Farabi’nin Tahsilü’s Saade Eseri Üzerine Bir İnceleme


Farabi Tahsilu’s Saade Eserinin İncelenmesi

I. Bölüm

Farabi, eserinin başında insani mutluluğu elde etmenin dört yolu olduğunu söyleyerek başlıyor. Bunlar: Nazari erdemler, düşünme erdemleri, ahlaki erdemler ve ameli erdemler. Bu erdemlerden ilk olarak nazari erdemleri ikiye ayırarak başlıyor. İlki farkına varılmadan insanda bulunan ki bunlar doğuştan itibaren insanda yer olan bilgilerdir. İkincisi ise sonradan kazanılan bilgilerdir. Bu da düşünmek, öğrenmekle birlikte meydana gelir. Bizde doğuştan var olan bilgiler ilk öncülleridir. Bu öncüller ve öğrendiklerimiz neticesinde yeni bilgiler elde edebiliriz. Öğrenmediğimiz, bilinmeyen nesneleri öğrenerek onlara bir mesele unvanı kazandırmış oluruz. Bu meseleler inanç yoluyla bilgiye dönüştükçe neticelenir. Biz bu meselelerden kesinliği elde etmeye çalışırız; fakat bir meselenin kesinliğine tutulmuşken başkasının kesinliğine varamadığımız için onlara zan gözüyle bakarız. Bunun sebebi her meselede farklı bir metot uygulamamız gerektiğindedir.

Farabi bütün bu farklı metotları birer sanat olarak görür. Her birindeki önemi ayırt edecek bir ilme zorunlu olarak ihtiyaç duyduğumuzu belirtir. Bu farklı bilgileri bize sağlayan doğuştan kazandığımız bilgilerdir. Yaratılış gereği bu ayırt edilebilir fakat bazı eklemelere ihtiyaç vardır. Bunlar araştırıcı zorunlu olarak ilk öncülleri belirleyip düzenlemelidir. İkinci olarak araştırıcı gerçekten sapmamak şaşırtmamak amacıyla öncülleri düzenlemek, üçüncü olarak mesele için inandırmak yani kesin olmasa bile inandırmak için düzenleme yapmak, dördüncü olarak ise gerçeğin benzerine ve hayaline götüren öncüllerin şartlarını düzenlemesi gerekliliğidir.

Farabi öğretim ilkelerinin ne olduğunu tanımlaya başlıyor. Araştırmacının bir cinsi bilmek için aradığı nesne hakkında kesin gerçeğe ulaştıracak şartlar ve durumlara sahip olarak varlıklarla ilgili ilk öğrendiği bilgilerdir. Varlık ilkeleri ise cinsin içerdiği türün bulunduğu ne ile neden veya ne için soruları ile birlikte istenen içeriktir.cinslerin ilk bilgisi ve sorulara verilen cevaplar aynıysa varlık ve öğretim ilkeleri eşit olur. Bunlar artık o nesnenin delilidir. Kesin bilgilere ulaştıracak durumlara sahip olunmadığında ise var olduğuna dair deliller bulmak zordur.

Böylece varlığın ilkelerini dörde ayırmaktadır: a)nesnelerin ne, ne ile, nasıl var olduğu hakkında bilgisi, b-c)neden var olduğu, d)niçin var olduğu (neden var olduğu sorusuna fail ilkeler ve maddelerle cevap verir.) varlık cinsleri de nedenlerinin sayışma uygun olarak üç kısma ayırmaktadır: a) varlığın hiçbir nedeni olmaması imkansız olmayan varlık, b) sözü edilen ilkelerin hepsine sahip olan varlık, c) bu ilkelerden sadece üçüne sahip olan varlık. Böylece bir nesne hakkında dört ilkeye de sahipse hepsi  araştırılmalı , değilse varlık ilkelerini bulmaya çalışmalı ve benzer bir cinse istinat etmemeli kendi özel varlık ilkelerini bulmalıdır. Başka cinsle çakışmaya devam edene kadar özünü bulmalıdır.

