Severken maneviyatlarını öldürmeyelim


Çocukları Severken Maneviyatlarını Öldürmeyelim
Çocukları Severken Maneviyatlarını Öldürmeyelim

“Cennette ferahlık ve sevinç evi denilen bir yer vardır ki oraya sadece çocukları sevindirenler girebilir.” (Cami’us Sağir)

Anne olmamızdan kaynaklanıyor olmalı ki çocuklarımızın her davranışının güzel olmasını ve takdir edilmesini isteriz. Ya da hep en güzelinin, en iyisinin çocuklarımız tarafından yapılmasını isteriz. Çünkü kendi evlatlarımız gözümüzde ve gönlümüzde ‘biricik’tir. Onların en ufak bir üzüntüsü bile dünya kadar bir elem yükleyebiliyor kalplerimize. Öyle ya, evlatlarımız geleceğimize ektiğimiz tohumlarımızdır. Her daim mutlu ve huzurlu olsunlar isteriz ve bu yönde gelişir hep dileklerimiz, dualarımız..

Çocuklar üzerinde babalardan ziyade annelerin sevgi ve şefkati rol oynamaktadır. Kadının fıtratında olan annelik duygusu, çocuk sahibi olduğu ilk andan itibaren harekete geçer. Bu nedenledir ki anne daha ilk günden adeta yıllardır eğitimini almış gibi “annelik” görevine başlar. Bebeğin ağlama sesine koşar, onu sinesine basar. Ona karşı hiç kimseye duymadığı bir sevgi ve merhamet duyar. Onun hizmetine kendini feda eder. Bu hizmet ile gönlü sürura erer.

Çocuğun kişisel gelişiminde sevgi önemli bir yer tutar. Uzmanlar ilk dört yılda çocuğun kişiliğinin kazanıldığını belirtmektedirler. Bu süreç, çocukta kişiliğin temeli olarak kabul edilir. “Çocuktur” diye hafife aldığımız bu sürecin semeresi yıllar sonra alınır. Sevgi ile büyüyen çocuk, sevmeyi ve severken mutlu olmayı bildiğinden iç alemi sakin ve huzurludur.

Fakat yanlış bir anlayış ile çocuğun yaramazlıklarına karşın saldırgan olan bir anne belki çocuğunu disipline etmeyi amaçlar, ancak bu tutum çocukta kötü huyların hızla gelişmesine sebep olmaktadır.

Bir anne çocuğuna sevgi ve şefkatini doğru bir biçimde vermelidir. Ona olan sevgisi evladının geleceğini ziyan etmemelidir. Çocuklara sevgi ve şefkat, dozunda verilmelidir. Tıpkı doktorun hastasına verdiği ilaçlar gibi… Nasıl ki hasta ilaçlarını düzensiz ve az aldığında şifa bulamayacaktır ve dozundan ziyade aldığında hayatı tehlikeye girecektir. Sevgi ve şefkat de çocuğa düzenli ve yerinde verilmelidir.

Çocukları severken onların kişisel gelişmelerinde, maneviyat dediğimiz iç alemlerine zararlı olabilecek hususlar da göz ardı edilmemelidir. Onlara olan aşırı sevgi ve şefkatimizi onların her türlü isteklerine boyun eğmekle ya da her güzel şeyi onlara verme yolunda kullanırsak yanlış bir adım atmış oluruz ki bu da çocukta telafisi zor kötü huyların gelişmesine sebebiyet verecektir. Çocuğun her dediğine “evet” veya “tamam” demek faydadan ziyade zarar getireceği gibi onun her isteğini reddetmek de yanlış olur.

Farz edelim ki komşunuza gittiniz. Komşunun çocuğuyla beraber oynarken çocuğunuz, arkadaşının elindeki oyuncağı ısrarla isteyip ağlamaya başladı. Bu durumda yapacağınız ilk şey, hemen çocuğunuzu susturmak olacaktır. Fakat bunu arkadaşının elindeki oyuncağı alıp çocuğunuza vererek yaparsanız o an yapıcı olduğunuzu düşünseniz bile aslında bencillik, inat ve paylaşamama gibi huylara sebebiyet vereceğinizden çocuğunuzun nazenin kalbine kötü tohumlar ekmiş olursunuz. “Aman, ne olacak ki altı üstü bir oyuncak” deyip geçmemek lazım. Yaş büyüdükçe kişideki huyların da beraberinde büyüyeceğini unutmamak gerek.

“Annenin evladını tehlikeden kurtarmak için hiçbir ücret istemeden ruhunu feda etmesi ve hakiki bir ihlas ve fıtri bir vazife ile kendini evladına kurban etmesi gösteriyor ki kadında gayet yüksek bir kahramanlık vardır. Bu kahramanlıkla kadın hem dünya hayatını hem de ahiret hayatını kurtarabilir.

