Osmanlıca’dan Türkçe’ye Neden Geçiş Yapıldı?


Osmanlıca'dan Türkçe'ye Geçiş
Osmanlıca'dan Türkçe'ye Geçiş

Osmanlı Türkçesi veya Osmanlıca olarak adlandırılan eski Türkçe için Arapça ve Farsçadan etkilenmiş Türk dili diyebiliriz. Alfabe olarak da Arap alfabesinin Farsça ve Türkçe için uyarlanmış bir biçimi kullanılmıştır. Çünkü Arap alfabesinde sesli harfler yoktur. Bu sebeple arap harflerine p, ç, ş gibi Türkçe birkaç ses daha eklenerek kullanılan alfabeye Osmanlıca denilmektedir.

Osmanlıca ile Türkiye Türkçe’si arasında çok büyük fark yoktur. Yazım yönünden farklılık vardır. Ancak gramer şekilleri bakımından Osmanlıca ile Türkiye Türkçesi arasında pek bir devre farkı yoktur. 20. yüzyıl başlarında daha da gelişen Türkçülük hareketiyle dilde sadeleşme ve öz Türkçe sözcüklerin kullanılması fikri öne çıkmış ve Türkiye Türkçesi dönemi başlamıştır. 1928 yılında yapılan Harf Devrimi’nin sonucunda da Latin alfabesi kaynaklı yeni Türk harfleri kullanılmaya başlanmıştır.

Türkçecilik Osmanlı’da başladı!

Osmanlıcanın kullanımdan vazgeçilmesi 1928 harf devriminden çok öncedir. Dil bilincinin geliştiği dönemler ve Niyazi Berkes’in de dediği gibi II. Mahmut’tan sonra “dil çağdaşlaşması”nı sağlayan nedenler oluştu. Mesela 23 Aralık 1876 yılında ilan edilen Osmanlı’nın ilk anayasası olan Kanun-i Esasi’de devletin resmi dilinin “Türkçe” olduğu belirtilmiş ve Türkçe bilmeyenlerin devlet memuriyetine alınmayacağı açıkça belirtilmiştir:

Madde 18 – Tebaa-i Osmaniyenin hidemat-ı devlette istihdam olunmak için devletin lisan-ı resmîsi olan Türkçeyi bilmeleri şarttır.”

19. yüzyıla kadar olan klasik devirde “Osmanlı Türkçesi” ayrı bir dil olarak algılanmamış, 3 dilden (elsine-i selase) oluşan bir karışım olarak görülüyordu. Türkçe ise, sokakta, köyde ve evde konuşulan basit dile verilen addı. Ancak 19. yüzyılda standart bir yazı dili ihtiyacının belirmesiyle Osmanlı dili tartışmaları yoğunlaştı. Bu dilin belkemiğini oluşturan Türkçenin güçlendirilmesi ve yazı dilinin Türkçe konuşma diline yaklaştırılmasına ilişkin talepler Şinasi, Ali Suavi, Ahmet Vefik Paşa gibi yazarlarca dile getirildi. 19. yüzyıl sonlarında doğan Türkçülük akımı, Osmanlı yazı dilinin esasen Türkçe olduğu ve “Türkçe” diye adlandırılması gerektiğini vurguladı. (Prof.Dr. Muharrem Ergin, Osmanlı Türkçesi) Reayanı millet (halk sınıfı) yönetimde söz sahibi olmaya başlayınca ve eğitimin yaygınlaşmasıyla Namık Kemal, Ziya Paşa gibi hürriyetçiler dilde sadeleşmeyi savundular.

Ayrıca 1851’de Mustafa Reşit Paşa tarafından kurulan Encümen-i Dâniş Akademisi, Türkçenin Arapça ve Farsçadan ayrı bir dil olduğu ve bilgiyi yaymada başvurulacak doğal aracın Türkçe olabileceği fikrinin ilk doğduğu yerdir. Arapça harflerin basitleştirilmesi ve yazıma dair yenilikler bu kurumun hep daha önceden tartıştığı fikirlerdir. Türkçeye yüksek seviyede çeviriler yapan Münif Efendi ile Hoca Tahsin, Arapça harflerin kolaylaştırılması ve sağdan sola yerine soldan sağa yazılması konusunda ilk çalışmaları yapmışlardır. Arapça harflerin ıslah edilmesi ve Arapça alfabenin Türkçeye göre fonetikleştirilmesi gerektiği fikirlerini ilk savunanlardır.

