Dağlar Güzeli Sular Şehri: Van


VAN
VAN

Otobüsümüz harekete hazır. Kısmetse yoğun bir gün olacak. Ali Yalçın Bey’in rehberliğinde Adilcevaz, Muradiye Şelalesi, inci kefali göçü derken Van Kalesine uğrayacağız. Sonra da Gevaş’tan Akdamar Adasına, oradan da Tatvan’a geçip tam bir Van Gölü turu atarak geldiğimiz istikametten Şanlıurfa’ya yol alacağız. Böylesi durumlarda yetmez sanılan sıradan bir gün, koskocaman bir zamana dönüşüveriyor.

Adilcevaz Tatlı Bir Hatıra
Ahlat ile Adilcevaz arası yirmi beş kilometre. İç açıcı sahil yolundan gitmek insana Akdeniz’deymiş hissi uyandırıyor. Fakat buranın fazlası var: Dağlar. Hatırlıyorum. Üniversitede ilk yılı tamamlayınca yaz tatili başında buraya kitap okuma programına gelmiştik. Öğrencilik yıllarımın; hatta hayatımın ilk ve tek derli toplu programıydı. İlçenin tek otelinde bir hafta kitap okumuş ve yer yer yüzme gibi farklı aktivitelere katılmıştık. Okumada birinci gelen oda, ödül olarak karpuz alıyordu. Gerçekten yüksek nitelikli bir programdı. Odamız deniz manzaralı olduğu için talihliydim. Balkonu tam okumalık bir yerdi. Kendi kendime karar almıştım: Yarışmaya katılmayacak, risaleleri yavaş yavaş ve anlayarak okuyacaktım. Üst sınıftaki ağabeylere karşı mahcup olmamak için de en ince ve küçük ebatlı dört kitap belirlemiştim: Sikke-i Tasdik-i Gaybî, İşârâtü’l İ’câz, Mesnevi-i Nûriye ve Asâ-yı Musa. Seçtiklerimin en zorlu kitaplar olduğunu çok sonradan öğrendim tabii.

Bir haftada bu dört kitabı okudum. Üstelik sözlükle ve anlamaya çalışarak. Sayfalarda rastladığım ayetleri, bir yıl boyunca gördüğüm Osmanlıcanın da tesiriyle okumayı başardım. Böylece kendi tespitlerimle risalelerin derinliğini ve Üstad’ın kıymetini fark ettiğim gibi, Kur’ân okumayı öğrenmek de nasip oldu. Üst üste büyük nimetti bunlar. Sözlükle aram hâlâ iyidir. Muhabbetimin iyi olduğu bir arkadaşa, o günlerde şöyle dediğimi hatırlıyorum: “Bu insanlar bizden yol, otel ve yemek parası almadılar. Peki, karşılığında ne istiyorlar? Okumamızı. Okuduğumuz kitaplar da belli. Allah aşkına, böyle bir imkânı anne ve babası dışında kim sağlayabilir insana?” Beni tasdik etmişti. O gün bize o ortamı sağlayan herkese şükran borçluyuz.

Bend-i Mâhi’de İbretlik Maraton
Erciş’e doğru ilerlerken, rehberimiz, dünyada flamingoların barındığı birkaç yerden birinin bu yeşil ilçe olduğunu söylüyor; asıl flamingo ülkesi ise Kenya Nakuru Gölü malum. Anadolu’da allı turna diye bilinen bu zarif ve kızıl kuşların sodalı suları sevdiği besbelli. Renginden ve krater göllerinden yükselirken görülmelerinden dolayı ateş kuşu da denilmiş onlara. Flamingolar gerçekten çok zarif kuşlar. Erciş’in bir diğer güzelliği de inci kefali göçü. Bu göç, Alaska’daki somon göçünün görsel bir alternatifi. Mayısta, tam zamanında geldiğimiz için talihliyiz. İnşallah birazdan bu göçe şahit olacağız. Otobüsümüz, göçün gözlenebildiği en uygun yer olan Bend-i Mâhi’de (Balık Bendinde) durdu. İzleme terası da kurulan nehir kıyısına varınca hayretler içinde kaldık. Binlerce balık, ölümüne ve akıntının tersi istikametinde zorlu bir maratona koyulmuş. Sonunda güçlü olanların başarılı olacağı muhakkak. Sağlıklı ve güçlü nesillerin çoğalması ancak böyle zorlu bir maratonla mümkün. İnci kefali ismi de çok isabetli bir seçim. Çokça fotoğraf çekiyorum; lakin daha güzel bir makine elzem.