Fakat bazı kötü anlayışlarla o kuvvetli ve kıymetli şeciye gelişmiyor ya da su-i istimale uğruyor. Şöyle ki o şefkatli anne, evladının dünya hayatı tehlikeye girmesin, dünya makamı yükselsin, faydalı bir insan olsun, şanı şerefi iyi olsun diye evladı için her fedakarlığı göze alır. “Oğlum paşa olsun” diye onu Avrupa’ya gönderir. Çocuğunun dini terbiyesini ihmal eder. Düşünmez ki o çocuğun ebedi hayatı tehlikeye giriyor. Annelik şefkatiyle dünya hapsinden kurtarmaya çalışıyor, fakat cehennem hapsini düşünmüyor. Fıtri şefkatin tam zıddı olarak o masum çocuğunu, ahirette şefaatçi olacak bir konuma getirmek için çalışması gerekirken kendisinden davacı olacak bir şekilde dinden ve ibadetten uzak yetiştiriyor.” (Bediüzzaman)

Evet, bu sözlerden anlıyoruz ki anne, şefkatini iman ve salih amel ile beslemelidir. Bu durumda evladıyla beraber kendisini de kurtarabilir. Aksi durumda şefkatini kötüye kullanır ve onu dünya hapsinden kurtarırken cehennem hapsine düşmesine sebebiyet verecektir.

Özellikle kışın kısa günlerinde, sabah güneşinin henüz parıltılarının belirdiği anlarda, sokaklarda soğuktan titreyen ve buram buram nefesi tüten çocuklar okula gitmekteler. Çoğu kimselerin uykuda olduğu bir vakitte, çocuğunun dünya menfaati için onu belki ne zorluklarla uyandıran, sevgi ve şefkat sahibi bir annedir. Bu uğurda feda ettiği çok şey vardır. Evde çocuğuna en ufak bir iş yaptırmaya kıyamazken sabah akşam kitap-kalem ile kafa yorması anneyi memnun etmektedir. Zira bu annenin hayalleri ve umutları vardır. Bu hayallerin gerçekleşmesi uğruna maddi-manevi çok fedakarlıklar yapmaktadır. Oysaki aynı sevgi ve şefkat sahibi anne, sabah namazına uyandırmaya kıyamadığından çocuğun sabah namazı hep kazaya kalmaktadır. “Sınavı geçene kadar namaza ara verdim” diyen çocuklar, annelerin ibadete karşı soğuk davranışları ve ilgisizliğinin sonucudur.

Hiçbir anne, evladının akıbetinin kötü olmasını istemez elbette. Fakat bu geçici ve fani olan dünya hayatı için harcadığımız gayretimizin fazlasını, çocuğumuzun ahiret hayatını kazanması uğruna harcamamız gerektiğini unutmamamız, sevgi ve şefkatimizi doğru bir biçimde kullanmamız gerekmektedir. Bu dünyanın aldatıcı lezzetleri bizleri ve evlatlarımızı baki olan güzelliklerden mahrum etmemeli. Çoğu zaman farkında değiliz belki, dünya üzerinde yaşayan milyonlarca insandan daha şanslıyız. Elhamdülillah, Müslümanız. İslam fıtratı üzerine doğan evlatlarımızı, İslam fıtratına uygun yetiştirmek için biçare değiliz.

Cennetin ayakları altına serildiği varlıklar olarak elimizde sevgi ve şefkat gibi hazinelerle kendimizin ve çocuğumuzun akıbetinin cennet olması dua ve temennisiyle…

Reyhan ÇELEBİ ~ 26 Temmuz 2013

Bu içeriği nasıl buldunuz?

Beğen Beğen
3
Beğen
Mutlu Mutlu
2
Mutlu
Eğlenceli Eğlenceli
1
Eğlenceli
Üzgün Üzgün
1
Üzgün
Olamaz Olamaz
0
Olamaz
Kızgın Kızgın
0
Kızgın
Komik Komik
0
Komik
İlginç İlginç
0
İlginç
Dijital Derginiz
Dijital yayıncılık alanında Türkiye, yükselen bir grafik çizmektedir. Bu amaç ile profesyonel işlere imza atmak üzere yola çıktık. 5. yılımızda araştırmayı seven herkese kapımızı açtık. Sizlerde makalelerinizi dergiCE'de paylaşarak, dijital dünyada yerinizi alabilirsiniz.

Yorumlar 3

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  1. Mesela sürekli beş vakit namazın kılındığı bir evde, zamanla çocuk 3 öğün yemek gibi, 5 vakit ibadeti de temel ihtiyaç olarak görecektir.. Kısacası çocuklarımızın akli ve fiziki ihtiyaçlarını doyurduğumuz kadarıyla, ruhsal ihtiyaçlarını da karşılamalıyız…

  2. Çocuğunu, “çok güzel uyuyor, uykusundan etmeyeyim” diye sabah namazına kaldırmayan bir anne sizce iyilik mi etmiş olur? Bana sorarsanız: Şahsıma göre, en büyük kötülüğü etmiş olur. Çünkü, namaz dinin direğidir. İslamiyet çevresin de toplanmayan bir ailenin, (ALLAH göstermesin) dağılması çok kolay olacaktır. Ancak, çocuk daha küçük iken, namaza alışırsa Said beyinde dediği gibi o çocuk, namazı temel ihtiyacı olarak görecek, inşallah da doğru ve yanlışı tanıyacaktır…

  3. Bakış açısının güzelliğine bakın. Ve daha güzel yazılar beklerim (: Ben karışık ve buruşuk bir haldeyim şu aralar… Bi düzelteyim kendimi, kaldığım yerden vesilenizle devam edeyim.. 🙂

İçerik Türünü Seçin
Kişilik Testi
Kişilik Hakkında Testler
Test
Cevaplamalı Testler
Anket
Oylamalı Seçenekler
Yazı
Biçimlendirilmiş Metinler
Puanlamalı Liste
Puanlamalı Liste
Video
Youtube, Vimeo, Vine vs
Ses/Müzik
Soundcloud, Mixcloud
Resim
GIF veya Resim