Osmanlıca’dan Türkçe’ye Geçiş

Osmanlıca’dan Türkçe’ye geçiş bir gecede olmadı. Pratikte bir gecede kanun çıkmış olsa da, Arap harflerinin sorunsallaştırılması ve ıslahı gene Tanzimat döneminde yapılan tartışmalara kadar gidiyor. Osmanlı Türkçesi terimi kendiliğinden sorunlu. Çünkü 1850’lerde Osmanlı’nın siyasi birliğini tekrar inşasından sonra Osmanlıcaya değil, Türkî’ye evrildiğini görüyoruz.

1890 yılında Rus arkeologlarından Nikolay Mihailoviç Yadrintsev, Moğolistan’da bulunan Türk tarihinin ilk yazılı eseri olan Orhun Kitabelerini keşfetmiştir. 25 Kasım 1893’te de Danimarkalı dil bilimci Profesör Wilhelm Ludwig Thomsen tarafından okunarak bilim dünyasına ilan edilmiştir.

Osmanlı devletinin son yüzyılındaki siyasal ve toplumsal değişimler, haber ve iletişimin hızlanması, gazetelerin artması, konuşulan dilin gazetelerle birlikte yazı diliyle uzlaşması, Arapça ve Farsçaya binaen dile bir sürü Fransızca ve İngilizce sözcüğün girmesi, diğer ülkelerde gerçekleşen Endüstri devrimi, Fransız Devrimi ve akabinde gelen iç isyanlar, bağımsızlıklar, ulusların dil üzerinden inşası bunlar hep, Türkçecilik düşüncesini arttırdı. 1895 yılında II. Abdülhamid döneminde gayrimüslim okullarına Türkçe öğretmenler tayin edilmesi kararlaştırılmıştır.

Osmanlı’ya matbaanın geç gelmesi, beraberinde problemleri de getirdi. Makinecilikte önemli adımlar atan Avrupa’nın Latince kökenli matbaa makineleri üretmesi kitap basımını güçleştiriyordu. Dönemin matbaacılarından İhsan Sungu durumu şöyle değerlendiriyor:

“Türk matbaalarında eski harflere teknik yönünden verilecek çeşitlilik yerine sözcüklerin başında, ortasında ya da sonunda gelen mimlerin, lamların keflerin aldığı çeşitli ve sayısız şekillere yer vermeye mecburiyet görülüyor, bu da harf kasalarının hacmini gereğinden fazla genişletiyor, masraf artıyor, tertip işini son derece güçleştiriyordu.”

Kısacası Arap harfleriyle kitap basmak hem daha fazla insan emeği, hem de daha fazla sermaye gerektiğinden Latin harfleriyle basmaktan çok daha pahalıya mal oluyordu. Okuma yazma oranın düşük olmasına rağmen Türkiye’nin bilgiye ulaşması Avrupa ülkelerine kıyasla dahada zorlaşıyordu.

Yılllara göre Türkiye’de okuma yazma oranı

Yıl Okuryazarlık Oranı Açıklama / Ek Bilgi
1897 % 2,5 Kaynak: DİE, Osmanlı Devletinin ilk istatistik yıllığı (Ankara 1997) Kadınlarda %0,4 – erkeklerde %7
1927 % 10,5 Türkiye Cumhuriyetinin ilk nüfus sayımı sonuçları
1935 % 20,4
1950 % 33,6
1960 % 39,5
1997 % 85,3 * 24 yaş üzeri kadınlarda %76,9 – erkeklerde %93,9
2015 % 96,5 * Türkiye’de geri kalan okuma yazma bilmeyen 2 milyon 663 bin kişinin %83 kadın

Kaynak: Osmanlı Devleti’nin İlk İstatistik Yıllığı 1897; Tarihi İstatistikler Dizisi, Cilt 5.

