İman elde taşınan ateş gibidir


İMAN
İMAN

İman, İslam dairesi içerisine girmek için birinci şarttır. İnsan Rabbinin birliğini ve tekliğini, Efendimizin O’nun kulu ve Resulü olduğunu dil ile ikrar ve kalp ile tasdik ederek iman dairesi içerisine girmiş olur.

İman’da asıl olan kalbin tasdikidir. İman, görünmeyen ancak hakkında bilgi sahibi olunan, varlığını tecellileri ile gösteren bir Rabbe inanmaktır. Yine insanın görmediği meleklere, yaşamadığı ama bir gün varacağı ahirete ve öldükten sonra dirilmeye inanmaktır. Ayrıca iman edilen Rabbin, vahiy yolu ile nübüvvet ve risalet verdiği peygamberlerin peygamberliğine ve onlarla beraber gelen ve ilahi hayat düsturları olan kitapların Allahın kelamı olduğuna inanmaktır.

Hayat rehberimiz Kur’an-ı kerim, bizleri mümin olarak tanımlıyor. Mümin, iman eden demek. Rabbimiz bize imanımızdan aldığımız kıymete binaen ‘Ey İman edenler’ diye hitap buyurarak, Kuran-ı Kerim’de seksen sekiz yerde bu ifade ile hitap ediyor. Bu, Rabbimizin kendisine iman edenleri muhatap almasıdır.

İbn Mesûd (r.a.), bu ifade ile ilgili olarak şunları söyler: “Yüce Rabbimizin ‘Ey iman edenler’ çağrısını duyduğun zaman kulaklarını aç ve can kulağıyla onu dinle. Çünkü bu çağrıdan sonra O, ya hayırlı bir işi sana emrediyordur, ya da seni kötü bir şeyden sakındırıyordur.” (Suyûti, el-İtkân, II, 43; İbn Kesîr, Tefsîr, I, 148)

Bu hitaba muhatap ve mazhar olan müminin imanından daha kıymetli ne olabilir ki! Allahın bir lütfu ile hidayet nimeti verilen insan, taşıdığı imanını Rabbine vasıl olana kadar titiz bir şekilde taşımalı, iman emaneti ile Rabbinin huzuruna varmalıdır.

Hal böyle olunca, hayatta var olduğumuz süre içerisinde derin bir iman endişesi taşımak gerekiyor. Kalbimizde taşıdığımız, bizim için her şeyden çok kıymetli olan imanımıza karşı iç ve dış taarruzların olabileceğinin ve ona karşı manevi ve akli tedbirler almamız gerektiğinin farkında olmalıyız.

Yapılan amele güvenmek, bir gaflet halidir. İmanı koruma altına almak için emin yollar aramak ve Cenâb-ı Hakk’ın rahmetine iltica etmek de yine imandan kaynaklanan bir hâldir. Mümin olarak Cennet’i ümit etmeli ve Cemâlullah arzusu taşımalıyız.

İnsanın ahiret hesabı ile ilgili sürekli bir endişe taşıması gerekiyor. Allah bizi yarattı ama başıboş bırakmadı. Allah bize iman nasip etti, hidayet nuru ile birçok şeyin farkına vardırdı, bunun karşılığında bize hesabını soracağı bir takım sorumluluklar yükledi. Mümin bunun şuurunda olmalı.

Bir müminin, hesap gününden korkması ve iman akıbetinden endişe etmesi amellerine olan hassasiyetini artırır, hayatının yönünün belirler. Ayrıca bu endişe, onu Rabbine yönelmeye ve günahlara karşı tavır almaya sevk eder; gelecekte tehlikeli hallere maruz kalmaması için, teyakkuza geçmesini sağlar. Akıbetinden endişe etmeyen insanların halini, Kur’an-ı Kerim şöyle ifade buyuruyor: “Binasını, Allah’a karşı gelmekten sakınma ve O’nun rızasını kazanma temelleri üzerine kuran kimse mi hayırlıdır; yoksa yapısını, yıkılmak üzere olan bir uçurumun kenarına kurarak onunla beraber Cehenneme yuvarlanan mı? Allah zalimler gürûhuna hidâyet etmez, onları umduklarına eriştirmez.” (Tevbe, 9/109)

