Bir Eserde Bulunması Gereken Temel Unsurlar


Kitap ve Kalem
Kitap ve Kalem

Kur’ân Kıssalarının Özelliği
Kur’ân; hakikatleri ve tarih sahnesinde gerçekleşmiş olayları anlattığı için ondaki kıssalara hikâye denilemez. Çünkü hikâye; meydana gelmiş veya meydana gelmesi muhtemel olayları anlatır. Bunun yanında “hikâye” denince ekseriya; yaşanabilir kurgular akla gelmektedir. Kur’ân’da karşımıza çıkan kıssalar ise, tarihî hakikatlerle ilgisi olmayan, sırf öğüt vermek maksadıyla kurgulanmış hikâyeler değildir. Bilakis Kur’ân’ın bize anlattığı kıssalar, Hz. Âdem(a.s.)’den bugüne insanlığın başından geçen hadiselerin bizatihi sadık ve doğru haberleridir.

Kur’ân’daki kıssalar; okuma-yazma bilmeyen, dolayısıyla eski kitapları da okuyup içindekileri öğrenmesi mümkün olmayan ümmi olan Hazreti Peygamber(s.a.v.)’in bir mucizesi, Kur’ân’a “Esâtîru’l evvelîn-eskilerin masalları” (Kalem, 15) diyen müşriklere bir cevaptır. Çünkü Kur’ân eskilerin masallarını değil, geçmiş dönem kavimlerinin gerçeklerini, tarihlerini anlatır.

Kur’ân, insanları doğru yola iletmek için gönderilmiştir. Bunun içindir ki hikmet ve güzel öğüt metodunu kullanmaktadır. Yaşanmış olayları etkili bir üslupla anlatmış, bunu yaparken benzer olayların insanların başına her zaman gelebileceğini vurgulayarak dersler çıkarılmasını istemiştir. Nitekim Peygamberlerin gönderiliş gayesinin, imanlı ve ahlaklı insanlar yetiştirmek olduğu hükmünden hareketle; Kur’ân-ı Kerim’in yaklaşık üçte biri insanlara ders ve ibret olmak üzere anlatılan geçmiş peygamberlerin ve milletlerin kıssalarından müteşekkildir.

Kıssaların İnsan Eğitimindeki Rolü
“Kıssa”nın insan eğitiminde büyük rolü vardır. Geçmiş insanların başından geçen olayları ve sebeplerini anlatmak, bugünün insanına da yol gösterir, ders verir. Çünkü insan; yaratılışı, eğilimleri ve zaaflarıyla her devirde aynı insandır. Tarihte yaşamış insanlar ve milletler için söz konusu olan, bugünün insanı için de söz konusudur. Mesela; inkarcıların ve zalimlerin acı sonları; Kur’ân’da, Firavun ve ordusunun denizde boğulmasına yol açan zulümleri anlatılmak suretiyle gözler önüne serilir. Yine sıkıntılara göğüs gererek, Allah’a olan iman ve tevekkülünü kaybetmeyen kimselerin, sonuçta büyük mertebelere ulaşacakları ve sabırlarının mükafatını görecekleri Hz. Yûsuf kıssasında en güzel şekilde anlatılır. Kur’ân’da geçen kıssalarda esas gaye; “târihî bilgi vermek” olmadığı için, fazla teferruata girilmez.

Başta çocukların ve gençlerin olmak üzere, bütün insanların eğitiminde tarihî, dinî ve ahlaki kıssaların büyük bir önemi vardır. “Gerçek hadiseleri canlı bir dille, edebî bir üslupla tasvir etmek, okuyanlar üzerinde büyük bir etki bırakır. Kötülüklerin ve ahlaksızlıkların korkunç neticeleri, en güzel şekilde hikâye üslubuyla anlatılır ve insanlar bu yolla kötülüklerden sakındırılır. İyi işler ve güzel ahlaklıların örnek davranışları da hikâye yoluyla etkili bir biçimde aktarılarak gençler bu iyi hareket ve davranışlara teşvik edilir.”(1)

Mesela “Yûsuf Kıssası” anlatılırken, daha ilk ayetlerde, Kur’ân’ın vahiy mahsulü olduğu ve daha önce Hz. Peygamber(s.a.v.)’in bu kıssayı bilmediği ve tamamen ilahî vahye dayanarak anlatması gerçeği önemle vurgulanmaktadır.

نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ أَحْسَنَ الْقَصَصِ بِمَا أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ هَذَا الْقُرْآنَ وَإِنْ كُنْتَ مِنْ قَبْلِهِ لَمِنَ الْغَافِلِينَ

“Biz, bu Kur’ân’ı sana vahyetmekle, geçmiş ümmetlerin birtakım haberlerini en güzel şekilde beyan ediyoruz. Şu bir gerçek ki daha önce senin bundan hiç haberin yoktu.” (Yûsuf, 3)

Ayete, نَحْنُ نَقُصُّ “Biz anlatıyoruz.” şeklinde başlanması; yani “Ben anlatıyorum.” değil de, “Biz anlatıyoruz.” denilmesi; hem anlatanın büyüklüğünü göstermekte, (yani Allah mutlak otoritesini göstermiş olmakta), hem de anlatılacak kıssanın önemine dikkat çekilmektedir.

Ayete, “Biz anlatıyoruz.” şeklinde başlanmasının bir diğer hikmeti; yani “bu kıssayı, Biz anlatıyoruz, başkası değil.” vurgusu ise, müşriklerin: “Mutlaka ona öğreten bir insan vardır!” (Nahl, 103), “Onun söyledikleri, kendisi için yazdırtmış olduğu ve sabah akşam kendisine dikte ettirilen önceki nesillerin efsanelerinden başka bir şey değildir.” (Furkân, 5) iddialarına bir cevaptır.

Bilahare kıssa anlatılmaya başlanmakta ve olaylar anlatılırken muhatabı tamamen olayın akışına bırakmak suretiyle temel irşat noktalarından gâfil bırakmamak için en uygun siyaklarda ara cümleler zikredilmektedir. Hz. Yûsuf’un, hapse atıldığı ve hapishane arkadaşlarının gördükleri rüyaları tevil etmesini istedikleri sahnede, âdeta olayların akışı durup Hz. Yûsuf(a.s.)’un arkadaşlarına verdiği iman dersi ile alakalı bölüm araya girmektedir.

Ahsenü’l-Kasas
أَحْسَنَ الْقَصَصِ “Ahsenü’l-Kasas.” Yûsuf suresindeki kıssa, kıssaların en güzelidir. “Gerçekten, Yûsuf ile kardeşlerinin kıssalarında, sorup ilgilenenlerin alacakları nice ibretler vardır.” (Yûsuf, 7) ayeti gereğince, haddizatında çok ibretli ve güzel bir kıssa olduğu gibi, bunun en güzel anlatımı da bu surededir ve bu Kur’ân’dadır. Hiçbir kitapta, hiçbir eserde bu kıssa bu kadar güzel nakledilip anlatılmamıştır.

Ahsenü’l-kasas: “En güzel anlatış veya en güzel kıssa, öykü, menkıbe” anlamına gelir. “En güzel kıssa” diye çevirdiğimiz “ahsenü’l-kasas” tamlamasındaki kasas kelimesi ise sözlükte; haberleri peş peşe eklemek, bir şeyin izini sürmek, gibi anlamlara gelmektedir. Olayları birbirini izlediği için hikâyeye de Arapçada “kasas, kıssa” adı verilmiştir. Çünkü onu anlatan, olayları birbiri ardınca peş peşe anlatır. Kasas kelimesi isim olarak; “anlatılan haber” demektir. Kur’ân’da daha çok bu manada kullanılmıştır. Bu manada “kıssa” ile eş anlamlı olup her ikisinin de çoğulu “kısas”tır.

Edebiyatta, hayali kıssalar olduğu gibi gerçeğe yakın kurgulanmış kıssalar da vardır. Hz. Yûsuf’un kıssası ise yaşanmış bir olaydır. Bir taraftan edebiyattaki mecazi aşk denilen ve tabii bir gerçeklik olan beşerî sevgiyi, diğer taraftan da bu tür sevgilerin insanı kötülüğe saptırmasına engel olacak güç, iman ve iffetin yüceliğini anlatan bu surede aynı zamanda bir baba ile oğlun; yani Hz. Yakub ile Hz. Yûsuf’un hasret, ızdırap ve üzüntüleri de canlı bir şekilde dile getirilmiştir.