Osmanlı Türkçesinde Arapça ve Farsça kelimelerinin artış göstermesi, Anadolu insanının konuştuğu saf Türkçeyi adeta ikinci plana atılmış gibi etkiliyordu. Hele Arapça veya Farsçadan gelmiş ve klişe olarak gözle tanınmış bir kelime ise sözcüklerin nasıl okunacağını kestirmek kimileri için hiç kolay olmuyordu. Yanlış okumalar olduğu gibi, yanlış anlamalar da bu yüzden sık rastlanan durumlardandı. Osmanlı aydınının bile hata yapabildiği durumlarda, okuma-yazma bilmeyen ve öğrenmeye çalışan halktan birinin nasıl zorlanacağı gayet açıktır.

Altını çizmemiz gereken diğer bir noktaysa, halkın içinden gelen Yunus Emre, Karacaoğlan, Köroğlu, Pir Sultan Abdal gibi halk ozanlarının duru bir Türkçe ile eserler verdikleridir. Bu durum ise bizlere halkın konuştuğu ve kullandığı dil ile saray aydınlarının kullandığı dilin birbirinden ne kadar farklı olduğunu göstermektedir. Osmanlı aydınlarının Türk kültürünün özgürce oluşup gelişmesi yolundaki bu engelleri kaldırmak için işe önce yazıyla başlandı.

Elbette Osmanlı Türkçesi öğrenmeliyiz. Eski yazıya gerici damgasını vurmakta doğru değildir. Gericilik bir zihniyettir! Eski yazıyı doğru okuyan ve anlayan uzmanlar yetiştirmek zorundayız. Ancak eski yazıyı da bugün %96’lara ulaşmış okuma-yazma oranı olduğu bir zamanda tekrar kullanıma sokmakta yersizdir.

Osmanlıca dilinin önemi!

Evet, Osmanlıca dilini öğrenmeliyiz ama Osmanlıca dersinin altyapısının daha uzun soluklu bir inşasının olmasını isterdim. Çünkü Osmanlıca dilinin çeşitli evreleri olduğu bir gerçektir. Eğer tarihimizi öğrenmek istiyorsak farklı dönemdeki metinlerin farklı evrelerde yazıldığını da bilerek yakın okuma ve araştırmayla anlamlandırabiliriz.

  1. Eski Osmanlı Türkçesi: 13. yüzyıldan 15. yüzyılın ortalarına kadar.
  2. Klasik Osmanlı Türkçesi: 15. yüzyılın ortalarından 19. yüzyıla kadar.
  3. Yeni Osmanlı Türkçesi: Tanzimat döneminden 1908’e kadar.

Osmanlıcanın ders olarak okutulması iyi olur. Tarihsel olarak Türkçe kaleme alınmış bir sürü farklı edebi tür çevrime kazandırılmayı beklemektedir. Böylelikle hem bugünkü Türkçeyi anlamamız hem de tarihi dayatıldığı şekliyle değil, doğru bilgilerle anlama ve yaşamamıza imkan tanıyacaktır.

Osmanlı’da yazılan Türkçe eserlerin, Türkiye’de çevrim yapılmasının dilimize ve düşüncemize canlılık getireceğini düşünüyorum. Türkiye’nin çevresinde dolaşan yabancılara iyi bir ders ve edebi referanslara entelektüel zenginlik katacaktır.

Bu içeriği nasıl buldunuz?

Beğen Beğen
6
Beğen
Mutlu Mutlu
1
Mutlu
Eğlenceli Eğlenceli
2
Eğlenceli
Üzgün Üzgün
0
Üzgün
Berbat Berbat
0
Berbat
Kızgın Kızgın
0
Kızgın
Komik Komik
0
Komik
İlginç İlginç
1
İlginç

Yorumlar 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İçerik Türünü Seçin
Kişilik Testi
Kişilik Hakkında Testler
Test
Cevaplamalı Testler
Anket
Oylamalı Seçenekler
Yazı
Biçimlendirilmiş Metinler
Puanlamalı Liste
Puanlamalı Liste
Video
Youtube, Vimeo, Vine vs
Ses/Müzik
Soundcloud, Mixcloud
Resim
GIF veya Resim