İlahi Dinlerin Gayesi


ilahi dinlerin amacı nedir?
ilahi dinlerin amacı nedir?

Din, güzel huylar adına açılmış en feyizli, en bereketli bir mekteptir. Bu yüce mektebin talebeleri de, yediden yetmişe bütün insanlardır. Bu mektebe intisap eden herkes böyle bir intisapla er-geç huzura, emniyete ve itminana erer. Dışarıda kalanlar ise, özleri dahil, zamanla her şeylerini kaybederler.

İnsanı yeryüzünde başıboş bırakmayan Yaratıcı, peygamberler tarihinde de görüleceği gibi, peygamberler vasıtasıyla mesajlarını insanlara ulaştırmış, insanların ferdi ve içtimai hayatta mutluluğunu sağlayacak temel kaideleri ortaya koymuştur. Bu süreç, son Peygamber Hz. Muhammed’e (sav) kadar devam etmiş, O’nunla birlikte Allah’ın (c.c.) mealen “Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı seçtim.” (Maide 5/3) beyanı ile sona ermiştir. Aslında ilk peygamberden son peygambere gelinceye kadar bütün peygamberler, aynı kaynaktan beslenmelerinin tabii neticesi olarak aynı gerçekleri insanlara hatırlatmış ve hepsi aynı temel ilkeleri ortaya koymuştur. Bu cihanşümul niteliği Cenab-ı Hak: “Allah katında din, şüphesiz İslamiyet’tir.” (Al-i İmran 3/019) mealindeki ayetinde dile getirmektedir. Buradan yola çıkarak Kur’an-ı Kerim’deki şu ayetlere de bir göz atmakta fayda vardır:

“Biz peygamber göndermedikçe kimseye azap etmeyiz.” (İsra 17/015)
“Her toplumun bir peygamberi vardır. Onlara peygamberleri geldiğinde aralarında adaletle hüküm verilmiş olur. Onların hakları yenmez.” (Yunus 10/047)
“Daha önce kıssalarını sana anlattığımız peygamberler gönderdik. Anlatmadığımız (nice) peygamberler de gönderdik. Allah Musa ile de doğrudan konuştu.”
“Müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdik ki gönderilen peygamberlerden sonra insanların Allah’a karşı bahaneleri olmasın.” (Nisa 4/164-165)

Bu ayetlerden açıkça anlaşıldığına göre, yeryüzünde insan topluluklarının var olduğu ilk andan itibaren, hiçbir toplum peygambersiz kalmamıştır. Avustralya’dan Grönland’a, Sibirya’dan Güney Afrika’ya, Alaska’dan Şili’ye, Çin’den Portekiz’e kadar, yeryüzünde her toplumun zaman içinde peygamberleri olmuştur. Bize isimleri bildirilenlerin, sadece Arap Yarımadası, Mezopotamya ve Mısır ile sınırlı kalması, peygamberlerin bunlardan ibaret olduğu manasına gelmemektedir. İşte bundan dolayıdır ki, insanlığın cihanşümul değerleri dediğimiz ortak değerlerin kaynağının da bu İlahi vahiy olduğunu ifade etmek zarureti vardır.

Bu noktadan hareket ederek peygamberlerin getirdikleri dinin özü itibariyle farklı olmadığını söylemek yanlış olmayacaktır.

İlahi dinlerin amacı hakkında yazılacak bir makalede mantıki olarak öncelikle dinin mahiyeti ve tanımını belirleyerek detaylandırmak uygun olur. Bu maksatla düşünce tarihi boyunca yapılan din tanımlamaları incelendiğinde, dinin sosyolojik, psikolojik, siyasi ve felsefi bakış açılarından hareketle ortaya konmuş çeşitli tanımlarının olduğu görülecektir. İlahi dinler ve beşeri dinler şeklindeki bir ayrıma gidilmeksizin yapılan genel tanımlar bulunduğu gibi, din kavramını sadece İlahi dinlerle sınırlayanlar, hatta bu sınırlamayı daha da ileriye götürüp sadece Hak Dinin tanımına yer veren alimler mevcuttur.

