‘Hayat ve Para’ Dengesini Kurabilmek


Manevi Zenginlik
Manevi Zenginlik

Manevi Değerler, Maddi Zenginlikten Daha Önemli
Bazı değerler vardır ki, zaman onları eskitemez. Hangi çağda olursa olsun, her zaman aranan, istenen, hatta vazgeçilemeyen değerlerdir onlar. Onların yerini hiçbir şey tutmaz; onların yokluğunu hiçbir şey telafi etmez…

Bu değerlerin başında, doğruluk ve dürüstlük gelir. Zamanın değişmesi, teknolojinin ilerlemesi, kültür ve medeniyet alanında birçok yeniliklerin ortaya çıkması, doğruluğun değerini azaltmamıştır. Mesela, bugün dünya ekonomisi krizlerle boğuşmakta ve adeta bir kurtarıcı beklemektedir. Dünyanın her yerinde halklar, ülkelerinin ekonomisini emanet edebilecekleri dürüst siyasetçiler, finans kurumlarını ve şirketlerini emanet edebilecekleri güvenilir yöneticiler aramaktadır.

Modern dünyanın egemen dünya görüşü, sürekli yenilik ve değişim propagandası yaparken, sanki manevi ve geleneksel değerlerin artık önemini yitirdiği gibi bir yanılgıya sebep olmuşlardır. Bundan dolayı da mesela gençlerimiz artık iş bilir, becerikli insanların daha kıymetli olduğunu yahut üstün zekânın, teknik bilginin, az bulunur bir takım yeteneklerin daha çok kazanç sağladığını düşünür hale gelmişlerdir.

Elbette bunlar da önemsiz değildir ama bunlar doğruluğun, güvenilirliğin yerini tutacak şeyler değildir. Bunu en iyi bilenler, yolsuzluk ve finans oyunlarıyla ekonomileri sarsıldığı için gelecekleri hakkında kaygılara kapılan milletlerdir.

Bugün Akdeniz’e kıyısı bulunan ülkelerden pek çoğu, iktisadi sıkıntılarla boğuşmaktadır. Ne yazık ki bu milletlerin birçoğu da kuzey Afrika ve Orta Doğu’daki İslam ülkelerinin halkıdır. Öte yandan, bu ülkelerin karşı sahillerindeki Hıristiyan halklar da ekonomik krizler sebebiyle iç karışıklıklar yaşamaktadır. Hatta dünyanın en büyük ekonomileri bile çeşitli problemlerle karşı karşıya. Peki, dünya nasıl bu hale geldi?

Hâlbuki bilimin ve tekniğin hızla gelişmesi sayesinde, dünyada yoksulluğun kalmayacağı zannediliyordu. Gerçekten de teknik imkânlar çok miktarda üretim yapmayı ve uzak yerlere dağıtmayı sağlıyordu. Öyleyse nasıl oldu da dünya halklarının yüreğine yoksulluk korkusu düştü?

Teknik Neden Zenginlik Getirmedi; İnsanlar Aç
Bu noktada durup düşündüğümüzde, Peygamber Efendimizin “güvenilir olmak, zenginliktir.” (Camiüssagir) hadisinin manasını daha iyi anlıyoruz. Gerçekten de tekniğin ilerlemesi her ne kadar yeni ürünler, farklı hizmetler ortaya çıkarmış olsa da zenginlik sağlamadı. Aksine, geliştirilen reklam ve pazarlama teknikleri, insanların aklını çelerek, gereksiz alışverişler yapmasına sebep olduğu için gelir dağılımını iyice bozdu. Böylece insanlar yeniden güvenebilecekleri, dürüst tüccarlar arar oldular.

Günümüzde, gittikçe yaygınlaşan internet üzerinden pazarlama, televizyonlardan, radyolardan satış gibi pazarlama yöntemleri, çoğu zaman insanların pişman olacakları alışverişler yapmalarına sebep olabiliyorlar. Mesela, ballandıra ballandıra övülerek, her derde deva gibi gösterilerek satılan bir ürün, birçok kişinin sağlığına zarar bile verebiliyor. Yine, alışveriş merkezlerinde “seç, beğen, al,” “ne alırsan üç lira, beş lira,” diye pazarlanan bol ve ucuz ürünler, son derece kalitesiz çıkabiliyor.

