Osmanlı Devletinin Çöküş Döneminde Eğitim Sistemi

6 dk okuma süresi


4
13 Paylaşım, 4 puan

Cumhuriyet döneminde ilköğretim ve köy eğitim sistemi uygulamaları ve gelişmelerin temelini oluşturan, Osmanlı devletinin çöküş dönemidir. O dönemde Osmanlı devletinin kalkınmasının eğitim ile mümkün olacağını öngören düşüncelerden hareketle: Türkiye’deki kalkınmanın temelden ve köylerden başlatılması gereği göz önüne alınarak, ilköğretim ve köy eğitim sistemi alanına çok önem verilmesi uygun görülmüştür.

II. Meşrutiyet Dönemi Köylerin Eğitim Durumu

Sıbyan Okulları
Osmanlı Devleti Okullar Eğitim Mektebi Açılış Töreni. Türk Talim Terbiye Tedrisad Eğitim Mektep Okul İlk Modern Öğrenim Sıbyan İdadi Öğrenci Genç Çocuk Sınıfı

Temel ve köy öğretimine yön vermek gerecektir fakat nasıl? Bu sorudan hareketle II. Meşrutiyet’ten bu yana çözümler önerilmiştir. Fakat bunun öncesinde 1824 yılında Sultan II. Mahmut’un Osmanlı Devleti’nde, ilköğretim alanında yapmış olduğu “Talim-i Sıbyan” hakkındaki fermanı ilk reform niteliğindeydi. Tanzimat öncesinde atılan ikinci adım ise, 1838 yılında Meclis-i Umur-i Nafia’nın aldığı kararlardı.

Tanzimat döneminde, 1846 yılında Meclis-i Maarif-i Umumiye kurulmuş, 8 Kasım 1846 tarihinde Mekatib-i Umumiye Nezareti kurulduktan sonra, ilköğretim denebilecek, 8 Nisan 1847’de “Talimat” hazırlanmıştır. Bu sıbyan okullarının programını düzenlemeye yönelik esaslı bir teşebbüstü. Fakat, parasızlık ve yeterli sayıda uzman öğretmenin bulunamaması nedeniyle uygulanamamıştır. Tanzimat döneminde getirilen bir diğer yenilik ise 1864 yılında kurulan Mekteb-i Sıbyan-ı Müslime Komisyonu’nun sıbyan okulları için bir nizamname düzenlemesidir.

İlk Modern Öğrenime Geçiş: Sıbyan Okulları

Osmanlı Padişahı Sultan 3. Selim Okulları Eğitimi Ve Öğretimi Mektep Okul İlk Modern Öğrenim Sıbyan İdadi Öğrenci Genç Çocuk Sınıfı
Osmanlı Padişahı Sultan 3. Selim Okulları Eğitimi Ve Öğretimi Mektep Okul İlk Modern Öğrenim Sıbyan İdadi Öğrenci Genç Çocuk Sınıfı

Osmanlı Devleti’nde bütün eğitim sistemiyle birlikte sıbyan okullarınında bir nizama koyulması 1869 Maarif-i Umumiye Nizamnamesi iledir. Nizamnamede, her mahalle ve köyde en az bir sıbyan mektebi öngörülmekteydi. Tanzimat eğitimcileri çoğu şehirlerde olmak üzere yeni ilkokullar açmak ve sıbyan okullarından bir bölümünü modernleştirmek olanaklarını buldular.

Bir diğer çözüm önerisi 13 Ağustos 1872 tarihli bir vesika ile okulların bina, öğretmen ve ekonomik problemlerine ilişkin çözüm yollarına gidilmesidir. Buna göre: Mahalle ve köylerde mektep olabilecek yer ve binaların okul yapılması, eğer uygun binalar yoksa hemen mektep binalarının inşası için mahalle ve köy halkının teşvik edilmesi, öğretmen maaşlarının ise yine mahalle ve köy halkının gayretleri ile sağlanmasının istenmesidir.

Osmanlı’da ilköğretim mecburiyeti 1869 Maarif-i Umumiye Nizamnamesinden sonra ilk defa olarak Kanun-i Esasi de anayasa maddesi olarak yer almıştır. II. Abdülhamid döneminde, eğitimin yaygınlaşmasına rağmen nezareti kayıtlarına bakıldığında iller ile müstakil sancakların yarısında özellikle de kırsal kesimde okulların olmadığı, sıbyan mekteplerinin hem hükümetlerce hem de halkça hiçbir zaman dikkate alınmadığı ve ıslahı düşünülmediği ifade edilmekteydi.

