Muhteşem Kanuni’nin Şairliği

6 dk okuma süresi


3
8 Paylaşım, 3 puan
Kanuni Sultan Süleymanın Şairliği
Kanuni Sultan Süleymanın Şairliği

Kanuni Sultan Süleymanın Şairliği, 16. yüzyılda ve kelimenin tam anlamıyla Türk asrı denilebilecek bir dönemde öne çıkıyor. Bu yüzyılda ilim, sanat, kültür alanında en üst seviyeye çıkılmıştır. Devlet bütün sosyal meselelerini çözmüştür. Bırakın insanı, göçmen kuşlar için bile hastaneler yaptırılıp vakfiyeler kurulmuştur.

Osmanlı kültür ve medeniyeti dendiğinde hemen aklımıza gelen pek çok ilim, kültür ve sanat adamı Kanuni devrinde yaşamıştır. İlimde Zembilli Ali, İbn Kemal, Ebusuud Efendi; tarihte Selaniki, Ali, Celalzade; coğrafyada Piri Reis, Barbaros Hayrettin Paşa; şiirde Baki, Fuzuli; mimaride Mimar Sinan bu isimlerden ilk aklımıza gelenlerdir. Bu isimlerin ortak yönü Kanuni devrinde yaşamış olmalarıdır.(1)

Yüzyılın en önemli şairlerinden Baki bu devri anlatırken şöyle der:
Her yaneden ayağına altun akup gelür,
Eşcar-ı bağ himmet umar cuybardan.

Bağdaki ağaçlar ırmaktan bir alicenaplık ve iyilik ummaktalar. Bu yüzden olsa gerek ki tıpkı Kanuni devrindeki Osmanlı İmparatorluğu gibi her taraftan ayağına sarı yapraklara eş altın akıp gelmekte.

Nedim’in iki asır sonraki söyleyişiyle bu devir şöyle anlatılır:
Ahali ızz ü devletde, reaya emn ü rahatda,
Hüner erbabı rif’atde cihan yek-pare nurani.

Halk yüce ve itibarlı, vatandaş huzur ve emniyette; hüner sahipleri el üstünde tutulmakta, dünya baştan başa aydınlık.

Kanuni Sultan Süleyman, Süleymaniye camiinin temelini atarken Şeyhülislam Ebusuud Efendiye “Bu işe benden daha layıksınız, caminin temeline ilk taşı siz koyunuz.” diyecek kadar mütevazı; cami tamamlandıktan sonra da Mimar Sinan’a “Bu camiyi sen yaptın, kapılarını ibadete açmak da senin hakkındır.” diyecek kadar da lütufkar ve kadirşinastı.

İlim ve sanat erbabı onun devrinde çok rahat etmişler, ikbal içinde yüzmüşlerdir. Kanuni saltanatı boyunca onlara alaka göstermiş, onları koruyup kollamıştır. Devrinde ta Bağdat’taki Fuzuli’ye bile maaş bağlatmıştır. Devlet sadece ekonomik ve siyasi yönden değil medeniyet, sosyal hayat, sanatçıların himaye edilmesi bakımından da ihtişamlı bir dönem yaşamıştır. Avrupalı kaynakların ondan “Muhteşem Süleyman” diye bahsettiğini biliyoruz.

Kanuni Sultan Süleyman 3 bin 200 civarında şiir kaleme almıştır. Bunların büyük çoğunluğunu gazeller oluşturur. O aynı zamanda klasik şiirimizde en çok gazele sahip olan şairlerden biridir. Buna rağmen hiç kaside yazmamıştır. Çünkü kaside devrin büyüklerini övmek için yazılan şiirlerdir. Şiirlerinde Muhibbi mahlasını kullanır. Muhib, “seven, sevgi besleyen, dost” anlamlarına gelir. Muhibbi de muhibbe ait, muhib ile ilgili olan anlamlarındadır.

Sanatçı kişiliğinin oluşmasında kalıtım yoluyla aldığı özelliklerin etkisi olabilir. Çünkü otuz üç Osmanlı padişahından yirmi yedisi şairdir. Babası Yavuz Sultan Selim, “Selimi”, dedesi Fatih Sultan Mehmet de “Avni”; şehzadelerinden Bayezid “Şahi”, Cihangir “Zarifî” mahlasıyla şiirler yazmıştır.

