Osmanlıcadan Türkçeye Neden Geçiş Yapıldı?

4 dk okuma süresi


6
11 Paylaşım, 6 puan

Osmanlı Türkçesi veya Osmanlıca olarak adlandırılan eski Türkçe için Arapça ve Farsçadan etkilenmiş Türk dili diyebiliriz. Alfabe olarak da Arap alfabesinin Farsça ve Türkçe için uyarlanmış bir biçimi kullanılmıştır. Bunun nedeni Arap alfabesinde sesli harfler olmamasıdır. Daha sonraki yıllarda bazı nedenlerden dolayı Osmanlıcadan Türkçeye geçiş yapılmıştır. Biz de bu içerikte sizler için Osmanlıcadan Türkçeye neden geçiş yapıldı? sorusunun cevabını hazırladık. İyi okumalar dileriz!

1. Osmanlıca İle Türkiye Türkçesi Arasındaki Farklar

Osmanlıca ile Türkiye Türkçesi arasında çok büyük fark yoktur. Yazım yönünden farklılık vardır. Ancak gramer şekilleri bakımından Osmanlıca ile Türkiye Türkçesi arasında pek bir devre farkı yoktur. 20. yüzyıl başlarında daha da gelişen Türkçülük hareketiyle dilde sadeleşme ve öz Türkçe sözcüklerin kullanılması fikri öne çıkmış ve Türkiye Türkçesi dönemi başlamıştır. 1928 yılında yapılan Harf Devriminin sonucunda da Latin alfabesi kaynaklı yeni Türk harfleri kullanılmaya başlanmıştır.

2. Osmanlıcanın Dezavantajları

Osmanlı Türkçesinde Arapça ve Farsça kelimelerinin artış göstermesi, Anadolu insanının konuştuğu saf Türkçeyi adeta ikinci plana atılmış gibi etkiliyordu. Hele Arapça veya Farsçadan gelmiş ve klişe olarak gözle tanınmış bir kelime ise sözcüklerin nasıl okunacağını kestirmek kimileri için hiç kolay olmuyordu. Yanlış okumalar olduğu gibi, yanlış anlamalar da bu yüzden sık rastlanan durumlardandı. Osmanlı aydınının bile hata yapabildiği durumlarda, okuma-yazma bilmeyen ve öğrenmeye çalışan halktan birinin nasıl zorlanacağı gayet açıktır.

3. Türkçecilik Düşüncesini Arttıran Nedenler

Osmanlı devletinin son yüzyılındaki siyasal ve toplumsal değişimler, haber ve iletişimin hızlanması, gazetelerin artması, konuşulan dilin gazetelerle birlikte yazı diliyle uzlaşması, Arapça ve Farsçaya binaen dile bir sürü Fransızca ve İngilizce sözcüğün girmesi, diğer ülkelerde gerçekleşen Endüstri devrimi, Fransız Devrimi ve akabinde gelen iç isyanlar, bağımsızlıklar, ulusların dil üzerinden inşası bunlar hep, Türkçecilik düşüncesini arttırmıştır.

4. Türkçenin Ortaya Çıkış Aşaması

Osmanlıcadan Türkçeye Neden Geçiş Yapıldı? soruna cevabı bu aşamada gizli. 19. yüzyıla kadar olan klasik devirde “Osmanlı Türkçesi” ayrı bir dil olarak algılanmamış, 3 dilden (elsine-i selase) oluşan bir karışım olarak görülüyordu. Türkçe ise, sokakta, köyde ve evde konuşulan basit dile verilen addı. Ancak 19. yüzyılda standart bir yazı dili ihtiyacının belirmesiyle Osmanlı dili tartışmaları yoğunlaştı. Bu dönemde Türkçenin güçlendirilmesi ve yazı dilinin Türkçe konuşma diline yaklaştırılmasına ilişkin talepler ortaya çıktı.

5. Kanun-i Esasi’nin Önemi

Osmanlıcanın kullanımdan vazgeçilmesi 1928 harf devriminden çok öncedir. Dil bilincinin geliştiği dönemler ve Niyazi Berkes’in de dediği gibi II. Mahmut’tan sonra dil çağdaşlaşmasını sağlayan nedenler oluştu. Mesela 23 Aralık 1876 yılında ilan edilen Osmanlı’nın ilk anayasası olan Kanun-i Esasi’de devletin resmi dilinin “Türkçe” olduğu belirtilmiş ve Türkçe bilmeyenlerin devlet memuriyetine alınmayacağı açıkça belirtilmiştir. Bu madde Türkçeleşmek yolunda atılan en büyük adımdır.

