Mütevekkil Bir Şair: Ziya Osman Saba


Ziya Osman SABA
Ziya Osman SABA

Eski şiirdeki tevhit, münacat, naat gibi şiirlerde insanın Allah karşısında tam bir kulluk anlayışı içinde olduğu, Batılılaşma ile tavrın değiştiği, bunun yerini yaratıcıyı ve onun varlığını sorgulayan, hak iddia eden bir anlayışın aldığı görülür. Aynı zamanda neredeyse bütün dünyayı saran bu anlayışın Türk edebiyatında yansımasını bulması da kaçınılmaz sosyal gerçeklik halini alır. 1940’lar Türk edebiyatında sadece insanın konumu değil, insanın kutsalla bağı noktasında birçok problemin de yavaş yavaş belirginleştiği yıllardır. Tam bu yıllarda Ziya Osman Saba’nın Sebil ve Güvercinler’i, sorgulayan, bağıran seslerin arasında yumuşak, uysal bir şiirin dinginliğiyle “kul” olmaktan duyduğu mutluluğu, Yaratıcı karşısında boynu bükük bir “kurban” gibi durduğunu söylemektedir. Ziya Osman’ın sadece Sebil ve Güvercinler’inde değil diğer şiir kitaplarında da aynı tavrın hakim olduğunu söylemek mümkündür. Bu tavır materyalist felsefenin, varoluşçuluğun hüküm sürdüğü yıllarda belki çok güçlü veya aykırı bir ses olamamış ama içli ve insani yönüyle kendini var etmiştir. O, sesinin farklılığı sebebiyle incelenmeyi hak etmektedir.

Ziya Osman’ın eserlerine sinen bu mütevekkil edanın sebepleri arasında, hayat karşısında yaşadığı zorlukların tesiri düşünülebilir fakat bundan daha da önemli olan onun Allah’ın varlığı noktasında “bir derviş gibi” safiyane inanç taşımasıdır. Onun şiirlerinde, hemen hemen alt bir fon gibi yerleşen/kendini hissettiren Allah inancı, şiirlerindeki insanı da Allah ile irtibatlı kılmaktadır. Bu irtibatın örnekleri örtülü veya açık, şiirlerine hakim olmuştur. Onun şiirlerinde görülen Allah’a bel bağlayış, ahiret-ölüm, hayatın küçük güzellikleri karşısında duyulan mutluluk, razı olma hallerini bu irtibatın yansımaları olarak değerlendirmek mümkündür. Bu anlayışı en bariz şekilde veren şiir ise Kurban’dır, denilse yanlış olmaz. Bu şiiri öne çıkaran noktalardan ilki, şairin Allah karşısındaki konumunu kurban metaforu ile vermesidir. Kurban, gerek batıl gerek kutsal dinlerde yaratıcıya sunulan hediye olması, uysallığı çağrıştırması ve şairin Allah karşısındaki durumunu göstermesi yönünden önemlidir. Şiirde Allah ve insan/şair arasındaki ilişki yoruma meydan vermeyecek şekilde dile getirilir:

Tanrım sonsuz dünyanda ben aciz ve ufağım, / Kulların arasında Tanrım ben bir koyunum. / İki tuğla halinde kenetlenmiş dudağım, / Sonra geçtiğim yollar hep kum, hep kum, daim kum.

Aradığım pınardan içebilsem bir yudum, / Artık o günden sonra hiç susamayacağım. / İnecek gözlerime uzun, en rahat uykum. / Tuz çalınıp ağzıma, bağlanınca ayağım.

Kulların arasında ben yaşadım sessizce, / Hiç ağzımı açmadım, verdim bütün yünümü. / En geniş bir sabahı düşünerek her gece, /Ben, Tanrım, şuracıkta bekliyorum günümü.(1)

Metnin tamamı Ziya Osman şiiri temalarının şifrelerini içermektedir. Allah karşısında kulluğunu kabullenme, ölümü huzurla kabul ediş, kaderine razı olmuş kişilik. Bu temel noktaların Saba’nın diğer şiirleriyle daima desteklendiğini söyleyebiliriz.

