İlk Dersimiz


ilk dersimiz
ilk dersimiz

Kör bir çocuk yaşarmış köyün birinde. İsmi Ali. Öyle zeki, öyle iştiyaklı ki sormayın. İlla ki okuyacak. Anası babası fukara, çocuk da zaten âmâ. Okusa ne olacak? Oyalamışlar bunu: “Köyde zaten okumaya falan giden yok, ne yapacaksın okuyup da!” demişler, akıllarınca vazgeçirecekler. Ama çocuk hep kollarmış, belki okumak isteyen biri çıkar ben de ardına takılır giderim diye kurarmış aklında. Aslında komşunun oğlu İbrahim de ondan aşağı kalmazmış. O da okumak istemiş, illaki gidecekmiş. Bir başına yollamak istememiş babası. Kör olanı yanına katıvermişler, ikisini uzaklara okumaya yollamışlar. Zahmetliymiş yollar. Azıkları da bitmiş paraları da ve kimi zaman aç susuz kaldıkları da olmuş.

Eninde sonunda varmışlar okula

Günler sonra güç bela varmışlar okulun kapısına. Ama kapıda bir bekçi varmış ki nemrut suratlı. Bunları içeri bile almamış, hatta birkaç kere de terslemiş. Orada sağdan soldan geçenlerin verdikleriyle geçinmişler. Ama her sabah da kapıyı aşındırır, bir şekilde içeri girip öğretmeni görmek isterlermiş. Kapı bir gün aralanmış, içeri almış kapıcı onları. Tamam demiş, “Bir defa öğretmenle görüştüreceğim ama ben ne dersem onu yapın. Siz buranın kuralını bilmezsiniz. Ben konuşun demedikçe de ağzınızı açmayın. Sonra sizin yüzünüzden ben fırça yemeyim.”

Bunların üstlerini başlarını düzeltmiş. Ellerini yüzlerini yıkatmış. Hazır etmiş kendince. Sonra dar bir kapıdan büyükçe bir avluya çıkmışlar. Ortada şırıl şırıl bir şadırvan, etrafta rengarenk çiçeklerle bezeli bir bahçe… Havuz başında da halka olmuş ders dinleyen talebeler. Ama etrafta kuş sesinden başka ses yok, çıt çıkmıyor. Bir hocanın sesi bir de kanarya sesi o kadar. Yavaşça ders halkasına yaklaşmışlar. Öğretmenin o tarafa dönmesini bekliyorlarmış. Sonra kapıcı işaret edecek o da tenezzül ederse soracak “Bunlar kim?” diye. Fakat adam öyle hararetli anlatıyormuş ki hiç arkasına falan döneceği yok. Sonra dersi bitirecek olmuş, sert ve asabi bir tonla öğrencilere: ” Anladınız mı?”diye sormuş “Anladık.” demişler.

— Peki, sorusu olan?
— Yok.
— Merak ettiğiniz bir şey?
— Yok
— İyi

O esnada arkadan çatlak bir ses yükselmiş. Ali patavatsızlık etmiş birden. Kapıcının suratı asılmış, yüzü buruş buruş olmuş. Öğrencilerin gülüşmelerine de İbrahim’in canı sıkılmış. Küçük düştük zannetmiş. Hocam diye sormuş Ali: “Sizin cümle kapısı gül ağacından mı?” Gülüşmeler bitmiş. Hoca ağır ağır arkasına dönmüş. Kaşları öyle bir çatıkmış ki kimse başını yerden kaldıramıyormuş.

