İnsan eğitiminin üç ayağı


insan eğitimi
insan eğitimi

İnsan hayatının çıraklığı ve kalfalığı olmadığı için yaşayan tüm insanlar ‘hayatı doğru yaşama’ konusunda bir ustalığa ulaştıklarında, genellikle ömrün çok önemli ve uzun yılları geçmiş oluyor. Oysa insan eğitimi sürekli devam eden bir durumdur. İnsanlar, hayatı yaşama imkanının biricikliği sebebiyle;

‘Şu dönemi doğru yaşamamışım, o döneme yeniden dönüp daha doğru yaşayayım.’
‘Şu dönemde aldığım kararlar yanlışmış, o döneme dönüp daha doğru kararlar alayım.’
‘Şu dönemde üstüme düşenleri layıkıyla yapamamışım, o döneme dönüp üstüme düşenleri layıkıyla yapayım.’ vs diyemiyor.

Nasıl yaşarsa yaşasın, yaşayan her insanın geçmişe ait pişmanlıkları, keşkeleri –seslendirmese de- olacaktır. Çünkü insan çok ‘cahildir’ (Araf: 187; Yusuf: 21), ‘acelecidir’ (Enbiya: 37), ‘hayra dua ediyor/istiyor gibi, şerre de dua eder’ (İsra: 11), ‘zayıftır’ (Nisa:28), ‘cimridir’ (Nisa: 37, İsra: 100), ‘gösteriş yapar’ (Nisa: 142), ‘kendine zulmeder’ (Yunus: 44).

Her insan, fıtratında bulunan ve ona insanlığını yani yaratılmışlığını unutturmaması gereken bu zafiyetleri sebebiyle yanlışlar yapacaktır. Elbette yanlış yapanların en iyisi, bunları fark ettiğinde, bunlardan dönen ve yanlışın boyutlarına uygun, kendi cinsinden tövbeyi yapanlardır.

Yaşları ilerledikçe ve bazı hakikatlerin farkına vardıkça insanlarda geriye yönelik değerlendirmeler artar, kendi hayatıyla ilgili eleştirileri çoğalır. Bunun gereğini yapanlar doğru davranmış olurlar. Gereğini yapmayanlar, yalnızca yaşanıp geçen geçmiş için acı çeker, pişmanlık yaşar, hal diliyle gözyaşı dökerler.

Doğru tavır, fark edilen yanlışları düzelterek insanın kendine karşı da af ve bağışla yaklaşmasıdır. Çünkü insan Rabbinden: ‘Ey kendi nefislerinin aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden umut kesmeyin. Çünkü Allah bütün günahları bağışlar.’ (Zümer: 53) müjdesini almıştır. Yeter ki insanın bu farkındalığı, Firavun gibi son nefeste olmasın. Çünkü bu farkındalık son nefeste ve çaresiz anlarda olduğu zaman, ‘af ve bağışın’ Rahmani makamı, ‘Şimdi mi?’ (Yunus: 91) diyerek o yönelişi reddediyor.

Ya da bu farkındalık, samimi bir şekilde ahirete ve cehenneme inanmadan yaşayanların, yaşadıkları hayatın kazancı olarak ateş azabına sunuldukları; yani inanmadıkları ateş azabına yaşatılarak inandırılacakları devrede; ‘Rabbimiz! Gördük, duyduk, şimdi bizi (dünyaya) bir kere daha döndür de güzel ameller işleyelim, artık kesin olarak inandık’ (Secde: 12) denilecek yerde olmasın.

Çünkü Rabbimiz, evrenin, dünyanın ve insan hayatının yaratılış gayesini kullarına açıkça şöyle söylemiştir: ‘Biz yeryüzünde bulunan şeyleri, insanların hangisinin daha güzel iş işlediklerini denemek için yeryüzüne süs kıldık.’ (Kehf: 7), ‘O, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır.’ (Mülk: 2)

Keşkeleri azaltmak için…

Biz bu yazımızda, dünya hayatındaki ‘KEŞKE’leri azaltabilmek için ‘Eğitim Dönemi’ üzerinde duracağız. Öncelikle ‘eğitim’ işinin tüm ömrü kapsadığı unutulmamalıdır. Yaş ve konum ne olursa olsun bilinmelidir ki doğru bir ‘Hedefe koşmak, kavuşmaktan daha güzeldir.’

