Eğitim, Kültür ve Bilim


Eğitim Kültür ve Bilim
Eğitim Kültür ve Bilim

Eğitim kültür öncesi “bilim nedir?” sorusuna bakmak lazım. Buna cevap olarak kurulan eğitim sistemleri, kendi ülkeleri için değil; “Dünya Ekonomi”nin merkez ülkeleri için çok karlı birer yatırıma dönüşmüştür. Çevre ülkelerin epistemik cemaatleri, o karı tahakkuk ettiren cevapları kendi ülkelerine uygulamaya çalışan birer teknisyendirler. “Nedir?”e verilen cevapları bilen ve bildiren vasfıyla kurumlaşan didaktik tavır, mensuplarını kişiliksizleştirdiği gibi zamanın dışına sürüklenmiş ve eğitim kurumlarını Ortaçağ Manastırları gibi hayattan, eşyadan ve insandan kopuk hale gelmiştir. Ekonomi politiğin hakimlerini özgürleştiren bilim kurumları, diğer ülkelerde aynı sonucu vermemiştir. Ekonomi politiğin mahkumu olan ülkelerde bir iktidar enstrümanı haline gelen bilim; kutsallaştırılmış, insansızlaştırılmış subjesi (yani eyleyeni olmayan) hitabeler ve vecizeler yığınına dönüşmüştür.

“Bilim nedir?” sorusuna cevap olarak tesis edilmiş kurumlardan her ülkede aynı sonucun, aynı verimin alınmayışı “nelik”le”değil, “kimlik”le alakalıdır. Kimliğin asli unsuru ise bilim değil kültürdür. Tabiat bilimleri dahi kültürel bir zeminde gelişir; eşyayı nasıl kullanacağına dair tecrübi eylem repertuvarına sahip olmayan kişi veya toplum, kendini bilgiyi öğrenmekle sınırlandırdığında yalnızca mukallit olarak kalır. Mukallitliği aşmak ise eşyaya ve olaya insanın kendini katması ile mümkündür. “Bilim kimdir?” sorusu bu açıdan önemlidir..

İnsansız Bilim

Çok kitap yazmasıyla öğünen bir sosyal bilimci, “Bu kadar çok kitap yazmamı ofisimden dışarı adım atmamaya borçluyum, şehre bir iki defa iniyorum, o da markete…” demiştir. Zavallı çocuklar insan içine çıkmayan bir varlıktan insan/toplum öğrenmenin nasıl bir şey olduğunu asla anlayamamakta ve teorilere boğulmaktadır. Toplumu teorilere sığdırma çabası bilim değil, sağından bakınca Alman, solundan bakınca Çin usulü toplum mühendisliğidir. Soyut insan modellerine istinaden toplum yaratma çabası, bilim kurumlarının içerisine sızmıştır, hatta kendi kendisini yeniden üretemeyen ülkelerde bilim ahlakı haline gelmiştir.

Tabiat bilimlerinin objesi çoğunlukla inorganik dünyadır. Bu dünya hakkında kendine özgü tasavvuru olan biricik varlık insandır. Cansız dünyanın ve hayvaniyete sahip insan harici organizmaların bilimi genel kanunlara ulaşabilir. N.Ş.A. kaydıyla yapılan genellemeler bilim adamına yol gösterir, ama bilginin o genellemeler dışında arayışlar sonucu varlığın yeni keşfedilen özellikleriyle ilerler ve dinamizm kazanır; eşyanın gerçekliği üzerine bilinenler ise tüketilemez. Doğa bilimler, incelemelerini benzerlikler üzerine inşa eder, sosyal bilimler ise farklılıkları kendine konu edinir.

Toplumları birbirinden farklı kılan husus, insanın kültürel bir varlık oluşudur. İnsan imkanlar varlığıdır. Sosyal bilimlere düşen şey, bu imkanlar varlığını tarihinden koparmadan geçmiş ve bugün çerçevesinde inceleyerek, geleceğe doğru sentezlere varmaktır. Böyle bir yüke katlanacak aklın tahammüllü olması, yüreğin ise insan denilen varlığı sevmesi gerekir. Bilimin, bilen olmanın getirmiş olduğu sorumluluğu müdrik tahammüllü akıllar, insanı sosyo-psikolojik bir varlık olarak tanımalı, sevmeli ve yol göstermelidir. İnsan, yeniden ve daima beşeri bilimlerin öznesi haline gelmezse, hakkında söylenenler bilim adına totaliter siyasi projelere destek malzemesi sağlamaktan ibarettir.

Kültür ve Bilim

F.Bacon’ın insan eyleminin akıl, hafıza, hayal gücünün aynı anda işlemesi ile gerçekleştiğini söylemesi bilimde yeni bir ufuk açmıştır. Tecrübe ve hayal gücünü eylem kaynağı olarak göstermekle sosyal bilimlere soyut insan modellerine değil, sahici insana yönelme imkanını açmıştı. Ancak, günümüzün hakim sosyolojistik anlayışları, hafıza ve hayal gücünü kayıt dışı tutmak suretiyle kültürlerin kendilerini yenileme imkanını ellerinden almıştır. Bu çok kısa süren aydınlanma ışığının sönmesi demektir. İnsanı -yani humanı- saf dışı ederek insaniyet -yani hümanite- hakkında ve üstelik bilim adına konuşmanın yolu kısa sürede keşfedilmiş; epistemik faaliyetler, iktidar gücünün bir parçası ve aracı haline gelmiştir. Bundan kurtulmanın yolu, toplumun bir kültür nesnesi olduğunu hatırlamaktır. Subjektif bir varlık olan ve bu özelliğinden dolayı da kültür yaratan insan, tarihin subjesi olarak yeniden layık olduğu değerini bulmalıdır. Sivilin olmadığı yerde sivilizasyon ve sivilite, yani kültür ve medeniyet yeşermez.

Kültür araştırmaları denildiğinde çoğunlukla geçmişe dair folklorik malzeme derlemek akla gelmektedir. Bu anlayış kültürün alanını daraltmakta, zamana ve insanlığa yaşanmışlık ve bitmişlik atfetmektedir. Kültür yaşanmışlığıyla hafızamız, yaşadığımızla eylemlerimizdir. Yaşananla yaşadığımız arasındaki bağı kuracak analitik gayret bilime düşmektedir. Her nesil tarihini yeniden yazar; ancak hafızası olmayanlar belli bir sosyo-kültürel varlığa ait eylemleri gerçekleştiremez; olsa olsa başkalarının yazdığı tarihte figüratif rollerle yetinmek zorunda kalırlar. Bu yüzden kültür adına yapılan her şey bugünümüzden çok geleceğimize dairdir; çünkü bizim bugün gerçekleştirdiklerimiz gelecek nesillerin hafızasını oluşturur.

Eğitim Kültür ve Turizm

Günümüzün yaygın insan tipi önce çok yer, sonra da yediğini yakmaya çabalar; her vesileyle karnaval havası çalar, bütün sınırları kolayca aşarak ülkeden ülkeye akar. Dünyaya duyulan bu muhabbet aynı zamanda iktisadi hareketliliğin ve karın kapısıdır. Ancak turisti yalnızca rakı, şiş kebap keyfi için yaşayan bir varlık olarak değerlendirmek düşüklüktür; bir memleketin bunlar için tercih edilmesi utanç vericidir. Kültür turizmi günümüzde giderek yaygınlık kazanmakta ve turist gittiği memleketlerde, kendi kültüründen, mimarisinden ve tanıdığı insanlardan farklılık arz eden hususiyetlere dikkat etmektedir. Deniz, kumsal, güneş sadece Türkiye’de değil, dünyanın her yerinde vardır. Bu alandaki rekabetin de limitleri vardır; ama insaniyete sınır biçilemez.

Tabii güzellikler çaba sarf etmeksizin, emrimize amade kılınan nimetlerdir. Kültür ise tabiatı tasarruf eden insanın ürettiği maddi ve manevi varlığın yekunudur. Bu tarihi varlığı devam ettirecek ve yenileyecek vasıfta insana ihtiyacımız vardır; insan kalitemizi yükseltmeliyiz, bunu da turizm için değil, kendimiz için yapmalıyız. Bir şehrin sokaklarından talimatlarla eşek arabalarını kaldırmak nispeten kolaydır, ama gördüğü her kadını göz hapsine almayı hak gören göz ve gönül terbiyesi yoksunu, her adımda rüzgara karşı tükürük saçan, echel derecesinde cahillerin sokaklarımıza çizdiği kerih manzaradan kurtulmanın yolunu mutlaka aramalı ve bulmalıyız.

Ecnebiler, “Gidin Türkiye’ye insanlık görün” dedikleri gün, hem kültürümüz kendine gelir, hem de turizmimiz şahlanır. Ve zaten Türkiye, “İnsanlık nedir?”e cevap olan bir ülke olmuşsa, her yönüyle kurtulmuş demektir.

Sonuç

Evet… Her nesil kendi tarihini yeniden yazar! Neslimize tarihlerini yazacak eylem repertuarı kazandırabilmek için kültür çalışmalarına ve araştırmalarına ağırlık verilmelidir. Kişilik ibraz eden bir uygarlığa sahibi olmanın yolu, kişilikli insan materyaline sahip olmaktan geçer. Çocuklarımızı ve gençlerimizi hayatı çoktan seçmeli test gibi algılayan figüratif varlıklar olarak değil; şehir, mahalle, sokak, ev gibi kültür ortamlarını sivile yaraşır biçimde ihya ederek yetiştirmeliyiz. O zaman eşyaya ve olaylara katılan değil, kendini katan şahsiyetler eliyle kültürümüzü yenileyerek yolumuza yürüme imkanımız olur.

En ücra köydeki derleme faaliyetinden, iğne ile kuyu kazmaktan beter şehir tarihi araştırmalarına kadar ne yapılırsa, ne kadar yapılırsa geleceğimiz için kardır. Ancak, bunlar popüler kültür kanallarından ve eğitim kurumlarından insanlara ulaştırılarak hayatiyete kavuşmalıdır. Uygarlıkla ilgili kelimeler, batı dillerinin tamamında Latince sivil kelimesinden türetilmiştir. Sivil, sivil tarafından, sivile yaraşır bir dünyada, ülkede, şehirde, mahallede yaşamayı hak etmek demektir.

Mahalli, millî ve kültürlerarası bilgi akışını çok yönlü kurmadıkça, olayları analiz etmemiz ve kişiliğimizle bir senteze ulaşmamız mümkün değildir. Sosyolojinin kurucusu İbn-i Haldun, çağının mümkününü kendi imkanıyla mezcedemeyen toplulukların havsalası daralır ve bir zaman sonra da başkalarına ram olurlar demektedir. Elan da öyledir.

Bu içeriği nasıl buldunuz?

Beğen Beğen
4
Beğen
Mutlu Mutlu
5
Mutlu
Eğlenceli Eğlenceli
1
Eğlenceli
Üzgün Üzgün
0
Üzgün
Olamaz Olamaz
0
Olamaz
Kızgın Kızgın
0
Kızgın
Komik Komik
0
Komik
İlginç İlginç
0
İlginç
Dijital Derginiz
Dijital yayıncılık alanında Türkiye, yükselen bir grafik çizmektedir. Bu amaç ile profesyonel işlere imza atmak üzere yola çıktık. 5. yılımızda araştırmayı seven herkese kapımızı açtık. Sizlerde makalelerinizi dergiCE'de paylaşarak, dijital dünyada yerinizi alabilirsiniz.

Yorumlar 1

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  1. İlim küçük adamı kibirlendirir, vasat adamı şaşırtır, büyük adamı alçak gönüllü yapar.

İçerik Türünü Seçin
Kişilik Testi
Kişilik Hakkında Testler
Test
Cevaplamalı Testler
Anket
Oylamalı Seçenekler
Yazı
Biçimlendirilmiş Metinler
Puanlamalı Liste
Puanlamalı Liste
Video
Youtube, Vimeo, Vine vs
Ses/Müzik
Soundcloud, Mixcloud
Resim
GIF veya Resim