İncelenmesi gereken ilk şey insan için en kolay olan ve zihni karışıklığı en az olandır. Bunlar sayı ve büyüklüktür, yani matematiktir. İnsan sayının içine girecek ve, a) hacmini inceler. Bu da ancak ölçünün, iyi sıralamanın ve güzel düzenin sayesinde öğrenilebilir; b) sayının içine girmeyen büyüklük ise bir üstteki büyüklük ilkelerine sahip ve aynı zamanda bunlarla beraber sayılabilir olup diğer bütün varlıkların da inceler olması gerekir. Farabi’ye göre insan öğretim ilkelerini büyüklük ve sayıya göre kategorize etmeli, mantıki kuvvet vasıtasıyla elde edişmiş düzeni takip edip , incelemeli ve o cinsi her şeyi ile bilmelidir.  Önce sayılarla başlayan Farabi sırası ile büyüklük, ışık bilgisi, gök cisimlerinin hareketi, müzik, ağırlık ve sonrasında nesneye doğru ilerler. Bu inceleme hayvana kadar çıkınca ruhsal ilkeleri ve nefsi öğrenmeye koyulur. Buradan akla ve düşünülür nesnelere ulaşır. Bu da onu cisimsiz nesnelere götüren yolu aratacaktır. Böylece olgunluk ve gayeye ulaşılmış olunur.

II. Bölüm

Farabi’ye göre metafizikten ayrılan cisimleri araştırmak insani bir ödevdir. Şöyle ki; bunlar insandaki mevcut düşünceler sayesinde insanın gayesinin gerçekleştiren nesnelere dönüşür. İnsan kendisinin gerçekleşmesini sağlayan olgunluğu elde etmeye çalışır. Tabii varlıkların olgunluğa ulaşmasına yardım etmeden kendisi bu olgunluğa ulaşamaz. Her insanın başka bir insana doğuştan meyilinin olduğu sonucuna bizi götürür. Kısaca insan, bir topluluğa muhtaçtır ve bu toplulukla beraber yaşamaktır. İnsana bu sebeple siyasi bir ad verilmektedir. Bu da insanı bir olgunluğa yükseltmektedir. Böylece yeni ilimler meydana gelir. İnsan bilimi ve siyasi ilmidir.

Metafizik varlıkları incelerken bir yandan tabi varlıkları incelerken kullandığı metotları kullanmaktadır. Bu ilk öncüler, öğretim ilkelerine geçiş yapar. Her varlığı tek tek inceler. İlk ilkeye ulaşana kadar devam eder. Nesnelerin içinde olan varlığın bütün eksikliklerinden uzak olması gerekiyor. İlk ilkeden başlayıp en uzak varlıkta sona erer. En son nedenlerini bilme eğilimi taşırlar. İlahiyat ilmine göre ilk ilke Tanrı’dır, sonraki cisimler ilahi ilkelerdir. Hepsinden sonra insan ilmine başlayıp insanın gayesini öğrenmeye çalışmalıdır. Bu amaçla insana faydalı olacak bilgiyi edinmektedirler. Bunlar iyi ve güzel şeylerdir. Fakat olgunluğa erişmesini sağlayacak her şeyden kaçınılır. Kaçınılması gereken şeyleri belirlemelidir. Bu siyasi ilimdir.

Toplulukların mutluluğa ulaşmak için dört türlü nesneyi bilmesi gerekir. Nazari bilgilerle birlikte uygun olarak bilfiil diğer dört bilgiyle mümkün olacaktır. Bu topluluk içinde insanın yapıcı oluşu sanatı var eder, mesela bir binanın yapımı akli olarak ondadır, onun fiili varlığını verir. Akıl dışında olan bir şey akli olarak anlatıldığında onun fiili varlığını vermek değil, nazari bilgilerin dışındaki şeylere muhtaçlık söz konusudur.