Hiç kimse kendisini bu koşudan son nefeste bile mahrum etmemelidir. “Kıyamet kopmaya yakınken elinizde bir ağaç fidanı varsa ve onu dikmeye vakit bulabilirseniz onu dikin.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 184, 191) hadisi şerifi bu sebeple çok anlamlıdır. Yani sonuçları halk edecek olan Alemlerin Rabbi’dir, insan için önemli olan süreçtir.

Yani ‘Ölüm size hangi haldeyken geldi?’ (Nisa: 97) sorusuna, anlamlı ve güzel bir cevap verebilmek için vaktini bilemediğimiz o an gelmeden, ömre ait tüm zaman dilimlerini insan ‘güzel, anlamlı, değerli’ yaşamalı ki ölüm güzel bir eylem yaparken gelsin. İşte kendi hayatında bunu hisseden insan ‘Ölüm koşarak gelsin, geldiği zaman bana.’diyebilir. Bunu diyemeyen insanın ortaya koyacağı tüm bahanelere ‘Rabbinizin arzı geniş değil miydi, hicret etseydiniz ya.’ (Nisa: 97) cevabı peşin olarak çoktan verilmiş.

İşte tüm bu sebeplerle, insan huzurunu hedefleyen doğru bir eğitim için üç önemli ayak vardır. Bunların her biri ‘ruhun, aklın, kalbin, gönlün, vicdanın, bedenin’ tatmini için aynı oranda önemlidir.

Bu üç hususa geçmeden önce, bir şey daha paylaşmak istiyorum. Meslektaşlarımdan biri, boş bir derste, ben okul kantininde otururken yanıma geldi. Bu kişi, senelerce sosyalizmi bir dünya görüşü olarak benimsemiş, elli yaş civarında birisiydi. Devam ettiği öğretmenlik mesleğine ilaveten başka gelirleri de vardı. Yani hayatında hiç maddi sıkıntı olmamıştı. Dürüst ve özünde iyi bir insan olduğunu da düşünüyordum.

Bana aile fertleriyle yaşadıkları bazı sorunlardan söz etti. Bu konularda yazdığım ve konuştuğum için görüş istiyor değildi, belki daha çok birisi tarafından dinlenilmek ve anlaşılmak istiyordu. Anlattıklarını, küçük yorumlar yaparak dinledim. Sözlerinin sonunda şöyle dedi: ‘Hocanım, ben gençken, bu ülkede bu yaşıma geldiğimde, pek çok şeyin değişeceğini düşünüyordum. Benim beklediğim anlamda hiçbir değişim olmadı. İşin doğrusu ben çok değiştim. Şimdi bazen geriye dönüp düşünüyorum. İki şeyin eksikliğini çok derin bir şekilde hissediyorum.

Birincisi, isterdim ki Kuran-ı Kerim’i sesli ve makamlı olarak okuyabileyim ve okurken kendi sesimle ağlayayım. Tabi mutlaka anlamak da isterdim. İkincisi ise bir sanat dalı öğrenmek isterdim. Bunaldığımda onunla meşgul olup ferahlamak için. Şimdi daralıp bunaldığımda ancak şehrin dışına çıkıp boş bir yer buluyor, orada ağlayıp geri dönüyorum.’ (Zil çalıncaya kadar duygularını o kadar çok heyecanlı anlattı ki ona ‘Ne istiyorsan şu andan daha iyi bir zaman yok, hemen başla’ diyemedim. Ama benzer durumda olan herkese bunu diyorum.)

