ziyade geçmişte, pek fazla da uzağa gitmeden Cumhuriyet tarihinde aramak gerekir diye düşünüyorum.

OSMANLI ARŞİVLERİ BULGARİSTAN’A YAKACAK OLDU
Cumhuriyet tarihi, aynı zamanda bu ülke insanlarının devlet eliyle zorla modernleştirilmeye çalışıldığı bir tarihtir. Cumhuriyetle birlikte iş başına gelen iktidar, ilerlemenin kodlarının modernleşmede olduğunu, Batının ilerlemişliğini yakalamanın ancak modernleşmeyle olacağına inanıyordu. Bu amaçla, batıya ait bütün değerler kutsallaştırılırken, doğuya ait değerler ise “tu kaka” ilan ediliyordu. Kutsal ilan edilen modern değerleri korumak adına Doğu’nun değerlerini savunanlar baskıyla, zorla susturuluyor, konuşturulmuyordu. Örneğin; Türk sanat müziği, Türk halk müziği gibi bizim olan, doğunun kültürel kodlarını hatırlatan sanatsal, kültürel faaliyetleri yasaklanırken, devlet eliyle modernleşme adına Batı kültürünün ürünleri bale, çağdaş batı müzikleri, Batı klasikleri, devlet senfoni orkestrası gibi sanatsal ve kültürel faaliyetler el birliği ile destekleniyor, ön plana çıkartılıyordu. Genelde geçmişimizle, özelde Osmanlıyla ilgili her türlü bağımızı koparmak amacıyla, hiç bir hazırlık sürecinden geçmeden bir gecede Latince harflerin kullanımına geçiliyor, Arapça okuma yazma bilenler cahil, hiç bir şey bilmez kabul ediliyordu. Bugün bile hala ilköğretim kitaplarında “Cumhuriyet döneminin okuma yazma oranı çok düşük düzeydeydi.” diye yazar. Hâlbuki Arapça ile okuyan yazan pek çok insanımız vardı. Bu mantıktan bakarak okuma-yazmayı siz Latince harfler ile sınırlarsanız, bu doğrudur ve Arap ülkelerinin hemen hepsi ümmidir, aydını, okuması yazması olanı yoktur. Bugün hala geçerli olan ve uygulanmayan şapka kanunu mecburiyetini de aynı mantıkla anlamak gerekiyor. Son bir örnek vermek gerekirse, İttihatçı çetelerin Yıldız Sarayı yağmasından sonra arta kalan son Osmanlı arşivlerinin de Milli şef İnönü döneminde tren vagonlarına doldurularak Bulgaristan’a yakılacak kağıt olarak gönderilmesi de aynı inkar mantığı çerçevesinde değerlendirmek gerekir.

ALAN EL ÜSTÜN OLDU
Batının ilerlemişliğini anlayarak ve yorumlayarak kendi kültürel kodlarımıza uyarlamak yerine, olduğu gibi batıyı tekrarlama, kolonlama girişimi olan bu girişimler, millete rağmen uzun yıllar devam etti, köydeki sade vatandaşlara kadar aksettirildi.

Devlet eliyle zorla dayatılan modernleşme, aslında bir kimlik değiştirme/kimlik nakli çabasıydı da. Psikolojik olarak Batıya karşı yenilmişlik duygusu taşıyan ilerici cumhuriyetçi aydın kadromuzla seçkin iktidar mensuplarının, halka rağmen uygulamaya çalıştığı bir ilerleme projesiydi bu. Ekonomik kalkınmanın temelinde öncelikle kültürel değişimin yattığına inanıyorlardı. Binlerce yıllık kültürel birikim reddedilirken, yeni bir anlayış dikte ediliyordu. Bu kapsamda genelde doğunun, özelde ise İslam’ın, “veren el üstündür” mantığı dışlanırken, modernizmin felsefi temeli olan “alan el üstündür” mantığı oturtulmaya çalışıldı on yıllar boyunca. Osmanlının devamı olan ve sosyo-kültürel bir kimlik taşıyan Türk insanına, “hayır, bu yanlıştır, doğru olan sosyo-ekonomik kimliktir, o da modernizmdir ve kesin doğru budur” denildi.

