Kur’ân’da Mümin Tasvirleri


Mü'min
Mü'min

Kur’ân-ı Kerîm‘in kavram dünyası ele alındığında ilk bahsedilmesi gerekenlerden biri hiç şüphesiz imandır. Bu mefhumu başlı başına ele alıp detaylı bir şekilde incelemeyen hemen hiçbir İslâmî ilim disiplini yoktur. Her ilim dalı kendi perspektifinden bu kavramın önemini dile getirmek için ciddi gayretler göstermiştir.

Kur’ân-ı Kerîm, insanların tamamını muhatap olarak kabul eden ilahî bir kitaptır. Hangi kültür ve inanç dünyasına ait olursa olsun Kur’ân’ın söz söylemeyeceği insan yoktur. Bu sebeple meselâ müşrikler, Hristiyanlar, Yahudîler vs. ilahî kelâm tarafından dikkate alınmışlardır. Bununla birlikte konumuza Kur’ân perspektifinden baktığımızda, ilk plânda, asıl olarak İlahî hitaba muhatap olan insanların temel niteliğinin iman olduğuyla karşılaşırız. Hemen Kur’ân’ın ikinci sayfasında Bakara Sûresi’nin ilk âyetlerinde Kur’ân’ın muhatabı olan müminlerden mealen şöyle bahsedilir: “Onlar ki gaybe iman edip namazı kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah yolunda) harcarlar. Ve onlar ki hem sana indirilene iman ederler, hem senden önce indirilene. Âhiret’e de bunlar kesinlikle iman ederler. Bunlar, işte Rablerinden bir hidâyet üzerindedirler ve bunlar felaha erenlerdir.” (2/Bakara:3-5). Dolayısıyla Kur’ân’ın muhatap olarak tercih ettiği, taşıdığı nitelikler sebebiyle övdüğü, üstün değerini belirttiği, iman sahibi insan olarak karşımızda durmaktadır. Yine Bakara Sûresi’nin son âyetlerinde bu müminlerin, kalblerini nereye bağladıkları, diğer bir ifadeyle asıl ilgilerinin ne olduğu mealen şöyle ifade edilir: “Peygamber, Rabbi’nden kendisine ne indirildiyse ona iman etti. Müminlerin hepsi de Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler. ‘Biz Allah’ın peygamberleri arasında ayırım yapmayız, işittik ve itaat ettik. Ey Rabbimiz, bağışlamanı dileriz, dönüş ancak sanadır.’ dediler.” (2/Bakara: 285). İmanın rükünleri olarak tespit edilen bu hususlar, imanın alanını oluşturmaktadır. Özel bir eylem/durum olarak iman, özel bir alanla münasebetlidir. En basit mânâsıyla iman, insanın bu özel alanı bilgi ve duygu seviyesinde tasdikinden ibarettir. Dolayısıyla mümin, bir bütün olarak âlemin Allah’ın (celle celâluhu) yaratmasıyla var olduğunu, O’nun hükümranlık sahasında yer aldığını, tek bir Rabbin var olduğunu herhangi bir şüphe duymaksızın kabul eden kişidir. Bu inancı, Allah’a hakkıyla iman etmeye insanî düzeyde imkân sağlayan peygamberlere, kitaplara ve meleklere iman süreci takip eder. Allah Teâlâ’nın hükümranlığının bir ifadesi olarak kader konularının ve âhirete imanın bu yapıya dâhil olması da kaçınılmazdır. Böylece mümin, ideal bir insan olma serüveninde sağlam bir altyapıya kavuşmaktadır. Zîrâ iman, ahlâklı bir insan/insan-ı kâmil olma idealinin harekete geçirici gücünü oluşturmaktadır. Bu açıdan iman, hem işin başında bulunmakta hem de bütün sürecin en etkili unsuru olmaktadır.

