Çocuklarda Baskıcı Tutum


ÇOCUKLARA BASKICI TUTUM
ÇOCUKLARA BASKICI TUTUM

Çocuğunu, kendi ideallerinde yaşattığı kalıplara uygun küçük bir yetişkin yapma çabasıyla, yola çıkan ana-babaların çoğunlukla katı, baskıcı ve hoşgörüsüz bir tutum içinde olduklarını görürüz. Çocuğumuz bizden yaşça, bedence ve ruhça küçük olabilir fakat bu çocuğumuzun bizim bir model küçüğümüz olması anlamına gelmez. O henüz bir çocuktur. Evet çocuktur. Yaramazlık ve hatalar yapması kadar doğal olabilecek ne olabilir ki?

Çocuğun isteği sadece çocukluğunu yaşayabilmektir. Söyler misiniz? Çocuğunuz çocukluğunu şimdi yaşamayacak da ne zaman yaşayacak? “Yaşamadığım çocukluğumun hesabını kimden soracağım? Kim bilir?” diyor şair. Katı, baskıcı eğitim tarzını benimseyen ailelerdeki bu çocukların hiçbir zaman çocukluğunu yaşama fırsatları olmaz.

Evde askeri bir sistem hâkimdir. Kalkış saat 07:30, kahvaltı saat 08:00, en geç yatış saati 21:30’dur. Askerlerin dahi hafta sonu programları farklı olduğu halde, evin düzeni değişmesin diye çocukların bu programında değişiklik yapılmaz. Katı, baskıcı eğitim tarzını benimseyen ailelerdeki bu çocukların hiçbir zaman çocukluklarını yaşama fırsatları olmaz. Onlar her zaman ‘çocuk yetişkin’ olurlar. Bu tür çocuklara toplumumuzda ‘büyümüş de küçülmüş’ denilir.

Anne-babanın gözleri sürekli bu çocukların üzerindedir. Davranışlarında oturuşlarında, kalkışlarında, konuşmalarında, gülmesinde, yemesinde, içmesinde kısaca çocuğun yaptığı her türlü harekette bir kusur, bir yanlış arayıp dururlar. Sürekli kusur aradıkları içinde çocuk devamlı tetik altındadır. Streslidir. “Acaba yine mi hata yaptım? Yoksa yaptığım yanlış mı? Annem-babam bunu duyarsa ne der?” kaygısını çocuk devamlı yaşar. Devamlı tedirgin olduğu için de (çocuk bu durumdayken), anne-baba hata bulmakta hiç de zorlanmazlar. Çocuğa sürekli kızıp, azarlarlar. Onu hor görürler. Çeşitli olumsuz özelliklerle çocuğu nitelendirirler. Hatta daha da ileri giderek “Çocuğumu eğitiyorum, terbiye ediyorum” mantığıyla çocuğa bu tür ailelerde şiddet uygulanır. Böylece çocuğu kendi istedikleri kalıba sığdırmak için devamlı zorlayıp dururlar.

Yaptırım gücü anne-babadadır. Onlar devamlı haklı kısımdadırlar. Anne-baba isteklerinden en ufak bir ödün vermek istemezler. Çocuğu anlama çabasını göstermezler. Belki sonuçta çocuğun aileye gösterdiği direnç kırılır ve ailenin istediği kılıfa, kalıba zor da olsa çocuk girer. Aile istediği gibi uzaktan kumandalı bir çocuğa sahip olur. Ama geriye çocuktan çok fazla bir şey kalmaz. Anne-baba başarıya ulaşmıştır. Ama silik kişilikli bir çocukları olmuştur bu arada.

Baskıcı, otoriter, katı, sıkı ailenin verdiği eğitimde ceza her zaman ön plandadır. Ayrıca çocuğun işlediği suçla ceza orantılı değildir. Genelde “Ona iyi bir ders olsun, bir daha ömür boyu bu hatayı yapmasın, diğer çocuklara da örnek olsun” düşüncesinden yola çıkılarak çocuğa verilen cezalar çok ağır olur.

