Her bir devletin kendine has kültürel değerleri ve geleneksel eğlence anlayışı vardır. Bu eğlence türleri; kimi zaman tempolu danslarla, kimi zaman sokaklara akın eden insanlarla saatlerce sürebilir. Biz buna festivaller diyoruz. Dünyada muhakkak görülmeye değer festivaller yapılmaktadır. Hatta bazıları toplumun kolektif hafızasını ayakta tutan geleneksel festivallerdir. Biz de buradan hareketle dünyada Asya’nın renkli festivallerinden Avrupa’nın eğlenceli karnavallarına uzanan, geleneksel hale gelen eşsiz festivaller listesini çıkarttık. Yerelden globale yankı uyandıran kadim geleneklerin tarihine, gelin yakından bakalım.
1. Yi Peng Fener Festivali

Tayland’ın Lanna Takvimine göre düzenlediği bu festival, kutlamalar esnasında binlerce insanı bir araya getirmektedir. Genellikle Kasım aylarında yani 12. dolunay yükseldiğinde kutlamalar başlar. Taylandlılar ortak mirasını yansıtırken bir yandan da dini ritüellere bağlılıklarını göstermektedirler. Elleriyle yaktıkları fenerleri aynı anda gökyüzüne bırakarak şölen başlar. Festivalin kökeni ise Kuzey Tayland’da yüzlerce yıl önce hüküm süren Lanna Antik Krallığının Budist inancına kadar uzanmaktadır. Budizme göre aydınlanma ve insan ruhunun nirvanaya ulaşması gibi bir anlamlara gelmektedir. Fenerlerin yakılarak herkesin kendi elinde gökyüzüne bırakmasıyla kişiler işledikleri günahlardan arınır, aynı zamanda gökyüzünde olduğuna inandıkları tanrılarına da şükran borçlarını yerine getirirler. Toplumun bir parçası olan bireyler de bu özel günde bir araya gelerek beraberliğin vermiş olduğu güvenle kendilerini daha güçlü hissederler. Birlikte bıraktıkları fenerler ise adeta kolektif bir bilinç oluştururken genç nüfusa da kin ve düşmanlıktan arınmanın mesajını vermektedir.
2. Domates Festivali

Genellikle salçada veya yemeklerde kullanılan domates; başkaları için unutulmaz bir festival şöleninin başrolü olabiliyor. Dışarıdan bakıldığında büyük bir israf olduğu şüphesiz; çünkü her yıl yaklaşık 120 ton ağırlığında domates, bu festival için kullanılıyor. Bize garip gelen bu festivalin geçmişine bakacak olursak köklü bir tarihe sahip olmadığını görürüz. Festivalin İspanya’da 1950’li yıllarda Aziz Louis Bertrand için düzenlenen geçit töreninde çıkan kavgayla başladığı bilinmektedir. Gençler arasında çıkan bir anlaşmazlıkla yanlarında bulunan bir yemek arabasındaki sebzelerin birbirlerine fırlatılmasıyla olaylar başlar. Sonraki yıl düzenlenen buluşmada da aynı hazırlıkları yapan gençler, yeniden böyle bir yarışın içine girer ve o güne özel bir resmiyet kazanmaya başlar. Domates festivali devletlerin getirdiği katı düzeni, hiyerarşiyi yıkmak için son derece önemlidir. Bir günde olsa insanlar bir araya gelerek kuralları yıkar ve birbirleriyle dostane bir domates mücadelesine girer. Öyle ki bu eşsiz kutlama, İspanya’da her yıl Ağustos ayında kutlanarak dünyada geleneksel hale gelen festivaller arasındaki yerini alır.
3. Bisket Jatra Festivali

Nepal’in Bhaktapur şehrinde, Nisan ayının gelmesiyle birlikte adeta bahar havasının gelişi de kutlanmaktadır. Bahar aylarında geçekleştirilen Bisket Jatra (savaş arabası) şenliği, dünyada geleneksel hale gelen eşsiz festivaller listesine eklenebilir. Yüksekliği metreleri bulan devasa ahşaptan yapılan arabalarla halk sokağa çıkarak eğlenceyi resmi olarak başlatır. Tarihi arka planına bakacak olursak, bu görkemli festivalin temelinde Hindu inancı kendini göstermektedir. Geleneğe göre genç bir prens evlendiği prensesin burnundan çıkan 2 ölümcül yılanla savaşır ve onları öldürür. Böylece gençleri de ölümden kurtaran prens halk tarafından sevilir ve saygıyla anılır. İnançlarında kahraman olarak gördükleri bu prens namına dev ahşap arabalar içinde tanrıların simgeleri yer alır. Başka arabalarda ise yılanları simgeleyen uzun direkler dikilir. Bu arabaların kıyasıya mücadelesiyle sonunda direkler yakılır ve yılanların katli gerçekleşir. Bugünde Nepal halkı, Nisan aylarında kahramanlarını yüceltip tanrılarına şükranlarını dile getirmeye devam etmektedir.
4. Holi Festivali