Allah dostları “yaşarken havf kapısını ardına kadar açık bırakmak ve ölüm zamanı da recâya yapışmak” gerektiğini ifade ederler. Mü’minler, Allah’tan, Kıyamet gününün dehşetinden, Cehennem azabından ömür boyu korkmalıdırlar. Fakat bu korku onları pasifliğe, hareketsizliğe, ümitsizlik ve karamsarlığa itmemelidir. Aksine onları, korkunun sebeplerini ortadan kaldıracak tutum ve davranışlara yöneltmelidir.

Hayatın koşuşturması, dünyalık hevesler, ihtiraslarımız, benliğimizi büyütecek her türlü çabamız bize iman lezzetini unutturacak şeylerdir.

Süreklilik arzeden bir iman endişesini taşımanın alameti, amelimizde, muamelatımızda kendini gösterir. Modern hayatın ışıklı vitrinlerinde kaybolan insandan ukba endişesi beklemek mümkün değildir. Çünkü hassasiyetlerin olmadığı hayatlarda dini söylem yoktur. İmanın alameti olan fiiller de yoktur. Bu hayatın uçuruma sürükleyen girdaplarına düşmemek için kuvvetli bir iman olması gerekiyor. Kuvvetli iman ise onu ziyadeleştirecek bir hayat tarzını benimsemekle olur.

Farkında olarak veya olmayarak çok defa o uçurumun kenarına gelebilir veya o uçurumdan aşağıya itilebiliriz. Onun için bize, bizi imana götürecek bir muhit, imanın lezzetini aldıracak hizmetler ve imanımızı bir zırh gibi koruyacak sağlam kulluk şuuru gerekmektedir.

Altınoluk Dergisi ~ Salih Zeki MERİÇ
Sayı: 334 ~ Aralık 2013

Bu içeriği nasıl buldunuz?

Beğen Beğen
2
Beğen
Mutlu Mutlu
2
Mutlu
Eğlenceli Eğlenceli
0
Eğlenceli
Üzgün Üzgün
0
Üzgün
Olamaz Olamaz
0
Olamaz
Kızgın Kızgın
0
Kızgın
Komik Komik
0
Komik
İlginç İlginç
0
İlginç
Dijital Derginiz
Dijital yayıncılık alanında Türkiye, yükselen bir grafik çizmektedir. Bu amaç ile profesyonel işlere imza atmak üzere yola çıktık. 5. yılımızda araştırmayı seven herkese kapımızı açtık. Sizlerde makalelerinizi dergiCE'de paylaşarak, dijital dünyada yerinizi alabilirsiniz.

Yorumlar 1

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  1. Kendilerine verdiğimiz Kitabı gereği gibi okuyanlar, işte ona iman edenler bunlardır. Kim de onu inkâr ederse, artık onlar hüsrana uğrayanların ta kendileridir. (Bakara Suresi/121)
    Kuran ‘Furkan’dır!. Kur’an’ın nüzul etmesiyle artık doğru yanlıştan ayrılmıştır. Bunun ispatı; “…Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır…” (Bakara Suresi/256) Bu sebeple iman eden bir insan, Kuran ahlakı ile cahiliye hayatı arasında orta bir yol aramaz, kesin ve emin olarak sadece Kuran’a, yani en doğru olana yönelir ve uygular.

İçerik Türünü Seçin
Kişilik Testi
Kişilik Hakkında Testler
Test
Cevaplamalı Testler
Anket
Oylamalı Seçenekler
Yazı
Biçimlendirilmiş Metinler
Puanlamalı Liste
Puanlamalı Liste
Video
Youtube, Vimeo, Vine vs
Ses/Müzik
Soundcloud, Mixcloud
Resim
GIF veya Resim