Kanuni’nin en çok iltifat ettiği şairlerden biri de Baki’dir. Baki bir gün padişahı öfkelendirir. Kanuni şairliğini, şiir kudretini konuşturarak Baki’nin Bursa’ya sürgün edilmesini isteyen fermanını şiir şeklinde söyler:

Baki bed, Azm-i bülend, Bursa’ ya red, Nefy-i ebed.

Baki iyi bir adam değildir. Yüksek kararım odur ki Bursa’ya sürgün edilsin, ebediyen orada kalsın, gözüme gözükmesin.

Şairler Sultanı, Sultan Süleyman’ın bu fermanını duyunca irticalen, hiç düşünmeden dört mısra söyler:
N’ola kim nefy-i ebed azm-i bülend olunsa ey Baki,
Bilesin ki cihan mülkü değil Süleyman’a baki,
Şaha azminde isbat-ı tehevvür ettin amma,
Buna fani dünya dirler, ne sen baki ne ben baki,

Ey Baki, sultanın yüksek kararı seni yanından uzaklaştırsa da ne olur kendini üzme. Bu dünya Süleyman Peygamber’e bile kalmadı. Ey padişahım kararınızda kızgınlığınız, gazabınız açık bir şekilde görünüyor. Unutmayın ki bu dünya ne bana ne size kalmaz.

Bu dört mısra padişaha takdim edildiğinde, Baki, şairlerin en büyük koruyucusu olan Kanuni tarafından affedilir.

Kanuni hayatta iken oğulları Bayezid ile Selim arasında taht kavgası başlar. İki şehzade asker toplayarak Konya ovasında savaşır. Bayezid savaşı kaybeder ve İran’a sığınır. Oradan babasına şiir yazarak af diler. Bayezid’in babasına mektubu şöyledir:

Ey ser-a- ser ‘aleme Sultan Süleymanum baba
Tende canum canumun içinde cananum baba
Bayezidine kıyar mısın benim canum baba
Bi-günahum Hak bilür devletlü sultanum baba
* * *
Tutalım ki iki elim baştan başa kanda ola,
Bir meseldir söylenir ki, kul günah etse n’ola
Bayezid’in suçunı bağışla kıyma bu kula
Bi-günahem hak bilür devletli sultanum baba

Kanuni’nin her dörtlüğe aynı vezin ve söyleyişle yazdığı cevap ise şöyledir:

Ey dem-a-dem mazhar-ı tuğyan u isyanum oğul
Takmayan boynuna hergiz tavk-ı fermanum oğul
Ben kıyar mıydum sana ey Bayezid hanum oğul
Bi-günahem dime bari tevbe kıl canum oğul
* * *
Tutalum ki iki elin başdan başa kanda ola
Çünki istiğfar idersün biz de afv itsek nola
Bayezidüm, suçunı baguşlaram gelsen yola
Bi-günahem dime bari tevbe kıl canum oğul

Baba ile oğul arasındaki bu şiirler edebiyatımızdaki manzum mektuplaşmanın mükemmel örnekleridir. Şiirlerin konuşur gibi rahatlıkla yazılmış olmaları, şairlerin aynı vezni kullanmaları ve söyleyişlerdeki ustalık hem Bayezid’in hem de Kanuni’nin şiir alanındaki hakimiyetlerini göstermesi bakımından önemlidir.

Cihan Padişahının Unutulmaz Gazeli

Muhibbi’nin aşağıdaki gazelinin matla beyti Türk şiirinde çok ilgi görmüş, her zaman sevgiyle karşılanmış ve bu beyit Türk halkı arasında dilden dile dolaşarak bir atasözü değeri kazanmıştır. Sadece bu gazel bile Muhibbi’nin ne kadar güçlü bir şair olduğunun ispatı olmuştur.

Halk içinde mu’teber bir nesne yok devlet gibi,
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.

Kanuni bir nefes sıhhati, ağız tadıyla yaşamayı; devlet kademesinde olmaya, itibar görmeye tercih ediyor. Ona göre, ağız tadıyla alınan bir nefes, insanın sahip olduklarının kıymetini bilmesi, dünyada en büyük devlettir. Bunu asrının bütün güç ve kuvvetini elinde bulunduran, bir sözüyle devletlere şekil veren kudretli bir devletin kudretli bir hükümdarının söylemesi çok daha anlamlıdır.