Farabi’ye göre her iyi, iyi değildir. Başkası için iyi düşünmek yetmez, kendisi için de iyiyi isteyip ahlaki davranışa aktarıldığında ahlaki olur. Tıpkı Platon ve Plotinus’taki erdem anlayışı ve İslam dinine sadık bir erdem anlayışı düşünülmüştür. Erdenlerin hangisinin en kuvvetli ve güçlü olduğu öğrenilmelidir. Bu erdemleri en üstünü mü yoksa herhangi bir erdem midir? Fertlerde erdemlerin hepsinin bulunması gerekirdi fakat en kuvvetli erdem reiste bulunması gerekendir. Mesele ahlaki ve savaşçıl erdemlere sahip olmaktır. Sanat da ise, reisin sanatı en baş sanat olmalıdır; savaş sanatları, halkı idare etme sanatları gibi. Ayrıca en güçlü düşünme erdemi ve en güçlü ahlak erdemi birbirinden ayrılamaz çünkü hepsi birbirinin nedeni ya da sonucudur. Farabi uzun uzun bu meseleden bahseder.

III. Bölüm

Bu bölümde Farabi, milletler ve şehirlerde onların özel örneklerinin gerçekleştirilmesi ve bu özel örneklerin milletler ve şehirlerde nasıl varlığa getirileceğinin bilinmesi meselesi kalır. Bunu gerçekleştirmenin ise iki ana metodu vardır: Öğretim ve eğitim. Öğretmek, milletler ve şehirlerde nazari erdemleri varlığa getirmektir. Eğitmek ise milletlerde ahlaki erdemleri ve ameli sanatları varlığa getirme yöntemidir. Öğretme sadece sözle olur. Eğitmek ise milletleri ve şehir insanlarını ameli melekelerin sonuçları olan fiilleri onlarda bu fiilleri yapma yönünde bir azim yaratmak suretiyle yapmaya alıştırmakla olur.

Hükümdarlık sanatı, böylece özel sanatlara sahip olanların sanatlarının kullanılması ile gerçekleştirildiğine göre, bundan hükümdarın milletlerin ve şehir insanlarının eğitimi için kullanacağı erdemli kişilerle sanat erbabı kişilerin iki ana gruptan meydana geleceği zorunlu sonucu çıkar: a) şehir halkı içinde isteyerek eğitilmeye müsait olan kişileri eğitmek için hükümdarın kullanacağı grup ile, b) ancak zorlama altında eğitilebilecek kişileri eğitmek için onun kullanacağı grup. Burada durum, ev halkını idare edenlerle, çocuklar ve gençlere bakanların durumu aynıdır. Çünkü nasıl ki bir aile reisi, o ev halkının eğitim ve öğretimini yapan kişi, çocuk ve gençlerin bakıcısı da onların eğitim ve öğretimi ile meşgul olan kişi ise, hükümdarlar da milletlerin eğiticisi ve öğreticisidirler. Bu eğitme ile ilgili olarak ise hükümdarın kendi istekleri ile eğitilen insanlarla ilgili olarak en büyük bir maharete ihtiyacı olduğu gibi, zorla eğitilen insanlarla ilgili olarak da en güçlü bir maharete ihtiyacı vardır.

Farabi bu son maharete, savaş sanatı der. Bu sanatı, insanın kendisini elde etmek üzere varlığa getirilmiş olduğu  mutluluğu sağlayan şeyleri yapmak istemeyen milletler ve şehirleri yenmek için ordular düzenlemek ve yönetmekte ve savaş aletleriyle savaşçılar kullanmakta hükümdara en büyük üstünlük sağlayan kuvvet olarak nitelendirir.