Sadece ucuz ürünler de değil, reklam ve pazarlama teknikleri bir sürü laf kalabalığıyla, süslü imajlarla müşterinin aklını çelip son derece kullanışsız bir eşyaya, dünyanın parasını verip satın almayı sağlayabiliyor. Çünkü ortaya çıkan her teknik imkân ve yenilik, aynı zamanda yeni yeni hileler yapmayı ve müşterilerin gözünü boyamayı mümkün kılmaktadır.

Birçok Yere İslam’ı Müslüman Tüccar Ulaştırdı
Ne yazık ki günümüzde Peygamber Efendimizin, “Doğru sözlü, dürüst bir tüccar, Peygamberlerle, sıddıklarla ve şehitlerle birliktedir” (Tirmizi,72, 4) diyerek övdüğü ticaret erbabına, pek az rastlanır olmuştur.

Hâlbuki bir zamanlar Müslüman tüccarlar, Peygamberimizin bu gibi müjdelerine nail olmak için Müslim gayrimüslim bütün müşterilerine karşı aynı dürüstlükle muamele ediyordu. Öyle ki Endonezya gibi bazı ülkeler, hiçbir zaman Müslümanlar tarafından siyasi bir egemenlik altına girmedikleri halde, sırf Müslüman tüccarların ticaret ahlakı sayesinde İslam’ı tanıyıp sevmişler ve gönüllü olarak dinimize girmişlerdi.

Yine, Müslüman esnafın ticaret ahlakı, üzerinde yaşadığımız şu topraklarda Müslümanların kalıcı bir medeniyet kurmalarını sağlamıştır. Moğol işgallerinden kaçıp Anadolu’ya göçen esnaflar, dürüst ticaret kurallarını uyguladıkları loncaları ve muhtesipleriyle (çarşılarda tüccarlara iyiliği emredip kötülükten sakındıran manevi zabıtalar) bu toprakların hakiki sahipleri olmuşlar ve İslam’ı güzelce tanıtarak benimsetmişlerdi.

Ne yazık ki bugün, ülkemize baktığımızda “biz o ataların torunları mıyız?” diye tereddüt eder hale geldik.

Güvenilir Ürün Bulmak Zorlaştı
Haberleri dinlediğimiz zaman, yediğimiz içtiğimiz gıdalara çeşitli hileler yapıldığını duyuyoruz. İnternette dolaşan haberler, market raflarından gönül huzuru içinde “helal gıda” diye güvenerek, alış veriş yapmamızı zorlaştırıyor. Artık araştırıp soruşturarak, ancak güvendiğimiz ürünleri alabiliyoruz. Ne yazık ki ülkemizde var olduğu iddia edilen “muhafazakârlığın” piyasalara yansıması pek de müspet değil.

Ticarette yapılan envai çeşit hilenin, bir başka menfi tesiri de dürüstçe çalışanlar için haksız rekabet ortamı oluşturuyor olması… Mesela, dürüstçe imalat yapan insanımız, ucuz ama kalitesiz mallar üreten yahut ithal edenler yüzünden, dükkânını, tezgâhını kapatıyor. Helalinden, temiz mamuller elde etmek için belli bir maliyete katlanan üreticiler, helali haramı birbirine karıştırıp piyasaya sürenlerle rekabet edemiyor.

Bu sebeple, gerek kanunlarımızın haksız rekabeti önleyecek şekilde düzenlenmesi, gerekse ilgili bakanlıkların yeterince teftiş yaparak, dürüst üreticileri koruması gerekiyor. Ayrıca, biz müşterilere de az parayla çok alış veriş yapma merakından vazgeçip az da olsa temiz ve değerli malları satın alarak, dürüst üreticiyi, dürüst tüccarı tercih etmek düşüyor.