Şüphesiz, burada “Hak Din” mefhumu, tanımı yapan kişinin kendi eğilimi ve değer hükümleri çerçevesinde farklı muhtevalar kazanmaktadır. Her din mensubu kendi dinini böyle nitelerken, ötekileri, açıkça veya zımnen, batıl kabul etmektedir. Herhangi bir dine mensup olmadıklarını, hatta din kavramının geçmişte kaldığını ve bugün, artık, pozitif bilim çağında bulunduğumuz için, din ve metafizik gibi kavramların geride bırakılması gerektiğini iddia eden çevreler bile, sosyolojik bir olgu olarak dini tanımlarken, yine kendi eğilimleri istikametinde, farklı özellik ve muhtevalarla karşımıza çıkmaktadırlar.

Dini Kur’an-ı Kerim’in bildirdiği ve tanıttığı ana hatları çerçevesinde ele alacağız. Yaygın olarak bilinen ve kabul edilen bir tarife göre ki bu tarif Tehanevi’ye aittir: “Din, akıl sahiplerini, kendi iradeleriyle, dünyada salaha, ahirette ise felaha sevk eden, Allah tarafından konulmuş bir kanundur.” Yakın dönem Türk alimlerinden, eski Diyanet İşleri Başkanı, Ahmed Hamdi Akseki bu tarifi detaylandırarak dini şöyle tanımlar: “Din, akıl sahiplerine yaratılışlarının gayesini bildiren, onları kendi seçim ve iradeleriyle, bizatihi hayır olan şeylere, dünyada salaha, ahirette kurtuluşa ve kemale götüren, onların maddi ve manevi bütün ihtiyaçlarını karşılayan İlahi bir kanundur.”

Örnek olarak verilen tariften de fark edileceği üzere, İslam alimlerinin “Hak Din” tanımları, bütünüyle ele alındığında, bazı noktalarda değişmekle beraber, hepsinde zikredilen ortak ifadeler bulunduğu görülür. Tarifin Unsurları:

1) İlahi Vahiy

Bunların başında, dinin kaynağının İlahi vahiy olduğu hususu gelmektedir. Burada vurgulanmak istenen husus İlahi Din’in, insan aklının bir ürünü değil, doğrudan Allah tarafından peygamberler aracılığıyla gönderilen vahiy olduğudur. Kur’an-ı Kerim’de mealen “O’nun söyledikleri (Kur’an) kendisine vahyedilen bir vahiyden başkası değildir.” (Necm 053/004) buyrulur. Bu sebepledir ki “İslam dini Akıl dini değil, Vahiy dinidir” sözünü şaşırtmacalı bir bilmece gibi söylemek doğrudur. Bu ifadeye bakarak İslam’ın akılla münasebeti olmadığı sonucuna varmak, espriyi anlamamak demektir. İslam, insan aklının bir mahsulü olarak ortaya konmuş, bu manada akıl kaynaklı sun’î bir din değil, bizzat Allah’ın Vahyine dayalı bir dindir, anlamını vurgulamak için esprili bir ifade seçilmiştir.

2) Akıl

Tabiidir ki tarifte görülen ortak unsurlardan biri de dinin muhatabının akıl sahipleri olduğudur. Yeryüzünde akıl sahibi olan varlıkların insanlar olduğu nazarı itibara alınırsa, açıkça görülecektir ki, dinin muhatabı insandır. Yani, insan, aklı vasıtasıyla vahyi anlayacak, yorumlayacak, üzerinde düşünecek, vahyin ışığında aklını kullanarak günün değişen, gelişen şartlarında, her zaman diliminde, her türlü coğrafi ve demografik ortamda, günlük hayatın problemlerine çözümler üretecek ve böylece Allah’ın yeryüzünde yarattığı “Halife” olduğunu ispat edecektir. “Rabbin meleklere “Ben yeryüzünde bir halife var edeceğim demişti…” (Bakara 2/30); Yine bir ayet-i kerimede mealen “Bunlar Kur’an üzerinde hiç düşünmüyorlar mı; yoksa kalpleri üzerinde kilit mi vardır?!” (Muhammed 47/24) buyrulmaktadır. Onlarca ayette mücerret akıl sahibi olmak değil o aklı çalıştırmak, kullanmak gerektiği belirtilmiş ve böyle yapanlar övülmüş, yapmayanlar ise yerilmiştir.