Saklı Güzellik: Muradiye Şelalesi
Erciş’ten yirmi kilometre sonra Muradiye Şelalesine ulaştık. Nefis bir görüntü; ancak bir tür kanyon içinde olduğundan gözlerden saklı. Çoğu tabii, bir kısmı da baraj tarafından getirilen sularla desteklenen bu çağlayan, yöreye Rabbin güzel bir armağanı. Üçüncü kez geldiğim hâlde ilk kez geliyormuşum gibi hissettim kendimi. Bu coğrafya, fotoğraf sanatçıları için çok özel bir plato. Eş, dost, arkadaş asma köprüden karşıya geçerek şelaleyi seyre koyuluyoruz. Fotoğraf çektirmek gezinin tabiatında var. Kimi telefonla, kimi makinayla hatıra topluyor. İnsana su, güneş ve yeşillikler sevdirilmiş. Çevrede ışkıncılar; çocuk, genç, yaşlı piknikçiler.

Van’a Yeni Reklamlar Gerek
Erciş ve Muradiye tarafından Süphan’ın görüntüsü muhteşem. Göl alabildiğine turkuaz ve mavi. Bu yerler tam bir fotoğraf albümü. Yol boyu güzelim manzaralar karşısında projeler aktı içime. Turizm sahasında yapılabilecek her türlü yatırım er geç meyvesini verir; fakat hoyrat şehirleşmeden ve sanayi kirliliğinden azami ölçüde sakınarak. Bölgeyi bir bütün olarak düşünmek ve mimariden sosyal imkâna kadar her şey detaylarıyla hesaplanarak bir atılım başlatılırsa, buralar paha biçilmez bir marka olur. Şimdilik Van kahvaltısı reklamı tuttu. Bence bu bir başlangıç; ama yetmez. Daha başka reklamlar gerek. Kahvaltı dedim de o mutluluk bugün epey gecikti. Yol boyunca bir şeyler atıştırsak da artık son sınıra gelmiş bulunuyoruz; çünkü vakit öğleyi buldu. Allah’tan Van’a yaklaştık. Lüks veya gayr-ı lüks bütün salonlarda aynı malzemelerden mürekkep kahvaltı sunulduğu için daha az gösterişli ve biraz daha uygun olan bir salonu seçtik. Daha otobüsteyken arayıp kırk kişilik sipariş verdik. Varana kadar ancak hazır olur dediler. Bakalım Van kahvaltısı niceymiş?

Van Kahvaltısı
Deprem ve deprem sonrası izleri cümlelerimize taşıyarak Van’a girdik. Park yeri için kısa bir tur sonrası kahvaltı salonuna yürüdük. Mütevazı salonda masalar tamamen hazırlanmış. Höşmerim, haşhaş ezmesi, yumurtalı kavurma, menemen, zeytin, peynir, bal kaymaktan oluşan on dört çeşit kahvaltıda en çok otlu peyniri sevdim. Ağrı’dayken aşina olduğum bu peynir, yeniliğe açık damaklar için bulunmaz bir tat. Diğer çeşitlerin ekserisi Anadolu sofralarında mevcut zaten. Kendime geldiğimi fark ettim. Bunca çeşit kahvaltıyı beğenmemek mümkün değil. Van kahvaltısı yayla kahvaltısıdır. Bulunduğu çevreyle birlikte düşünüldüğünde eşi yoktur.

Kale Yanı Medrese
Kahvaltı sonrası doğruca Van Kalesine hareket ettik. Yüksekçe bir tepe üzerine kurulan bu Urartu başkentinin kalesi gerçekten güzel. İşin şaşırtıcı tarafı, aslının tabanı büyük kesme taşlardan, duvarının da kerpiçten olması. Sonradan imar edilen kısımlarıyla taş surlar da eklenmiş; fakat her nasılsa orijinal kerpiç duvarlardan hâlen ayakta kalanlar var. Demek ki yağmur tehdidi çok az. Doğubayazıt’ta yüksek bir dağ zirvesinde gördüğüm Urartu kalesini de düşündüğümde, İskenderun körfezine dek ulaşan Urartuların geniş ve kudretli bir hâkimiyetlerinin olduğu anlaşılıyor. Burada, Urartuların eski Hurrilerle şimdiki Çeçenlerin akrabası olduğunu belirteyim. Dil ortaklığı bunu gösteriyor çünkü.

