Hira’nın Misafirlerine


Hira Nur Dağı
Hira Nur Dağı

Efendim,
Efendimiz,
Sebeb-i Varlığımız, Cân-ı Canânımız…

Bazan öyle demler olur ki:
Hissetmek istercesine Senin yalnızlığını,
Hatice’den ve Ali’den önceki,
Bir tenha aradığımda yerkürede;
Kainat yalnızca ikimizin ikâmet ettiği küçük bir,
Kulübeciğe dönüşüverir;
Ellerimi “sanki gelmişsin/gelecekmişsin” gibi şuursuzca ufka uzatırken ben,
Ruhumu kurtarmaya çırpınırım.
Fenâyla zehirlenmiş zamanın ve mekanın mengenesinden!

Dilim salavata dururken, gözlerim tüllenen her şafağı senden sanıp ağlar,
Halbuki bu gelen yine bir naçar seraptır:
Hülyalarıma yağar…

Sen bırakıp ta şehri ve içindekileri kendi hallerine,
Bir yol tutarken belki!
Kimi zaman bir patikadan,
kimi zaman dikenler ve kayalar arasından kudsi halvetine;
Mevcelendirip içimde Hira’ya doğru bereketlendirdiğin seyahatını…

Soluklarım/anarım/yanarım/kanarım…

İnsanlar siyahın muhtelif tonlarıyla yorarken,
Senin aklardan ak ruh dünyanı,
Havsalam idrake yol arar başlattığın işteki kararını…

Belki ağlamaklı, belki kırgın, belki zedelenmiş bir gül goncası hüznüyle
Hira’ya yönlenen muhterem ayaklarına değen bir çakıl taşı,
Veya Onlara bulaşarak kimsesizliğe vedâ eden bir toz zerresi,
Veya gören bir börtü böcek ol Sahib-i Ümmeti,
Bilemem acep ne kadar bilebildi o eşsiz nimeti…

Acaba ne yapardın Hira’ya ulaştığın ilk anlarda?
Araştırır mıydın gölgelik bir mesud mahfil bakabilmek için şehre
Merhametin ta kendisiyle,
Yoksa hasbıhale mi dururdun Mahbûb-u Ezelî’nin Bîzâtihi Kendisi’yle.

Su olur muydu yanında acep cânım Efendim,
Tuz olur muydu, ekmek olur muydu?
Sevip te ünsiyet eder miydin hep aynı kutlu köşeciği ihtiyar,
Yoksa her gelişinde başka bir mekân mı seçerdin pâk özüne,
Kılabilmek için her taşı her kayayı ayrı ayrı bahtiyar.

Birikir miydi Hira’nın çıkınca sarp yokuş yolunu mübârek alnında ter;
Siler miydi bu teri bir pâk mendil ki derece-i şerefi bütün beşeriyete yeter?

İçine mi yönelirdin Hira’dayken efendim en çok,
Yoksa tebessüm mü buyururdun şerefine halk edilmiş kainata
Bir nazar-ı rahmeti yerleştirerek gayb-bin karagözlerine;
Benliğini salar mıydın bir sırlı husûsî münâcâta?

İmdi bir kekre “Hira’sızlık” kezzapsı yakarken genzimi tek tesellim:
Hira’nın rahminde yudumladığın muazzez yalnızlığın bir çeşm-i ilhâm, ayn-ı ilm,
Gerekse meğer tutmak elde topuz yerine nur cehâlete karşı, ben de derim:
İşte ol mübarek Numûne, işte Misâfir-i Şerif, işte Rehber-i Selim…

Dr. Abdülhak TEKİNER

Bu içeriği nasıl buldunuz?

Beğen Beğen
2
Beğen
Mutlu Mutlu
1
Mutlu
Eğlenceli Eğlenceli
0
Eğlenceli
Üzgün Üzgün
0
Üzgün
Olamaz Olamaz
0
Olamaz
Kızgın Kızgın
0
Kızgın
Komik Komik
0
Komik
İlginç İlginç
0
İlginç
Dijital Derginiz
Dijital yayıncılık alanında Türkiye, yükselen bir grafik çizmektedir. Bu amaç ile profesyonel işlere imza atmak üzere yola çıktık. 5. yılımızda araştırmayı seven herkese kapımızı açtık. Sizlerde makalelerinizi dergiCE'de paylaşarak, dijital dünyada yerinizi alabilirsiniz.

Yorumlar 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İçerik Türünü Seçin
Kişilik Testi
Kişilik Hakkında Testler
Test
Cevaplamalı Testler
Anket
Oylamalı Seçenekler
Yazı
Biçimlendirilmiş Metinler
Puanlamalı Liste
Puanlamalı Liste
Video
Youtube, Vimeo, Vine vs
Ses/Müzik
Soundcloud, Mixcloud
Resim
GIF veya Resim