O halde Kur’an-ı Kerim bütün İlahi dinlerde müşterek olan esasları tekrarlayıp tamamladığına göre, çok rahat bir şekilde, İlahi dinlerin insan aklını çalıştırmayı, geliştirmeyi teşvik edip desteklediğini, dogmatik basmakalıp düşünceyi ve hatta körü körüne “Biz anamızdan babamızdan ne gördüysek doğru odur.” şeklindeki katı gelenekçiliği reddettiğini söyleyebiliriz. Nitekim bu kavram Kur’an’da müşriklerin dilinden nakledilerek “Hem onlara: ‘Allah ne göndermiş ise ona uyunuz’ dendiği zaman, ‘Biz, daha iyi, atalarımızı müdavim bulduğumuz şeylere uyarız’ derler. Pekala! Ya ataları bir şeye akıl erdirememiş, doğru yolu seçememiş ise, yine mi uyacaklar?” (Bakara 2/170) şeklinde, yine akla hitap edilerek yerilmektedir. Gelenekleri tabulaştırmak şöyle dursun, onların bile, eleştirel bir bakış açısıyla ele alınması gerektiğine işaret edilmektedir.

3) Hür İrade ve Seçim

Din tarifinde dikkat çeken önemli bir ortak unsur da cebren, zorunlu bir dayatma şeklinde değil, insanların kendi hür irade ve seçimleriyle, serbest tercihleriyle, dini kabul etmeleri vurgusudur. Bugün, insan hakları ve evrensel prensipler açısından çok önemli olduğu şüphe götürmeyen din ve vicdan hürriyeti, hiç kimsenin inanç bakımından kabule veya redde zorlanamayacağı ve inançları açısından kınanamayacağı gibi hususlar bizzat İlahi dinlerin temel prensipleri, mahiyeti ve gayeleri arasında yer almaktadır.

“Dinde zorlama yoktur. Çünkü doğruluk sapıklıktan iyice ayrılmıştır… “ (Bakara 2/256)

Din, inanç esaslarını ve buna bağlı olarak yaşanan hayat tarzını ifade eder. Buna göre İslam, iman ve hayat tarzı olarak hiç kimseye zorla kabul ettirilemez. Yukarıda da ifade ettiğim gibi burada İslam bütün İlahi dinleri temsil etmektedir.

“De ki: Gerçek Rabbinizdendir. Dileyen inansın, dileyen inkar etsin.” (Kehf 18/29)

İlahi dinlere mensup olanların, özellikle Müslümanların belli inançları ve belli bir hayat tarzını başkalarına dayatmak suretiyle kabul ettirmeleri, bu konuda zor kullanmaları, teröre varan baskı uygulamaları, din kavramı içinde düşünülmesi dahi mümkün olmayan hususlardır.

4) İnsanların Mutluluğu

Nihai olarak dinin, insanın dünya ve ahiret mutluluğunu gerçekleştirmeyi hedeflediğini belirten açıklamalar bütün tariflerde ya açıkça veya zımnen yer almaktadır. İşte din tanımlarında bulunan bu ifadeler dinin gayesini de ortaya koymuş olmaktadır. Her şeyden önce dinin muhatabının insan olması, dinin insan için olduğu manasına gelir.

Günümüzde dindarlık adına, birtakım kesimlerce, dinin insan için değil de, aksine, insanın din için var kılındığını söylemeleri, insanların mutluluğunu temin etmek gayesiyle ortaya konulan dini emirlerin, insanı kuşatma altına alacak şekilde takdim edildiği ve adeta boyunduruğa dönüştürüldüğü hatırlanacak olursa, bu noktanın ne kadar önemli olduğu açığa çıkar. Ne var ki, dinin insan için olduğunu söylemek, tıpkı diğer alanlarda olduğu gibi, din içinde de insanoğluna sınırsız bir hürriyet alanı tanındığı manasına gelmez. Burada vurgulanmak istenen, dinin insan için, insanı her iki cihanda mutluluğa ulaştırmak için var olduğu gerçeğidir.

Elbette değişen zaman ve mekan şartlarına göre, uygulamaya yönelik hususlarda (ki sadece furuatta geçerlidir) bazı değişiklikler olmuştur ve olacaktır da. Dinin ictihad, örf ve adete bağladığı meseleler zaman içinde değişebilir. Ama bu değişiklikler daima insanların mutluluğunu, değişen şartlar içinde, gerçekleştirme istikametinde gelişecektir. Nitekim peygamberliğin son bulması, artık insanlığın temyiz kabiliyetinin kemale erdiği ve bundan sonra mevcut ana esasların ışığında, aklını kullanmak suretiyle, kendi yolunu yine kendisinin bulabileceği anlamına gelmektedir. Bu yüzden yeni çıkan meselelere çözüm bulma görevini İslam alimleri üstlenmiş ve yeni ictihadlar ile zamanla en uygun yeni neticelere ulaşmışlardır. Bu gereklilik ve görev bugün için de geçerlidir.