Uygun bir park yeri bulduktan sonra çevre düzenlemesi yapılmış, çay bahçesi kurulmuş kale düzlüğüne indik. Zengin Urartu takıları satılan bir dükkân, bir iki örnek Van evi. Öyle ki, kerpiç duvar mertekli toprak damdan yapılmış. Bir tanesi iki katlı. Belli ki zengin işi. İç Anadolu’da da hâlâ taş temelli, kerpiç duvarlı ve mertekli, toprak damlı evler mevcut. Tarih bilgim beni yanıltmıyorsa, bu tip evler Hititlerin mirası. İnsanlık tarihi en fazla on bin yıl ise, belki de Hazreti Âdem Aleyhisselam zamanına dek uzanır bu miras. Evlerin önünden geçerek gişeye yaklaşıyoruz. Giriş ücretli. Varsın olsun. Turizmi destekliyorum. Değerlerimize sahip çıkma vesilesi o.

Tarihin Kırılma Noktası Horhor Medresesi
Niyetimiz, ilk etapta Horhor Medresesini ziyaret etmek. Malum, burası, Bediüzzaman Hazretlerinin otağı. Yavaş adımlarla ve fotoğraf çekerek rehberimizi takip ediyorum. Etraf nefis salkımsöğütler, yüksek kavaklar, diz boyu yeşilliklerle tablo gibi. Su bol. Kalenin bulunduğu bu yüksek ve geniş tepenin zemininden kaynak suları fışkırıyor. Bunlardan biri de Horhor Çeşmesi. İçteki basıncın tesiriyle suyunu nefes alıp verir gibi boşalttığından dolayı böyle denilmiş. Medresenin adı da buradan geliyor. Horhor suyundan avuç avuç içtim. Buz gibi ve tatlımsı. Pek sevdim. Medrese ise yeniden ayağa kaldırılmış. Öğrencilik zamanında geldiğimde görmemiştim çünkü. Hürmetle girdim içeri. Üstadın ilk ve son medresesi olan bu yer, hayatı ve hatırası gibi tertemiz. Bizim çocuklar talihli. Anne babalarının nice zaman sonra görüp yaşadığı pek çok güzelliği daha şimdiden tadıyorlar.

“Davaam!”
Horhor Çeşmesinin bulunduğu yerden dimdik yükselen çıplak yamaçta iki mağara mevcut. Üstteki biraz çıkıntılı, alttaki ise girintili görünüyor. Üstad’ın ibadet için çıktığı bu iki saadet otağı çokça dikkat isteyen yerler. En küçük bir hatada düşmek mümkün. Çeşmenin olduğu yerle mağara arasında derin bir çatlak bulunuyor. Üstad, çoğu zaman bu çatlağın içinden çok seri bir hâlde inerek abdest alır, su temin eder geri çıkarmış. Bir seferinde nasılsa ayağı kaymış. Üstteki mağaradan düşerken “davaam!” diye bağırmış. Kerametvari alttaki, biraz da içte kalan mağaraya düşmüş. Kendi ifadesiyle gaybî bir el onu içeri çekmiş. Fiziken kurtulması mümkün değil. Apaçık görülüyor. “Vicdanın ziyası ulûm-u diniyedir; aklın nûru fünûn-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecelli eder.” sözünü beyan eden büyük mütefekkirin yapacağı işler vardı elbet. Bugün dünyanın dört bir yanında açılan okullar onun medreseleri değil de nedir?

Akdamar Adasına Tam Yol İleri
Kale civarında bir güzel dinlenip Akdamar’a gitmek üzere yola koyulduk. Karşımızda Gevaş sıradağları karlı zirveleriyle bir harika görünüyor. Göl boyunca yolculuğun tamamına yakını deniz manzaralı. Yeşil otlaklarda tereyağı, peynir, taze süt ve yayla etinin membaı koyun ve sığır sürüleri otluyor. Pazar olduğu için piknikçiler de boş durmamış. Kıyı boyunca mangal ve semaver başları cıvıl cıvıl. Kıyılara sıfır metre kahvaltı salonları Alanya’daki beş yıldızlı oteller gibi dipdibe uzayıp gidiyor. Edremit’ten geçerken Su Sporları Merkezi gözüme takıldı. Ne iyi olmuş. Gençler spor ve sanatla uğraştıkça olumsuz pek çok ortamdan uzak kalır. Güzelim sular da değerlendirilmiş olur böylece. Sol tarafımıza doğru Hoşab (Hoş su) ve Çavuştepe tabelasını fark ettim. Çavuştepe Urartuların önemli şehirlerinden Sardurihinili’nin ta kendisi. Bu isim, Sardurinin şehri anlamına geliyor. Orada, kendi çabasıyla Urartuca okuma ve yazmayı öğrenmiş ilkokul mezunu Mehmet Kuşman amcanın olduğunu biliyorum. Dünyada bu dili bilen otuz sekiz kişiden biri o. Yazmayı bilen tek kişi aynı zamanda. Öğrencilerime ders konusu olarak işledim.