Saltanat didükleri ancak cihan gavgasıdur,
Olmaya bahtu saadet alem-i vahdet gibi.

Saltanat bir cihan kavgasıdır. Ona fazla imrenme. Didişmeler, kuru kavga ve gürültüler bu dünyada kalır. Asıl saadet ve mutluluk kendi köşesine çekilmek, kendi kendinin efendisi olmaktır. Dünyanın kavgasından, meşgalesinden uzak durmaktır. Dünyanın bütün nimetlerini elinin tersiyle itip, hayatı vahdet içinde yaşayabilmektir.

Ko bu ayş u işreti çünkim fenadur akıbet,
Yar-i baki ister isen olmaya taat gibi.

Eğlenceyi, yeme içmeyi bırak seni hesaba çektiklerinde işin perişandır. Sonun kötü olabilir. Bedenin sonu yok olmaktır. O yüzden keyifle yaşamayı, gününü gün etmeyi bırak. Yok olmayan baki bir sevgili istersen taat, ibadet, itaat yeter. Kendine ölümsüz bir sevgili bul.

Olsa kumlar sayısınca ömrüne haddü added,
Gelmeye bu şişe-i çarh içre bir saat gibi.

Ömrün uzunluğu denizdeki kumlar adedince olsa da en sonunda tükenecek, bir saat kadar kısa sürecek. Sonsuzluğun karşısında denizdeki kum tanelerinin ne kıymeti olabilir.

Ger huzur itmek dilesen ey Muhibbi fariğ ol,
Olmaya vahdet cihanda kuşe-i uzlet gibi.

Ey sevgiyle alakalı olan sultan, hoşça vakit geçirmek istersen huzurunu kaçıran her şeyi terk et. Kendi köşene çekil. Vahdet, birlik olma düşüncesinin peşinde ol. Cihanda vahdet denilen uzlet köşesine çekil. Kendinle baş başa kal. Ne kadar içine yönelirsen o kadar huzur bulursun.(2)

Vahdet; birlik, beraberlik demektir.(3) Mevcut yoktur; ancak Allah vardır. Kul hayatını Allah’ın istediği şekilde yaşarsa o zaman birlik olmuş olur. Ey insan, huzur istersen vahdet köşesinden başka mekan arama.

“Muhibbi’nin gazellerinden onda birlik kısmı dahi şairin özgünlüğünü, fikir ve his dünyasının zenginliğini anlama adına yeterlidir”(4) “Sonuç olarak Muhibbi, devrine göre sade, sanat kaygısından uzak, kolay söylenmiş hissi bırakan şiirleriyle, kendisinin de dediği gibi söz mülkünün sultanlarından biridir.”(5) Muhibbi, ortaya koyduğu şiir zevkiyle, ustaca söyleyiş özellikleriyle, “divan şairi” sıfatını fazlasıyla hak etmiş bir şahsiyettir.

DİPNOTLAR:
1- Karakaş Mahmut, Müsbet ilimde Müslüman Alimler, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1991.
2- Pala İskender, Ortaöğretim İçin Divan Şiiri, Gazi Mesleki Eğitim Merkezi Matbaası, Ankara 2009 s.81-89.
3- Kanar Kanar, Osmanlı Türkçesi Sözlüğü, Say Yayınları, İstanbul 2008.
4- Düzcan Nagehan, Muhibbi Divanı’nın Dini ve Tasavvufi Açıdan Tahlili, Uludağ Üniversitesi, Yüksek Lisans Tezi, Bursa 2006, s.156.
5- Tunç Semra, Muhibbi Divanı’nda Şiir ve Şair ile İlgili Değerlendirmeler.

KAYNAKÇA
Develioğlu Ferit, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, Aydın Kitabevi, Ankara 1988.
Levend Agah Sırrı, Türk Edebiyatı Tarihi, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1998.
Pala İskender, Şairlerin Dilinden, Ötüken Yayınları, İstanbul 1996.


Nasıl Tepki Verirdiniz?

Beğen Beğen
7
Beğen
Mutlu Mutlu
4
Mutlu
Eğlenceli Eğlenceli
3
Eğlenceli
Üzgün Üzgün
0
Üzgün
Olamaz Olamaz
0
Olamaz
Kızgın Kızgın
0
Kızgın
Komik Komik
0
Komik
İlginç İlginç
0
İlginç

dergiCE üyeleri ne diyor?

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir