Eski Teravih Namazları


Eski Teravih Namazları
Eski Teravih Namazları

Yakın tarih ramazanlarında teravih namazları, küçüğünden büyüğüne kadar herkesin içten gelerek arzu ve istek ile katıldığı çok kalabalık cemaatler halinde kılınıyordu. O günlerin manevi havası, siz ne derseniz deyin, bu günlerle ölçülemeyecek bir durumdaydı. Her şeyin kendisine mahsus bir esası, tabiri caizse bir kanunu vardı. Bu hususlar teravihlerde de kendini bütünüyle göstermekteydi.

Şöyle ki; teravihe gidişler hava karanlık olduğundan fenerler sayesinde yapılırdı. Umumiyetle işkembeden olmak üzere, deriden, camdan ve çocuklar için üzerlerine Karagöz ve Hacivat resimleri yapılmış mukavvadan, kıvrım kıvrım kağıttan fenerler bulunuyordu. O devirde fenerler, önünden gittiği kişinin rütbe ve derecesine de işaret ediyor, ayrıca fener çekmek de kendine göre ustalık isteyen bir işti.

Teravihe gidiş ve namaz, çocuklar için adeta, bir eğlenceydi. Çocuklar teravihten önce sokaklarda oynarlar, bu arada midye kabuklarına dirhem ve zeytinyağı koyarak, gelenden geçenden yağ parası, mum parası isterler, onların bu isteklerini yerine getirmeyenlerin ise önünü iple keserlerdi.

Teravih Namazlarında Camilerin Durumu

Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi teravih namazları, çoğunlukla camilerde kalabalık bir cemaatle kılınırdı. Namazın her dört rekatından sonra bir müddet ara vermek, biraz dinlenmek Peygamberimizin bir sünnetidir. Gerçekten de bu hususla ilgili olarak İbn-i Abbas, bir rivayete göre insanlığın Efendisi Hazreti Muhammed (s.a.v.)’in ramazan namazının her dört rekatında bir müddet istirahat ettiklerini bildirmektedir. İşte hem bu sünnete uymak, hem de bir müddet dinlenmek için namaz aralarında ilahiler, küçük namaz sureleri okunur ve salat-ü selamlar getirilirdi.

Müezzinlerin sırasıyla saba, bastenigar, hüzzam, ferahnak, eviç ve acemaşiran makamlarından okudukları ilahiler, inananları bu mağfiret ayında sonsuz bir manevi zevke gark ederdi. İlahi okuma işinde bir incelik mevcuttur. Buna göre imam efendinin fatiha ve zamm-i sureyi okuduğu makam ile müezzinlerin ilahi okuduğu makamın birbirinin ayrı olması lazımdır.

Bu hususla ilgili olarak Dede Efendi hakkında anlatılan fıkra çok meşhurdur: Sultan II. Mahmud (1808-1839)’un baş imamlarından Zeynelabidin Efendi, baş müezzin Dede Efendi’yi biraz çekememektedir. Baş İmam, Padişahın da müsadesi ile bir ramazan akşamı teravihte Dede Efendi’ye bir oyun oynamak ister. Niyeti Dede’yi padişahın huzurunda küçük düşürmektir. Teravih namazının son dört rekatında baş imam Zeynelabidin Efendi, Itri zamanından beri adet olduğu üzere acemaşiran makamından değil de ferahfezadan okumaya başlar. Halbuki o güne kadar acemaşirana çok yakın bir makam olan ferah-fezadan henüz herhangi bir ilahi bestelenmemiştir. Dede Efendi tam imama uyacağı sırada makamdaki değişikliği sezerek bekler, ikinci rekatta da aynı makam tekrarlanınca işin içinde bir iş olduğunu anlayarak bir kenara çekilir ve bilinen güftelerden hemen bir ilahi besteler. İmamın selamını müteakip diğer müezzinlere de kendisini takip etmelerini tenbih ederek ferah-feza makamının bu ilk ilahisini hiçbir aksaklığa meydan vermeden okur. Tabiidir ki bu müşkül durumdan kurtulmak, iltifat-ı şahaneye layık bir hareket olmuştur.

Konaklarda kılınan teravih namazları da ilgi çekicidir. Her akşam teravih için konakların geniş divanhanelerine halılar ve seccadeler serilir, harem ile selamlık arasını ayırmak için sofalara büyük kafesler çekilir, kafesin arka tarafına da hizmetçiler için seccade konurdu. İki müezzinin karşılıklı okudukları ezandan sonra mahalle halkından gelecek cemaat beklenir ve namaza daha sonra hep birlikte başlanırdı.

Teravih Sonrası

Teravihten sonra sahura kadar uzanan zamanı değerlendirmek isteyenlerin bir kısmı yine ibadetle devam ederlerdi. Bunlardan tekke ehli olanlar tekkelerinde, olmayanlar camilerde ibadet ile meşgul olurlardı. Tekkelerde uzun süre zikirler yapılır ve dualar edilirdi. Zaman zaman iftardan sonra sohbete başlandığından teravih biraz gecikirdi. Teravihler bazen da hatim ile kılınırdı.

Evlerde kılınan teravihlerden sonra yazın dondurma, şerbet, kışın ise çay verilmekteydi. Sohbetlere bunlar bittikten sonra başlanırdı. Bu sohbetlerde daha çok tefsir, hadis yanında, Kısas-ı enbiya, Mesnevi şerhleri, siyer gibi mü’min kalpleri duygulandıracak kitaplar, Muhammediye, Ahmediye, Battal Gazi gibi eserler okunur ve bilahare istenirse musiki-şinaslar tarafından fasıllara geçilirdi.

Altınoluk Dergisi ~ Yrd. Doç. Dr. Hasan AKSOY
Sayı: 50 ~ Nisan 1990

Bu içeriği nasıl buldunuz?

Beğen Beğen
0
Beğen
Mutlu Mutlu
1
Mutlu
Eğlenceli Eğlenceli
1
Eğlenceli
Üzgün Üzgün
0
Üzgün
Olamaz Olamaz
0
Olamaz
Kızgın Kızgın
0
Kızgın
Komik Komik
0
Komik
İlginç İlginç
0
İlginç
Dijital Derginiz
Dijital yayıncılık alanında Türkiye, yükselen bir grafik çizmektedir. Bu amaç ile profesyonel işlere imza atmak üzere yola çıktık. 5. yılımızda araştırmayı seven herkese kapımızı açtık. Sizlerde makalelerinizi dergiCE'de paylaşarak, dijital dünyada yerinizi alabilirsiniz.

Yorumlar 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İçerik Türünü Seçin
Kişilik Testi
Kişilik Hakkında Testler
Test
Cevaplamalı Testler
Anket
Oylamalı Seçenekler
Yazı
Biçimlendirilmiş Metinler
Puanlamalı Liste
Puanlamalı Liste
Video
Youtube, Vimeo, Vine vs
Ses/Müzik
Soundcloud, Mixcloud
Resim
GIF veya Resim