İman kelimesinin Arapçada sahip olduğu mânâ, emin olmak, emniyet/güven içinde olmak ile yakından alâkalıdır. Bu durum imanın, hem bilgi hem de duygu açısından insan için taşıdığı değere atıfta bulunmaktadır. Diğer bir ifadeyle insan, iman ile bağlandığı Rabbi hakkında hem marifet açısından tatmine ulaşmış hem de ona olan bağlılığı sayesinde bir güvenlik alanına dâhil olmuştur. Bütün âlemlerin yaratıcısı olan Allah’a (celle celâluhu) iman ile başlayan bağlılık süreci, O’nun peygamberlerine, kitaplarına meleklerine ve âhiret gününe iman ile pekiştirilmiştir. Bu açıdan bakıldığında Kur’ân-ı Kerîm’in ilk muhatapları, artık, eskiden sahip olmadıkları yepyeni bir mânâ dünyasına katılmış olmaktadırlar. Bu dünya, onları yaşıyor oldukları eski hâllerinden tamamen koparmış; temeli, yapısı, çatısı ve hedefleri itibarıyla kendilerini her anlamda daha iyi hissettikleri yeni bir hayata yönlendirmiştir. Bu hayatın temel değerleri, kalbin bütün imkânlarıyla yöneldiği iman esasları olarak belirlenmiştir.

Yeni durumun ne mânâya geldiği, yukarıda zikrettiğimiz Bakara Sûresi’nin 285. âyeti ile yine aynı surenin 93. âyeti birlikte mütalâa edildiğinde daha iyi anlaşılmaktadır. Müminler imanlarını, yani Rablerine olan bağlılıklarını ifade ettikten sonra “işittik ve itaat ettik” (2/Bakara: 285) derler. Müminlerin bu sözü, tarihsel açıdan çok daha önce ilahî hitaba mazhar olmasına rağmen “işittik ve isyan ettik” (2/Bakara: 93) diyenlere tam olarak bir cevap niteliği taşımaktadır. Nitekim bu ikinci âyetin kapsamında mezkûr sözü söyleyenlerin kalblerinde Rablerinden başka bir şeye bağlılık zikredilmekte ve bunun nasıl bir iman olduğu sorgulanmaktadır. Bu ve benzer âyetlerin açıkça belirttiği husus, imanın, insana ait en temel değerler alanını baştanbaşa değiştirdiği ve mümin olmanın ancak bu değişimi yaşamakla elde edilebileceğidir. Allah Teâlâ‘nın buyruklarına muhatap olan bir müminin, onları kulak ardı etmek, önemsememek gibi bir tavrı ortaya koyması asla kabul edilebilir bir tutum değildir. Öyleyse Kur’ân’a gerçek mânâda bağlanan mümin, en başta ve en büyük bir önemde, Rabbine olan imanını her şeyin önüne yerleştiren ve bunu vazgeçilemez bir prensip olarak benimseyen kişidir. Kur’ân-ı Kerîm’in bütünlüğü açısından baktığımızda bu, aynı zamanda insan olmanın gerçek konumuna da işaret etmektedir. Nitekim “Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer müminler iseniz, en üstün olan sizlersiniz.” (3/Âl-i İmrân: 139) mealindeki âyet ile işaret edilen, bu durumdur.

Bu açıdan bakıldığında imanın ve müminin Kur’ân-ı Kerîm’deki mânâsını pekiştiren kavramlar arasında küfür/kâfir ve nifak/münafık tabirlerinin de ele alınması faydalı olacaktır. Ancak bu yazının kapsamında bunlara ayrıntılı olarak değinmeyeceğiz. Şu kadarını belirtelim ki, Kur’ân açısından mümin, insan oluşun ideal tarafını sergilemekte iken, kâfir ve münâfık ile bu yapının tam tersi resmedilmektedir. Dolayısıyla mümin, bir taraftan kendisi için belirtilen üstün nitelikleri taşıyan, taşıma gayreti gösteren birisi olarak ele alınırken, diğer taraftan küfür ve nifak ile özdeşleşen itikâdî ve ahlâkî kötülüklerden uzak duran bir kişi tasvir edilmektedir. Diğer bir ifadeyle mümin, hem taşıdığı değerler hem de uzak kaldığı durumlar itibarıyla sembolleştirilen örnek bir şahsiyettir.