Hint filmleri ya da dizileriyle muhakkak karşılaşmışızdır. Geleneksel kıyafetleri, altın-gümüş takıları ve danslarıyla dikkatleri üzerlerine çekmektedirler. Dizileri takip edenler, Hint bayramlarına, özellikle insanların birbirinin yüzlerine renkli toz boyalardan sürdüklerine şahit olmuştur. Peki Holi bayram, neyin nesidir? Tarihi oldukça eskiye dayanıyor. Mitolojiye göre, Tanrı Krishna evlendiği eşi Radhadan oldukça koyu bir tene sahipti. Krishna bir gün annesinden aldığı öğüt ile eşinin yüzüne koyu bir boya sürerek onu boyamaya başlar. Artık dışarıdan aynı ten rengine sahip olarak eşitlenmişlerdir. Böylelikle insanlar bu geleneği eşit olabilmek için yüzyılarca sürdürmüştür. Bir başka rivayete göre, İblis Holika’nın yakılması sonrası iyilik galip gelmiş ve insanlar bu mutlu günü rengarenk boyalarla kutlamaya başlamışlardır. Bu bayramın bu kadar özel olmasının en büyük nedeni ise Hindistan’daki kast sistemidir. Kast sistemi insanları hiyerarşiye göre sınıflandırır. Holi bayramında ise bu sınıfsal farklılıklar unutulur; herkes eşit olarak sokaklarda birbirinin yüzüne ve kıyafetlerine renkler sürerler.
5. Highland Festivali

İsminden anlaşılacağı üzere yükseklerde düzenlenen bu İskoç festivali, kütük fırlatma, koşu gibi farklı yarışmalardan oluşur. İskoçya’ya özgü müzikler eşliğinde, İskoç etekleri giyen oyuncuların birbirleriyle güç yarışları yaptığı bir festivaldir. Tarihi ise çok eskiye, yaklaşık bin yıl öncesine dayanmaktadır. Dönemin İskoç Kralı III. Malcolm, krallığının en güçlü askerlerini ve ulaklarını seçmek için bir yarışma düzenletmiştir. Yıllarca gelenek haline gelen bu oyunlar zamanla İskoç milletinin de simgelerinden birisi olmuştur. Ancak İngilizler, İskoçları kendi boyunduruğu altına aldıktan sonra bu geleneği yasaklamışlardır. Baskı altında olsa da oyunlarını İngilizlerden gizlice devam ettirmeyi sürdüren İskoçlar, çocuklarına ve torunlarına bu oyunları öğreterek milli bir şuur oluşturmuşlardır. İskoçlar adeta direnç kaynağı olarak genç nesle doğayla uyumlu yaşamayı, gücü ve sağlıklı olmayı ata sporlarıyla öğretmektedirler. Ayrıca işgal sonrası kurtuluşun da bir simgesi olarak özgürce İskoçya’nın dağlık bölgelerinde bu oyunlar eğlenceyle varlığını sürdürmektedir.
6. Mardi Gras Festivali

Mardi Gras Festivali’nin kökeni Roma döneminde kutlanan Lupercalia festivaline kadar uzanır. Mardi Gras kelimesi tövbe salısı anlamına gelmektedir. Bunun en önemli nedenlerinden birisi, insanların 40 gün boyunca hayvansal gıdalar ve yağlı yiyecekler yememesi için bir yasak konulmasıdır. İnanışa göre; 40 günlük oruç zamanından önce evdeki tüm yağlı ve hayvansal gıdalar tüketilirdi. Sadece yemekler yenmez, bu adeti yerine getiren herkes dışarıda toplanıp büyük eğlenceler düzenlerdi. Böylece 40 gün boyunca bu tür yiyeceklerin yenmeyeceği zamana girilmiş olurdu. Günümüzde de bu geleneğin devam ettiğini görmekteyiz. Hala sokaklara doluşan insanlar ve beraber yenilen o lezzetli yemekler eğlenceyle karışık devam etmekte. Sadece eğlence değil, kısa bir süreliğine de olsa insanın nefsi sınırlarını çizmesini öğretmeyi hedeflemektedir. Yasak zamanı insanlar yediklerine dikkat eder ve ona göre davranırlar. Böylece farklı kültürlerin sentezlenmesiyle insanlar sokaklarda bir bütün olarak birbirine bu yolda destek olmaktadır.
7. Venedik Karnavalı