“Ahsenü’l-kasas” tamlamasını, “en güzel üslup” şeklinde anlayan müfessirler de vardır. Bu cihetten bakıldığında ise cümlenin meali şöyle olur: “Biz, bu Kur’ân’ı sana en güzel bir üslupla anlatıyoruz.” Ayette geçen “kasas” kelimesinin “anlatmak” manasında mastar olma ihtimali de vardır. Binaenaleyh eğer bu lafzı, mastar olarak kabul edersek bu defa ayet; “Biz, sana bu Kur’ân’ı en güzel bir şekilde anlatıyoruz.” manasında ele alınmalıdır. Böyle olması hâlinde, “en güzel olma” hususu, kıssaya ait değil, “anlatma işine” ait olmuş olur ki, bu güzellikten maksat; âyetlerin, “fesahat bakımından mucize noktasına varmış, fasih ve beliğ sözler” olmasıdır. Yani “ahsen” ibaresi çok yönlü olarak ele alınmıştır.

Hz. Yûsuf, bir peygamber olarak, sîreti cihetiyle “ahsen” olduğu gibi suretinin güzelliği ile de meşhurdur. Hadisenin anlatımı ile kurgusu kusursuz olduğu gibi dil ve üslubuyla da “ahsen”dir. Nitekim kurgu olarak tanımladığımız hadiselerin genel akışı; olayları peşi sıra dizmekten ibaret değildir; aksine tercih ettiğiniz bakış açısının “neden-sonuç” ilişkilerinin bütünlenmiş bir zinciridir.

Bu Kıssaya Niçin “Kıssaların En Güzeli” Adı Verilmiştir?
İlim adamları, Yüce Allah’ın, Kur’ân’da zikredilen diğer kıssalar arasında niçin Yûsuf Kıssası’na “kıssaların en güzeli” adını verdiği hususunda farklı görüşlere sahiptirler. Bu kıssanın “en güzel” olmasının sebepleri şunlardır:

1- Kur’ân-ı Kerim’de, bu kıssanın ihtiva ettiği ibret ve hükümleri böyle derli toplu bir arada ihtiva eden bir başka kıssa bulunmamaktadır.
2- “En güzel kıssa” ifadesi, “en şaşırtıcı, en hayret verici” anlamındadır. Çünkü bu surede; peygamberlerden, sâlihlerden, meleklerden, şeytanlardan, cinlerden, insanlardan, hayvanlardan, kuşlardan; hükümdarlar ve yönettikleri kimselerin davranışlarından, tüccardan, ilim adamlarından ve cahillerden, erkeklerden, kadınlardan, kadınların hile ve tuzaklarından söz edilmektedir. Yine bu surede; tevhit, fıkıh, siyer, rüya tabiri, siyaset, muâşeret, geçim idaresi (iktisadî hayat) ve hem dine hem de dünyaya yarayacak pek çok faydalı hususlar bulunmaktadır.
3- Yûsuf suresinin “kıssaların en güzeli” olmasının sebeplerinden bir diğeri de bu surede sözü edilen kimselerin çoğunun sonunda mutluluğu elde etmesidir. Mesela, biraz sıkıntı çektikten sonra Hz. Yûsuf, anne-babası ve kardeşleriyle buluşmuş, -bir rivâyete göre- hükümdar da Hz. Yûsuf’a iman edip İslam’a girmiş ve İslam’a güzel bir şekilde bağlanmış, rüyasında efendisine şarap sunduğunu gören kişi de tekrar saraya dönmüş. Kısacası hepsinin netice itibariyle hayra ulaştığı görülmüştür.
4- “En güzel hikâye” olarak nitelendirilen Yûsuf kıssası, araya fasıla girmeden olayların birbirini takip ettiği en etkili kıssadır.
5- Ruh üzerindeki etkisinden dolayı, en güzel kıssa olarak nitelendirilmiş ve kıssa, sabır, sevgi, iffet ve imanın sembolü olarak görülmüştür.
6- Bu kıssada anlatılan hadiseler, dillere deyim olarak yerleşmiştir; Hz. Yakub(a.s.)’un oğluna duyduğu “hasret”, ayrılık acısının sembolü olmuş, kutsal davalar adına yatılan hapishanelere, Hz. Yûsuf sebebiyle “Medrese-i Yûsufiyye” denmiş, Mısırlı kadınların güzelliği karşısında ellerini kesmesi darb-ı mesel hâline gelmiş, “Zelîha’nın aşkı” destanlaşmıştır. Bu kıssada geçen “kurt, gömlek, sahte kan, kuyu vb.” kelime ve tabirler, mecazlara, nüktelere ve öykülere konu olmuştur.
7- Hz. Yûsuf(a.s.)’un kıssası, yüce ve güzel olan tarzların yani üslupların en güzeliyle, en etkilisiyle anlatılmıştır. Nitekim bu durum, bu kıssayı daha öncekilerin kitaplarından okumuş olan kimselerce de teyit edilmektedir.
8- Bu kıssada, birbirinin zıttı kişi ve konular ele alınmış; yani tezat ile tenasüp, hikmet potasında yeniden yoğrulmuştur. Köle ve efendi, şahit ve kendisine şahitlik edilen, âşık ve maşuk (kendisine âşık olunan), hapse atılan ve serbest bırakılan, bolluk ve kıtlık, günah ve af, ayrılık ve kavuşma/buluşma, hastalık ve sıhhat bulma/iyileşme, yolculuk ve yerleşik hayat, zillet ve izzet vs.
9- Bu sure, Allah Teâlâ’nın kaza ve kaderini geri çevirebilecek hiçbir gücün olmadığını, O’nun (c.c.) bir insan hakkında hayrı ve şerefi murat etmesi hâlinde bütün insanlar bir araya gelseler bile buna mani olamayacakları ve güçlerinin de yetmeyeceği gerçeğini ifade etmektedir.
10- Bu kıssada; hasedin, mahrumiyet ve rezillik sebebi olduğu ortaya konmaktadır. Sabrın kurtuluş, zafer vesilesi ve genişliğin anahtarı olduğu; tedbirin de aklın bir gereği olduğu ve onunla hayatın ıslah edilmesi meselesi yine bu kıssada zikredilmektedir.
11- Doğru insanların sonunda ulaşacakları nimetler, bela ve musibet anında Allah’a tevekkül etme, zühdün faydaları, ihanetin cezasız kalmayacağı, yalancı ve hainlerin kötü sonları ya da büyük zatların çetin imtihanları… Daha kalemin açıklamaktan âciz kaldığı nice hikmetler vardır bu kıssada.

DİPNOT:
1) Ünal Halit, Kıssa, Şamil İslam Ansiklopedisi.

Bu içeriği nasıl buldunuz?

Beğen Beğen
7
Beğen
Mutlu Mutlu
4
Mutlu
Eğlenceli Eğlenceli
2
Eğlenceli
Üzgün Üzgün
0
Üzgün
Olamaz Olamaz
0
Olamaz
Kızgın Kızgın
0
Kızgın
Komik Komik
0
Komik
İlginç İlginç
1
İlginç
Dijital Derginiz
Dijital yayıncılık alanında Türkiye, yükselen bir grafik çizmektedir. Bu amaç ile profesyonel işlere imza atmak üzere yola çıktık. 5. yılımızda araştırmayı seven herkese kapımızı açtık. Sizlerde makalelerinizi dergiCE'de paylaşarak, dijital dünyada yerinizi alabilirsiniz.

Yorumlar 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İçerik Türünü Seçin
Kişilik Testi
Kişilik Hakkında Testler
Test
Cevaplamalı Testler
Anket
Oylamalı Seçenekler
Yazı
Biçimlendirilmiş Metinler
Puanlamalı Liste
Puanlamalı Liste
Video
Youtube, Vimeo, Vine vs
Ses/Müzik
Soundcloud, Mixcloud
Resim
GIF veya Resim