Kur’ân-ı Kerîm, imanla birlikte zikrettiği ve bir açıdan imanın müminde somutlaşmasını gösteren olumlu nitelikleri sıklıkla dile getirir. Bu nitelikler bazen “salih amel”, “hayır” gibi en genel çerçeve kavramlarla belirtildiği gibi, zaman zaman da belli tavır ve davranışlar olarak beyan edilmektedir.

Öncelikle belirtmek isteriz ki, bütün unsurlarıyla birlikte yaratılmış olan âlem, Kur’ân açısından bir hayır/iyilik düzeni olarak takdim edilmektedir. Hiçbir şeyin boş yere yaratılmamış olması, her şeyin bir hikmete dayanması gibi hususlar yaratılışta hayrın esas alındığını göstermektedir. Bu sebeple İslâm düşünürleri genel olarak kâinatta hayrın yaygın asıl, şerr/kötülüğün ise ikinci derecede olduğunu kabul etmişlerdir. İşte mümin, kendi etrafında cereyan eden bu hayır sistemine kendi hür iradesiyle katılan ve hayrın bir parçası olmak için çabalayan kişi olarak görülmelidir. Bu açıdan mümin, aynı zamanda bu düzenin taşıyıcısı ve uygulayıcısı olarak kâinatın yerli yerinde ve tabiî bir unsuru olma niteliği kazanmaktadır. Güncel kavramlarla ifade etmek gerekirse, insan açısından doğal olan mümin olmak, yani hayır üzere kurulan doğanın uyumlu bir parçası olmaktır.

Bu takdire şayan vasıf, hem tek tek her bir mümin hem de müminler tarafından oluşturulan toplum için geçerlidir. “Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten vazgeçirmeye çalışır ve Allah’a inanırsınız. Kitap ehli de inansaydı kendileri için elbette daha hayırlı olurdu. İçlerinden iman edenler de var, ama pek çoğu yoldan çıkmışlardır.” (3/Âl-i İmrân: 110) mealindeki âyet bu durumun en açık ifadelerinden biridir. Âyet-i kerîmede, hayrı esas almış imanlı insanlardan oluşan toplum, bütün insanlık için bir hayır vesilesi olarak gösterilmektedir. Fert ve toplum, bir bütün olarak hayır çerçevesinde yapılandırılmıştır. Buna binaen Kur’ân’ın öngördüğü ideal mümin birey ve mümin toplumun ahlakî açıdan hedefi, hayrı/iyiliği ikâme etmek üzere şekillenmiştir.

Mümin ve Amel-i Sâlih
Müminin sahip olduğu bu genel perspektifin yanı sıra, onun günlük hayatın her anında karşı karşıya kaldığı/kalabileceği durumlar ile ilgili Kur’ân-ı Kerîm’in özel beyanlarıyla da karşılaşmaktayız. Hayatın özel her durumu için sergilenecek tavır ve davranışlar müminin, imanı ile münasebetlendirilmektedir. Kur’ân-ı Kerîm’de geçen ve hepsi de insanî açıdan olumlu birer nitelik olarak bahsedilen barışı esas alma(1); Allah’ın kendisine verdiği malda harîs olmadan, ihtiyaç sahibi akraba, yoksul vs. insanları düşünmek ve elindeki imkânları onlarla paylaşmak(2); bunu yaparken gösteriş ve başa kakmaktan kaçınmak(3); her şart altında sabırlı olmak(4); toplumun ekonomik istikrar ve dengesini bozan faiz ve tefecilik gibi uygulamalardan uzak durmak(5); adaleti ayakta tutmak ve her ne pahasına olursa olsun şahitliği adalete uygun gerçekleştirmek(6); ibadette devamlı olmak(7); verilen sözleri yerine getirmek(8); kişisel ve toplumsal bozulmanın sebepleri olan içki, kumar, zina, şirk, falcılık gibi kötülüklerden uzaklaşmak(9); zulmü hayatından kovmak(10), cimrilik ve israf gibi aşırılıkları terk edip mutedil/dengeli bir hayat sürmek(11); haksız yere cana kıymamak(12); sözünün eri olmak(13) gibi pek çok haslet imanın bir gereği olarak ifade edilmektedir. Diğer bir deyişle mümin, âlemlerin Rabbine olan bağlılığı/imanı sebebiyle bu hasletleri yerine getirmeye hazır olan, yapmak için gayret gösteren ve yapan kişidir. Bütün bu nitelikler, Rabbinin onun için belirlediği sırat-ı müstakîm/dosdoğru bir yol olarak önünde durmaktadır. İnsanın küfür ve nifak yerine imanı tercihi, aynı zamanda bu nitelikleri taşıma tercihi mânâsına gelmektedir. İnsan hayatında var olan en küçük şeyler bile imanla münasebetlendirilerek değerler dünyasında mânâlı ve önemli bir yere yerleştirilir. Yoldaki bir taşı, insanlara zarar vermemesi için kenara atmanın imandan sayılmasını(14), bu perspektifte değerlendirmek gerekmektedir.