İtalya’nın Venedik şehrinde eski dönemlerden bugüne yaklaşık bin yıldır kutlanan, adeta zarafeti yansıtan bir gelenektir. Tarihi sarayların önünde gösteriler yapılır, halk eşsiz maskeler giyer ve saatlerce eğlenir. Bağlamı ise bin yıllık bir geçmişiyle eski bir kutlamaya dayanmaktadır. 13. yüzyılın başlarında Venedik Cumhuriyetinin aldığı bir zaferi kutlamasıyla başlamış ve o zamandan beri adeta bir bayram havasında kutlanmaktadır. Eskiye gidecek olursak o dönem bir zenginle bir fakir insanın yan yana gelmesi pek rastlanılan bir şey değildi. Ama insanlar yüzüne taktıkları o maskeler ve giydikleri el yapımı kostümlerle kimliklerini gizleyebiliyorlardı. Böylece soyluların arasına karışıp, devletin adaletsizliklerinden ve eşitsizliklerden korkusuzca bahsedebiliyorlardı. Günümüzde daha çok eğlence amacıyla devam etse de Venedik’in eşsiz mimarisi ve el sanatlarını canlı tutarak nesilden nesile aktarılan bir gelenek olmayı başarmıştır. Her yıl Şubat veya Mart aylarında insanlar, farklı kostümler ve ona yakışır maskeler giyerek bir araya gelirler.
8. Ateş Festivali

Yüzyıllardır Viking geleneklerine duyulan saygı ve geçmişe duyulan özlem varlığını gösteremeye devam etmektedir. Bu eğlence, İskoçya’nın Shetland adalarında her yıl Ocak ayında başlar. Onlarca insan bir araya gelip, adetlerine göre kuşanıp, tahtadan yaptıkları gemilerle bir düzenek oluştururlar. Kışın bitişini simgeleyen bu özel günde halk, elindeki meşalelerle hazırladıkları düzeneği ve gemileri yakarlar. Tarihe bakıldığında, Shetland adaları ve bölgenin çoğunluğu yüzyıllarca Vikinglerin egemenliğinin gölgesi altında kalmıştır. Kışın çetrefilli geçtiği ve baharın gelmesine yakın bir zaman diliminde kutlanan bu bayram, insanların Vikinglere duyduğu saygıyı da beraberinde getirmiştir. Sadece bir ritüel olarak kutlanmıyor, birlikte hareket etmenin sevincini yaşayan toplum gücünü de yaşatmış oluyorlar. Ayrıca insanların birbirine olan bağı güçlenirken atalarına olan saygı da genç nesillere aktarılmış oluyor. Böylece gençler, daha bilinçli ve geçmişleriyle gurur duyan nesillere dönüşüyor.
9. Palio Festivali

İtalya’da her yıl Siena şehrinde gerçekleşen bu kuralsız at yarışı, sadece birkaç insanın at koşturduğu festivallerden değildir. Topraktan bir zemin üzerinde herhangi bir kurala tabi tutulmadan oldukça kısa sürede oynanır. İnsanlar atlarına biner ve birlikte birkaç dakika içerisinde güzel ve eğlenceli bir gün geçirmeye çalışırlar. Yarış varsa nasıl kural olmaz diye düşünebilirsiniz ama bu biraz farklı bir yarış. 13. yüzyıl geleneğine göre mahalleleri yönetecek kişiler bir at yarışana tabi tutulurdu. Yarışa katılmak için gelen insanlar, yarış süresince bitişe birinci olarak girerse mahalleyi o yönetirdi. Elbet bazen aksaklıklar olur; insanlar atlarından düşerdi. Ancak bu soruna maruz kalanlar, oyun kurallarına göre diskalifiye olmuyordu. Yarışmacı düşse bile atın bitiş çizgisine varabilmesi o kişinin de yarışı birinci bitirdiği anlamına gelirdi. İtalya da turistler tarafından da oldukça ilgi çeken bu yarış, toplum için oldukça önemli bir konumdadır. Bir yaşam biçimi olarak her yıl düzenli şekilde gerçekleştirilir. Böylece küçük mahalle kültürü hâlâ hissedilir ve gelecek nesle bu oyunlar öğretilir.
10. Salburun Festivali

Kırgızistan ve Kazakistan’ın bazı bölgelerinde atalarımızdan miras kalan bu gelenek, halen varlığını sürdürmektedir. Türk-Moğol göçebe kültüründe, atalarımız bozkırın o sert ve acımasız zamanlarında hayatlarını avlanarak sürdürdü. Kendi yaşadıkları sınırları düşmandan korumak isteyen birlikler de sürekli atış taliminde bulunurdu. Edindikleri bu avcılık ve eğitim deneyimi yıllarca babadan oğula aktarıldı. Her ebeveyn kendi çocuklarına at sürmeyi ve ok atmayı hayatta kalmak için avlanmayı öğretmek zorundaydı. Böylelikle toplumunda bir kültür haline gelen bu süreç, her yıl göçebe ailelerin bir araya gelmesiyle eğittikleri hayvanlarla çıktıkları avcılık serüvenine dönüşmüştür. Salburun kelime anlamı; “ilk önce bırakılan, salınan” demektir. Hayvanları salıp av aradıklarını düşünürsek oldukça uygun bir isim olmuş. Eğitilmiş kartallar ve atlarla düzenlenen bu festival, doğayla uyumlu bir şekilde pek çok sporcunun katılımıyla gerçekleşir. İnsana hem vahşi dünyada hayatta kalmayı öğretir hem de çevredeki canlıları tanıma fırsatı sunar. Böylelikle her yıl, ilk zamanki gibi coşku içinde kutlanır.