Herhalde çok uzun zaman, savaşlar yüzünden kıtlık çekmiş, sonraları da kötü yöneticiler sebebiyle ekonomik buhranlar yaşamış bir millet olmamızdan olsa gerek, maddiyata karşı fazlaca düşkün hale geldik. Öyle ki, günlük hayatımızdan siyasi tercihlerimize kadar birçok sahada, ekonomiye merkezi bir yer ayırıyoruz.

“Hayatı Kazanalım” Derken Hayattan Oluyoruz
Para kazanmaya ayırdığımız zamanımız, diğer her şeye ayırdığımız tüm zamanların toplamından daha fazla oluyor. Birçok ailede birden fazla kişi çalışıyor. Çoluk çocuğumuzun istikbalini düşündüğümüzde önce, maddi kazançlarının nasıl olacağını düşünüyoruz.

Kısacası, uzun zamandan beridir, “hayatımızı kazanmak” hayatımızın en öncelikli meselesi olmuş. Peki, bu kadar uğraşarak kazandığımız parayı ne yapıyoruz? Parayı değerlendirmek için ihtiyaçlarımızı veya harcama alanlarımızı nasıl bir önem sırasına koyuyoruz?

Ne yazık ki çoğumuz bu konuda hiç de doğru tercihler yapmıyoruz. Mesela, birçok insan ev döşeme, otomobilini değiştirme gibi çok alt sıralarda gelmesi gereken bir alana, ilk sıralarda harcama yapıyor.
Çocuğunun manevi istikbali için bir yaz kursunun ücretini çok buluyor, tereddüt gösteriyor; ama çocuğunun odasına mobilya, oyuncak gibi kullanılan bilgisayar vs. almakta tereddüt etmiyor. Zannediyor ki eğitime vereceği para boşa gidecek…

İsraf Ekonomisi
Yahut evde bir sürü kıyafeti varken bir tane daha almaktan, hem de marka diye bir sürü para vermekten çekinmeyen bir hanım, “evde bir sürü kitap var” diye kitap satın almıyor. Çünkü eşyaya verdiği değeri, aklı ve irfanı geliştiren bir kültür ürününe vermiyor.

İnsanımızdaki eşyaya düşkünlük, ticaret ahlakımıza da menfi tesir ediyor. Az sayıda, sade, basit ama kullanışlı, dayanıklı eşyalar yerine gösterişli ama dayanıksız, kullanışsız eşyaların üretimini ve ticaretini körüklüyor. Küçücük evlerine kof mobilyalar dolduran, sonra onlar arasında kımıldayamayan, koltuklara gömülüp televizyon seyrederek yağ bağlayan insanlar ülkesine dönüşmeye başladık…

Etrafımda gördüğüm birçok kişi, pahalı bilgisayar, cep telefonu vb. elektronik eşyaları satın alıp çocuklarının eline oynasın diye veriyor. Giymeyeceği kıyafetleri satın alıp daha sonra tıkıştıracak yer arayan bir sürü kişi var. Hatta gelir seviyesi pek de yüksek olmamasına rağmen, dolapları, çekmeceleri gereksiz yere satın alınıp bir kenara atılmış eşyalarla dolu, bir sürü insanımız vardır. Bir sürü aksesuar, spor aleti, kap kacak, alet edevat, hiç ihtiyaç olmadığı ve belki bir iki kereden fazla kullanılmadığı halde satın alınmakta, sınırlı olan kaynaklarımızı ve mekânlarımızı işgal etmektedir. Çünkü günümüz insanı alışverişi, bir ihtiyaç giderme yolu olmaktan çıkarmış, adeta hayat biçimi haline getirmiştir.

Alışveriş Hastalığı
Bilmem dikkatinizi çekiyor mu; her geçen gün, daha fazla insanımız iyi vakit geçirme anlayışı olarak, alışveriş merkezlerinde dolaşmayı seçmektedir. Ülkemizde birçok tarihi ve tabii güzelliklere sahip mekân vardır. Hele hele manevi muhtevası yüksek bir atmosfere sahip ziyaret yerlerimiz pek çoktur.

