Batıdan Doğuya Feminizm Dalgası


Feminizm
Feminizm

Feminizm, sözlük anlamıyla toplumda kadının kısıtlı olduğuna inanılan, yararlanması gereken hakları çoğaltıp erkeklerin düzeyine çıkarmak ve eşitlik sağlamak amacını güden düşünce akımı olarak bilinir. Bu akım ilk olarak Fransız devriminden sonra 1700’lü yıllarda ortaya çıkmıştır. Devrimin ardından kadına bireysel bir kişilik tanınması, toplumsal ve siyasi alanda erkekle aynı haklara sahip olması gerektiği savunulmuştur.

1791’de kadın hakları beyannamesi yayınlanmasıyla kadın kulüpleri kurulur. Devrimin etkisiyle bu düşünce teker teker bütün Avrupa ülkelerine yayılır. Her geçen gün kadınları özgürlük adı altında yeni düşüncelere ve haklarını aşacak taleplere sürükleyen bir hareket haline gelmiştir. Günümüzde ‘radikal feminizm’ ve ‘ılımlı feminizm’ sınıflandırılmasıyla erkeklere düşmanlık etme; sokakları, barları, geceleri erkeklerle paylaşma, analık ve ev hanımlığı başta olmak üzere kadınlara has olan bütün ayrımcılığa karşı durma gibi farklı haklarla/savunmalarla kadınları kendine çekme çabasında olan bir örgüttür.

Kadına hak etmediği bir yaşamı layık gören batı kültüründe, böyle bir akımın ortaya çıkması yerinde olabilir. Nitekim eski Hint hukukunda kadın; evlenme, miras ve diğer hususlarda hiçbir hakka sahip değildi. İsrail hukukunda ailede erkek mutlak hâkimdi. İran’da kız kardeşle evlenmek mümkündü. Eski Yunan ve Roma`da da kadın hiçbir hakka sahip değildi. Meşhur Yunan filozofu Eflatun’a göre “Kadın elden ele, orta malı olarak gezmeli”ydi. Aristo’ya göre de “Kadın, yaradılışta yarı kalmış bir erkek” idi. Eski Çin`de kadın, insan bile değildi; ona isim bile verilmezdi…

Dolayısıyla bu akımın başlangıç noktası her ne kadar masumane ise de kadınları sürüklediği uçurumla, bütün bir aile ortamını ve toplumun kendisini çöküşe sürüklemiştir. Her geçen gün gasp edilmiş haklarını almak yerine bugün batıda kadın, kendini asla hak etmediği çirkefliğin içinde bulmuş ve fıtratında kendisine bahşedilmiş saygı dahi ayaklar altına alınmıştır. Kadını yükseltmek adına, kadının en çok kıymet gördüğü aile ortamına ve annelik hakkına göz dikilmiştir.

Öte yandan ana tema olarak erkeklere düşmanlık duyguları aşılanırken; kadın özgürlük adına kendi yuvasından, kendi erkeğinin himayesinden çıkarılıp, sayısız erkeklerin hayvani arzularına kurban edilmektedir. Kendi haklarında ifratı yaşayarak ezilen kadına, feminizm saptırmasıyla tefrit yaşatılmış ve ezildiği ortamda bu sefer aşağılık bir hayata mahkûm edilmiştir.

Toplumsal düzeyde ilerleme kat etmek yerine sürekli gerileyen batının en büyük hastalığı; aile ortamının yok edilmesi, Eflatun’un değimiyle “kadının orta malı olarak kullanılması”, genç neslin fuhuş ve eşcinsel bir ortamda şekil alması dolayısıyla ahlaki çöküşün bir virüs gibi bütün ülkelere yayılmasıdır. Batı yarattığı bu canavar toplumun kendilerini getirdiği aşamayı görünce bazı ihtirasları frenlemeyi düşünüyor olsa da, İslam’dan başka hiçbir yasa, kanun, önlem bu tabiatı bozulmuş toplumu iflah edemez.

Hal böyleyken feminizmin hiçbir savunmasına yer bırakmayan, hayatının her alanında belki kendisinin bile farkında olmadığı konularda, bütün haklarını ayeti kerimelerle net bir şekilde üstlenen İslam varken, ‘yeşil feminizm’, ‘tesettürlü feminizm’ gibi düşüncelere aldanmakla, cehalet ve özenti kokan Müslüman kadınlara ne demeli?

Feminizmin çıkış tarihine baktığımızda bile İslam dini, o zamandan on dört asır önce, toprak altında aşağılanan kadını toprağın üzerine çıkarıp evinde eşinin baş tacı yapmış; kendisine güzellikle muamele eden babaları cennetle müjdelemiş, bununla da yetinmeyip analık vasfıyla cenneti ayaklarına sermiştir. Ve bu hakları öyle bir nizamda düzenlemiştir ki; birden bire bu kadar değeri elde eden hiçbir Müslüman kadın olumsuz bir erozyona uğramamış aksine bu minvaldeki yükselişi onu erkeklerin bile imrendiği bir konuma getirmiştir.

Masum bir savunma propagandasıyla başlatılan feminizm, erkek düşmanlığı dolayısıyla erkeğin fıtratına, aile ortamı düşmanlığı dolayısıyla ailedeki düzen şekline, ailedeki kadın düşmanlığı dolayısıyla kadının fıtratına ve bunların bütününde İslam’a ve yaratıcıya nefret duygularını aşılayan bir akım olarak son halini almıştır. Böylesi bir akımın kendi taraftarlarına kaybettirdiklerinin yanında kazandırdığı hiçbir değer yoktur.

