Şuurunu Kaybeden Şiarımız: Ezan


Ezan
Ezan

İnsanın amelleri ile şuuru arasındaki bağı koparmak o amelleri ruhsuz bırakmak demektir. Nasıl ki insan ruhunu kaybettiğinde geriye kalan ceset kokmaya, kokuşmaya ve etrafını kokutmaya başlıyor. Aynı şekilde şuurunu kaybetmiş eylemler de etrafını kokutmaya başlar.

Modern hayat insanın şuuru ile eylemleri arasındaki bağı koparmak için türlü türlü yollar kullanıyor. Amaç, insanı neyi, niçin yaptığının farkında olmayan bir varlık haline getirmek… Böylece insan, kendisini meleklerin saygısına değer kılan iradesinden mahrum kalacaktır. Daha doğrusu kendi isteğiyle ve kendi elleriyle irade nimetini başkalarına teslim edecektir. Âdeta uzaktan kumandalı bir robot haline gelecek, ortaya koyacağı eylemlerinin sebep ve sonuçlarını hesap edemeyecektir. Kendisinden yapması istenilen işleri, niçin yapması gerektiğini sorgulamayacak, sonuç hakkında her hangi bir tahminde dahi bulunamayacaktır. Kendisine telkin edilen şeyleri hiç düşünmeden yapacaktır.

Daha doğru bir ifade ile “Reklam İnsanı” olacaktır. Görmüş olduğu reklamlarda kendisinden ne istenirse bütün imkânlarını zorlayarak onları yapacaktır. Dışarıdan yapılan bütün telkinler hiç bir süzgece tabi tutulmadan adeta yapılması istenilen emir gibi işlem görecektir. Bundan daha tehlikeli bir durum ise insanın içgüdülerine esir hale gelmesidir. İslam irfanında nefis olarak karşılık bulan içgüdüler, bütün benliğe hâkim olacaktır.

Malumunuz içgüdülerine göre yaşamak hayvanlara mahsus bir özelliktir. İnsan içgüdülerine göre yaşamaya başladığında ise Kur’an’ın ifadesiyle “esfeli safiline / aşağıların daha aşağısında bir noktaya” düşecektir. Bu noktaya düşmüş bir beşer dünyanın en vahşi hayvanı haline gelmiştir. Benliğini içgüdülerinin iradesine teslim etmiş olan beşer, hiç bir eyleminin nedenini ve sonucunu hesap etme gerekliliği hissetmez. Onun için içgüdülerini tatmin edecek bütün hazlar ve bu hazlara giden tüm yollar mubah olmuştur. Böyle bir insanı durdurabilecek hiçbir sınır kalmamıştır.

Yani sınırtanımaz, duracağı bir nokta ve kendisini durdurabilecek bir kuvveti tanımaz hale gelmiştir. Kur’an’ın Yahudiler için ifade etmiş olduğu “aşağılık maymunlar” sınıfına dâhil olmuştur. Çünkü maymun sınırsızlığı ifade eder. Maymun için kendi dışkısı dâhil yiyemeyeceği ve içemeyeceği hiç bir şey yoktur.

Eylemleri, filleri, amelleri ile şuuru arasındaki bağı koparan insan maymunlaşmıştır. Haddi ve hududu kalmamıştır. Böylesi insanlar için malumunuz “şuurunu kaybetmiş” benzetmesi yapılır.

Gelelim bir başka dikkat çekici noktaya;  insanın amelleri ile şuuru arasındaki bağı koparmak o amelleri ruhsuz bırakmak demektir. Nasıl ki insan ruhunu kaybettiğinde geriye kalan ceset kokmaya, kokuşmaya ve etrafını kokutmaya başlıyorsa şuurunu kaybetmiş eylemler de etrafını kokutmaya başlar. Şuursuz eylemler toplumsal bozulmayı ve kokuşmayı hızlandırır. Böylesi toplumlarda, toplumsal huzur ve güvenden bahsetmek mümkün değildir. Bu günkü insanlık tam da böylesi bir duruma düşmüş durumdadır. İnsanlığı bu bataklıktan kurtarmanın tek yolu ise şuur ile fiil arasındaki bağı yeniden kurmaktan başka bir şey değildir. Beşer, neyi, niçin yaptığını ve niçin yapmadığını ve yapmaması gerektiğini düşünmeye başladığı anda insan olmaya başlayacaktır. Daha doğrusu insan olduğunu anlayacaktır.

Beşerin insan olmasında şuurun etkisi ne kadar önemliyse, şiarlarımız ile din şuurumuz arasındaki ilişki de en az o kadar önemlidir. Modern hayat insan filleri ile şuuru arasındaki bağı koparmak için ne kadar mücadele ediyorsa şiarlarımız ve dini şuurumuz arasındaki bağları koparmak içinde o kadar gayret sarf ediyor. Şiarlar şuurlarını kaybettiklerinde insana hiç bir şey hatırlatmaz, anımsatmaz bir hale gelir. Böylece din insan için afyon haline gelmiş olur. Din bir hayat tarzı yaşam biçimi olmaktan çıkar. Daha doğru bir ifade ile insana huzur verme özelliğini yitirir.