Akdamar: Martılar Adası
Akdamar, gayet güzel bir ada. Kıyıdan bir kilometre uzakta. Yüz kişi kapasiteli iki gezi teknesiyle ulaşım sağlanıyor. Başta martılar olmak üzere pek çok kuşa ev sahipliği yaptığını biliyorum. İnsanların az geldiği dönemlerde orta yerde kuş yuvası görmek mümkün demişlerdi. Şimdi bu durum değişmiş olmalı. Zirvelerde uçan kuşları fotoğraflarken tepelerde dolaşan kimseler gördüm. Baharın da tesiriyle etraf yemyeşil. Tam mevsimi olduğu için ağaçlar çağla dolu. Burada sadece çağla ormanı var desem abartı olmaz. Piknik için de ideal. Gerçi dokuz yıl öncesine kadar su varmış; ama şimdi sudan mahrum kalmış ada. Yakında kıyıdan su hattı çekilecekmiş. Ne iyi olur. Buradaki manastır okulu dünyadaki Gregoryen kiliselerine papaz yetiştiriyormuş. Sultan 2. Abdülhamid cennetmekânın, burada bir ruhban okulu açılmasına izin verdiğini öğreniyorum. Bediüzzaman Hazretlerinin, “Akdamar Adası’nda on senede elli talebe yetiştirsem, İslam’ı dünyaya hâkim kılarım” sözünü burada zikretmesem olmaz. Adayla ilgili bir aşk hikâyesi var. Birkaç farklı türünü dinlediğim hikâye gerçekten hoş. Ayrı bir yazı konusu olacak bu hikâyeyi zikretmekle yetinelim.

Taştan Ansiklopedi Akdamar Kilisesi
Ziyaretçilerin çoğunun geliş sebebi Akdamar Kilisesi. Önceden harabeye benzerken şimdi restore edilip ibadete açılmış. Bu yapı, onuncu yüzyıl başlarında Ermeni kralı 1. Gakik tarafından saray kilisesi olarak yaptırılmış. İlginç olan yönü, dış cephelerindeki rölyefler. Duvarların üzerindeki beş ayrı rölyef kuşağının ikisi inançla ilgili, diğerleri de yöredeki hayvan ve bitkileri resmetmiş. Tevrat ve İncil’de (ve elbette Kur‘ân’da) geçen peygamber kıssaları üç boyutlu kabartma şeklinde işlenmiş. Hazreti Âdem ile Havva annemizin kıssası, Hazreti Yunus Aleyhisselamın denize atılması, Hazreti İsa Aleyhisselam ve Hazreti Meryem’in kıssası, Hazreti Davut Aleyhisselam ile Golyat’ın (Calut’un) savaşı, İlyas (Elija) peygamberin kıssası gibi. Anadolu coğrafyasındaki hayvanların rölyefleri taştan bir ansiklopedi gibi. Ayrıca İncil yazarları, günlük hayattan sahneler; üzüm hasatı, güreş ve av sahneleri yer alıyor. Hâkim kabartma üzüm ve kartal. 1951’de hükümet tarafından yıkılması söz konusu olunca Yaşar Kemal’in müdahalesiyle kurtulmuş. İyi ki kurtulmuş. Anadolu’muz zengin bir tarihî belgeden mahrum kalırdı.

Önyargılar Tuz Buz
Adadan ayrılınca, ikindi demini almıştı. Vazifemizi görüp Tatvan’a hareket ettik. Akşam vakti ulaşacağımızdan, orayı gezme imkânımız olmayacak ne yazık ki. Fakat alışveriş merkezi varmış. Orada mola verip yemek yiyecek ve yöresel bir şeyler alacağız. Ben özellikle Mardin pestili bulurum diye ümitlendim. Dolaştığımız yerlerde sormama rağmen bulamadım. Rehberimiz ihtiyaç duydukça açıklamalar yapıyor. Yol boyunca filmlerde rastlanabilecek güzellikte çayırlar görünüyor. Bu bereketli çayırlar, hayvancılığın vazgeçilmezi buralarda. Haziran ve eylül aylarında olmak üzere yılda iki kez biçilip balyalanıyormuş. Sol tarafımızda Nemrut Dağı, boyna ilerliyoruz. Kıyılar boyunca piknik alanları ve parklar göze çarpıyor. Dingin bir Ege manzarası sanki. Farklı noktalarda bulunan ve şehirden de uzak olan bu yerlerde ailelerin olması güvenlik probleminin yaşanmadığının ispatı. Otobüstekilerin kurduğu cümleler, doğuyla ilgili bütün olumsuz kanaatlerin yıkıldığını gösteriyor. Hem coğrafi olarak hem de terör noktasında. Her kim ki doğunun herhangi bir şehrine günübirlik bir seyahat düzenlerse, götürdüğü insanların olumsuz kanaatlerini bir günde yıkabilir. İşte, yaşadığımız tecrübe ortada.