Serbest zamanlarımızı buralarda geçirmenin maliyeti, genellikle çok düşüktür hatta ulaşım hariç tutulursa tamamen ücretsiz olabilmektedir. Yine, kütüphanelerde, camilerdeki vaazlarda, vakıf ve belediyelerin kültür hizmeti olarak tertiplediği sohbetlerde, seminerlerde zaman geçirmek de manevi açıdan son derece doyurucudur. Ancak insanlarımız bu fırsatlara yeterince rağbet göstermezken, alışveriş merkezlerine koşmaktadırlar. Bunun sebebi, insanların çoğunun ruhlarındaki açlığı bir şeyler satın alarak gidermeye çalışması, yani alışverişi bir tatmin aracı haline getirmeye başlamış olmasıdır.

Hâlbuki bu anlayış, hem ferdi veya ailevi bütçemize hem de milli ekonomimize ağır bir yük getirerek dengelerimizi bozmaktadır. Ülke ekonomisinin cari açık vermesinin, yani ihracattan çok ithalat yapmamızın sebebi, ürettiğimizden çok tüketmemizdir. Özellikle, dışı gösterişli ve süslü ama malzemesi kalitesiz olan ürünlerin ithalatına giden paramız gerçekten de tam olarak çöpe gitmektedir. Artık insanımızın biraz daha tok gözlü ve seçici davranmasının vakti gelmedi mi?

Bir iki kere kullandıktan sonra kullanılamaz hale gelecek veya bir başkasını alınca sıkılıp kenara atacağımız şeylere para vermemiz, aile bütçemiz için de sıkıntı kaynağıdır. Rakamlar ülkemizde çok fazla kredi kartı borçlusunun bulunduğunu ve icra dairelerinde yığılan dava dosyalarının başa çıkılmaz bir hale geldiğini göstermektedir.

Huzursuzluğun Kaynağı Parayı Yönetemeyişimiz!
Bugün toplumuzu bir ahtapot gibi sarıp felakete sürükleyen aile içi huzursuzluklar, boşanmalar, psikolojik problemler gibi birçok sinsi problemin de sebeplerinin başında ekonomik dengesizliklerin geldiğini görüyoruz. Kimi zaman ayağını yorganına göre uzatmayı kabullenemeyen bir kadın, kimi zaman da geniş imkânlar sebebiyle şımarıp yoldan çıkan bir erkek, aile huzurunu alt üst etmekte…
Parayı cebinde taşıyıp akıl ve sorumluluk duygusunun kontrolünde değerlendirme becerisini gösteremeyen; onu nefsinin emrine teslim edip sonu gelmez azgınlıklarını büsbütün alevlendiren kişiler, ne yazık ki aile felaketlerine sebep olmaktadırlar.

Kısacası parayla ilgili tercihlerimiz sadece alışveriş olarak kalmamakta, başta ailemiz olmak üzere, hayatımızın her sahasını etkilemektedir.

Hâlbuki “helal süt emmiş” evlatlar, helalden kazanıp sadece helal ve gerekli yerlere harcayan insanların sulbünden yetişir. Çünkü helal ile yetinen insanların aile düzenleri, çocuklarının hep dünya hayatını hedefleyen kişiler değil, dünyayı bir vasıta olarak kullanan insanlar olmalarına imkân verir.

Nefsin Arzuları Biter mi?
Yakın tarihimizden örnek şahsiyetlerin hayatına baktığımızda, onların parayla, alışverişle, ticaretle ilişkilerini son derece akıllı ve sorumlu bir şekilde kurduklarını görürüz. Hayır hasenat işlerinde son derece cömert oldukları halde, nefislerinin hevasına karşı gayet tutumlu olan Allah dostları, ailelerine de “eğer nefsinize hâkim olmazsanız, hayır hasenata hiçbir zaman imkan bulamazsınız. Çünkü nefsin arzuları bitmek bilmez” diye nasihat etmişlerdir.