Şu Güzel Gün şiirinde şair “Sen koymuşsun Allah’ım, her şeyi bu düzene!” sözleriyle her hadisede Allah’ın iradesinin, kanun koyuculuğunun vurgulandığı görülür. Saba’da Allah sadece kanun koyan değil, aynı zamanda kullarını seven ve kulları tarafından sevilendir. Saba’nın hayat hikayesi detaylı incelendiğinde onun, Allah’ın koyduğu kanunlara şekilcilikle bağlı olmadığını ama onu çok sevdiğini söyleyebiliriz. Burada şu anekdotu hatırlatmak faydalı olabilir. Saba’nın eşi onu, başka bir mevzu yokmuş gibi hep Allah, ana, baba, çocuktan bahsettiği için(2) eleştirmektedir. Oysa Saba, şiirde beşeri, zaruri olarak biraz da mistik olacağı kanaatindedir.(3)

Hayret şiiri Saba’nın Allah’a bakışı hakkında bilgi veren önemli bir şiirdir.

İlk defa bakıyorum, Rabbim, her şeye. / Yeryüzünü yeniden görür gibiyim
Öğreniyorum yeni baştan sevmeyi. / Şu alem, ayan ettiğin bize, / Ağaç dal yaprak meğer her şey mucize!
Anlıyorum, şu kuş neden yuva yapıyor. / Anlıyorum, Allah’ım, kalbim niçin çarpıyor.(4)

Hayatın vazgeçilmezi olan ölüm, onun şiirlerinde varlık problemi değil, sevgiyle, gülerek kabul edilen olaydır. Rabbim, Nihayet Sana şiirinde ölüm, Allah’a itaat olarak görülür.

Rabbim, nihayet sana itaat edeceğiz… / Artık ne kin, ne haset, ne de yaşamak hırsı, / Belki bir sabah vakti, belki gece yarısı / Artık nefes almayı bırakıp gideceğiz.(5)

Şairin öğrendiği şeylerden biri de her şeyde bir hikmet olduğudur. Böyle olunca ölüm de hikmetli bir vaka hâlini alır. Ölüm onun için aynı zamanda sevdiklerine kavuşmadır. Ölüm bu çerçeveyle ele alındığında korkulacak değil, arzu edilecek bir varlık haline yükselir. Şair on iki şerefeli uzun minarelerden Rabbi(ni) son kez selamlayacaktır.

Kurban şiirinde Ziya Osman şiirinin temalarına dair şifreler olduğunu söylemiştik. Bunlardan Allah karşısında kulluğu kabullenme ve kaderine razı olmuş kişilik temaları arasındaki alaka birbirini zorunlu kılmaktadır. Buna rağmen, Garip Akımı’nın damgasını vurduğu 1940’larda bu yaklaşımının farklılığı dikkat çekicidir. Bunda şairin şahsiyet özelliklerinin, hayat tecrübelerinin yerini kabul etmekle beraber ondaki Yunus Emre sevgisinin tesirini de göz ardı etmemek gerekir. Ziya Osman, bu sevgiyi/tesiri şu şekilde ifade eder: “Şekil, deyiş bakımından epey yeknesak bulmakla beraber, ruh bakımından halk edebiyatımızın hayranı, Yunus Emre’nin ise delisiyim. Bana öyle geliyor ki, Yunus kadar derin şair dünyaya gelmedi.” Ziya Osman gibi içe kapanık bir kişiliğin Yunus şiirlerinden nasıl etkilendiğini, onun ruh dünyasına tesirlerini ölçmek mümkün değil ama bu etkinin ipuçlarını yukarıdaki cümlelerde bulmak mümkündür.