IV. Bölüm

Farabi, bu bölümde felsefeden fazlasıyla bahsediyor. Felsefenin kökenini Irak’tan başlayıp Araplara kadar olan süreçte değerlendirir. İnsanlar felsefeye gerçekten hakim oldukça hikmet sahibi olurlar. Bu hikmet sahibi kişiler öğretmekle de zorunludurlar. Öğretme ise iki türlü olur: okunan şeyi anlama ve onun fikrinin nefse yerleştirilmesi; kavrananın ve manası nefse yerleştirilmiş olanın kabul ve tasdik ettirilmesidir. Kavratmak için ise akıl ve hayale ihtiyaç vardır. Bunlar da ancak felsefe ile mümkündür.

Farabi’ye göre din ve felsefe çok benzer. Çünkü her ikisi de aynı konuları içerir ve varlıkların son ilkelerine kadar gider. İlk ilkeyi bulmaya ve kanıtlamaya çalışır ve en son gaye olarak mutluluğa ulaşmayı arzu eder. Farabi bunların yanı sıra sahte filozoflardan da bahseder. Platon’un Devlet’ini de ön kabul olarak görür. Platon’un şartlarına uyan filozof, sahte olamaz. Adaleti sevip adil olmalı, öğretmeyi sevip öğrenmeli, saygılı ve dürüst olmalıdır. Bunlarla birlikte öğretmeyi de severse gerçek bir filozoftur.

Eser üzerine yorum

Farabi’nin sistemi Aristoteles mantığına dayanan akılcı bir metafiziktir, Aristoteles sistemini temel olarak almış, ancak sonrasında Aristoteles’i, Platon ile uzlaştırmaya çalışmıştır. Farabi bu uzlaştırma gayretinden ise yalnızca siyaset görüşünde vazgeçmiştir. Felsefe, mantık ve metafizikte Aristotelesçi bir tavır sergilemesine rağmen, siyaset felsefesinde, Platon’a dayanan bir siyaset anlayışı geliştirmiştir.

Farabi, bu eserinde mikrodan makroya olan bir gelişim göstermiş desek yanılmış olmayız. İnsanın mutluluk ile olan ilişkisi sonrasında bunun bilgi aşamalarıyla mümkün olacağını belirtmesi en can alıcı noktadır. Bu aşamalar sonrasında varlık sorununu ele alan Farabi, varlık ilkelerinin öğretim ilkeleri ile aynı olmasının nedenini; aritmetik, geometri ve optikte buluyor. Bu ilimlerin milletler ve şehirlerde aktif olarak gerçekleştirilmesini sağlayan araçların bilgisini verip vermediği sorununa geçer. Böylelikle daireyi biraz daha genişleten Farabi, insandan milletlere geçiş yapar. Bu da onun siyaset ile ilgili görüşlerine geçiştir. Siyasetin erdem ve dolayısıyla mutluluk ile ilişkisini ortaya koyan Farabi, bunun bilgi sorunu olduğunu da verir.

Bu içeriği nasıl buldunuz?

Beğen Beğen
18
Beğen
Mutlu Mutlu
9
Mutlu
Eğlenceli Eğlenceli
2
Eğlenceli
Üzgün Üzgün
0
Üzgün
Olamaz Olamaz
0
Olamaz
Kızgın Kızgın
0
Kızgın
Komik Komik
0
Komik
İlginç İlginç
1
İlginç
Canan Sönmez
Hacettepe Üniversitesi Felsefe bölümü mezunuyum. Şuan Gazi Üniversitesi Türk-İslam Felsefesi alanında yüksek lisans eğitimine devam etmekteyim. Çalışma alanım; siyaset, etik, ontoloji ve dahası gelecek...

Yorumlar 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İçerik Türünü Seçin
Kişilik Testi
Kişilik Hakkında Testler
Test
Cevaplamalı Testler
Anket
Oylamalı Seçenekler
Yazı
Biçimlendirilmiş Metinler
Puanlamalı Liste
Puanlamalı Liste
Video
Youtube, Vimeo, Vine vs
Ses/Müzik
Soundcloud, Mixcloud
Resim
GIF veya Resim