Baba Ocağına Geri Dönüş


OSMANLI
OSMANLI

Çocukça heves ve hayallerle veya dışarının tahrik ve teşvikleriyle bazı çocuklar baba ocağını ve ana kucağını sıkıcı bularak ve işin sonunu düşünmeyerek evi terk ederler. Önce kendilerini hapishaneden kurtulmuş, hürriyetlerine kavuşmuş hissederler. Baba ocağından aşırdıkları harçlıklarla bir müddet idare ederler, harçlıkları tükenince birilerinin sermayesi olma süreci başlar. Kızsa beden sömürüsüne, erkekse emek sömürüsüne mâruz kalır. Pembe hayaller bir bir sönmeye başlar. Terk ettikleri baba ocağına dönme cesaretini de gösteremezler. Suçluluk psikolojisi ve geri kabul edilmeme endişesi içinde çırpınıp bocalıyorlar. Çaresizdirler, önlerinde iki tercih vardır.

Ya acılar ve darbeler içinde cehennem hayatı yaşamaya devam veya bir yolunu bulup terk ettikleri baba ocağına, ana kucağına dönüş. Birinci tercih intihardır. İkinci tercih, kıştan sonra bahardır. Zira baba ocağı gibi dâr (ev) ana gibi yâr olmaz. Büsbütün dejenere olmamış, aslını tamamen unutmamış bir kimsenin, doğup büyüdüğü ocağa dönmesi en makul ve en ahlâ­kî davranıştır.

Ben bu girizgâhı; emperyalizmin entrikalarına, illüzyonlarına kapılıp Ümmet Karargâhını terk eden ve yaklaşık bir asırdır bu terk edişin, bu kendinden kaçışın felaketlerini yaşayan, düştüğü veya düşürüldüğü tuzakta çırpınan müslüman toplumlarının, uydurma İslam ülkeciklerinin halini ifade etmek için yaptım.

Hulefa-i Râşidinden sonra bu ümmetin en muhkem karargâhı Osmanlı İmparatorluğu oldu. Asırlarca bu ümmet bu ulu çınarın gölgesinde huzur ve güvenlik içinde yaşadı. Anadolu, ümmetin ana kucağı idi. İstanbul hilafet merkezi, padişah ümmetin babası mesabesindeydi. İslam coğrafyasında yaşayan çocuklara en ufak bir zarar söz konusu olsa donanmalar, ordular harekete geçerdi. Osmanlı’nın İslamdan ve ümmetin birliğinden kaynaklanan gücü hem müslümanlar, hem de gayr-i müslimler için bir sigortaydı. Osmanlı insanlığın sığınağı idi.

Doğmak, büyümek ve ölmek insanın kaderi olduğu gibi devlet ve imparatorlukların da kaderidir. Bekâ ALLAH’a mahsustur. Evet Osmanlı da doğdu, gelişti, güçlendi ve dağılma sürecine girdi. Neticeleri hazırlayan sebepler vardır. Biz burada uzun uzun Osmanlının çöküş sebepleri üzerinde duracak değiliz. Fakat bu çöküşün asıl sebeplerinin başında asırlarca bu ocakta beslenen çocukların babaya isyanı gelir. Çocukların ayartılıp evden kaçmaları gibi Osmanlı çatısı altında yaşayan toplumlar da iç ve dış tahriklerle ayartıldı ve sığınak, barınak ve korunakları olan imparatorluktan kopma yarışına girdiler.

Arapçılık, türkçülük, turancılık, sılavcılık gibi fitneleriyle ana kitleden ayrıldılar. Ayrılıp yenilecek lokmalar haline gelen küçük devletcikler yerine daha sağlam zeminler inşa ederek daha güçlü birliktelik oluşturma cihetine gitselerdi bugün yaşamakta oldukları felaketleri yaşamazlardı.

Osmanlı tespih danelerini bir arada tutan ip ve imame gibiydi. Bu ip koparıldı, daneler ortalığa saçıldı, ipi koparanlarca üzerlerine basıldı.

Osmanlıdan ayrılıp güya bağımsızlığını kazanan ülkeler gerçekte neyi kazandı? Osmanlıya zâlim(!) baba gözüyle bakanlar bugün yerli ve yabancı efendilerin zulmü altında inlemektedirler. Sözde bağımsızlık kazanan hangi İslam ülkesinde gerçek bağımsızlık vardır? Filistin, Suriye, Irak, Mısır, Libya, Kuveyt, Körfez ülkeleri, Yemen, Afganistan yabancı ve onların yerli işbirlikçilerinin korkunç zulüm ve ihanetleriyle karşı karşıyadırlar. Sığınacak melce aramaktadırlar. Önlerinde Türkiye’den, baba ocağından başka da bir sığınak gözükmemektedir. Bir zamanlar Yugoslavya’dan, Bulgaristan’dan, Batı Trakya’dan Türkiye’ye sığınanlar vardı. Şimdi de Irak ve Suriye’den yüzbinlerce mazlum soluğu Türkiye’de alıyor. Balkanlardan, Türk Cumhuriyetlerinden başı sıkışan herkes ülkemize koşuyor.

Tarih, Coğrafya ve şartlar Türkiyeyi Osmanlı olmaya, yeniden baba ocağı olmaya zorluyor. Bazıları istemese de bu zorlamanın önüne geçilemiyor. Bu bir bakıma kaderin zorlamasıdır. Kaderden kaçmak mümkün değildir.

Bütün mesele zamanın ruhunu okumak, sorumluluktan kaçmak yerine verilen ve verilecek role iyi hazırlanmaktır. Bu hengâme içinde kaçan kurtulmuyor. Çünkü kaçanlar için baba ocağından başka kurtuluş yeri yok. Her yer yabancı, herkes yabancı. Eskiden evi terkedenler şimdi pişmanlık, mahcubiyet ve mecburiyet içinde eve dönüyorlar.

