Türkan Saylan, Türkiye’de çağdaş eğitim ve tıp alanında devrim niteliğinde çalışmalar yapmış bir bilim insanı ve sivil toplum önderidir. Yaşamı boyunca dermatoloji profesörü, yazar ve aktivist kimliğini başarıyla sürdürerek özellikle kanser hastalığıyla uzun süre mücadele etmiştir. Cumhuriyet değerlerini ve laikliği savunmayı hayatının merkezine koymuştur. Hukuksuz suçlamalara ve kansere karşı sergilediği duruş, onu toplumsal bir simge haline getirmiştir. Bizlere bıraktığı miras ve bugünkü eğitimde fırsat eşitliği idealiyle yaşamaya halen devam etmektedir. Prof. Dr. Türkan Saylan hakkında işte bilinmesi gerekenler…
1. Çok Kültürlü Aile Yapısı

Türkan Saylan, 13 Aralık 1935 tarihinde İstanbul’un Kandilli semtinde doğmuştur. Cumhuriyet döneminin ilk müteahhitlerinden Fasih Galip Bey ile İsviçre asıllı Lili Mina Raiman’ın beş çocuğundan en büyüğüdür. Annesi evlendikten sonra Müslümanlığı kabul ederek Leyla adını almış ve Türk toplumuna kolayca entegre olmuştur. Çocukluk yılları Kandilli İlkokulu ve Kandilli Kız Lisesi’nde Cumhuriyet’in modernleşme vizyonunun en yoğun hissedildiği bir atmosferde geçmiştir. Ailesinin çok kültürlü yapısı ve babasının çalışma disiplini, onun ileriki yıllarda yaşam felsefesini oluşturacaktır. Ulusal değerlere bağlı ve evrensel bir bakış açısıyla hayatı boyunca yürüteceği toplumsal çalışmaların manevi zeminini hazırlamıştır.
2. Engellere Rağmen Tıp Eğitimi

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde eğitim gördüğü zamanlarİstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde eğitim gördüğü zamanlar, mesleki bir başlangıç olsa da büyük bir fiziksel direnç öyküsü yıllarıdır. Henüz bir tıp öğrencisiyken evlenen ve anne olan Saylan, aynı dönemde omurga tüberkülozu (pott hastalığı) teşhisiyle sarsıcı bir sağlık sorunu yaşamıştır. Bu hastalık nedeniyle tam 13 ay boyunca yatağa bağımlı kalmış ve iyileşme sürecinde iki yıl boyunca ağır bir çelik korse taşımak zorunda kalmıştır. Tüm bu fiziksel engellere rağmen eğitimine olan bağlılığını sürdürmüş ve 1963 yılında mezuniyet törenine çelik korseyle katılarak diplomasını almaya hak kazanmıştır. Yaşadığı bu acı tecrübe, onun hasta psikolojisini iyi anlamasını ve empatik yaklaşımlar sergileyebilmesini sağlamıştır.
3. Dermatoloji Alanında Uzmanlaşma

Prof. Dr. Türkan Saylan hakkında, akademik hayatında sürekli araştırma ve eğitim prensipleri kazanma içerisinde olduğu mutlaka bilinmesi gerekenler arasındadır. 1968 yılında İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı’nda başasistan olarak görevine başlamıştır. 1972’de doçent, 1977’de ise profesör ünvanlarını almıştır. 1971 yılında İngiliz Kültür Heyeti’nin bursuyla İngiltere’de ileri tıp eğitimi görmüş, ardından Fransa ve tekrar İngiltere’de kısa süreli bilimsel çalışmalar yürütmüştür. Dermatopatoloji laboratuvarı, behçet hastalığı ve cinsel ilişkiyle bulaşan hastalıklar polikliniklerinin kurulmasına bizzat öncülük etmiştir. 2005 yılı itibariyle 440 bilimsel makale ve tıp el kitapları hazırlamıştır.
4. Toplumsal Dönüşüm ve Mücadele

Saylan’ın Türkiye’deki başarısı, lepra yani cüzzam hastalığının bir tabu olmaktan çıkarılması ve tıbbi olarak kontrol altına alınmasıdır. 1976 yılında özellikle bu alanda çalışmalara ağırlık vermiş ve aynı yıl içerisinde Cüzzamla Savaş Derneği ve Vakfı’nı kurmuştur. Hastaların hem tedavi edilmesinde hem de toplumsal hayata geri kazandırılmasında rol almıştır. Anadolu’nun en ücra köylerine giderek hastaları tespit etmiş, onlara tıbbi tedavinin yanında sosyal rehabilitasyon imkanları sunmuştur. 1981-2002 yılları arasında 21 yıl boyunca İstanbul Lepra Hastanesi’nin gönüllü başhekimliğini yürütmüştür. Onun liderliğinde lepra vakaları Türkiye’de minimize edilmiş ve hastalık bir korku nesnesi olmaktan çıkarılarak bilimsel bir zafere dönüşmüştür.
5. Uluslararası Başarı ve Ödüller

