Kardeşlik üzerine…


Özde Kardeşlik
Özde Kardeşlik

Dünya eskisi gibi değil; Hoş, sanki eskinin nasıl olduğunu çok iyi biliyoruz da…

Dünyanın çok uzak bir yerinde gerçekleşen hadise, anında herkese ulaşabiliyor artık. Kuzey kutbundaki buzulların erime sesleri, güney kutbundan duyulabiliyor. Görüntülü konuşmalar yapılabiliyor. Kısaca, dünya “küreselleşiyor.”

Haber alma kaynakları çoğaldı artık. İnternet, televizyon ve cep telefonu en hızlı ve en yaygın iletişim araçları olarak herkesin ulaşabileceği kitle iletişim araçlarını oluşturmaktadır. Eskiden haberleşmek elbette bu kadar kolay değil idi. Ulaklar, güvercinler ve mektupların kullanıldığı zamanlar geride kaldı.

Eskiden, hac yolculuğundan dönenler, hem yolculukta yaşadıklarını ve hem de hacda şahit olduklarını heyecanlı bir şekilde kendisini dinleyenlere anlatırlardı. Dinleyenler de pür dikkat, hiçbir ayrıntıyı kaçırmamak için nefesini tutarak dinlerdi. Çünkü, oraya gidemeyenlerin bu kutsal yolculuğu hayal edecek materyalleri de yoktu. Yakın bir zamana kadar, oradan getirilen ve dürbün/fotoğraf makinesi benzeri aletlerden, kutsal mekânların fotoğraflarına heyecanla bakardık.

Şimdi öyle mi?

Her gün, 24 saat canlı yayında kutsal mekanları seyretme imkanımız, haber alma imkanımız var.

İmkânlarımız bunlarla da sınırlı değil.

Suriye’de, Arakan’da, Afganistan’da ve adını sayamadığım birçok yerde, Müslümanlara/insanlara yönelik zulüm ve vahşetten haberdar olma imkânımız da var.

Ama nedense, burnumuzun ucunda gerçekleşen hadiseleri göremiyor, duyamıyor, hissedemiyoruz.

Normal şartlar altında, vücudun herhangi bir noktasında en ufak bir acı söz konusu olsa, bütün vücut bu acıyı hisseder. Peki, bu vücuda ne oldu da artık tamamen duyarsız oldu? Hani Müslümanlar bir vücudun organları gibiydiler. Bu nasıl bir vücut ki, acıları hissetmiyor.

Anlayamıyorum: Gerek Kitabımız Kur’an-ı Kerim, gerek Peygamber Efendimiz(s.a.v.)’in sünneti ve gerekse Ashabının hayatı önümüzde örnek olarak dururken, neden kardeşlerimizle “kardeş” olamıyoruz. Neden herkese kuşku ile bakıyoruz?

Şems’in geldiğini haber veren yalancıya Mevlana; sırtındaki cübbesini, bu haberin karşılığı olarak hediye edince, yanındakiler: “– Ne yaptınız efendim! O size yalan söyledi. Siz de bu haberin karşılığı olarak cübbenizi verdiniz.” O büyük zat ise: “– Yalan söylediğini ben de biliyorum. Eğer doğru söylemiş olsaydı, bu haberin karşılığında canımı vermem gerekirdi.” Bu sevgi, kardeşlik sevgisi değil midir?

Neden namazda aynı safta duranlar, aynı kıbleye yönelenler; namazdan çıktıktan sonra, bir daha birbirlerine selam vermez oluyorlar? Namazda, birbirine omuz verenler, neden birbirine sırtını dönüyorlar?

Madem kardeşiz, o halde kardeş gibi davranalım, kardeş olalım!

Tüm inananlar “kardeş” olduklarına göre, dünyanın diğer ucundaki kardeşimin ayağına diken batsa, karnı ağrısa, ben burada onun acısını hissetmeliyim/hissedebilmeliyim. Bunu hissedemiyorsam bir sorun var demektir.