Başkalarının ‘KEŞKE’lerini iyi anlamak, bizim daha doğru bir güzergah belirlememize yardımcı olur. Şimdi eğitimin ihmal edilmemesi gereken üç önemli ayağı üzerinde duralım:

1- Din Eğitimi

Her insana sağlıklı bir din eğitimi verilmeli ve her insan akıl baliğ olduğu anda kendi adına sağlıklı bir din eğitimi almaya çalışmalıdır. Bu eğitim, her yol ve yöntemle doğru bir şekilde verilmelidir. Hurafe ve bidatlerden arındırılmış olmasına dikkat edilmelidir. Din olarak öğrenilen şeylerin, Peygamber Aleyhisselam’ın örnekleyerek öğrettiği din olmasına dikkat edilmelidir. Bu eğitimin ana kaynaklarının sıralaması doğru yapılmalıdır.

Bu eğitimin sıralamasında ‘Kuran’ın doğru okunması ve doğru anlaşılması’ birinci sırada yer almalıdır. Doğru anlaşılmayan bir kitabın, doğru okunması sadra şifa olmaz. ‘Biz bunu okuyup anlayasınız diye Arapça bir Kuran olarak indirdik.’ (Yusuf: 2; Bakara: 242,266; Nur: 61) ayeti, iyi idrak edilmelidir.

Hadis, Siyer ve İslam Tarihi’nden başlamak üzere diğer tüm disiplinler de ancak Hz. Peygamberin, Kuran’ı hayatına aktarma, yaşama, uygulama biçimi olan Sünnet’ten sonra ve bu özellikteki Sünnet’in gölgesinde ve kuşatıcılığında yapılmalıdır. Özellikle ‘Sünnet’in ne olduğu ve ne olmadığı hususu Müslümanların zihinlerinde netleşmelidir.

Elbette bu eğitim, ömür boyu sürmelidir. Çünkü Kuran’ın gayesi, insanın kişiliğini inşa etmek ve ahlakını güzelleştirmektir. Bu da herkesin bildiği gibi bir süreç işidir. Koruğun üzüm olmasının bile bir süreç gerektirdiğini bilenlerin, insanın olgunlaşmasının da tüm ömrü kapsayan bir süreç işi olduğunu bilmeleri gerekir.

Beşer, bu dünyaya, vahyin kuşatıcılığında ‘Kamil İnsan’ olma yürüyüşünü yapmak üzere gönderilmiştir. Dileyen yürür, dileyen durur, dileyen sürünür. Yani işin özü ‘Öyleyse dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin.’ (Kehf: 29) deniliyor bu dünyada.

Haz ve tüketim kültürü arasında yetişen, hiçbir ulvi davaya sahip olmayan, hedefi olmayan insanların nicelikleri ne olursa olsun en fazla ‘selciklerin kenara iteledikleri saman çöpleri’ olacaklardır. Çünkü ‘Nereye gittiğini bilmeyen bir kaptan için ideal rüzgar yoktur.’ (Seneca). İnsan hayatı ancak kendinden daha değerli bir şeye adandığında gerçek değerini bulur.

2- Meslek Eğitimi

Bu eğitim, kişinin geçimini sağlayacağı yol, yöntem eğitimi olarak düşünülmelidir. Ana gayesi, zamanın ve sosyal şartların gerektirdiği şekilde, uygun bir yöntemle para kazanmadır. Bunun seçimi genellikle ergenlik döneminde yapılır.

Bu dönemde mutlaka her insan, uygun ve uzman büyüklerinden yardım almalıdır. Seçilen iş veya kişinin yönlendirildiği meslek, o kişinin fıtratına, imkanlarına, ihtiyaçlarına uygun olmalıdır.

Herhangi bir sebeple bu konuda ihmalkarlığa uğrayan ve eğitim eksikliği yaşayan kişi de tüm ömrünü bu konudaki eksikliğine üzülerek geçirmemelidir. İnsan hangi yaşta olursa olsun ‘örgün, yaygın, zorunlu, uzaktan, resmi, gayrı resmi, yarı resmi vs gibi’ eğitim-öğretimin pek çok çeşidinin olduğu günümüzde, bu yöntemlerden, kendisine uygun olan şartlarda, uygun olan mesleği seçerek, mümkün olan ilk anda bu konudaki eksikliğini gidermelidir.

