Kanser ve Doğurganlık Arasındaki Tehlikeli İlişki

4 dk okuma süresi


2
10 Paylaşım, 2 puan
Kanser ve Doğurganlık

Kanser ve doğurganlık, kanser hastalığına yakalanma yaşı düştükçe, yakın bir ilişki içine girmeye başladı. Tüm kanserlerin yaklaşık %3’ü 40 yaş altındaki üreme çağındaki genç bireylerde ortaya çıkmaktadır. Günümüzde üreme çağındaki kadınlarda en sık görülen kanser türü meme kanseridir.

Sadece ABD’de yıllık 226.000 yeni tanlı meme kanseri hastası öngörülmektedir. Meme kanseri olgularının yaklaşık dörtte biri henüz menapoz öncesi dönemde ve üreme çağında olan hastalardır. Yaklaşık olarak 40 yaş altında 1/200 kadın meme kanseri tanısı almaktadır. Son yıllarda kanser tanı sıklığındaki artışın yanı sıra birçok kanser türü için erken tanı, etkili cerrahi ve kemoterapi/radyoterapi gibi tedavi rejimleri sonucunda hastalıksız sağ kalım süreleri uzamıştır. Kemoterapi ve radyoterapi gibi sitotoksik (hücreler için toksik) tedaviler birçok kanserde hastalıksız ve uzun süreli sağ kalım oranlarını artırmakla birlikte belirgin olumsuz ve uzun süreli fiziksel ve psikolojik yan etkileri de beraberinde getirmektedirler.

Kanser ve Doğurganlık Riski

Kemoterapi ajanlarının çoğunda ve gonadal (yumurtalık/testis) bölgelere uygulanan radyoterapiler (ışın tedavileri) sonucunda hastaların önemli bir kısmında tedavi sonrası doğurganlık ihtimalinde kayıp gelişebilmektedir. Yeni kanser tanısı almış ve henüz doğurganlığını tamamlamamış genç kadınlar ve erkekler; uygulanacak tedavilerin sonuçları ve uzun süreli hastalıksız yaşam olasılıkları yanı sıra tedavi sonrası doğurganlıklarının kısmi ya da tamamen kaybı sorunu ile de karşı karşıya kalmaktadırlar.

Kanser ve Doğurganlık Arasındaki Tehlikeli İlişki

Kemoterapötikler içinde özellikle alkilizan ajanlar yumurtalık dokusu içindeki üreme hücrelerinde kayba neden olmaktadırlar. Sinerjistik (birinin etkisini güçlendiren) etki nedeniyle birkaç ajanın birlikte kullanıldığı bazı kemoterapi rejimlerinde yumurtalık rezervindeki kayıp daha da belirgin olabilmektedir. Kemoterapötik ajanların hücre DNA’sı üzerine etkileri sonucu yumurta hücrelerinin apoptozisine yani hücre ölümüne ve yumurtalık dokusundaki kanlanmaya olumsuz etkileri sonucunda yumurtalık rezervinde azalmaya neden oldukları düşünülmektedir.

Kişinin yaşı, tedavi öncesi var olan yumurtalık rezervi, kullanılacak kemoterapötik ajanların türü ve toplam dozu kalacak yumurtalık kapasitesi hakkında belirleyici unsurlardandır. Ayrıca kanser tedavisi tamamlandıktan sonra erken dönem nüksetme riski nedeniyle de belirli süreler için gebe kalınmaması önerilmektedir. Bu da zamana bağımlı olarak ek bir yumurtalık rezerv azalma nedenidir.

Kanser, Doğurganlık İçin Tam Bir Tehlike Mi?

Kanser hastalarında, etkin tedaviler sonucu artan hastalıksız yaşam olasılıkları kişilerin ileri ki yaşam kalitelerini artırmaya yönelik yaklaşımlara ilgiyi artırmıştır.

Bu bağlamda doğurganlık oldukça önemli bir konudur. Özellikle son yıllarda bu tür hastalarda doğurganlığın korunması ile ilgili yeni bir disiplin ‘fertilite prezervasyonu’ başlığı altında gelişmiştir. Fertilite prezervasyonu yöntemleri olarak günümüzde kanser tedavileri öncesi sperm hücresi/testis dokusu, embriyo ve/veya oosit (yumurta hücresi) dondurulması, ovaryan doku (yumurtalık dokusu) dondurulması, kemoterapi sırasında GnRH analogları kullanımı gibi çeşitli, standart kabul gören ve halen deneysel kabul edilen yöntemler bulunmaktadır. Kanser hastalarında fertilite prezervasyonu yöntemleri hastanın yaşı, planlanan tedavi, elde olunan zaman, partnerin durumu ve overlere (yumurtalıklara) olası metastaz riski durumuna göre seçilmektedir. Bu grup hastada ileriki fertilite (çocuk sahibi olma) potansiyellerinin değerlendirilmesi ve uygun fertilite prezervasyonu yöntemlerinin uygulanması multidisipliner bir yaklaşımı gerektirir.