Pratikte görülen bu değişikliklerin yanında, İslam alimleri, İlahi dinlerin yanlış yorumlanmasının önünü kesmek üzere, ortak gayeyi tespit için çaba harcamışlar ve ittifak halinde, İlahi dinlerin temel amacını beş esas içinde ifade etmişlerdir. Dinin tanımında ortaya konan dünya ve ahiret saadetini gerçekleştirme hedefine yönelik bu beş temel esas şunlardır:

  1. Dinin korunması,
  2. Nefsin korunması,
  3. Malın korunması,
  4. Aklın korunması,
  5. Neslin Korunması.

İşte bu beş esas bütün İlahi dinlerin amacı ve bugün evrensel değerler olarak da ifade edilmektedir ki “Bütün insanlığı korumak” şeklinde tek esasa irca etmek de mümkündür. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de mealen; “Bundan (Kabil’in Habil’i haksız yere öldürmesinden) dolayı İsrailoğulları’na şöyle yazdık: Kim bir cana kıymamış veya yeryüzünde bozgunculuk yapmamış olan birini öldürürse, o kişi bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa, bütün insanları kurtarmış gibidir. Andolsun ki, onlara elçilerimiz apaçık deliller (ayet ve mucizeler) getirdiler. Ama onlardan birçoğu bundan sonra da yeryüzünde aşırı gitmektedir. “ (Maide 5/32) buyrulmaktadır. Temel hakların ilki ve en önemlisi olan yaşama hakkının ele alınış biçiminde, tek bir insanla bütün insanlar eşdeğer tutulmaktadır. Hem de, dil, din, ırk, millet, zenginlik-fakirlik, makam-mevki, şan-şöhret farkı gözetilmeksizin, sırf insan olmanın yeterli şart olarak kabul edildiği bir yaklaşımla. Ayet-i kerimenin daha önce Hz. Adem’in iki oğlundan (Habil-Kabil’den) bahsettikten sonra (Maide 5/30-031), İsrailoğulları ile ilgili açıklamaları, bu mesajın sırf Kur’an-ı Kerim’in muhatabı olan Müslümanlara değil, ilk insandan itibaren bütün insanlara, İlahi dinlerin ortak mesajı olduğunun belgesidir. Ayetin son kısmı bütün bu belgeler ve öğütlere rağmen insanoğlunun yine de prensipleri çiğnemekte ısrarla devam ettiğini belirtmektedir.

İnsan Hakları Beyannamesi’nde yer alan evrensel değerler dikkatle mütalaa edildiğinde, bunların bütünüyle, yukarıda özetlediğimiz bu beş esasa irca edilebileceği anlaşılacaktır. Bunun yanında Hz. Peygamber’in Veda Haccı’ndaki hutbesi de incelendiğinde, İnsan Hakları Beyannamesi’nden on beş asır önce de aynen bu evrensel prensiplerin açıklandığı müşahede edilecektir.

Kur’an-ı Kerim iyi okunduğu takdirde açıkça görülecektir ki, gerek muhtelif ayetlerde ve gerekse bütününün taşıdığı mesajda bu beş esas hep ön planda tutulmaktadır.

Netice

Sonuç olarak şu noktayı vurgulamak gerekir ki; dindar olduğunu söyleyen bazı insanların uygulamalarındaki hatalardan yola çıkarak, dinlerin insanlar arasında çatışmanın asıl kaynağıymış gibi gösterilmesi asla kabul edilemez. Zaten İslam, silm kökünden gelmektedir ki bunun manası da müslümanın gerek kendi iç dünyası, gerekse kendini çevreleyen dış dünya ile münasebetlerinde, barışın ve huzurun temsilcisi olması demektir. Dolayısıyla, aslında sun’î birtakım imajlarla ortaya konulmaya çalışıldığı gibi, gerçek dindarlar, dünya barışı önünde bir tehlike değil aksine dünya barışının garantisidir.