Müslümanlar, iki dünyada felaketten kurtulmak için dünya işlerini arzuları ve duygularıyla değil, hesap verme şuuruyla yönetmelidir. Her meslek sahibi kendi işini özene bezene yapmalı, müşteri görmese bile Allah’ın onu her an gördüğünü düşünmelidir.

Herkes, Allah’a hesap verme şuurunu taşısa zaten dünyada hiçbir haksız ve lüzumsuz davranış kalmaz. Mesela, kocasının parasını harcayan her kadın, babasından aldığı harçlığı kullanan her çocuk ve genç, elindeki nimeti emanet bilerek kullansa tasarruflu olsa ekonomik problem yaşanır mı?

“Babam veya kocam görmese bile, Allah celle celaluhu görüyor. Yarın Allah’ın huzurunda bunun hesabını verebilir miyim?” diye düşünse insafsızca savurganlık yapabilir mi?

Bu yüzden, aile reisleri ailelerinin eğitimine çok önem vermelidir. Artık, para kazanmakla ailelerine karşı bütün vazifelerini yaptıklarını zannetmemeli, onları eğitip terbiye etme görevini de hakkıyla yerine getirmelidir. Özü sözü doğru, her işinde dürüst ve güvenilir insanlar, ancak böyle yetiştirilebilir. Ve “dünya zulümle dolu iken onu adaletle dolduracak” olan nesil de ancak bu şekilde yetiştirilmiş bir nesil olabilir.

Başta da söylediğimiz gibi, bazı değerler hiçbir zaman eskimez. Bugün de dünyanın, dürüstlük ve ahlak bakımından dünyaya örnek olacak Müslüman iş adamlarına, tüccarlarına, ekonomistlere ihtiyacı vardır. Eğer Müslümanlar nefislerine hâkim olup vicdanlarını cüzdanlarının önüne geçirebilirlerse dünyaya aradıkları güven ortamını sunabilirler.

İşte, o zaman dünya halkları silaha, kavgaya gerek kalmadan Müslümanların velayetine güvenir ve tanıyıp severek İslam’a ısınırlar. Çünkü doğruluğun, dürüstlüğün gönüllerdeki yerini hiçbir şey dolduramaz.

Gülistan Dergisi ~ Hatice Kübra ERGİN
Sayı: 129 ~ Eylül 2011

Bu içeriği nasıl buldunuz?

Beğen Beğen
4
Beğen
Mutlu Mutlu
6
Mutlu
Eğlenceli Eğlenceli
2
Eğlenceli
Üzgün Üzgün
0
Üzgün
Olamaz Olamaz
0
Olamaz
Kızgın Kızgın
0
Kızgın
Komik Komik
1
Komik
İlginç İlginç
0
İlginç
Dijital Derginiz
Dijital yayıncılık alanında Türkiye, yükselen bir grafik çizmektedir. Bu amaç ile profesyonel işlere imza atmak üzere yola çıktık. 5. yılımızda araştırmayı seven herkese kapımızı açtık. Sizlerde makalelerinizi dergiCE'de paylaşarak, dijital dünyada yerinizi alabilirsiniz.

Yorumlar 2

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  1. Teşekkür ederim, çok çok teşekkür ederim 🙂 Sayenizde düşlerim yeniden çok güzelleşmeye başladı. Ve hep sizden alıyorum enerjiyi.. (:

  2. Para gelecekte istediklerimize sahip olabilmenin garantisidir. İçinde bulunduğumuz anda bir şeye ihtiyacımız olmasa bile bir arzu nesnesi ortaya çıktığında onu elde etme olasılığımızı mümkün kılar.

İçerik Türünü Seçin
Kişilik Testi
Kişilik Hakkında Testler
Test
Cevaplamalı Testler
Anket
Oylamalı Seçenekler
Yazı
Biçimlendirilmiş Metinler
Puanlamalı Liste
Puanlamalı Liste
Video
Youtube, Vimeo, Vine vs
Ses/Müzik
Soundcloud, Mixcloud
Resim
GIF veya Resim