Türkiye çok zengin bir baba olmasa da yine kaçan çocuklarını ortada bırakmıyor, her şeye rağmen onlara kucak açıyor, ekmeğini suyunu paylaşıyor. Birleşmiş Milletlerin yapmadığı, yapamadığı fedakârlığı tek başına yapıyor. Mazlumların ümidi oluyor. Dün adam yerine konmayan, oyundan dışlanan, horlanan ülkemiz bugün oyun kuran, fikri sorulan ülke haline geldi. Eskiden Osmanlı’yı parçalamak için ihaneti tezgâhlayanlar ve bu tezgâha gelenlerin hepsi de gerçeği görme noktasına geldiler. Suriye sınırından, Irak sınırından ülkemize sığınmak için uzun kuyruklar oluşturanları gördükçe tarihin dönüşünü, Osmanlının gölgesini görüyor, ayak seslerini işitiyorsunuz. Musibetlere uğramamak için nasihatlere kulak vermek en akıllıca iş olmasına rağmen maalesef insanlar felaketleri yaşamadan, duvara vurmadan akıllanmıyorlar.

İslam âlemi Ümmet Karargâhı’ndan ayrılalı çok musibetler yaşadı. Filistin, Suriye, Irak, Mısır ayrılmanın faturasını en acı ödeyenlerdendir. Ümmet karargâhından ayrılmak, mekanı terk etmekten ziyade otoriteye baş kaldırmak, yabancı güçlerle ortaklık yapmak şeklinde cereyan etti. Belki herkes kendi topraklarında yaşıyor, fakat yaşamaktan yaşamaya fark var. Öz yurdunda hür yaşamakla garip ve parya olarak yaşamak elbette bir değildir.

Bütün müslümanları aile fertleri gibi bir arada tutan Ümmet Otoritesi kaybolunca hiç bir bölgede yerli otorite kalmadı. Görünürde bağımsız olan İslam ülkeleri siyasi, ekonomik, kültürel ve askeri mânâda dolaylı yahut doğrudan esaret altında yaşamaktadırlar. Yer üstü ve yer altı kaynakları yabancılara peşkeş çekilmekte, insan kaynakları israf edilmektedir.

Zilletten kurtulmanın yegane yolu baba ocağını, ümmet karargâhını yeniden ihya etmektir. Güçlü ümmetin ihya ve yeniden inşası buna bağlıdır. Bu inşa ve ihya, tarihte ümmete babalık yapan Osmanlıyı belki tıpa tıp geri getirmekle olmayacak. Zira tarih aynıyla geri getirilemez. Fakat Osmanlının sağladığı kuşatıcı ve âdil otorite; Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi gibi İslam Birliği, İslam parlamentosu şeklinde sağlanabilir. Irki, mezhebî, coğrafi farklılıklar ayrışma değil, kaynaşma vesilesi yapılarak, tek ALLAH’a kul, Hazreti Peygamber(sav)’e ümmet olmak, aynı kıbleye yönelmek, aynı kitaba sahip olmak şuuru etrafında toplanmak şeklinde oluşturulabilir.

Asırlarca din ve mezhep savaşı yaşayan, birinci ve ikinci cihan harplerinde milyonlarca ferdini katleden Avrupa, geçmişten ders alıp nasıl toparlanıp birlik kurduysa bunca acılar yaşayan ve halen de yaşamakta olan müslümanlar da akıllarını başlarına alıp birleşme yollarını aramalıdırlar. Toparlanıp tekrar güçlü Ümmet Karargâhını kurmak için çaba sarf etmelidirler. Onları altında toplayacak başka bir çatı yoktur. Bu birlik ve bütünlüğü sağlayacak, herkesi kuşatacak güç (Lâ ilâhe illallah, Muhammedün Rasûlullah) kelimesinin ve bu kelimenin ifade ettiği mânâ ve ruhun gücüdür.

Satırlarımızı bu ümmetin ızdırabını derinden yaşayan ve bu ızdırapla ölen Muhammed İkbâl’in şu sözüyle sonlandıralım:

Dünyaya kafa tutan bu fakirin iki cümlelik silahı var.
Lâ ilâhe illallah Muhammed’ün Rasûlullah.

Altınoluk Dergisi ~ Ali Rıza TEMEL
Sayı: 347 ~ Ocak 2015

Bu içeriği nasıl buldunuz?

Beğen Beğen
3
Beğen
Mutlu Mutlu
1
Mutlu
Eğlenceli Eğlenceli
1
Eğlenceli
Üzgün Üzgün
0
Üzgün
Olamaz Olamaz
0
Olamaz
Kızgın Kızgın
0
Kızgın
Komik Komik
0
Komik
İlginç İlginç
0
İlginç
Dijital Derginiz
Dijital yayıncılık alanında Türkiye, yükselen bir grafik çizmektedir. Bu amaç ile profesyonel işlere imza atmak üzere yola çıktık. 5. yılımızda araştırmayı seven herkese kapımızı açtık. Sizlerde makalelerinizi dergiCE'de paylaşarak, dijital dünyada yerinizi alabilirsiniz.

Yorumlar 0

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İçerik Türünü Seçin
Kişilik Testi
Kişilik Hakkında Testler
Test
Cevaplamalı Testler
Anket
Oylamalı Seçenekler
Yazı
Biçimlendirilmiş Metinler
Puanlamalı Liste
Puanlamalı Liste
Video
Youtube, Vimeo, Vine vs
Ses/Müzik
Soundcloud, Mixcloud
Resim
GIF veya Resim