3- Hobi Eğitimi

Kelimenin yabancı oluşu sebebiyle ‘Acaba bununla ne kastediliyor?’denilse bile bu başlığı açtığımız zaman, bunların zaten bizim yaygın eğitim sistemimiz içerisinde yer aldığını görürüz.

‘Hobi eğitimi’ ile kast edilen şey, ‘dini-ahlaki ve mesleki’ eğitim gibi, dikkatli, titiz, zorunlu ve mutlaka kişinin çocukluğundan itibaren başlatılması gerekli bir eğitim değildir. Bundan gaye para kazanma da değildir fakat profesyonel yapıldığı takdirde para da kazandırabilir.

Hobi eğitiminin en önemli gayesi, kişinin yapmak zorunda olmadığı, yapmaktan hoşlandığı, yaparken keyif ve zevk aldığı herhangi bir şeyin eğitiminin verilmesidir. Son zamanlarda daha da yaygınlaşan ebru, hat, tezhip eğitimlerinden başlamak üzere, ağaç oymacılığı, kumaş ve ahşap boyama, dikiş-nakış, bir müzik aletinin çalınması, ses eğitimi, herhangi bir spor türü vs gibi eğitimler bunlardan sayılabilir.

Ülkemizde, uzun yıllar boyu yokluk ve kıtlık yaşandığından, eskiden insanlar, geçimlerini temin edecekleri bir işe sahip olduklarında kendilerini iyi hissediyorlardı. Şimdiyse pek çok iş, kişiye sıkıntı ve stres verdiğinden, insanlar iş haricinde, gönüllerini ve ruhlarını dinlendirecekleri meşgalelere ihtiyaç hissediyorlar.

Sevginin soyut makamı ve güzelliğin yansıdığı ilk yer olan gönüller, ancak güzel sanatların herhangi biri vasıtasıyla huzur bulabiliyor, tıpkı ‘Bilesiniz ki kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.’ (Ra’d: 28) buyrulduğu gibi.

Çünkü Rabbimiz Allah’ın güzel sıfatlarından biri de el-Mecid (işleri güzel olan, güzel işlerinden dolayı övülüp sevilen)dir. İnsan bu sıfatın tecelligâhı olmak için olsun, gereken çalışma içinde olmalı, sebeplere sarılmalıdır.

Maddi ve manevi anlamda gündeme almaya çalıştığımız tüm bu sebepler doğrultusunda, çocuklarımız, gençlerimiz ve her yaştaki insanımız için dengeli, doğru, iyi bir eğitim ‘Dini eğitim, Mesleki eğitim ve Hobi eğitimi’ olmak üzere aynı anda devam eden üç ayağa sahip olmalıdır. Bu yöntemle yapılan eğitim, ‘Keşke’leri önemli oranda azaltacaktır. Vesselam.

İslami Hayat Dergisi ~ Ayten DURMUŞ
Sayı: 16 ~ Haziran 2013

Bu içeriği nasıl buldunuz?

Beğen Beğen
0
Beğen
Mutlu Mutlu
2
Mutlu
Eğlenceli Eğlenceli
2
Eğlenceli
Üzgün Üzgün
0
Üzgün
Olamaz Olamaz
0
Olamaz
Kızgın Kızgın
0
Kızgın
Komik Komik
0
Komik
İlginç İlginç
0
İlginç
Dijital Derginiz
Dijital yayıncılık alanında Türkiye, yükselen bir grafik çizmektedir. Bu amaç ile profesyonel işlere imza atmak üzere yola çıktık. 5. yılımızda araştırmayı seven herkese kapımızı açtık. Sizlerde makalelerinizi dergiCE'de paylaşarak, dijital dünyada yerinizi alabilirsiniz.

Yorumlar 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İçerik Türünü Seçin
Kişilik Testi
Kişilik Hakkında Testler
Test
Cevaplamalı Testler
Anket
Oylamalı Seçenekler
Yazı
Biçimlendirilmiş Metinler
Puanlamalı Liste
Puanlamalı Liste
Video
Youtube, Vimeo, Vine vs
Ses/Müzik
Soundcloud, Mixcloud
Resim
GIF veya Resim