İmandaki Güç
İdeal bir insan tipi olarak müminin yerine getirmesi gereken bu ahlâkî faaliyetler için sahip olduğu imkânların en başında hiç şüphesiz kendi imanı gelmektedir. Dolayısıyla onun imanı hem bu amelleri gerçekleştirmesine sebep, hem de bunları yerine getirirken ihtiyaç duyacağı kuvvet/dayanak mânâsına gelmektedir. Kur’ân-ı Kerîm’in pek çok vesile ile tekrar tekrar dile getirdiği “Allah’ın müminlerin dostu olduğu”(15) hususu bu açıdan önem arz etmektedir. Zîrâ mümin, yer ve göklerin her yanına yayılmış bir hikmet ve rahmet ile kuşatılmış olduğunu her daim hisseden insandır. Nitekim “Şâyet kullarım, beni soracak olurlarsa, gerçekten ben çok yakınım. Bana dua ettiğinde, dua edenin duasını kabul ederim. O halde onlar da benim davetime koşsunlar ve bana hakkıyla iman etsinler ki, doğruya ulaşabilsinler.” (2/Bakara: 186) mealindeki âyette Cenab-ı Allah (celle celâluhu) kullarına olan yakınlığını ve onların ihtiyaçlarını görüp gözettiğini dile getirmektedir. Bütün insanlar için geçerli olan bu kurbiyet/yakınlık, mümin için özel bir anlam ifade etmektedir. Zîrâ mümin, Allah’ın kendisine yakın olduğunun farkında olan insandır. Bu sebeple o, her halükarda sınırsız bir merhametin muhatabı olarak hüzün, endişe ve korkudan uzak bir hayat sürer. Düşmanın amansız takibi altında, daracık ve karanlık bir mağarada, bütün olumsuz şartlar içerisinde “Üzülme! Muhakkak Allah bizimle.” (9/Tevbe:40) diyebilmenin mânâsı bu olsa gerek. Böylesi bir imanın karşılığı ise âyetin devamında mealen şöyle ifade edilir: “Allah onun kalbine sükûnet ve kuvvet indirmişti ve onu görmediğiniz bir orduyla desteklemişti. Kâfirlerin sözünü alçaltmıştı. Yüce olan Allah’ın kelimesidir. Ve Allah güçlüdür, hikmet sahibidir.” (9/Tevbe: 40). İman dersini Allah’ın Resûlü’nden (sallallahu aleyhi ve sellem) alan müminler de aynı tavrı sergilemekte tereddüt etmezler: “İnsanlar onlara: ‘Düşmanlarınız size karşı ordu topladı, onlardan korkun.’ dediklerinde, bu, onların imanını artırdı ve şöyle dediler: ‘Allah bize yeter. O ne güzel vekildir’.” (3/Âl-i İmrân: 173). Sahip olduğu iman, mümin için bitmez tükenmez bir güç kaynağıdır. O, bütün problemlerinin, her şeye gücü yeten, hikmet ve merhamet sahibi Rabbi tarafından giderilebileceğini yakînen bilir ve hisseder. Bu sebeple mülkün gerçek Sahibi’ne, sinek kanadı kadar ehemmiyeti olmayan gurur ve tekebbür ile değil, tam bir acziyet ve mahviyet ile yaklaşır; “lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah”(16) der. Dünya başına yıkılsa Rabbine olan bağlılığında zerre miktar azalma olmaz. Çünkü o, âlemlerin Rabbi olmanın ne mânâya geldiğinin tam olarak idrakine varmıştır.