Ziya Osman, Garip akımının, “yeni”nin revaçta olduğu, İkinci Dünya Savaşı’nın boğucu atmosferinde sesini bulan bir şair olmasına rağmen dönemin genel temayüllerine bağlanmamıştır. O, bir akşam vakti eve dönerken bir cami avlusunda uyumayı isteyen, ölümü ölülerin yaşadığı memleket olarak gören, Eyüp Sultan’da gezip hayatın ve ölümün iç içeliğini duymak isteyen kişidir. Bu tarz duyarlılıkları ile devrin anlayışının dışında kalmış, bununla beraber Allah’a inanmanın, ölümü kabul etmenin, kaderine razı olmanın insan üzerindeki iyileştirici gücünü göstermiştir. Onda din veya Allah’ın varlığı mutluluk, huzur veren bir kaynaktır. Saba, dönemindeki şairlerden farklı olarak bu kaynağı referans noktası alıp, gelenekten de beslenerek ama kendi çağından da izler taşıyan “modern münacaat” olarak isimlendirilebilecek şiirini kurmuştur. Belki onun şiiri güçlü, aykırı olmamıştır ama kendisinden sonra gelen bu kaynaklardan beslenen sanatçılara uzanan ve Yunusça/insanca duyarlılığı olan bir şiir ortaya koymuştur.

DİPNOTLAR:
1) Ziya Osman Saba, Bıraktığım İstanbul, Bütün Şiirleri, İstanbul, Alkım, 2003, s. 49,
2) Sermet Sami Uysal, Eşlerine Göre Ediplerimiz, L M kitaplığı, İstanbul, 2004, s. 269,
3) Ziya Osman Saba, Konuşanlar Bir Hüzünle Sesinde, Derleyen: Tahsin Yıldırım, İstanbul, 2004, Alkım, s. 232,
4) Ziya Osman Saba, Bıraktığım İstanbul, Bütün Şiirleri, İstanbul, Alkım, 2003, s. 105,
5) Ziya Osman Saba, a.g.e. s. 51.

Bu içeriği nasıl buldunuz?

Beğen Beğen
2
Beğen
Mutlu Mutlu
1
Mutlu
Eğlenceli Eğlenceli
0
Eğlenceli
Üzgün Üzgün
0
Üzgün
Olamaz Olamaz
0
Olamaz
Kızgın Kızgın
0
Kızgın
Komik Komik
0
Komik
İlginç İlginç
0
İlginç
Dijital Derginiz
Dijital yayıncılık alanında Türkiye, yükselen bir grafik çizmektedir. Bu amaç ile profesyonel işlere imza atmak üzere yola çıktık. 5. yılımızda araştırmayı seven herkese kapımızı açtık. Sizlerde makalelerinizi dergiCE'de paylaşarak, dijital dünyada yerinizi alabilirsiniz.

Yorumlar 2

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  1. Şiirlerini, öykülerini çok sevdiğim Ziya Osman Saba’nın ölü­münden sonra yayınlanan eseri Değişen İstanbul(Şubat 1959)’un arka kapağında: “Genç sayılabilecek bir yaşta kaybettiğimiz Ziya Osman Saba’nın gerçekleştirmeyi çok istediği bir tasarısı vardı: Kendi hayatının romanını yazmak. Hatıralarından parçaları bölüm bölüm yazıyor­du eli değdikçe. İşte o yazıları bugün bu ciltte bir araya ge­tiriyoruz. Yarım kalmış bir tasarıdan son derece güzel ve canlı say­falar bunlar.” yazıyordu. Sizlerle paylaşmak istedim, okumanızı tavsiye ederim 🙂

  2. Çocuklara yönelik güzel bir şiiri:

    Bir yer düşünüyorum, yemyeşil,
    Bilmem, neresinde yurdun.
    Bir ev günlük güneşlik,
    Çiçekler içinde memnun.

    Bahçe kapısına varmadan daha,
    Baygın kokusu ıhlamurun,
    Gölgesinde bir sıra, der gibi:
    -Oturun!

    Haydi çocuklar, haydi,
    Salıncakları kurun!
    Başka dallarsa, eğilmiş:
    -Yemişlerimizden buyurun!

    Rüzgâr esmez, konuşur:
    Uçurtmalar uçun, çamaşırlar kuruyun.
    Mesut olun, yaşayan,
    Ana baba evlat torun.

İçerik Türünü Seçin
Kişilik Testi
Kişilik Hakkında Testler
Test
Cevaplamalı Testler
Anket
Oylamalı Seçenekler
Yazı
Biçimlendirilmiş Metinler
Puanlamalı Liste
Puanlamalı Liste
Video
Youtube, Vimeo, Vine vs
Ses/Müzik
Soundcloud, Mixcloud
Resim
GIF veya Resim