Tatvan’da Günün Sonu
Tatvan’a girerken akşam olmuştu. Göl manzarasıyla ufkun kızıllığı ve Süphan’ın silüeti bu kadar da güzellik olmaz dedirtiyor. Işıklar içindeki şehrin, Boğaziçi’nden farkı yok neredeyse. Buradan Van limanına feribot seferleri yapıldığını biliyorum. Dünyada iki büyük tren feribotundan biri burada, diğeri Çin’de çalışıyormuş. Bunu yeni öğrendim. Anadolu’dan gelen tren, vagon vagon bu feribota bindirilip Van’a geçiriliyor, oradan da Tebriz’e gidiyormuş. Rehberimizi dinleyerek şehir merkezine ulaşıyoruz. Onunla ayrılma vaktimiz geldi. Kendisine minnettarız. Akşamı eda edip restauranta geçmeden oğlumla birlikte bankamatiğe yürüyoruz. Biraz taze ışkın aldım, bir de tevafuken pestile rastladım. Gördüğüm, elinde son kalanlarmış. Baktım ki hafif mayhoş, Midyat pestili olduğunu tahmin ettim. Susam serpiştirilmiş, kâğıt gibi ince ve katkısız. İki kilo kadar aldım. Bu da Tatvan hediyesi. Yemek için restauranta geçmemiz uzun sürmedi. Yemek yediğimiz restaurant gerçekten temiz ve lezzetli yemekleri olan bir yer. Tatvan ise su perisi. Gece yolculuğu için otobüsümüze gitme zamanı geldi. İnşallah sabah namazında Urfa’ya uğrayıp doğruca Antakya’ya hareket edeceğiz. Bu dağ ve denizle bezeli yeşil coğrafya içimizde dupduru kalacak.

Bu içeriği nasıl buldunuz?

Beğen Beğen
4
Beğen
Mutlu Mutlu
5
Mutlu
Eğlenceli Eğlenceli
1
Eğlenceli
Üzgün Üzgün
0
Üzgün
Olamaz Olamaz
0
Olamaz
Kızgın Kızgın
0
Kızgın
Komik Komik
0
Komik
İlginç İlginç
0
İlginç
Dijital Derginiz
Dijital yayıncılık alanında Türkiye, yükselen bir grafik çizmektedir. Bu amaç ile profesyonel işlere imza atmak üzere yola çıktık. 5. yılımızda araştırmayı seven herkese kapımızı açtık. Sizlerde makalelerinizi dergiCE'de paylaşarak, dijital dünyada yerinizi alabilirsiniz.

Yorumlar 2

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  1. Her yerin kendine has güzellikleri vardır. Güzeli güzel yapan ise, güzel düşünce ve görüştür.
    İnsanları, bu güzelliklere yönelten güzel insanlara teşekkür ederiz.. Ayrıca paylaşımlarınızı zevkle takip ediyorum 🙂

  2. Bir defa gitmiştim, çok beğendim. Tarihi Van Kalesi’nin güneyinde bulunan eski Van şehri, çarşıları, sokakları, mahalleleri, han, hamam, taş döşeli caddeleri yanında Van Evleri ile Osmanlı kentlerinin tipik özelliklerini taşımaktadır. Van’da ilk sulama kanalları ve barajlar M.Ö. 9. ve 6. yüzyıllar arasında Urartular zamanında yapılmıştır. Van’daki önemli camiler Ulu Cami, Hüsrev Paşa Cami, Kızıl Camii gibi daha bir çok camii görülmeye değerdir.

İçerik Türünü Seçin
Kişilik Testi
Kişilik Hakkında Testler
Test
Cevaplamalı Testler
Anket
Oylamalı Seçenekler
Yazı
Biçimlendirilmiş Metinler
Puanlamalı Liste
Puanlamalı Liste
Video
Youtube, Vimeo, Vine vs
Ses/Müzik
Soundcloud, Mixcloud
Resim
GIF veya Resim