Cüzzamla mücadele alanındaki üstün gayretleri, Saylan’ın uluslararası tıp camiasında ve insani yardım kuruluşları nezdinde büyük bir tanınırlık kazanmasını sağlamıştır. 1986 yılında Hindistan hükümeti tarafından verilen ve alanında dünyanın en prestijli ödüllerinden biri olan Uluslararası Gandhi Ödülüne layık görülmüştür. 2006 yılına kadar Dünya Sağlık Örgütüne lepra konusunda danışmanlık yaparak Türkiye’deki başarılı olan modeli küresel ölçeğe taşımıştır. Aynı zamanda Uluslararası Lepra Birliği’nin kurucu üyeliği ve başkan yardımcılığı görevlerini üstlenerek bu alandaki küresel stratejilerin belirlenmesinde söz sahibi olmuştur. Bu başarıları, onun evrensel insan hakları ve toplumsal sağlık mücadelesi verdiğini bizlere göstermektedir.
6. Sivil Toplum Önderliği ve Gönüllülük

Saylan, akademik başarılarını idari yetenekleriyle birleştirerek Türkiye’deki tıp eğitimine ve araştırma merkezlerine kurumsal bir kimlik kazandırmıştır. 1981-2001 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Lepra Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürlüğü’nü yürüterek bu merkezi uluslararası bir referans noktası haline getirmiştir. 1982-1987 yılları arasında İstanbul Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Başkanlığı görevini üstlenmiş ve akademik kadronun gelişimine katkı sağlamıştır. Ayrıca, 1990 yılında kurulan İÜ Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi’nin kuruluşunda aktif görev alarak kadın sağlığı derslerinin koordinatörlüğünü yapmıştır. Emekli olana kadar da (2002) devlet kurumları ile sivil toplum arasındaki iş birliklerini sürdürmüştür.
7. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği

1989 yılında bir grup aydınla birlikte kurduğu Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD), Saylan’ın toplumsal mücadelesini kurumsallaştıran en önemli oluşumdur. Atatürk ilke ve inkılaplarını korumak, çağdaş eğitim yoluyla modern bir topluma ulaşmak amacıyla kurulan derneğin genel başkanlığını vefatına kadar yürütmüştür. Saylan’a göre sivil toplum örgütlenmesi, demokrasinin vazgeçilmez bir unsurudur ve toplumsal sorunların çözümünde devletin en büyük yardımcısıdır. ÇYDD bünyesinde Türkiye genelinde 95 şube ve 20 binden fazla gönüllüyle devasa bir ağ kurulmuş, laiklik ve çağdaş değerler geniş kitlelere ulaştırılmıştır. Bu süreçte kurulan TÜRKÇAĞ ve KANKEV gibi vakıflar aracılığıyla eğitim faaliyetlerinin sürdürülebilirliği sağlanmıştır.
8. Eğitimde Fırsat Eşitliği Projesi

Türkan Saylan’ın en çok ses getiren ve toplumsal vicdanda karşılık bulan çalışması, özellikle kız çocuklarının eğitimi için başlattığı seferberliktir. Anadolu’da Bir Kızım Var sloganıyla hayata geçirilen ve kamuoyunda “Kardelenler” olarak bilinen proje kapsamında, 30 yıl içinde yaklaşık 110 bin öğrenciye burs ve eğitim desteği verilmiştir. Saylan, Türkiye’nin kalkınmasının ancak kadınların eğitime yüzde yüz katılımıyla mümkün olacağını savunmuş ve bu uğurda Anadolu’nun en ücra köşelerindeki çocukların okula kazandırılması için yoğun çaba sarf etmiştir. Eğitimde fırsat eşitliği vizyonu ve çalışmalarından ötürü 2004 yılında “Türkiye’nin En İyi Eğitimcisi” ödülüne layık görülmüştür.
9. Kumpas Süreci ve Hukuk Mücadelesi

Prof. Dr. Türkan Saylan yaşamının son yıllarında, ergenekon soruşturması kapsamında ifadeye çağrılmış ve bu durum, hakkında bilinmesi gerekenler arasındadır. 2009 yılında, ağır kanser tedavisi gördüğü bir dönemde evi ve başkanı olduğu ÇYDD şubeleri aranmış, hakkında asılsız iddialarla davalar açılmak istenmiştir. Penceresinden kendisini destekleyenlere yaptığı mola işareti, hukuksuzluğa karşı sessiz ama güçlü bir çığlık olarak tarihe geçmiştir. Vefatından yıllar sonra, bu operasyonların bir kumpas olduğu ve dijital delillerin bilgisayarlarına dışarıdan yüklendiği bilirkişi raporlarıyla ispatlanmıştır. AİHM’de Saylan ve arkadaşlarına yönelik bu hak ihlallerini onamıştır. Operasyonu yürüten kişiler ise yıllar sonra FETÖ üyeliği suçlamasıyla mahkûm edilmiştir.
10. Vefatı ve Hatıraları

Prof. Dr. Türkan Saylan, 18 Mayıs 2009 tarihinde 73 yaşında İstanbul’da hayata gözlerini yumduğunda, ardında hem bilimsel hem de toplumsal açıdan paha biçilemez bir miras bırakmıştır. 19 Mayıs günü düzenlenen ve on binlerce kişinin katıldığı cenaze töreni, onun halk nezdindeki saygınlığının en büyük kanıtıdır. Bilimsel kimliğinin yanı sıra “Güneş Umuttan Şimdi Doğar” ve “At Kız” gibi otobiyografik eserleriyle düşüncelerini ölümsüzleştiren Saylan, iki oğul ve iki torun sahibi bir aile büyüğüydü. Hayatı boyunca aldığı 68 ödül ve yetiştirdiği binlerce kardelen, onun fikirlerinin hala canlı kaldığının göstergesidir. Bugün ismi birçok okul, park ve kültür merkezinde yaşamakta; cehalete ve hastalığa karşı açtığı savaş, çağdaş Türkiye idealiyle devam etmektedir.