Burada önemli olan bir noktayı vurgulamadan geçemeyeceğim. Bütün dünyada özlenen ve bütün İlahi dinlerin ortak amacı olan evrensel barışın sağlanmasında, cehaletin ortadan kaldırılması ve bunun için de topyekun mücadele mecburiyeti vardır. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), bir silahlı çatışmadan döndükten sonra, mealen “Küçük cihattan büyük cihada döndük.” buyurarak büyük cihadın nefisle mücadele olduğunu vurgulamış ve dikkatleri bu yöne çekmiştir.

Cehaletle savaşın nefisle mücadelenin en önemli unsuru ve hatta olmazsa olmaz şartı olduğu şüphe götürmez bir gerçektir. Geleneksel ifade ile “Gayret-i diniyye cehaletle birleşirse taassup doğar.” Çünkü tarih boyunca insanlığın en büyük ıstırap kaynaklarından birini teşkil eden, dinler adına yapıldığı söylenen savaşların, hem de ortak mesajları hep dünya barışı ve insanlığın mutluluğu olan İlahi dinlerin mensupları arasında cereyan etmiş olması, başka türlü izah edilemez. Tıpkı dinlerde olduğu gibi, ideolojilerde de, kendilerine samimiyetle, sımsıkı bağlı olanların gayretleri, coşkuları, heyecanları, cehaletle birleşirse, bunun mahsulü, korkunç taassup örnekleri de olabilir. Bu, her yöne kullanılmaya müsait olan aktif yapıdaki cehalet unsuru yok edilerek, ilimle donatılıp olgunlaştırıldığı ve yumuşatıldığı takdirde, evrensel barış ve mutluluğun önündeki önemli engellerden biri de kalkmış olacaktır. “De ki: ‘Hiç bilenler ile bilmeyenler bir olur mu?’ Ancak akıl sahipleri öğüt alırlar!” (Zümer 39/9) mealindeki ayet bu evrensel değeri ifade etmektedir. Nitekim Sevgili Peygamberimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) bilgi ve eğitimi öven, teşvik eden hatta gerekli olduğunu belirten sayısız tavsiyeleri, emirleri ve uygulamaları mevcuttur.

Genel eğitim ve öğretim yanında, özellikle din eğitim ve öğretiminin, gerçek kaynaklarından ilmi ve doğru yorumlarla, doğru eğitim ve öğretim kurumlarında, özenle ve ciddiyetle gerçekleştirilmesi; caydırıcılık şöyle dursun, teşvik edilip geliştirilmesi, dini duygu ve heyecanların doğru bilgilendirmeye dayanmayan ve cehaletten kaynaklanan, katı, müsamahasız ve yanlış istikametlerdeki muhtemel tezahürlerinin önlenip kaldırılmasında ve böylece İslam’ın gerçek manasının anlaşılmasında ve evrensel barışın teessüsünde önemli rol oynayacaktır.

Bu içeriği nasıl buldunuz?

Beğen Beğen
5
Beğen
Mutlu Mutlu
4
Mutlu
Eğlenceli Eğlenceli
0
Eğlenceli
Üzgün Üzgün
2
Üzgün
Olamaz Olamaz
0
Olamaz
Kızgın Kızgın
0
Kızgın
Komik Komik
0
Komik
İlginç İlginç
0
İlginç
Dijital Derginiz
Dijital yayıncılık alanında Türkiye, yükselen bir grafik çizmektedir. Bu amaç ile profesyonel işlere imza atmak üzere yola çıktık. 5. yılımızda araştırmayı seven herkese kapımızı açtık. Sizlerde makalelerinizi dergiCE'de paylaşarak, dijital dünyada yerinizi alabilirsiniz.

Yorumlar 1

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  1. Çok şükür, yaşamak için öldür fikrini değil; yaşatmak için öl fikrini savunanlardanız. Ancak bu herkese fikrini ispatlamak şartıyla değil, gönüllere taht kurmak şartıyla olabilir!.

İçerik Türünü Seçin
Kişilik Testi
Kişilik Hakkında Testler
Test
Cevaplamalı Testler
Anket
Oylamalı Seçenekler
Yazı
Biçimlendirilmiş Metinler
Puanlamalı Liste
Puanlamalı Liste
Video
Youtube, Vimeo, Vine vs
Ses/Müzik
Soundcloud, Mixcloud
Resim
GIF veya Resim