Ailenin verdiği disiplin çocuğu bunaltır, sıkar, hatta hayattan usandırır. Çocuğun en doğal hakları dahi aile üyeleri tarafından çocuğa uslu olmasının bir ödülü olarak verilir. Çocuktan yaşının üstünde bir olgunluk beklenir. Ve çocuğa özgürlük kesinlikle verilmez…

Hikâye
Ferit ve Bekir isminde iki kardeş vardı. Ferit öğretmen, Bekir ise çiftçi idi. Sonra evlendiler. Aradan yıllar geçti. Ferit’in ve Bekir’in de birer erkek çocukları dünyaya geldi. Onlar da çocuklarını iyi yetiştirmek için çırpındılar. Ne var ki çocuklar büyüyüp de mesleklerini seçmek istediklerinde hiç de hoş olmayan durumlar ortaya çıktı.

Çiftçi Bekir’in oğlu kitaplarla uğraşmayı, yazıp çizmeyi, edebi çalışmaları çok seviyor ve öğretmen olmak istiyordu. Öğretmen Ferit Bey’in oğlu ise okullara ısınamamış, bağ bahçe ve hayvanlarla meşgul olmayı tercih eder olmuştu. “Dedem gibi, amcam gibi iyi bir çiftçi olacağım ben!’’ diyordu.

Ne var ki ne Bekir, ne Ferit Bey oğullarının isteklerini makul karşıladılar. Onlar çocuklarının kendi seçtikleri meslekleri tercih etmelerini istediler. Durumu babaları Kerim Beye anlattıklarında yaşlı adam: ’

“Onları serbest bırakmalısınız’’ dedi. Fakat “Babamız çok yaşlandığı için doğru düşünemiyor’’ diyerek öğütlerini dinlemediler. Ferit Bey, oğlunu öğretmen olarak görmek istiyordu. Neticede emeline kavuştu ama zavallı oğul, mutsuzluk içindeydi. Çocuklarla ilgilenmekten ziyade tarlada, ahırda, bahçede vakit geçirmek istiyor bu yüzden de başarılı bir öğretmen olamıyordu. Hayatından hiç de memnun değildi.

Bekir’in oğlu ise “Niçin çiftçilik yapmaya mecbur tutuldum sanki?’’ diye sızlanıyor, her fırsatta eline bir kitap alıp, bir köşeye çekilerek okumaya dalıyordu. Tabii bu ilgisizlik sebebiyle ne işçilerin doğru dürüst çalıştıklarını kontrol edebiliyor, ne bahçelerle ve ne de hayvanlarla ilgileniyordu. Yıldan yıla borcunun çoğaldığını, işçilerin birer ikişer kaçtıklarını görüyor, üzülüyordu.

Bir gün amcaoğulları bir araya gelip yemek yediler. Hallerinden hiç de mutlu olmadıkları anlaşılıyordu. İkisi de bitkin, mutsuz ve umutsuzdu…

Nisanur Dergisi ~ Esengül ÖZKAN
Sayı: 30 ~ Mayıs 2014

KAYNAK: Psk. Dnş. Filiz Okuş Tezel

Bu içeriği nasıl buldunuz?

Beğen Beğen
6
Beğen
Mutlu Mutlu
0
Mutlu
Eğlenceli Eğlenceli
0
Eğlenceli
Üzgün Üzgün
1
Üzgün
Olamaz Olamaz
0
Olamaz
Kızgın Kızgın
1
Kızgın
Komik Komik
1
Komik
İlginç İlginç
1
İlginç
Dijital Derginiz
Dijital yayıncılık alanında Türkiye, yükselen bir grafik çizmektedir. Bu amaç ile profesyonel işlere imza atmak üzere yola çıktık. 5. yılımızda araştırmayı seven herkese kapımızı açtık. Sizlerde makalelerinizi dergiCE'de paylaşarak, dijital dünyada yerinizi alabilirsiniz.

Yorumlar 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İçerik Türünü Seçin
Kişilik Testi
Kişilik Hakkında Testler
Test
Cevaplamalı Testler
Anket
Oylamalı Seçenekler
Yazı
Biçimlendirilmiş Metinler
Puanlamalı Liste
Puanlamalı Liste
Video
Youtube, Vimeo, Vine vs
Ses/Müzik
Soundcloud, Mixcloud
Resim
GIF veya Resim