Okuma Zamanı


Kitap Okuma
Kitap Okuma

Okumak İçin Zaman Biriktirmek
İstanbul’un Fatih ilçesinde, Fatih Camii’nin yaklaşık iki yüz metre yakınında ismiyle ilgimizi çeken “Sanki Yedim Camii” bulunmaktadır. Caminin ismiyle ilgili olarak yaygın rivayette, canı yiyecek-içecek bir şeyler çektikçe, açlığını susuzluğunu gidermesinin ardından herhangi bir şeyler tüketmeyen, canı çektiği şeyin ederi kadar parayı kenarda biriktiren bir adamın hikâyesi anlatılır. Hikâyenin kıssadan hisse veren sonuna göre ismi kesin olarak bilinemeyen bu zahit kişi, yirmi yılın sonunda nihayetinde cami yaptıracak kadar para biriktirmiş olur ve yemesinden içmesinden artırdığı paralarla “Sanki Yedim Camii”ni yaptırır.

Her konuda ihtiyacımızdan fazla olanın tasarrufunu yapabilsek yaşantımızdaki pek çok şeyin değerini daha iyi takdir etmiş ve ardımızda insanlık için eserler bırakmış olacağız. Ancak değerini bilmediklerimizi kaybetmeye devam ediyoruz ve “zaman” da değerini bilmediklerimizin içinde kaybolup gidiyor.

Şimdiye dek harcadığımız ömrümüzün, kendimize ve hiç kimseye hiçbir fayda sağlamayan kısımlarını düşünürsek altından kalkamayacağımız bir hesapla karşılaşmış oluruz. Kaybettiğimiz zamanlarda bilgilenmeyi, kendimiz ve insanlar için okumayı tercih edebilirdik. Böylelikle kendimiz ve çevremiz için daha güzelce yaşanabilir bir hayat sürdürmüş olurduk.

Ekonomi “kıt kaynakların alternatif kullanım alanlarına tahsisinin belirlenmesi”[1] ise zaman gibi kıt bir kaynağın da ekonomisini en doğru şekilde yapmamız gerekiyor.

İhtiyacımız olan her şey için bir şeyler biriktirebildiğimiz gibi her şeyden çok ihtiyacımız olan temel imtihan birimimiz “zaman”ı da özenle biriktirmeyi, ömrümüzün fazlalıklarından tasarrufta bulunarak alışkanlık hâline getirebiliriz.

On Beş Dakikan da mı Yok?
Bazen hepimiz gerçekten çok yoğun olabiliriz. Hepimizin hayatında çok hızlı geçmesi gereken günler olur. Bir yoğunluktan başka bir yoğunluğa, toplantıdan toplantıya, ödevden sunuma, doğumdan cenazeye farklı farklı pek çok beşerî münasebetle daha hızlı yaşlanmamızı gerektirecek günler yaşayabiliriz hepimiz. Böyle zamanlarda kendimize gelmek için “kahve molası”, “çay arası” türünden içini dolduramadığımız soyut zaman dilimlerini, kısa süreli okumalarla değerlendirebilir ve güzelleştirebiliriz. Tüm yoğunluğumuzun üzerimizde oluşturabileceği stres ve yorgunluğu, özellikle dinî eserlerle ve inandığımız kutsal kitabımızı okumakla üzerimizden atabiliriz. Yoğun zamanlarımızda okumamayı değil, kısa da olsa dinlendirici okumalar yapmayı tercih etmeliyiz.

Montesquieu “Çeyrek saatlik bir okumanın gideremediği üzüntüm olmamıştır.” der.[2] Hiç olmazsa on beş dakikamızla zihnimizi şarj edebilir, bir yandan çayımızı/kahvemizi yudumlarken bir yandan kitabımızı okuyabiliriz. Nihayetinde sağlıklı her bireyin iki eli vardır ve iki elimizin de aynı anda hakkını vermemiz mümkündür.

Yolda Okuma Keyfi
Kamyonların arkasına “Ömür biter yol bitmez.” yazarlar ya, her insan küçüklüğünde dünyanın ucuna/sonuna varmayı, yolun bittiği yeri ve dünyadaki tüm yolların en sonunda ne olduğunu en az olsun bir kez merak etmiştir. Masallarda dahi dünyanın bittiği yerde gökkuşağının altındaki hazineye ulaşmak, çocukların hayal gücüne katkıda bulunacak bir unsur olarak motif olmuştur. Ancak gerçek hayatta dünya yuvarlaktır ve dünyanın yolu da derdi de bitmez. Bu durumda ömür yolculuğumuzda duraklamaları fırsat bilmek yerine yolu bir fırsat olarak değerlendirmek, en ekonomik ve en faydalı karar olacaktır.

“Kitap Tiryakiliği” adlı kitabın yazarı İbrahim Ünal, Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi ile ilgili olarak şu bilgileri aktarıyor:
“Yavuz Sultan Selim Han (1470-1520) bazı geceler sabahlara kadar okur, gözleri kan çanağına dönerdi. Günde sekiz saat okurdu. Mısır seferinde (1516) yanında üç katır yükü kitap götürmüştü. Yavuz Sultan Selim’in dostu Hasan Can ‘Gözünden hiç kitap gitmezdi, daima okurdu. Uykuya ve yemeğe rağbet etmezdi.’ der.”[3]

Yol içinde yol olan yolculuklarımızı/seferlerimizi de okumaktan daha iyi başka hiçbir şeyle değerlendiremeyiz. Uzun süren şehirlerarası yolculuklarda, ne muavinin takdim ettiği yarım bardak kahve, ne de artık her kişinin önüne Çin malı bir televizyon ekranı konulması bizleri aldatmalı. Midenizin bulanmaması için sırtınızı arkanızdaki koltuğa yaslamadan, uzun yolda uzun okumalar yapabilir; sırtınızın dinlenmesi gerektiğinde beş-on dakika sırtınızı ardınıza yaslayabilirsiniz. Özellikle kara yolculuklarında yolculuk boyunca satırların altını çizmek zor olsa da bir yerlerden uzaklaşıyor olmanın verdiği keyifle, otobüste derin okumalara dahi girebilirsiniz. Bu arada, sürücü iseniz aynı zamanda görme engelliler için de büyük bir imkân olan sesli kitaplardan istifade edebilirsiniz.

