İbn Arabi Kimdir? Felsefi Düşüncesi Nedir?

2 dk okuma süresi


1
17 Paylaşım, 1 puan
Muhyiddin İbn Arabi
Muhyiddin İbn Arabi

Muhyiddin İbn Arabi, Endülüs’te (İspanya) 1162 yılında doğmuştur. İşrak filozofu olarak geçen İbn Tufeyl’in etkisiyle bu felsefe üzerine yoğunlaşmıştır.[1] Felsefe, kelam, fıkıh, tasavvuf, şiir gibi birçok alanı bir araya getirmiş ve hepsini bir arada kullanmaya çalışmıştır. İbn Arabi, tüm bu farklılıkları Vahdet-i vücud öğretisinin altında toplamıştır.

İbn Arabi südur teorisi ve işrak felsefesi görüşlerini kabul eder. Alem, Tanrı’dan nuruyla südur etmiştir. Fakat ayrı bir alem vasfı yapmak yerine bir bunu bütün olarak ele almıştır. “Ona göre hakikat varlığın birliğindedir. Her şey Allah’ın birliğinden ibarettir. O önce biriciklik (ahadiyye) dir. Sonra birincilik (vahidiyye), daha sonra birlik (vahde) olarak anlaşılır. Onun sonsuz ve evrensel varlığı dışında hiçbir varlık yoktur.”[2] Burada Vahdet-i vücud öğretisinin en temel kanıtlamasını yapmaktadır. Ona göre, Alem ve Allah birdir. Fakat bunu panteizmle karıştırmamak gerekir. Çünkü İbn Arabi, Kur’an ayetlerinden yola çıkarak böyle bir sonuca ulaşmıştır. (bakınız: Nur ayeti)

Tasavvufi Yönden Muhyiddin İbn Arabi

Arabi daha çok mistik ve tasavvufi yanı ağır basan bir filozoftur. Evreni geçici görmesi, Gizli varlığın akılla kavranılamayacak olması gibi görüşleri onun mistik yanını oluşturmaktadır. Bu bağlamda Mutlak varlık, zamandan ayrı ve değişmezdir. O ezeli ve ebedidir. Alemse ancak vehim ve gölgeden, yansımadan ibarettir. “İbn Arabi’ye göre alem mevhumdur, onun gerçek varlığı yoktur. Bu ise hayalin manasıdır. Tabiatta meydana gelen şey ondan başka değildir. Alem denilen varlık ayan-ı sabite suretlerinde Hakk’ın belirmesinden başka bir şey değildir.”[3]

Tıpkı bir ayna gibi işrak ve yansımadan oluşur. İbn Arabi’ye göre mutlak varlığa ulaşma gücü ancak şu üç şeye verilmiştir: ilki medrese bilginlerinin(akıl) gücü, ikincisi iç tecrübe gücü yani Peygamberi güç, üçüncüsü ise esrar bilimine (gaybi) karşılık gelir.[4] Ayrıca Arabi; yetkinliğe ulaşan insanın, kutsal kitabın anlamını üzerinde taşıdıklarını da ekler. Tıpkı diğer birçok filozof gibi ruhi aydınlanmayla beraber yetkin erdeme ve bilgiye ulaştıkça bilginin de ilahileştiğini belirtir. Bu bilgiyi de ne akıl ne de duyular yalnızca sezgiyle ulaşılan bir makam olarak görür.

DİPNOT:

1- Ülken, H. Z. (1998), Eski Yunan’dan Çağdaş Düşünceye Doğru İslam Felsefesi Kaynakları ve Etkileri, İstanbul: Ülken Yayınları, s. 217.
2- Ülken, H. Z. a.g.e. s. 218.
3- Kılıç, C., Tasavvuf Felsefesi ve Temsilcileri s. 52.
4- Ülken, H.Z. a.g.e. s. 218-219.


Bu içeriğe ifadenle renk ver!

Beğen Beğen
2
Beğen
Mutlu Mutlu
0
Mutlu
Eğlenceli Eğlenceli
0
Eğlenceli
Üzgün Üzgün
0
Üzgün
Olamaz Olamaz
0
Olamaz
Kızgın Kızgın
0
Kızgın
Komik Komik
0
Komik
İlginç İlginç
0
İlginç

dergiCE üyeleri ne diyor?