Zorla yürüyüş şeklini değiştirdiğinizde bir hindi nasıl yalpalayarak ve düşe kalka yürümeye çalışırsa, üzerine yeni, suni kimlikler bindirilen Türkiye Cumhuriyeti insanları da aynı şekilde yalpalayarak, düşe kalka yıllarca ilerlemeye çalıştı. Sonuçta, eski kültürel kodlarımızın çoğunu kaybettiğimiz gibi, ne yazıktır ki yeni kültürel kodlarımızı da hala benimsemiş değiliz. Hala yalpalayarak, düşe kalka yürüyoruz.

Zoraki olan bu dönüştürme süreci tek parti iktidarının sonuna kadar yılmadan, usanmadan uygulanırken, çok partili sisteme geçişle birlikte insanlarımız kendine dar gelen bu gömleği söküp atma gayreti içine düştü. 1950 yılından bu güne kadar yaşanan süreci, milletin aslına/özüne dönme süreci olarak açıklamak doğru olacaktır.

PLANLI ECDAD DÜŞMANLIĞI
Bu ülkede Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren planlı, sistemli bir şekilde ecdat, tarih ve bilhassa padişah düşmanlığı yapıldığını artık sağır Sultan bile biliyor. Yeni rejimi övmek için Osmanlıya, Selçukluya, geçmişe sövmek, hain damgası vurmak olumlu bir şey gibi gösterildi yıllarca. Koskoca şanlı bir mazi yok sayılmaya çalışılırken, Batılılaşma adına kendimizi, kültürümüzü, inançlarımızı inkâr yolu seçildi.

Bugüne gelince; Türkiye bugün yıllarca kendine zorla biçilen rolün/anlayışın kendi tarihi misyonuna, kültürel birikimine, anlayışına dar geldiğinin farkına varmış durumdadır. Bu anlamda son yıllarda ülkede yeniden bir “anlayış” değişimi yaşanmakta, yoğun doğum sancıları hissedilmekte. Türkiye üstlenmeye çalıştığı yeni role bu defa isteyerek kaymakta, kültürel kodlarının zorla değiştirilmesinin yanlışlığını görmektedir. Cemil Meriç’in tabiriyle, Batı’da gezinirken Doğu’yu keşfetmektedir.

Mevlana’yı, Tebrizi’yi, Yunus’u, Kimya Hatun’u, Ahi Evran’ı, Selahattin Eyyubi’yi, Veysel KARANİ’yi, Fatih’i, Kanuni’yi ve bu anlamda çok satan diğer kitapları Türk halkının yeniden kendi öz kimliğinin farkına varma, tarihindeki güzellikleri anlama çabaları olarak görmek gerekir diye düşünüyorum.

UYUYAN DEV BİR GÜN UYANACAK
Görünen o ki bu millet aç. Unutturulmaya çalışılan, kötülenen, itici gösterilen tarihine, özüne, kültürel kodlarına aç. Kendini yeniden keşfediyor. Adı geçen kitapları ve diğerlerini okudukça benliğini buluyor, ne müthiş bir tarihten, ne müthiş bir kültürden beslendiğini görüyor. Görüyor ve silkinip yeniden kendine gelmeye çalışıyor, değerlerine güveniyor. Bugüne kadar ne yaparlarsa yapsınlar, milletin devamlılığını, maziye olan takdir ve hayranlığını yok edemediler. Bugün, mana köklerimize sarılarak yeniden “biz” olarak başlattığımız bir medeniyet hamlesi var. Diriliş heyecanı tatlı bir haz bırakarak damarlarımızda ince bir sızı halinde ilerliyor. “Bir zamanlar biz de buyduk” demeyi, tarihine bakarak göğsünü gere gere övünmeyi, kimse bu millete çok görmemelidir.