Eğitim Alanında Düzenlemeleri İle Emrullah Efendi

Osmanlı Eğitim Sistemi

Emrullah Efendi’nin çabalarıyla II. Meşrutiyet’in ilanından sonra eğitim alanında düzenlemeler yapılmıştır. Tedrisat-ı İptidaiyye Kanun Muvakkati ile mali yardımlar, öğretmen sorunu, okul yapımına ve öğretim araç ve gereçlerine katılmalar şeklinde devlet, ilköğretimi kontrol altına almaya çalıştı. Bu alanda yaptığı çalışmalardan bir kaçı şunlardır:

  1. Eğitim ile ilgili gazeteler yayınlamıştır.
  2. Sultanilere ve ilkokullara yeni dersler (felsefe, musiki, köy ikdisatı vs.) koydurmuştur.
  3. İlköğretim öğretmenlerinin maaşlarını devletin ödemesi gerektiğini savunmuştur.
  4. Öğretmenliği meslek olarak görüp gelişmesine yönelik çalışmıştır.

Balkan Savaşları’nda alınan ağır yenilgilerin sebebinin öğretmenler ve eğitim sistemi olarak görülmesi, eğitim alanına ilginin artmasına, eğitim işlerinin sadece Maarif Nezareti’nin işi olmaktan çıkmasına neden olmuştur.

Osman Zeki Bey Kimdir?

Osmanlı Eğitim Sistemi

Bu dönemde gayret gösterenlerden birisi de aslen mülkiyeli olan ve yazdığı “Bizde Maarif-i İptidaiyye” eseri ile eğitim sorunlarına dikkat çeken Osman Zeki Beydi. İlk nahiye müdürlüğüne giderken Kaymakam Sezai Bey’in eğitim namına tarla yaptırması, orman yetiştirmek amacı ile yer hazırlatmaya çalışması emri ile harekete geçtiğini ifade etmekteydi. Ülkedeki okulları ıslah etmek isteyenler talebe içerisinden yetişmelidir. Etrafını iyice içtimaiyatçı gözüyle tetkike alışmış olmalıdır. Sonra icap ettiği şekilde gerekli olan malumatı alarak işe başlamalı. İşte o zaman yapılacak olan icraat başarıya ulaşacaktır. Bu memleketi kurtaracak olan yegane güç bilgidir.

Osman Zeki Bey, nahiyeye vardıktan sonra maarif tarlaları uygulamasına teşebbüs etmiştir fakat direnmeler ile karşılaşmıştır. Ancak cebir ile de olsa bunu aşacaktır. Bu başarısının mülki amirlerce de takdir edilerek keyfiyetin bütün livaya ve sonra bütün Edirne’ye tatbikinin emredildiğini ifade etmekteydi.

Bunun yanı sıra Osman Zeki Bey boşta kalan arazi gelirlerinin köyün ortak masraflarına sarf edildiğini, ancak ehli olmayan ellerde zayi olduğunu ifade ile bunun eğitim harcamalarında kullanılabileceğini ifade etmekteydi. Nitekim nahiye bütçesinin gelir kısmının birinci derecede en esaslı mera, otlak hasılatı maddesinden sonra ikinci derecede eğitim tarlaları hasılatı maddesi geliyordu.

Eğitim Kadroları Üzerine İncelemesi

Osmanlı Eğitim Sistemi

Osman Zeki Bey, eğitim kadroları ile ilgili incelemelerini şu sözlerle dile getirmekteydi: Her köyün bir hocası olduğu, hocası olmayan köylerin hoca bulamadıklarından tutamadıklarını ve harbi umumide ve harbi umumiden sonra bunlara pek nadir tesadüf edilmekteydi. Bu hoca efendiler, köylü tarafından dini muamelatın yanı sıra çocukların okutulması içinde tutulmaktaydı, masrafları da karşılanmaktaydı. Fakat burada da eksiklikler mevcuttu. Osman Zeki Bey hocalarının masraflarını da eğitim tarlaları uygulaması ile karşılamayı başarmıştı. İmkansızlıklar içerisindeki bu hocalar da olmasa köylünün ne dini muamelatı yerine getirebilecek ne de eğitim işleri görülebilecekti.

Osman Zeki Bey’e göre dünyanın en büyük insanlarından bu hocalar daha büyüktürler. Çünkü Osmanlı memleketinin beşte üçünü oluşturan halk bütün medeni ve manevi ihtiyaçlarını onlar karşılıyordu. Bu da ülkenin ilköğretim eğitiminin dolayısıyla milletin perişanlığını gösteriyor.

Eğitim alanında Osman Zeki Bey’in uyguladığı bir diğer uygulama da yüzde bir denilen ve herkesin harmanda hasılatının yüzde birini eğitim hissesi olarak vermesiydi. Böylelikle eğitime yeni ve sağlam bir gelir sağlanmış olacaktı. Bu uygulamanın neticesinde, uygulamanın faydasıyla köylüden en küçük bir sızlanma ve şikayet görülmemişti.

Osman Zeki Bey’in diğer bir kısım fikirleri; umumi müsamerelerle,nahiye ve köylerinin ayrı ayrı yapılacak kartpostallarından teşkil edilecek albümlerin ülkede ve dünyada sattırılması ile ve ağa veya köy odalarında kalan misafirlerden alınacak ücretlerle elde edilecek gelirlerin eğitime yönlendirilmesiydi.