— Ne diye sordun şimdi kapıyı?
— Hiç merak ettim hocam.
— Demek merak ettin ha! Gül olsa ne olur meşe olsa ne olur?
— Öyle demeyin hocam. Gül ağacı yalnız Hindistan’da yetişir. Öyleyse bu kapının kerestesi de oradan gelmiş demektir. Hindistan’dan buraya onca kereste ancak gemiyle gelir. Öyleyse buralara yakın bir liman var demektir. Sesinizin şiddetinden bizi kovacağınız anlaşılıyor. Öyleyse belki bir gemi bulur eve kolay döneriz diye sordum.
— Ama sesimin şiddetini işitmeden evvel sordun. Nereden bildin ki seni kovacağımı?
— Dersinizin sonunu dinledim efendim, kimsenin ne suali ne de merak ettiği bir mevzu varmış, şaşırdım. Her öğrenilen ilim yeni şeyler görmek demektir aslında. İnsan her yeni gördüğü şeyi merak eder, kurcalar, soru sorar. Sormuyorlarsa öğrenmiyorlar demektir. Öyleyse benim de burada oyalanmam beyhude. Siz kovmasanız da zaten gidecektim. Bari limanın yerini öğreneyim de öyle döneyim dedim.

Ali’nin sözleri öğretmene iyi bir ders olmuş lakin ferasetinin kaynağını da merak etmiş. Neden sonra kör olduğunu anlamış. Göremediği için her şeyi eline alır, kurcalar, koklar gerekirse sorarmış. Onun alışkanlığı böyleymiş. Merak etmesi mecburiymiş yani. Öğretmen göndermemiş onları, öğrenciliğe kabul etmiş. O ders anlatmanın tadına varmış o günden sonra öğrenciler de ilmin lezzetine.

Hiçbir şey öğretmeyelim öğrencilerimize. Yalnızca birinci sınıftaki meraklı bakışlarını söndürmeden mezun edelim okuldan, bu bile yeterli… Dünyanın en büyük dahilerini yetiştirmişiz diye iftihar ederiz birkaç yıl sonra!

Bu içeriği nasıl buldunuz?

Beğen Beğen
5
Beğen
Mutlu Mutlu
5
Mutlu
Eğlenceli Eğlenceli
4
Eğlenceli
Üzgün Üzgün
1
Üzgün
Olamaz Olamaz
0
Olamaz
Kızgın Kızgın
0
Kızgın
Komik Komik
0
Komik
İlginç İlginç
0
İlginç
Dijital Derginiz
Dijital yayıncılık alanında Türkiye, yükselen bir grafik çizmektedir. Bu amaç ile profesyonel işlere imza atmak üzere yola çıktık. 5. yılımızda araştırmayı seven herkese kapımızı açtık. Sizlerde makalelerinizi dergiCE'de paylaşarak, dijital dünyada yerinizi alabilirsiniz.

Yorumlar 1

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  1. En çok gençleri ve insan yaşamını olumsuz olarak etkileyebilen faktörlerden biri konsantrasyon bozukluğu, kişinin performansını olumsuz etkileyerek depresyona kadar sürükleyebiliyor. Daha çok beyin yorgunluğu, uyku düzensizliği, ısı ve ışık değişimleri, ekonomik sorunlar, aile içi iletişimsizlik, mutsuzluk, umutsuzluk ve gelecek kaygıları insanları konsantrasyon bozukluğuna itmektedir.

    “Konsantrasyon, zihnin sürekli elde tutamayacağı bir durumdur. Okunan kitaptan bir şey anlamama, çabuk sıkılma, düşünceleri toparlayamama, isimleri unutma gibi durumlar konsantrasyon bozukluğunun işareti sayılabilir. Konsantrasyonu sağlamak için kendinizi ne kadar zorlarsanız ve ne kadar uğraşırsanız, konuya odaklanmanız o kadar da zorlaşacaktır.”

    Bu yüzden çocukların en çok şikayet ettiği konu olan konsantrasyonu geliştirmek için kullanılan yöntemleri iyi araştırmanızı öneririm.

İçerik Türünü Seçin
Kişilik Testi
Kişilik Hakkında Testler
Test
Cevaplamalı Testler
Anket
Oylamalı Seçenekler
Yazı
Biçimlendirilmiş Metinler
Puanlamalı Liste
Puanlamalı Liste
Video
Youtube, Vimeo, Vine vs
Ses/Müzik
Soundcloud, Mixcloud
Resim
GIF veya Resim