6. Ercümen-i Daniş Akademisinin Önemi

Ayrıca 1851’de Mustafa Reşit Paşa tarafından kurulan Encümen-i Dâniş Akademisi, Türkçenin Arapça ve Farsçadan ayrı bir dil olduğu ve bilgiyi yaymada başvurulacak doğal aracın Türkçe olabileceği fikrinin ilk doğduğu yerdir. Arapça harflerin basitleştirilmesi ve yazıma dair yenilikler bu kurumun hep daha önceden tartıştığı fikirlerdir. Türkçeye yüksek seviyede çeviriler yapan Münif Efendi ile Hoca Tahsin, Arapça harflerin kolaylaştırılması ve sağdan sola yerine soldan sağa yazılması konusunda ilk çalışmaları yapmışlardır. Arapça harflerin ıslah edilmesi ve Arapça alfabenin Türkçeye göre fonetikleştirilmesi gerektiği fikirlerini ilk savunanlardır.

7. Türkçeleşmeyi Destekleyen Sanatçılar

Türkçeleşmek düşüncesi ilk olarak Şinasi, Ali Suavi, Ahmet Vefik Paşa gibi yazarlarca dile getirildi. 19. yüzyıl sonlarında doğan Türkçülük akımı, Osmanlı yazı dilinin esasen Türkçe olduğu ve “Türkçe” diye adlandırılması gerektiğini vurguladı. (Prof.Dr. Muharrem Ergin, Osmanlı Türkçesi) Reayanı millet (halk sınıfı) yönetimde söz sahibi olmaya başlayınca ve eğitimin yaygınlaşmasıyla Namık Kemal, Ziya Paşa gibi hürriyetçiler dilde sadeleşmeyi savundular.

8. Osmanlıcadan Türkçeye Geçiş

Osmanlıcadan Türkçeye geçiş bir gecede olmadı. Pratikte bir gecede kanun çıkmış olsa da, bu kanunun çıkarılmasında birçok fikir birçok tartışma etkin rol oynadı. Hatta Arap harflerinin sorunsallaştırılması ve ıslahı gene Tanzimat döneminde yapılan tartışmalara kadar gidiyor. Osmanlı Türkçesi terimi kendiliğinden sorunlu. Çünkü 1850’lerde Osmanlı’nın siyasi birliğini tekrar inşasından sonra Osmanlıcaya değil, Türkiye Türkçesine evrildiği görülür.

7. Türkçenin Yaygınlaşması İçin Yapılan Faaliyetler

1895 yılında II. Abdülhamid döneminde gayrimüslim okullarına Türkçe öğretmenler tayin edilmesi kararlaştırılmıştır. Osmanlı’ya matbaanın geç gelmesi, beraberinde problemleri de getirdi. Makinecilikte önemli adımlar atan Avrupa’nın Latince kökenli matbaa makineleri üretmesi kitap basımını güçleştiriyordu. Kısacası Arap harfleriyle kitap basmak hem daha fazla insan emeği, hem de daha fazla sermaye gerektiğinden Latin harfleriyle basmaktan çok daha pahalıya mal oluyordu. Okuma yazma oranın düşük olmasına rağmen Türkiye’nin bilgiye ulaşması Avrupa ülkelerine kıyasla dahada zorlaşıyordu.

8. Yıllara Göre Türkiye’de Okuma Yazma Oranı

1987 yılında DİE, Osmanlı Devletinin ilk istatistik yıllığına bakıldığında kadınlarda okuma oranının %0,4 erkeklerde okuma oranının ise %7 olduğunu görülmektedir. Türkiye Cumhuriyetinin ilk yıllarında okuma oranı ise %2,5’den, % 10,5’e yükselmiştir. Her 10 senede bir yapılan artışlar göz önüne alındığında bu artışın hızla devam ettiği görülür. Özellikle 1927 yılında ise okuma oranında olağanüstü bir artış gösterilmiştir. 24 Yaş üstü kadınlarda %76,9’a kadar çıkmış, erkeklerde ise %93,9’a ulaşmıştır.

9. Halk Ozanların Bu Dönemdeki Rolü

Altını çizmemiz gereken diğer bir noktaysa, halkın içinden gelen Yunus Emre, Karacaoğlan, Köroğlu, Pir Sultan Abdal gibi halk ozanlarının duru bir Türkçe ile eserler verdikleridir. Bu durum ise bizlere halkın konuştuğu ve kullandığı dil ile saray aydınlarının kullandığı dilin birbirinden ne kadar farklı olduğunu göstermektedir. Osmanlı aydınlarının Türk kültürünün özgürce oluşup gelişmesi yolundaki bu engelleri kaldırmak için işe önce yazıyla başlandı.


dergiCE üyeleri ne diyor?

Bu içeriğe ifadenle renk ver!

Beğen Beğen
17
Beğen
Mutlu Mutlu
9
Mutlu
Eğlenceli Eğlenceli
8
Eğlenceli
Üzgün Üzgün
0
Üzgün
Olamaz Olamaz
0
Olamaz
Kızgın Kızgın
0
Kızgın
Komik Komik
0
Komik
İlginç İlginç
4
İlginç