Müslüman kadınlar olarak bizlerin arasına da sıçramış olan bu sapık ve fıtrat düşmanı düşüncenin, bizimle beraber çocuklarımıza ve geleceğimize en büyük tehdidi oluşturan bir tuzak olduğunun farkında olmamız gerekiyor.

Kâinattaki bütün varlıklara baktığımızda Rabbimiz her birini bir erkek ve bir dişiden yaratarak birbirlerini tamamlayıcı kılmıştır. “Sizin kendi içinizden kendileri ile huzura kavuşacağınız eşleri sizin için yaratıp aranıza sevgi ve merhamet koyması da onun kuvvet ve kudretinin delillerindendir” ayeti kerimesi, kadın ve erkeğin fıtri olarak birbirlerine gereksinim duyduğunu; sevgi, saygı ve merhamet duygularıyla bir aile bünyesinde birleşip mutlu olma ihtiyacının olmazsa olmaz bir duygu olduğunu açıklamaktadır.

Aile müessesesi ilk olarak Hz. Âdem (AS) ve Hz. Havva annemizle başlamıştır. İnsanlığın ilk rehberi olan bu çift, ilahi terbiyeyle yön bulmuş ilk ailedir. Hz. Âdem’den sonra gelen bütün peygamberler bu müesseseyi korumuş ve aile fertlerinin haklarını koruma noktasında nasihatleriyle vahyin gereğini yerine getirmişlerdir. Bütün semavi dinlerde aile kurumunun başında bulunan kadına değer verilmiştir. Zaman geçtikçe dinlerin özlerinden uzaklaştırılıp tahrif edilmesiyle kadın değersizleşmiş, bu dinlerin mensupları kadını dışladıkça aile yapısı ortadan kaldırılmıştır.

İslam peygamberinin gelişiyle bu kurum öncekilerden daha üstün bir konumda tertemiz nesillerin öncülüğünü yapmıştır. Allah Resulü, “Kadınlar konusunda Allah’tan korkun! Onları Allah’ın emaneti olarak aldınız” nasihatiyle, kadınların karanlık dünyalarını ışıl ışıl ışıldatıyordu.

Yine eşlerine karşı her türlü zulmü ve işkenceyi kendilerine mubah gören cehalet ortamında, iman eden erkeklere; “İmanca en üstününüz ahlakça en güzel olanınızdır. En hayırlınız kadınlarınıza karşı en iyi davrananızdır” nasihatiyle ailelerine karşı terbiye ediyordu.

Allah-u Teâlâ kadın haklarını ayeti kerimeler ve resulünün pratiğiyle garanti altına almıştır. Kendi yarattığı kadın ve erkeğin ruhi ve psikolojik yapısına en uygun olan konumu vermiş ve bunların sağlıklı bir aile ortamında bir araya gelerek birbirlerini tamamlayabileceklerini belirtmiştir. Dolayısıyla helal dairesi içerisinde kendi fıtratına yüklenmiş insani duygularıyla ve konumu itibariyle mutlu olmanın yolunu arayan bir ailede yetişecek nesilde, fıtratına uygun duygular içerisinde, tertemiz bir düşünce ve gelecek hayaliyle yön alacaktır. Doğru insanlar doğru bir aileyi, doğru aileler doğru bir toplumu oluşturacaktır.

Özgürlük kelimesini suistimal eden batı zihniyetine baktığımızda, ne geçmişiyle ne şimdiki haliyle kadını ve aileyi hiçbir zaman hak ettiği konuma koymamıştır. Kendi kıt düşünce, kanun ve yasalarıyla her defasında hüsrana uğramış ve kendi toplumunu insan dışı bir mahlûk olma konumuna indirmiştir. Rabbim bizleri ve neslimizi insanlıktan sapmış toplulukların şerrinden ve batının zihin bozan eylemlerinden muhafaza eylesin… (Âmin)

Nisanur Dergisi ~ Esra TÜRK
Sayı: 40 ~ Mart 2015

Bu içeriği nasıl buldunuz?

Beğen Beğen
4
Beğen
Mutlu Mutlu
0
Mutlu
Eğlenceli Eğlenceli
0
Eğlenceli
Üzgün Üzgün
0
Üzgün
Olamaz Olamaz
0
Olamaz
Kızgın Kızgın
2
Kızgın
Komik Komik
1
Komik
İlginç İlginç
0
İlginç
Dijital Derginiz
Dijital yayıncılık alanında Türkiye, yükselen bir grafik çizmektedir. Bu amaç ile profesyonel işlere imza atmak üzere yola çıktık. 5. yılımızda araştırmayı seven herkese kapımızı açtık. Sizlerde makalelerinizi dergiCE'de paylaşarak, dijital dünyada yerinizi alabilirsiniz.

Yorumlar 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İçerik Türünü Seçin
Kişilik Testi
Kişilik Hakkında Testler
Test
Cevaplamalı Testler
Anket
Oylamalı Seçenekler
Yazı
Biçimlendirilmiş Metinler
Puanlamalı Liste
Puanlamalı Liste
Video
Youtube, Vimeo, Vine vs
Ses/Müzik
Soundcloud, Mixcloud
Resim
GIF veya Resim