Bununla birlikte müminin hayatında her şey her zaman istenildiği gibi gitmeyebilir. İmanın güzellikleri, bazen hata ve kusurlarla örtülebilir. Bu durumlarda da müminin yapması gereken, imanının gerektirdiği tevbedir. Yürüdüğü yolda bir ayak sürçmesi ve yere kapaklanma olarak görebileceğimiz günah/hatâ/ayıp, yeniden ayağa kalkma ve sırat-ı müstakîmde yürüme azmi olarak değerlendirdiğimiz tevbe ile giderilmesi gereken bir durumdur. Bir pişmanlık göstergesi olarak tevbe, içinde bulunduğu ahlâkî durumdan memnun olmayan müminin, Rabbinden yardım dilemesidir. “De ki: “Ey haddi aşarak nefislerine karşı israf etmiş olan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümid kesmeyin. Çünkü Allah, bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.”” (39/Zümer: 53) mealindeki âyet-i kerîme, müminin Rabb’ine olan yakınlığını yitirdiği anlarda içine sürüklendiği felakete gidiş sürecinden, yine O’nun rahmetiyle kurtulabileceğini ifade eder. Bu aynı zamanda müminin sürekli olarak Allah’ın inâyetinde olduğunun da bir ifadesidir. Zîrâ aksi bir durum “Kim de tevbe etmezse işte onlar zalimlerdir.” (49/Hucurât: 11) mealindeki âyette dile getirilen, imanın nurunu kaybedip, zulmün karanlığında kaybolmak mânâsına gelmektedir.

DİPNOTLAR:
1- Örneğin bkz. “Ey iman edenler! Hepiniz barış ve selamete girin de Şeytanın adımlarına uymayın…” (2/Bakara: 208),
2- Örneğin bkz. “Ey iman edenler! Kendisinde hiçbir alışverişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin bulunmadığı bir gün gelmeden önce, size verdiğimiz rızıklardan Allah yolunda harcayın…” (2/Bakara: 254),
3- Örneğin bkz. “Ey iman edenler! Sadakalarınızı, başa kakmak, gönül kırmakla boşa gidermeyin. O adam gibi ki, insanlara gösteriş için malını dağıtır da ne Allah’a inanır, ne ahiret gününe…” (2/Bakara: 264),
4- Örneğin bkz. “Ey iman edenler! Sabır ve namazla yardım isteyin. Şüphe yok ki Allah, sabredenlerle beraberdir” (2/Bakara: 153),
5- Örneğin bkz. “Ey iman edenler! Kat kat artırılmış olarak faiz yemeyin. Allah’tan sakının ki kurtuluşa eresiniz.” (3/Âl-i İmrân: 130),
6- Örneğin bkz. “Ey iman edenler! Adaleti ayakta tutun (yerine getirin) ve kendiniz, ana-babanız ve yakın akrabanız aleyhine de olsa, yalnız Allah için şahitlik eden kimseler olun. Zira zengin de olsa, fakir de olsa, Allah ikisine de (sizden) daha yakındır. Nefsinizin arzusuna uyarak adaletten uzaklaşmayın. Eğer (şahitlik ederken) dilinizi eğer, bükerseniz veya çekinirseniz, şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (4/Nisâ: 135),
7- Örneğin bkz. “Ey iman edenler! rükû edin, secdeye varın, Rabbinize kulluk edin, iyilik yapın ki kurtulabilesiniz.” (22/Hacc:77).
8- Örneğin bkz. “Ey iman edenler! Sözleşmelerizi yerine getirin.” (5/Mâide:1),
9- Örneğin bkz. “Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar (putlar) ve fal okları şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan kaçının ki, kurtuluşa eresiniz.” (5/Mâide:90),
10- Örneğin bkz. “İman edenler ve imanlarını zulüm ile karıştırmayanlar… İşte güven onlarındır ve doğru yolu bulanlar da onlardır.” (6/En’am:82),
11- Örneğin bkz. “Akrabaya, yoksula ve yolda kalmışa hakkını ver. Bununla beraber malını saçıp savurma. Çünkü (malını) saçıp savuranlar, şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür.” (8/Enfal:26-27),
12- Örneğin bkz. “Bir de geçim korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, onlara da, size de rızkı biz veririz. Şüphesiz ki onları öldürmek, çok büyük bir suçtur. Zinaya da yaklaşmayın, çünkü o pek çirkindir ve kötü bir yoldur.” (8/Enfal: 31-32),
13- Örneğin bkz. “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve sağlam söz söyleyin” (33/Ahzab:70), “Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınızı söylemeniz, Allah yanında şiddetli bir buğza sebeb olur.” (61/Saff: 2-3),
14- Bkz. İbn Mâce, Sünen, tah. Muhammed Fuad Abdülbâkî, Beyrut trs., I, 22, hadis no: 57; Tirmizî, Sünen, tah. Ahmed Muhammed Şâkir vd., Beyrut trs., V, 10, hadis no: 2614,
15- Mesela bkz. 2/Bakara: 257; 3/Âl-i İmrân: 68; 5/Mâide: 55; 7/A’raf:196,
16- Bir hadîs-i şerifte şöyle buyrulmaktadır: “Size, Arş’ın altından, cennetin hazinelerinden bir söz öğreteyim mi? İşte o söz “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah” demenizdir. Bu söz üzerine Allah Teâlâ şöyle buyurur: Kulum işini bana teslim etti, selâmete erdi.” Bkz. Hâkim en-Nisâbûrî, el-Müstedrek ale’s-Sahihayn, tah. Mustafa Abdülkadir Atâ, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut 1990; I, 71, hadis no: 54. Bu söz hakkında daha geniş izah için bkz. Abdülhakim Yüce, “Bir Cennet Hazinesi: La Havle”, Sayı:78 (Ekim-Kasım-Aralık 2007).