Musibet Zamanında Okumak
Okumaktan bahsedince pek çok kişi, hiçbir işinin olmadığı en boş zamanlarda yapılması gereken bir eylemden bahsedildiğini düşünür. Elbette ki okumak için en ideal zaman, ruhen ve zihnen dingin olduğumuz, bedenen dinlendiğimiz, bitirmemiz gereken işimizin gücümüzün olmadığı zamandır ancak böylesine rahat bir imkâna hepimiz ömrümüz boyunca çok az ve çok kısıtlı olarak ulaşırız.

Hayatımız için hangi planı kurarsak kuralım, başımıza gelebileceklerden hiçbir zaman emin olamayız. Bazen korkuyla, bazen açlıkla, bazen sevdiğimiz canlardan, sevdiğimiz dünyalıklardan kaybetmekle imtihan edilmeye hazırlıklı olmak zorundayız.

Her şey her zaman yolunda gitmez. Her şeye hazırlıklı bir kişiliğimizin olması için, ömrümüzde başımıza gelebilecek en zor ihtimalleri ve bütün bir insanlığın üstesinden zorla gelebileceği en kötü felaketleri yaşama ihtimalimizin olduğunu da düşünmemiz gerekir. Eğer aklımızda sıralanan kötü durumları yaşamamak gibi bir imkânımız olmuşsa şükredilmesi gereken bir ömrümüz olduğunu anlamamız gerekiyor. Bazen de bazı şeyleri anlamak için, yaşanmış musibetlerden ibret alabiliriz. İlla da her şeyi yaşamamız gerekmez. Nihayetinde ömrümüzün ve zamanımızın hududu, aklımıza gelen her şeyin başımıza gelmesine engeldir.

Tarihin musibetli sayfaları arasında, dünya savaşlarının arasındaki bir zaman diliminde İngiltere’nin başkenti Londra şehrinde bombalanan Holland House Kütüphanesi’ni buluruz.

22 Ekim 1940 tarihinde bombalanıp büyük zarar gören, çatısı ve bazı duvarları yıkılan kütüphanenin tozlu ve enkazlı raflarında okumak için kitap arayan insanların siyah beyaz fotoğrafı[4], evimizde uzun zamandır dekor olarak tuttuğumuz kitaplara karşı gösterdiğimiz vefasızlıkla bizleri yüz yüze getirmek zorundadır.

Her şeye hazırlıklı olmamızın yanı sıra, aklımıza gelenler başımıza gelmeden önce kendimize gelmek ve raflara hapsettiğimiz hazinelerin kıymetini bilmek zorundayız.

Gençdoku Dergisi ~ Samet Öztürk
Sayı: 42 ~ Kasım 2012

1- Prof. Dr. İ. Hakkı İnan, Temel Ekonomi, s: 9, Tekirdağ 2003.
2- İbrahim Ünal, Kitap Tiryakiliği, s: 17, Nesil Yayınları, İstanbul 2005.
3- Aynı eser s: 45.
4- Alberto Manguel, Okumanın Tarihi, s.350-351, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul 2002

Bu içeriği nasıl buldunuz?

Beğen Beğen
2
Beğen
Mutlu Mutlu
4
Mutlu
Eğlenceli Eğlenceli
2
Eğlenceli
Üzgün Üzgün
0
Üzgün
Olamaz Olamaz
0
Olamaz
Kızgın Kızgın
0
Kızgın
Komik Komik
0
Komik
İlginç İlginç
0
İlginç
Dijital Derginiz
Dijital yayıncılık alanında Türkiye, yükselen bir grafik çizmektedir. Bu amaç ile profesyonel işlere imza atmak üzere yola çıktık. 5. yılımızda araştırmayı seven herkese kapımızı açtık. Sizlerde makalelerinizi dergiCE'de paylaşarak, dijital dünyada yerinizi alabilirsiniz.

Yorumlar 1

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  1. Değişmeyen insanlar ve değişmeyen kitaplar her zaman olacaktır. Okuyabilirseniz her insan bir kitaptır!. Ancak değişmeyen gerçekler bilindiği halde niçin kendimizi yenilemek için çabalamayız? Yerinde saymak bize yakışmaz… Daima tecrübelerden faydalanmak; sizi, hiç okumayanlardan 1-0 önde başlatacaktır. ALLAH herkese zihin açıklığı ve hayırlı ilimler versin!

İçerik Türünü Seçin
Kişilik Testi
Kişilik Hakkında Testler
Test
Cevaplamalı Testler
Anket
Oylamalı Seçenekler
Yazı
Biçimlendirilmiş Metinler
Puanlamalı Liste
Puanlamalı Liste
Video
Youtube, Vimeo, Vine vs
Ses/Müzik
Soundcloud, Mixcloud
Resim
GIF veya Resim