Mesele Osmanlı’ya, Selçuklu’ya yeniden dönmek ya da padişahlık özlemi falan değildir, yanlış anlaşılmasın. İçeride ve dışarıda hâlâ birileri, olayı başka yönlere çekmeye, buradan bir laik-antilaik kutuplaşması çıkarmaya devam etmek isteyebilir. Fransa’nın en etkili gazetelerinden Le Figaro’da, Fetih 1453 filmi için şunlar yazmıştı mesela: “Konstantinapolis’in Osmanlılar tarafından alınmasının üzerinden 500 sene geçmişken, Türkler bu heyecanı, hâlâ sinema salonlarını tıka basa doldurarak yaşıyorlar. Filmin bu kadar büyük ilgiyle karşılanması, Türkiye’yi son zamanlarda etkisi altına alan “Osmanlı çılgınlığı”nın bir göstergesidir. Mustafa Kemal Atatürk’ün 1923’te kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nde, Osmanlı İmparatorluğu konuları son zamanlarda moda haline geldi…”

Rahatsız Oldukları Belli.
Türk insanı ismini zikrettiğimiz kitaplar/kişiler üzerinden değerlerini yeniden tanıma, anlama, arka planındaki asıl kaynağı yeniden keşfetme çabası içinde sürekli kitaplar tüketiyor, kendi öz tarihini tanımaya çalışıyor, üzerinde yaşadığı bu toprakların kültür insanı yetiştirme konusunda ne kadar mahir olduğunun farkına varıyor. Tarih kitapları sayesinde kaybettiği kültürel kodları yeniden keşfetmeye, kendi öz kimliğine yeniden sarılmaya çalışıyor. Selçuklunun ve Osmanlının birer mirasçısı olduğunun farkına varıyor. İşte bu nedenledir ki Mevlana, Şems, Kimya Hatun, Yunus Emre, Evliya Çelebi, Ahi Evran gibi değerlerimize ait kitaplar daha çok okunuyor, yayıncılar gözü kapalı bu kitapları basıyor…

Sonuç olarak ünlü İngiliz tarihçi Arnold Toynbee vakti zamanında şöyle bir tespitte bulunuyor; “Türkler şimdilik uyuyor, varsın uyusun, uyandırmayın. Fakat unutmayın ki uyuyan dev bir gün gelecek uyanacak, işte o güne biz de hazırlıklı olalım…”

Ne dersiniz, doğru mu bu tespit? Ya da soruyu şöyle sormak gerekirse, ne dersiniz uyanma vakti geldi mi?

Gençdoku Dergisi ~ Vedat SAĞLAM
Sayı: 56 ~ Ocak 2014

Bu içeriği nasıl buldunuz?

Beğen Beğen
1
Beğen
Mutlu Mutlu
0
Mutlu
Eğlenceli Eğlenceli
1
Eğlenceli
Üzgün Üzgün
0
Üzgün
Olamaz Olamaz
0
Olamaz
Kızgın Kızgın
0
Kızgın
Komik Komik
0
Komik
İlginç İlginç
0
İlginç
Dijital Derginiz
Dijital yayıncılık alanında Türkiye, yükselen bir grafik çizmektedir. Bu amaç ile profesyonel işlere imza atmak üzere yola çıktık. 5. yılımızda araştırmayı seven herkese kapımızı açtık. Sizlerde makalelerinizi dergiCE'de paylaşarak, dijital dünyada yerinizi alabilirsiniz.

Yorumlar 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İçerik Türünü Seçin
Kişilik Testi
Kişilik Hakkında Testler
Test
Cevaplamalı Testler
Anket
Oylamalı Seçenekler
Yazı
Biçimlendirilmiş Metinler
Puanlamalı Liste
Puanlamalı Liste
Video
Youtube, Vimeo, Vine vs
Ses/Müzik
Soundcloud, Mixcloud
Resim
GIF veya Resim