Bu içeriği nasıl buldunuz?

Beğen Beğen
2
Beğen
Mutlu Mutlu
2
Mutlu
Eğlenceli Eğlenceli
0
Eğlenceli
Üzgün Üzgün
0
Üzgün
Olamaz Olamaz
0
Olamaz
Kızgın Kızgın
0
Kızgın
Komik Komik
0
Komik
İlginç İlginç
0
İlginç
Dijital Derginiz
Dijital yayıncılık alanında Türkiye, yükselen bir grafik çizmektedir. Bu amaç ile profesyonel işlere imza atmak üzere yola çıktık. 5. yılımızda araştırmayı seven herkese kapımızı açtık. Sizlerde makalelerinizi dergiCE'de paylaşarak, dijital dünyada yerinizi alabilirsiniz.

Yorumlar 1

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  1. Hazır Kur’an-ı Kerim’den söz açılmışken, surelerin faziletlerini paylaşayım:)
    1- Fatiha Suresi; ALLAH’ın Gazabını önler.
    2- Yasin Suresi; Kıyamet gününde Ki Susuzluğu önler.
    3- Duhan Suresi; Kıyamet Korkusunu Ve Dehşetini önler.
    4- Vakia Suresi; Fakirliği Ve Miskinliği önler.
    5- Mülk Suresi; Kabir Azabını önler.
    6- Kevser Suresi: Hısımlarının Kinini önler.
    7- Kafirun Suresi; Ölüm Halinde Küfrü önler.
    8- İhlas Suresi; İki Yüzlülüğü Ve Samimiyetsizliği önler.
    9- Felak Suresi; Haset Edenlerin Hasedini önler.
    10- Nas Suresi; Vesveseyi Engeller.
    11- İnşirah Suresi; Sıkıntıyı Giderir…

İçerik Türünü Seçin
Kişilik Testi
Kişilik Hakkında Testler
Test
Cevaplamalı Testler
Anket
Oylamalı Seçenekler
Yazı
Biçimlendirilmiş Metinler
Puanlamalı Liste
Puanlamalı Liste
Video
Youtube, Vimeo, Vine vs
Ses/Müzik
Soundcloud, Mixcloud
Resim
GIF veya Resim