Oysaki din insanın dünya ve ahiret mutluluğunu sağlamak içindir. İnanmak, insanı hazlarının esiri olmaktan çıkarıp, mutmain olma derecesine yükseltir. Din gibi dinin şuuru ile bağlarını koparmamış şiarlar da insanlara huzur verir. Şiarlar eğer şuurluysa insana inandığı değerleri hatırlatır. Onun kendine gelmesine, kendine dönmesine, kendini hatırlamasına vesile olur. İnsanın kendi şuuru ile arasındaki bağların sağlamlaşmasını tesis eder.

Şiarlarımız da tıpkı insan gibi şuurunu kaybedebilir. Bu durumda insan için hiç bir anlam ifade etmez hale gelir. Hatta bunların ifade etmesi gereken anlamlar dahi ortadan kalkar. Günümüzde maalesef dini şiarlarımız tam da böyle bir şuur kaybı erozyonu yaşıyor. Çünkü şiarlarımızı, özleri olan dini şuurlarından koparıyoruz. Bunu bazen isteyerek, bazen de hiç farkında olmadan yapıyoruz. Netice, her iki durumda da aynı oluyor. Ruhsuz, ceset haline gelmiş, hiç kimseye hiç bir şey hatırlatmayan şiarlar…

Bizim bu konuda en çok dikkatimizi çeken şiar, ezan şiarımızdır. Ezanı o kadar şuursuz bir hale getirdik ki kendini Müslüman olarak tanımlayan insanlar dahi bir gürültü gibi algılamaya başladılar. Özellikle merkezi ezan yöntemi bu şuur erozyonunu daha da hızlandırdı. Önceden duyulan bir telefon tuşu sesinin ardından teganniye kurban edilmiş bir ezan. Bazen bir hatırlatma ve davet olmaktan tamamen çıkıp sanki teganni yapmak için seslendirilen bir nağme haline geliyor. Bu acı gerçeğin kanıtlarını şu şekilde sıralayabiliriz:

1- Ezan okunurken sokaktaki insanları şöyle bir gözleme tabi tuttuğumuzda neredeyse hiçbirinin hal, hareket ve tavırları değişmiyor. Bazıları çarpılacağı korkusuyla dinlediği müziğin sesini kısıyor. Bundan öte bir duyarlılık söz konusu değil.

2- insanlara ezanın kendilerine ne mesaj verdiğini sorsanız, alacağınız derli toplu anlamlı bir ifade yoktur. Çünkü zihinlerde böyle bir mesaj oluşmuyor.

3- Ezan dünyanın en açık davetidir. Bu davet, duyan herkes için geçerlidir. Ama maalesef icabet bulmayan bir davet… İnsanlar ezanın çağrısına şuurdan mahrum olduğu için icabet etmiyorlar. Yoksa ezanı duyan her Müslümanın dünya ile ilgili işlerinden ellerini tam olarak çekmese dahi zihinsel olarak bir başka boyuta geçmesi gerekir.

Saymış olduğumuz bu gerekçeleri artırabiliriz. Ortadaki acı gerçek, ezan şiarının Efendimiz zamanındaki şuurunu kaybettiğidir. Hz. Bilal’in seslendirmiş olduğu ezanın ruhunu bu gün maalesef ezanlarımızda bulamıyoruz.

Bu konuda ne yapılması gerektiğine dair konunun ilgilileri/uzmanları tarafından ciddi çalışmalar yapılmalı ve ezan şiarımıza şuur kazandırılmalıdır. Aksi durumda şuursuz ezanlarımızın vebali konunun ilgililerinin omuzlarında ağır bir vebal olarak durmaktadır.

Ribat Dergisi ~ M. Sami BÜYÜK
Sayı: 360 ~ Aralık 2012

Bu içeriği nasıl buldunuz?

Beğen Beğen
4
Beğen
Mutlu Mutlu
4
Mutlu
Eğlenceli Eğlenceli
0
Eğlenceli
Üzgün Üzgün
0
Üzgün
Olamaz Olamaz
0
Olamaz
Kızgın Kızgın
0
Kızgın
Komik Komik
0
Komik
İlginç İlginç
0
İlginç
Dijital Derginiz
Dijital yayıncılık alanında Türkiye, yükselen bir grafik çizmektedir. Bu amaç ile profesyonel işlere imza atmak üzere yola çıktık. 5. yılımızda araştırmayı seven herkese kapımızı açtık. Sizlerde makalelerinizi dergiCE'de paylaşarak, dijital dünyada yerinizi alabilirsiniz.

Yorumlar 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İçerik Türünü Seçin
Kişilik Testi
Kişilik Hakkında Testler
Test
Cevaplamalı Testler
Anket
Oylamalı Seçenekler
Yazı
Biçimlendirilmiş Metinler
Puanlamalı Liste
Puanlamalı Liste
Video
Youtube, Vimeo, Vine vs
Ses/Müzik
Soundcloud, Mixcloud
Resim
GIF veya Resim