Anlayamadığım bir diğer husus da şudur: Aynı kıbleye yönelen, aynı peygambere inanan, aynı Allah’a kulluk etmeye çalışan insanlar neden birbirine güvenmesin? Neden birbirine şüphe ile yaklaşsın?

Modern hayat, bize kapitalistler gibi yaşamayı öğretti. İş arkadaşlığı ve kardeşliğin sadece iş ilişkisi içinde ve o sınırlar ile çevrili olduğunu, fazla samimi olmamayı, işinde yükselebilmek için birilerinin sırtına basmak gerektiğini, herkese şüphe ile bakmayı, hiç kimseye güvenmemeyi öğretti bize. Bizi bu hale “Ben” merkezli bir hayat getirdi.

O halde, kurtulmamız gereken temel hastalık “benlik/enaniyet”tir. Bundan kurtulup “biz” olmayı ve “biz” demeyi başarırsak, hayata bakış açımız da değişecektir. Hiç kimseyi, rengi, ırkı, giyimi, makamı, güzelliği veya çirkinliğinden dolayı küçümsememeli “kardeşlik hukuku” içinde yaklaşmalıyız.

Dünyanın herhangi bir yerindeki “karde­şi­miz”in acısına neden ortak olamıyoruz? Kar­de­şi­miz yardım isterken neden duyarsız kalıyoruz? Neden hiçbir şey hissedemez olduk? Kardeşliğin ne olduğunu bilmeyenler kardeşlik duygularımızı anlayamayabilirler. Varsın anlamasınlar! Biz kardeşliğin gereğini yerine getirelim, yeter.

Kardeşlik, aynı dine mensup tüm insanlarla gönül birliği yapmak, sevinç ve üzüntüsünü paylaşmaktır. Yardıma ihtiyacı olduğunda, yardımına koşmaktır. İnsanlık, yaratılanı Yaradan’ın hatırına sevmektir. Başkasının yararını kendi menfaatine tercih etmektir.

Kısacası, kardeşlik lafla anlatılmaz, yaşanır. Yaşandığı zaman bir anlam ifade eder. Buradan bir çağrı yapabiliriz: “Müslü­man­lar! kardeş olunuz!”

Altınoluk Dergisi ~ Süleyman KANDEMİR
Sayı: 330 ~ Ağustos 2013

Bu içeriği nasıl buldunuz?

Beğen Beğen
2
Beğen
Mutlu Mutlu
3
Mutlu
Eğlenceli Eğlenceli
0
Eğlenceli
Üzgün Üzgün
0
Üzgün
Olamaz Olamaz
0
Olamaz
Kızgın Kızgın
0
Kızgın
Komik Komik
0
Komik
İlginç İlginç
0
İlginç
Dijital Derginiz
Dijital yayıncılık alanında Türkiye, yükselen bir grafik çizmektedir. Bu amaç ile profesyonel işlere imza atmak üzere yola çıktık. 5. yılımızda araştırmayı seven herkese kapımızı açtık. Sizlerde makalelerinizi dergiCE'de paylaşarak, dijital dünyada yerinizi alabilirsiniz.

Yorumlar 2

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  1. Bir kul ALLAH’ın, diğer yaradılan varlığını severse RABB’ine saygı göstermiş olur. Bugün toplumumuzda da görüldüğü gibi bazı gruplaşmalar vardır. Tabi ki bunda dış güçlerin etkisi olabilir ama bizlerin hatası daha da büyüktür. Toplumumuzda uhuvvet olsa, bizi sağ-sol, kürt-türk, tesettürlü-tesettürsüz diye ayırabilirler miydi? Eğer gerçekten imanımız sağlam olsaydı, aramıza nifak sokamazlar, aksine çok kültürlü bir toplum haline gelir ve yaradılanı Yaradandan ötürü severdik…

İçerik Türünü Seçin
Kişilik Testi
Kişilik Hakkında Testler
Test
Cevaplamalı Testler
Anket
Oylamalı Seçenekler
Yazı
Biçimlendirilmiş Metinler
Puanlamalı Liste
Puanlamalı Liste
Video
Youtube, Vimeo, Vine vs
Ses/Müzik
Soundcloud, Mixcloud
Resim
GIF veya Resim