Kanser Hastalığında Doğurganlık Tehlikesi İle Nasıl Başa Çıkılır?

Sperm hücrelerinin dondurularak saklanması öteden beri uygulanan ve kolay bir yöntemdir.

Embriyo ve oosit dondurma teknikleri uygun hastalarda kemoterapi rejimi başlamadan ortalama iki haftalık bir süreç gerektirir. Meme kanserinde cerrahi ile kemoterapi başlanması arası 4-6 haftalık süreç bu teknikler için yeterli bir zaman dilimini içerir. Embriyo veya oosit (yumurta hücresi) dondurma işleminde çoklu yumurta elde edilmesi için önce yumurtalıklar hormonlarla uyarılır. Bu tedaviler sırasında yükselen östrojen düzeylerinin hormona duyarlı tümörlere potansiyel riskleri nedeniyle tamoksifen veya aromataz inhibitörü içeren çeşitli ovulasyon indüksiyonu (yumurtlatma) rejimleri tanımlanmıştır. Oosit (yumurta hücresi) dondurma yöntemi partneri olmayan hastalarda uygulanmaktadır. Embriyo dondurma işleminde de, yumurta hücresi dondurulmasında yapıldığı gibi önce yumurtaları geliştirici hormon tedavisi uygulanmaktadır. In vitro matürasyon (IVM) yani uyarılma olmadan, olgunlaşmamış yumurtaların toplanarak laboratuarda olgunlaştırılması yöntemi de bir başka yöntemdir. Yumurta hücrelerinin dondurulup çözülmeye karşı daha hassas olmaları nedeniyle embriyo dondurmaya göre etkinliği daha düşüktür ancak geliştirilen dondurma teknikleri ile başarı oranları artmaktadır.

Etkili Metotlar Neler?

Yumurtalık dokusunun dondurulması günümüzde halen deneysel kabul edilen bir metodtur. İlaç tedavisiyle alakalı çalışmalar hala sürüyor fakat net bir sonuç halen alınamıyor.

Hormonal uyarım gerekmeden yapılabilmesi önemli avantajıdır ancak laparoskopik müdahale gerektirir. Dünyada ilgili merkezlerde yüzlerce hastada yumurtalık doku saklanması yöntemi gerçekleştirilmiş durumda olup dokunun çözülerek tekrar implante edildiği (vücuda yerleştirildiği) hasta sayısı konusunda net bir bilgi bulunmamaktadır. Günümüzde dünyada yumurtalık dokusunun dondurulup çözülmesi ve ardından transplantasyonu yöntemiyle 25 kadar gebelik ve doğum bildirilmiştir. Fertilitenin korunması amaçlı kemoterapi uygulamaları sırasında yumurtalıkların hormonlarla baskılanması ile ilgili çeşitli çalışmalar vardır ancak yöntemin etkinliği konusunda tartışmalar devam etmektedir.

Genç hastalarda kanser tedavileri sonucu üreme potansiyellerinin kaybı hayat kalitesini olumsuz etkilemektedir. Çocuksuzluk ihtimali bu hastalarda kanser tanısının yanı sıra ek bir stres faktörü olabilmektedir.

Onkologlar, primer hastalıkla ilgili branş uzmanları ve konuyla ilgili üreme uzmanlarının dahil olduğu multidisipliner yaklaşım genç hastalarda ileriki doğurganlıklarıyla ilgili bilgilendirme ve uygun fertilite koruyucu yaklaşımlar açısından oldukça önemlidir. Ege Üniversitesi Tüp Bebek Merkezimizde, bizler de onkologlarla yakın işbirliği içinde, bu grup hastalarda giderek artan sıklıkta danışmanlık vermekte ve uygun hastalarda sperm/oosit/embriyo dondurma tekniklerini uygulamaktayız. Konuyla ilgili bilinçlendirme, hastalara ileriki fertilite (Çocuk sahibi olma) potansiyelleri hakkında daha net öngörü, fertilite prezervasyonu yöntemlerinin etkinlikleri ve ilgili tekniklerde gelişmeler ile hastaların uzun dönem izlemleriyle ilgili dünyada olduğu gibi merkezimizde de çalışmalar yaygın şekilde devam etmektedir.

Popüler Sağlık Dergisi ~ Prof. Dr. Erol Tavmergen
E.Ü.T.F. Kadın Hastalıkları ve Doğum ABD Öğretim Üyesi


Bu içeriğe ifadenle renk ver!

Beğen Beğen
4
Beğen
Mutlu Mutlu
1
Mutlu
Eğlenceli Eğlenceli
0
Eğlenceli
Üzgün Üzgün
0
Üzgün
Olamaz Olamaz
0
Olamaz
Kızgın Kızgın
0
Kızgın
Komik Komik
0
Komik
İlginç İlginç
0
İlginç

dergiCE üyeleri ne diyor?