Elde edilen gelirlerle 400 kişilik Yatılı İlköğretim okulu kurmak Osman Zeki Bey’in en büyük hayaliydi. Varidat tedarik olunduktan sonra ihaleten veya emaneten bir nahiye için bir okul yaptırmak mümkündü. Üstelik köy çocuklarını toplu okutmak ve masraflarını birleştirmek daha makul bir fikirdi.

Tayin Ediliyor!

Osmanlı Eğitim Sistemi

Osman Zeki Bey, sadece gelecek nesilleri düşünmeyip, mevcut nesli de ihmal etmemiş en iyi hocaları köylere göndermek için de gazetelere ilan vermişti. Fakat bütün bu fikirler, bir engelle karşı karşıyaydı: Merkeziyetçilik. Bundan dolayı bütün bu iyi fikirler kısmen uygulanabilmiştir. Düşündüklerini halefine bir program tarzında madde madde yazdırarak, Taşköprü’ye kaymakam tayin edildiği için Dambazlar’ı terk etmek zorunda kalmıştı.

Osman Zeki Bey Edirne’yi terk ettikten sonra memleketin her tarafında, Anadolu’da olduğu gibi Edirne’de de yapılmak üzere olan, yapılan, bitmek üzere bulunan her şey, bize uymayan ve bizim ihtiyaçlarımızı tatmin edemeyen kanunlar nedeniyle akim kalacaktı.

Nitekim sadece kendilerini düşünen nahiye müdürlükleri, kaza kaymakamlıkları, sancak mutasarrıflıkları, il valilikleri, Dahiliye Nezaret Celile’si, Maarif-i Umumiye Nezaret Celile’si, Edirne Vilayet-i İdare-i Hususiyesi, Kastamonu Vilayet-i İdare-i Hususiyesi… gibi merkezi örgütlenmeler çalışmalar önündeki en büyük engellerdi ve Osmanlı ülkesini 20. asırda bir merkezden bir kanunla idare etmek, en büyük yanlıştı ve sessizliğimizin en büyük sebebiydi.

18 Aralık 1915’te Kastamonu-Taşköprüye gelen Osman Zeki Bey, Ağcıkavak mıntıkasında Abay Köyü’nde 120 kişilik Yatılı İlköğretim Okulu açılmak istendiğini haber almakla birçok müşkülatı aşmakla 7 Nisan 1916 günü bunu açmaya da muvaffak olacaktı. Sonra bu resmi açılışı diğer kazalar ve nahiyeler takip edecek ve Kastamonu dahilinde diğer mülki erkanında yardımları ile 11 Yatılı İlköğretim Okulları açılacaktı.

Osman Zeki Bey, eğitim işleri için başka başka gelir kaynakları da bulunabileceğini, bulunacak kaynaklarla yalnızca yatılı okullar değil ülkeyi baştan başa irfan müesseseleriyle donatabileceğini ve bunun merkeziyetçileri hayrete düşüreceğini kanaatindedir.

Osman Zeki Bey’e göre bu fazla usulcülük karşısında merkezin ve yüksek idare heyetlerinin memleketi ayrı ayrı her tarafındaki bütün asri ihtiyaçlara lakayt kalması bugün vatani gördüğümüz bu tehlikeli duruma düşürmüştür.

Sonuç

Osman Zeki Bey, eğitimciler dışında bir bürokrat olarak eğitim alanında fikirler üreten ve bunları uygulamaya geçiren bir kişilikti. O bu ülkenin gidişatının yalnızca eğitimin iyileştirilmesi ile düzenleneceğini savunuyordu. Gittiği köylere okul yaptırarak,üretken eğitim yapılmasını teşvik ederek, küçük köylerin çocukları için yatılı okullar açarak, okullara tarlalar ayırarak bir eğitim hareketi başlatmıştı. Bu deneme, Cumhuriyet döneminde ilköğretim ve köy eğitimi uygulamalarına da model teşkil edecekti.

En namuslu en değerli adamlarımız bile eli ayağı daha evvelden sıkı sıkıya bu kahhar kanun ipleriyle bağlanmış olduğu için o tayin edildikleri memleketleri sözde idare ettiler, fakat bence idare edilmedi. Bu yurtlar da kendi zavallı idarelerinden, şirazelerinden çıkarılmış oldu.
(Osman Zeki Bey)

KAYNAKÇA:
Kanun-i Esasi, İstanbul, 1923.
Maarif-i Umumiye Nizamnamesi, Matbaa-i Amire.
Osman Zeki Bey, Bizde Maarif-i İptidaiye, Çeviri Yrd. Doç. Dr. İbrahim Caner Türk, İstanbul, 2016.
Osman ERGİN, Türk Maarif Tarihi, Cilt: 1, İstanbul, 1977.


Bu içeriğe ifadenle renk ver!

Beğen Beğen
2
Beğen
Mutlu Mutlu
0
Mutlu
Eğlenceli Eğlenceli
0
Eğlenceli
Üzgün Üzgün
0
Üzgün
Olamaz Olamaz
0
Olamaz
Kızgın Kızgın
0
Kızgın
Komik Komik
0
Komik
İlginç İlginç
1
İlginç

dergiCE üyeleri ne diyor?